Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 52 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

İngiliz savaş gemisine sığınarak ülkeden firar eden Vahidettin'i aklamaya ve onun sonradan yazdığı anıları kaynak göstererek "vatana ihanet etmediğini" açıklamaya çalışanlara en gerçekçi yanıtı T.B.M.M'nin gizli celselerinde bulmak olanaklıdır. Bu konuyu bir kez daha ele almamızın nedeni var. Halife aynı zamanda Osmanlı Devletinin hükümdarı olan kişiydi. Ülke işgal altındayken, düşmanın savaş gemisine sığınarak ülkeden firar eder, kaçarsa, bu vatana ihanet değil de nedir. Bir hükümdar başka türlü nasıl ihanet edilir? Onu aklamaya yeltenenler buna yanıt vermek zorundadırlar.

18.11.1338 (1922) günlü gizli celsede, Vadidettin'in yalnız ülkeye değil "alemi Islama da ihanet ettiği" kararına varılmıştı. "Şer'iye Vekaleti" henüz kaldırılmadığı içindir ki, Şer'iye Vekili Vehbi Efendi (Konya) o günkü celsedeki ko
nuşmasında şunları söyler:

Bugün halife makamında olan bir adam ecnebi bir düşman gemisine iltica ederek fiilen hilafetten feragat etmiştir (elbette sesleri). Binaenaleyh ikinci bir halifenin intihabı (seçimi)
müslimin üzerine vaciptir ve müsliminin de hal've aktine bugün memur olan Meclisi Alinizdir.

O dönemde T.B.M.M, bugünkünden daha duyarlıydı ve gerici kadrolar tarafından işgale uğramamıştı. Şer'iye Vekilinin yaptığı konuşmada ve okuduğu fetvada Vahidettin'in hilafetten feragat ettiği tümcesine bile karşı çıkılır. Feragat etmediği,firar ettiği, ülkeden kaçtığını ileri süren me
buslar çoğunluktadır.Hatta aralarında mebus olan müftü efendiler de vardır. O nedenle Şer'iye Vekili bir kez daha kürsüye çıkmak zorunda kalır:

Şer'iye Vekili Mehmet Vehbi Efendi (Konya)- Efendiler makamı hilafette bulunan adam bugün firar edip meydanda olmadığı cihetle fiilen feragat ettiği malumdur ve sabittir. Çünkü makamı terk etmiştir ve burada fiilen terk ettiği zikr olunmuştur. Binaenaleyh hal' kelimesine lüzum görülmemiş, madem ki Müftü efendiler tarafından evet, o kelime konsun deniyor. Ben de buna razıyım. (Mesele bitti sesleri, alkışlar).

Şer'iye Vekilinin bu açıklaması gösteriyor ki, T.B.M.M, Vahidetti'inin firarını Halifelikten kendi kendisini hal'ettiği biçiminde fetvaya geçirilmesinde israr ederek karara bağlamış ve bunda müftü efendiler öncülük etmişti.

O gizli celsenin öğleden sonraki ikinci oturumunda seçilecek yeni halife'nin İstanbul'da mı kalması, Ankara'ya mı gelmesi görüşülmeye başlanmıştı. Yeni halifenin İstanbul'da kalması ya da Ankara'ya gelmesi konusunu ileri sürenlerin hiç birisinin olayı Mustafa Kemal gibi değerlendirdiğini göremiyoruz. Olaya nesnel boyutlarıyla bakan bir kişi vardır ve o da Mustafa Kemal'in kendisidir. Kürsüye çıkarak şunları söyler:

Efendiler Makamı Hilafet tahtı esarette olabilir. Halife namını taşıyan, İngilizlere iltica edebilir ve onlarla beraber kaçabilir.Efendi
ler her şeyi yapabilir. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarzı idaresini, siyasetini,
kudretini katiyen sarsamazlar (Alkışlar). Binaenaleyh aman halifeyi kaçırmışlar, esir edecekler, şöyle olacak, böyle olacak diye telaş edecek değiliz. Telaş edecek bütün alemi İslam olmak lazım gelir. Onlar da telaş etsinler. Onlar da bizimle beraber çalışsınlar ki, Makamı Hilafeti kurtaralım ve serbest olarak bütün cihana şamil bir halifeyi oraya oturtalım. Onlar da ancak bu suretle bize muavenette (yardımda) bulunurlarsa..

Bir de halifenin Anadolu'ya bugünlerde gelmesi mevzuu bahis olmamak lazım gelir. Biz murahhaslarımızı dünya nazarında sulh için Lozan'a göndermişiz ve sulh talep ediyoruz ve sulhun olacağına da ümit varız. ..Şayet sulh olmazsa, muharebe yapma mecburiyeti olursa o zaman belki halifenin düşman tahtı tesirinde ben duramam deyip buraya gelmesi ve bizimle beraber burada dikkati celbedecek mücadeleye devam olunması bizim için bir kudret olabilir. Yoksa gelmesi, getirilmesi meselesi değildir. Sonra arkadaşlar evvel ve ahir arz ettim. Tekrar edeyim, bütün zihniyetlerin tenevvür etmesi (aydınlanması) için tekrara lüzum görüyorum. Türk halkı bila kaydü şart hakimiyetine sahip olmuştur. Hakimiyet hiçbir renkte hiçbir şekilde iştirak kabul etmez. Halife olsun, ünvanı ne olursa olsun, bu milletin mükadderatında bir müşareket (katılma hakkının) sahibi olamaz.Efendiler millet buna katiyen müsaade edemez ve bunu teklif edecek bir Milletvekili olduğuna da kani değilim.(alkışlar).

Milletvekilleri fetvanın okunmasını isterler ve fetva okunur. 18.11.1922 günlü gizli celsenin ikinci oturumunda okunan fetvayı, yani Vahidettin'in hal olduğuna ilişkin dinsel karar metnini olduğu gibi bugünkü dile çevirisiyle birlikte aşağıya aktarıyoruz:

Minettevfik
Bu meselede, eimmei Hanefiyeden cevap ne veçhiledir?
İmamı Müslimin olan Zeyt düşmanın umum müslimin aleyhinde mucibi mahvolan tekalifi şedidesini bilazarure kabul ile hukuku İslamiyeyi müdafaadan aczini izhara müsliminin müdafaeten mücahedelerinde düşmana muvafakatle müsliminin ihtilal ve intikasını mucip harekata fiilen teşebbüs ve harekatı ihtilalkaraneye devam ve ısrar ve badehu ecnebi himayesine iltica ederek Makamı Hilafeti terk ve firar ile Hilafetten bilfiil feragat etmekle şeran münhal olur mu?
Elcevap:Allahü Alem Bissevap:Olur.
Ketebetülfakir
Afa Anhülgani
Mehmet Vehbi.

Bu suretle hukuk ve menafi İslamiyeyi siyaneten Makamı Hilafete layık bir zata erbabı hallü akit tarafından biat olunmak vacip olur mu?
Elcevap:Allahü Alem olur.
Ketebetül Afa Anhülgani
Mehmet Vehbi.

Bugünkü dile çevirisi: İyiliğe uygun, Hanefi (mezhebinden) din adamlarının vereceği yanıt ne merkezdedir? İslama inanmış Zeyt (Kerbela'da Hüseyin'in ölümden kurtulan ortanca oğlu) düşmanının tüm Müslümanlara karşı onların yok oluşuna neden olan belayı kabul ile İslamın hukukunu savunmada aczini göstererek Müslümanları korumaya çalışmak yerine düşmana uymak ve Müslümanların düzensizliğine ve eksilmesine neden olacak harekete girişen ve devamda israr eden ecnebi koruyuculuğuna sığınarak Makamı Hilafeti bırakıp firar ile Hilafetten bilfiil vazgeçmekle din bakımından (şeran) münhal olur mu?

Yanıt:Allah daha iyi bilir ki olur.

Bu suretle İslamın yararını ve hukukunu koruyacak Makamı Hilafete layık bir zata bağlantı yapmaya yetkin kişilerin biati gerekir mi?
Yanıt:Allah bilir ki, olur.

Mustafa Kemal'in her koşulda kural içinde kalmaya özen gösteren niteliğiyle bir kaz daha karşılaşmış oluyoruz: Madem ki Şer'iye Vekili mevcuttur ve onun fetvası gerekmektedir. O halde o kural yürürlükte kaldığı sürece uygulanması gerekir.

T.B.M.M'nin o yıllardaki gizli celselerinden ortaya çıkardığımız bu belgeyi okuyucularımıza sunmamızın bir önemli nedeni var.

Bugünkü siyasal platformun yandaşı görünerek, Osmanlı'nın kendisinin yok edilişine boyun eğen ve yurt savunmasını bir yana bırakarak kendi canını kurtarmayı tercih eden Vahidettin gibi bir vatan haininn aklamaya çalışıldığı dönemden geçiyoruz.

O yüzden ihaneti mazur göstermeye çalışanların suratına bu tarihsel belgeyi çarpmaya gereksinim duyduk. Tarihi çarpıtmaya çalışanlar, bizleri karşılarında bulacaklardır.

Ardaşık yazımızda, Hilafetin kaldırılmasını Mustafa Kemal Atatürk'ün düşünmediği söylenemez. Fakat bununla ilgili yasa önerisini hazırlayarak Birinci Türkiye Millet Meclisine sunan Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşıdır.
Fakat daha önce 15 Mayıs 1919'da (İzmir'in Yunan orduları tarafında yakıp yıkılarak işgal edilmesinden bir gün sonra İstanbul'u terk eden Mustafa Kemal Atatürk'ün, Samsuna ayak bastı ğında Sadaret Makamını ve de Padişah Vahidettin'i uyaran, işgale karşı yurt savunması için ulusa güvenilmesinin koşul olduğunu anımsatan yazılı başvurularını okuyucularımıza sunacağız.

O başvurularda ülkeyi, yabancı ordulara sığınarak değil, Türk ulusuna güvenerek kurtarmanın buram buram yurtseverlik kokan coşkusunu, inancını ve doğasından gelen gücünü bulacaksınız. Ülkenin ekonomik ve siyasal kurtuluşunu dışa bağımlılık çemberinde gören bugünün yozlaşmış siyasal arenasında, Mustafa Kemal Atatürk'ü
arıyor ve onun bir benzerini nasıl yaratacağımızı düşünüyoruz.

Cumhuriyetin ilanından 65 yıl sonra Mustafa Kemalin Çankayasına gelen bir başkasının, Anayasanın bir kez delinmesinde sakınca olmadığına ilişkin sözlerini ve elindeki "dinarı" Arap ülkesinin elçilerine göstererek bizim paramız bu olacaktır diyen başbakan yardımcısını ya da Avrupa Birliğinin Diyarbakır'dan geçeceğini söyleyen bir başbakanı, anımsadıkça, utanç duyuyor ve bu ülkenin insanlarının böylesi sorumsuzların yönetimine layık olmadıkları gerçeğine güvenmekten başka çözüm yolu göremiyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail