Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 26 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE KOLAYCILIK ÜZERİNE SÖYLEŞİ

-Ey Sokrates. Zihnimizi burgu gibi kucaklayan sorulara en gerçekçi yanıtları senden alıyor,, üstelik yanıt verirken bizlere küçümseyici gözlerle de bakmıyorsun. Oysa, ülkemizdeki aydınların pek çoğu senin gibi davranmıyor. Eleştiriye, farklı düşünceye ve söylediklerinin irdelenmesine kapalıdırlar. O yüzden sana geliyor ve bilge kişiliğinin ışığından yararlanmak istiyoruz. Biliyoruz ki her zaman bizleri hoş görüyle karşılıyor ve alçak gönüllülükle sorularımıza yanıt veriyorsun, hem de gereksinimiz olan yanıtları üşenmeden, üstünlük taslamadan, arı bir dille bizlere aktarıyorsun. Kimi zaman belki de yanlış ve anlamsız sorular da yöneltiyoruz.Ama şunu bilmelisin ki sorularımızın anlamsızlığı, bizlerin zihnindeki eksiklik ya da düşüncemiz-deki aksaklıktan kaynaklanmıyor. Anlamsızlık içinde yaşadığımız içindir ki, anlamsızlık niteliğimiz olmaya başladı. Anlamlı olmanın ne olduğunu unutmaya bile başladık. Anlamın anlamsızlaştığı ve anlamsızlığın anlamlıymış gibi algılandığı bir. ülkede yaşıyoruz.

Söyle bize Sokrates, neden kolaydan yanayız. Bizleri yönetenler kolay yolu seçiyor ve gençlerimiz bile kolaycılıktan yana. Kendileri için yararlı olan o kolaycılık toplum için zararlı olmaz mı ve günün birinde kişiliğimizin gelişmesinde bizleri kararsız, ürkek, sorunlar karşısında dayanıksız duruma getirmez mi? Söyle bize zoru seçerek gerçekleri görmek ve göstermekten ürken, o yüzden hem kendisini ve hem de bizleri yanıltan, kandıran becerisiz yöneticilerin egemenliğine neden katlanıyoruz. Bizler de kolayı seçtiğimiz için mi? Ya da kendimize güvenimiz ya da saygımız kalmadığı için mi? Biz mi onların kolaycı olmalarının kaynağıyız? Anlat bize ne demektir kolaycılık ya da neden kolaycılığa sapıyoruz.

Sokrates:
Buraya kadar gelmenizden anlıyorum ki siz kolaydan yana değil, tersine zordan yanaşınız. Kolayı seçseydiniz, kendi nesnel dünyanızdan Araf'a kadar gelerek beni görmek istemez ve yitirdiğiniz bu süre içinde ülkenizde kendinize çıkar sağlayan bir kolay uğraş bulurdunuz. Nedir kolaycılık? Kolayın ne olduğunu anlamak için zor'un ne olup olmadığını anlamak gerekir. Kanımca, bir olgunun ya da olayın veya davranış biçiminin yararını kısa zamanda sağlamak istiyorsanız kolaycılığı yeğlemiş olursunuz. Öyle ise kolay ile zor arasındaki farkı zaman betimliyor ve zaman dilimi içinde gerçeği öğrenmek gerçeğe ulaşmak için göze alacağınız çaba, zahmet, özverinin adıdır zoru seçmek. Gerçeği arıyorsanız gerçek için uğraş veriyorsanız, zor'lu bir yoldasınız. Kimileri neden gerçekleri görmek istemez, gerçekle karşılaşmaktan çekinirler. Bunun iki nedeni olabilir? Ya karşılaşacağı gerçek kendisinin inancıyla çatışacaktır, sırtından kış ortasında giysisini çıkaracakmış gibi o yanlış inançtan vazgeçemez, o yanlış inanç zihnini ısıtmaktadır ona sığınmıştır, o yüzden inancını yadsıyorsa gerçeğe sırtını çevirmek zorunda kalacaktır. Oysa gerçeğe ulaşmanın yolu inançlardan arınarak düşünmeye, irdelemeye zaman ayırmak değil midir?

- Burada düşün tembelliğinden mi söz etmek istiyorsunuz. Zihinsel tembellik mi o tür kişileri inançlarından sıyırıp gerçekleri görmekten alıkoyan?

Sokrates:
Sadece zihinsel tembellik değil elbet. Zihnini rahat tutmanın, çözemeyeceği soruları kendisine sorup ta tedirgin olmayı istememenin etkisi de olabilir. Ama bundan daha önemli olanı, gerçek ile inanç arasında tercih yapmaya zihinsel gücün yeterli olmayışı ve zihne, gerçektir, uyulması gerekir diye yerleştirilen "kanı"lara tutsak edilmeye alıştırılmış olmasıdır. Eğer bu söylediğimde gerçek payı varsa, başkaları tarafından onun zihnine yerleştirilmiş olan kanılar, kurallar, düşün biçimleri onun vazgeçemeyeceği inançlara dönüşmüştür. Zihin, o inançlara öylesine alıştırılmıştır ki, her olguyu o inanç biçimleri içinde düşünmeye başlar. Ve zihne yerleşen o kanılara uymayan gerçek onun için gerçek değildir ve gerçeğin gerçek olup olmadığını inançlarına uyup uymamasına göre betimler. Böylesi kişilerin düşüncelerini sağlıklı yola çevirmek olanaksız gibidir. Ve böy-lelerini siyasal ya da parasal çıkar çevreleri araç olarak kullanabilir ve kullanacakları kişileri de böylesi bireyler arasından seçer. Siz bu tür kişilere militan diyorsunuz, yanılıyor muyum?

- Hayır Sokrates, tersine sanki bizim ülkemizden söz ediyor gibisin. O tür militan olmaya yatkın kişileri bir yana bırakırsak, bizim en çok sıkıntısını çektiğimiz sorun, bizleri yönetenlerin nasıl olup ta gerçekleri görmeyişleri ve hem bizleri ve hem de toplumu kandırmayı göze almalarıdır. Acaba kişilik noksanlığından ötürü mü ve gerçekten düş dünyasında oldukları için mi ya da bir amaç uğruna inanç biçimlerini araç olarak mı kullanıyorlar? Eğer öyle ise o yöneticilerin karşısna anti tez olarak nasıl çıkabiliriz?

Sokrates:
O yöneticileri de iki gruba ayıramaz mıyız? İnançları araç olarak kullanıp ta toplumun gerçekleri görmesini önleyenler ve demagoji yönetimini kullananlar. Bu gruptakiler, en tehlikeliolanıdırlar, çünkü onlar gerçekleri görüp topluma göstermemeyi başarırlar, aldıkları kararların yanlış sonuçlara yol açtığını gözden kaçırmaya çalışırlar. Ama günün birinde -gerçekler sizi haklı çıkaracaktır elbet. Yalancının mumu yatsıya dek yanar, diyorsunuz. İkinci gruptakiler gerçekleri görmek yeteneğinden yoksun olanlardır. Bunları yönetimin üst katlarına çıkaranlar onları kendi amaçları doğrultusunda kullanan çıkar çevreleridir. İkinci grupta yer alanlar, inançlarını gerçeklerin karşısında sorgulamaktan korkanlardır. Her iki grup ta kolaycıdırlar. Toplumun da kolaycılıktan yana olmasını sağlamaya çalışırlar ve başarırlar bunu. Oysa gerçeği yakalamanın ona ulaşmanın gizi, zor olan yolu seçmekten geçer.

-Tam anlayamadık Sokrates, zoru seçerken zaman yitirmiş ve emek harcamış oluyoruz ama uzun erim sonunda onun yararını görmüyor muyuz? Yine kendi yararımız için değil mi zaman yitirmek ya da emek harcamak, zoru seçmek?

Sokrates:
Benim de zihnimi kurcalayan bir soru yönelttiniz. Aslında zoru seçen kişi, ulaşacağı gerçeğin kendisi için yararlı olup olmayacağını düşünmeden zoru seçer. Öylesi bir seçim erdem ile özdeştir. Hatta seçtiği zor'un sonucunda ulaştığı gerçek yaşamını yitirmesine de neden olabilir. Evrenin bir başka adıdır gerçek. Evren en kusursuz gerçeğin kendisidir çünkü. Eğer bu düşüncem doğru ise o zaman gerçeği yakalamaya, bulmaya, görmeye ve göstermeye çalışan kişi, o gerçeği görmek istemeyenlerin düşmanı olacaktır. Karşısında ona düşman olanlar gerçeklerin geçersiz, inançların geçerli olduğuna ve gerçeklerin inanca uygun olup olmadığını düşünmeye alıştırılmıştır. Oysa gerçekçi olanlar, inancın gerçeğe uyup uymadığını sorgular.

- Ey Sokrates, bizim ülkemizden söz ediyor gibisin. Ülkemizde yönetimin en üst düzeyine tırmanmış olanlar, inançlarını geçerli kabul ettikleri için mi gerçekleri görmezden geliyor ya da çıkarları mı gerçekleri görmezliğe sürüklüyor onlar?

Sokrates:
Bu da olanaklıdır. Ama aslında onların korkusu kendilerinden korkmalarıdır. Gerçek ne ise, o gerçek onların kişiliklerinin silinip gitmesine neden olacaktır. O yüzden kendilerini bilerek ya da bilmeyerek kandırmak zorundadırlar ve kendilerini kandırmakta ne denli başarılı olurlarsa kitleleri de o denli kolay kandırırlar. Zaten kitleler kandırılmaktan he zaman hoşnut kalmıştır. Toplumu gerçekçi olmaya yakınlaştırmak en zor olanıdır. Günlük yaşam içinde gerçekler, toplumun zihninde önemli konuma çıkamaz. O yüzden kolayı seçen yönetici ve siyaset adamından hoşlanır ve böylece demagogları türetirler... Demagoglar tarafından yönetilen ve yönlendirilen bir toplum da kendi sorunlarını algılayamaz ve çözemez duruma düşer.

- Sokrates, acaba Araf'tan ülkemizi bizlerden daha iyi mi gözlemliyorsun ya da Araf'ta değil de bizlerin arasında mı sın? Ülkemizde bizleri yöneten ve yönlendiren siyaset adam larının her zaman demagoglar arasından çıktığnı ve en başarılı demagogun halkı en çok kandıran olduğunu bizim kadar gözlemlemiş gibisin.

Sokrates:
Sizin ülkenizin bu konudaki sorunuyla bir başka ülkenin sorunları arasında her zaman özdeşlik vardır. Aslında demagoji, inanç yoluyla gerçeği yadsıma ve yadsımayı başkalarına kabul ettirme yöntemidir. Demagog bunu başaran kişidir elbet. Neden demagog olmaya gereksinim duyar? Toplum demagojiye yatkındır, kandırılmayı yeğler. Bunu sezinleyen demagog için toplum bir araçtır, çıkarını korumanın aracıdır. Günün birinde gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığı ve sorunların, çözüm olanağı ortadan kalktığı zaman, demagojinin sınırları iyice daralır ve toplum gerçekçi kadrolara gereksinim duymaya, gerçeğin gerçek olup olmadığı düşünmeye başlar. Gerçek ile inanç arasındaki çelişki toplumun kalım-dirim sorunu olmuştur. Birileri o zaman ortaya çıkarak devrim adını verdiğimiz kötü değişim ve dönüşümleri gerçekleştirir. Bu dediklerim doğru ve gerçekse, devrimler gerçekler tarafından inanç duvarlarının yıkılması ve aklın bulgularının yürürlüğe girmesi demektir.

-Ey Sokrates, bize devrim kuramını öğretiyor gibisin... Bugüne değin devrimin böyle tanımlandığını duymamıştık. Acaba doğru mu anladık, çözümsüzlüğü çözüme ulaştıran devinimin kaynağı toplumun kendisi mi, bunu mu söylemek istiyorsunuz?

Sokrates:
Konumuz devrim değil, çözümsüzlüğün çoğu kez, çözüm olduğu da bir gerçek. O gerçeği ortaya çıkaran koşullar toplumun gereksinimi olarak doğar. Yani toplum hazırdır ve bir şeylerin kökten değişmesini ister, onu değiştirenleri yaratır ve süreç içinde de destekler. Aslında devrimi yaratan koşullar evrimin içinden geçer ve evrimin tıkanıklığa uğramasının sonucudur. Evrimsel gelişmenin önü tıkanırsa, o tıkanıklığı ortadan kaldırmanın adıdır devrim. Buraya kadar kolayı seçmenin yönetsel düzeydeki sakıncasına değinmiş olduk. Ama kolaydan yana ve zordan kaçan davranış biçimi nereden kaynaklanıyor, neden ortaya çıkıyor sorusu da zihnimizi kurcalıyor olmalı. Bunu bakışlarınızdananlıyorum. Doğru sezinlediysem, zor ile kolay arasındaki tercihte birey nasıl davranmalıdır ve o birey nasıl bir bireydir? Bu soruya yanıt verebilirsek sanıyorum ki zihnimizi kurcalayan bir konuya açıklık getirmiş oluruz.

- Evet Sokrates, ne düşündüğümüzü zihnimizden hangi soruların geçtiğimiz yüzümüze bakınca anlayan kişiliğine saygı duyuyoruz. Söyle bize neden her geçen gün daha kolaycı oluyoruz. Oysa toplumun gelişmesinin kaynağında zorun, güçlüğün çevrelediği gerçekler yer alıyor. O güçlükleri göze almadıkça da gerçeklere ulaşmamız olanaksız. Ama söyler misin bize, neden gerçekler güçlüklerle, zorluklarla çevrili?

Sokrates:
Gerçeklerin çevresini güçlükler kuşatmıyor ki. Tam tersine gerçekleri gizleyen, onun belirginleşmesini önleyen ve bizleri gerçeklerin içinde ve arasında yaşamaktım alıkoyan, bizi gerçeklerden uzaklaştıran dogmalaşan inançlarımız. Siz bir zaman o inançlara "batıl itikat" diyordunuz, yanılıyor muyum? İşte inançların geçersiz, yanlış, yani batıl olanlardır ki zihnin gerçeklere kapanmasına neden olur. O geçersiz inançların gereksizliğini kişiye kabul ettirmeniz olanaksız olur, eğer kolayı seçmeye kendisini tutsak etmiş ise. Ama birey özgür düşünmeye, düşüncesini sorgulamaya ve zihnindeki düşünceye ilişkin çelişkileri ortadan kaldırmaya ve bilimselliği seçerek iç çelişkilerinden arındırmaya uğraşıyorsa zor olan yolu seçmiş olacaktır ve o yolun sonucu gelişmeyi sağlar. Zoru seçen bireylerin çoğunlukta olduğu toplumlar, ötekilerden daha üst düzeyde gelişmişlik sürecini yaşar. Kültürde, bilimde, üretimde ve teknikte daha üretkendir ve yaratıcıdır. Zor yolu seçen bireylerin kişilikleri de gelişir ve kendilerine güven duyguları güçlenir ve güçlükleri yenmeye yardımcı olur. Özgürdürler ve başkalarına bağımlılıkları en az düzeye iner .

- Sokrates, zoru seçen bireyler yetiştirmek olanaklı mıdır ya da bu nitelik soya çekimle mi ilişkili?

Sokrates:
İkisi de etkili olabilir. Kesin bir şey söyleyebilmem için sizin çağınızda yaşamam gerekirdi. Oysa ben 230Û yıl önce sorunları mantık ile çözmeye çalışan ve deneysel yöntemlere yabancı bir çağda yaşadım. O yüzden sorunuza kesin yanıt veremiyorum, belki kesin yanıt yok ta olabilir. Soya çekim bile olsa eğitim yoluyla, kültürel gelişimin sonucu ya da yaşam koşullarının gereği insanlar kendilerini kanıtlamaya zorunlu oldukça başkalarından farklı üstünlük duygusunu tatmak için de zoru seçer ve zoru başarmanın kıvancını duyabilir ve o kıvanç duygusu bireyleri, zorluğu seçmeye itekler. Ama aslında benim için en erdemlisi gerçeği anlamak, onunla yüz yüze gelmek ve bilim ve düşün dünyasına yeni gerçekleri kazandırmak için zorluğu seçmektir.

-Ey Sokrates, bize nasıl olmamızı öğrettin. Sana ne denli teşekkür etsek azdır. Ülkemize dönünce ey yurttaşlarımız, ey bizleri yönetenler kolay yoldan ünlenmeye çalışmayız diyeceğiz. Kolaycılık size bu gün ün sağlayabilir ama siz oradan uzaklaşınca adınızı anan tek bir kişiyi bulamazsınız. Ününüz sizin kişiliğinizden değil, bulunduğunuz yerden, tırmadığınız o yönetsel düzeyden kaynaklanmaktadır. Yoksa,sizler ün ile değer arasındaki farkı unuttunuz mu? Ününüz geçicidir, yapaydır, giysinize yapıştırılmış etiket, rozet gibidir. Değersizliğinizi maskeleyen ününüz ortadan kalkınca bir hiç olduğunuz ve uygarlığa hiç bir katkıda bu
lunmadığınız anlaşılacaktır. Sizlerin yönetiminden kurtulan toplum yanlışlıklarınızın, yanılgılarınızın kanıtı olarak geride kalacaktır. Suratlarına karşı bunları haykıracağız.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail