Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 26 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

T.B.M.M.'nin gizli celselerinden belki de bir dönüm noktasını betimleyen 125 ve 126'ncı birleşimleridir demek çok ta yanlış olmaz. O iki birleşim hem Meclis'in yapısına, savaş öncesi geçirilen kararsızlıklara ve hem de Mustafa Kemal'in sabırla fakat tutarlı ve gerçekçi yorumları ve kararlarıyla Meclisi nasıl yönlendirdiğine tanık olmaktayız. Kendisine duygusal da olsa yöneltilen eleştirilere karşı tersine duygusal davranmamakta ve savaşın düzenli ordu ile kazanılacağına ilişkin kararından da ödün vermemektedir. Kuvva-i Mil-liye'nin işlevini yitirdiğini, onun yerini artık düzenli ordunun alması gerektiğini tüm eleştirilere karşın korumakta ve olaylar kendisinin ne denli haklı olduğunu da ortaya çıkarmaktadır. Ethem ve kardeşlerinin ikili oynadıkları ve ikircikli oldukları aslında Ankara Hükümetini devirerek yeni bir hükümet oluşturmak amacına yönelik taktikler uyguladıklarını ilk fark eden de Mustafa Kemal olmuştu. Kütahya'ya giden ve onlara düzenli ordu koşullarına uymaları önerisinde bulunan heyete Tevfik Bey, olumlu yanıt veriyor görünürken, hemen aynı gün kardeşi Çerkez. Ethem'in Ankara'ya çok ağır ve buyruk dilemediğini belirten bir telgraf gönderdiğine tanık olmaktayız. O telgraf gizli celsenin 126'ncı birleşiminde okunmuş ne yazık ki tüm öteki telgraflar gibi tutanağa geçmemiştir. Telgrafın metnine ilişkin bilgimiz olmamakla birlikte gizli celsede yapılan ko-nuşmalardan Mahmud Celal Bey'in deyimiyle "gayet sakat ve bu işi iğlak etmekten (karıştırmaktan) başka bir işe yaramayacak" bir telgraftı. Bir bakıma, Ethem ve kardeşlerinin uzlaşmadan söz ederken uzlaşma yanlısı olmadıklarını da gösteriyordu. İsmet İnönü, Çerkez Ethem ve kardeşlerine güvenmediği için, Kütahya'ya heyet gönderildikten bir süre sonra, Ethem'e kuvvetlerini Kütahya'dan çekmesini bildirmiş ve bu önerisinin dikkate alınmadığım görünce Refet Bey'in komutasmdaki bir birliği Eskişehir'den Karahisar'a hareket ettirmişti.

Mustafa Kemal'in 30 Aralık 1920 günlü 126'ncı birleşiminde İsmail Fazıl Paşa'ya yanıt verirken açık sözlülükle düzenli ordu gereksinimini şu sözlerle vurgulamaktaydı:

Paşa Hazretlerine bir iki noktada cevap vermek istiyorum. Herhalde memleketin her tarafında hükümet teessüs etmelidir ve yine gayemizin istihsal ve memleketin müdafaası için muntazam ordu meydana gelmelidir. Bu esasata muhalif olan, muzır (zararlı) olan her türlü kanaatler imha (yok) edilmelidir. Heyet bu kanaatte olmakla beraber, bu gibi icraatın zamanı hulûl ettiğine (gelip çattığına) kaani değildir. Böyle ufak tefek icraat için en münasip (uygun) zaman olduğu itikadındayım. (Çerkez Ethem ve kardeşlerinin komutasındaki Birinci Kuvvei Seyyariye'yi kasıtlayarak) halkı izrar ve hükümetin teessüsüne mani oluyordu. Cinayeti namütenahi irtikap ediyordu ( kötüye kullanıyordu). Tabii bu halde bırakılmazdı. Bu adamı boğazlamak mı istiyorduk? Hayır. Dairei edep ve itaata almak istiyorduk. Binaenaleyh kendisine ihtiratta (uyarılarda) bulunduk. Fakat diğer taraftan Ethem Bey'in (hâlâ ondan bey olarak söz ediyor) teşvikatı neticesi olarak. oradaki ordu kumandanının kuvvetini tanımadılar. Silahlı olanın silahını aldılar. Fakat yine de ittihaz olunan tedabin akilane (alınan akılcı önlem sonucu Demirci Efenin orduya sığındığını belirtiyor) hükümete iltihak etmiştir. Şimdi aldığım telgrafta Demirci Efe de halet etmiştir.

Gizli celsenin o birleşiminde Mustafa Kemal'in okuduğu telgraf tutanağa geçmemiş, sadece "telgraf okun-du"denilmekle yetinilmiştir. Ne var ki Mustafa Kemal telgrafı okuduktan sonra (her halde Demirci Efe'nin orduya katıldığını bildiren bir telgraftı) Büyük Millet Meclisi'ne şu bilgiyi verir:

Aman tüfek patlayacak ve bilmem ne olacak diye endişeye mahal yoktur. Kütahya kemali sükûnetle işgâl edilmiştir ve bir hadise vukua gelmemiştir.

Bir mebus - Ethem Bey'in kuvveti nereye çekilmiştir?

Mustafa Kemal - Zannederim Gediz'e çekilmiştir. Ümit ederim ki Erkanı Harbiye Riyaseti, onları kuvvete muti etmeye (boyun eğmeye) mecbur eder. Mümkün olduğu kadar hüsnü niyetle yapılacak, onlar sebebiyet vermedikçe, orduca silah istimali (kullanılması) matlup ve mültezim (gerekli) değildir. Ümit ederim ki, mesele hâl olunacaktır.

Hüseyin Avni Bey (Erzurum) - Ya silah patlarsa, mesele ifşa edilirse (açığa çıkarsa) ne olur? Ethem Bey büyüye büyüye kar topu gibi bir şekil almış. Bakalım giden kuvvet ne yapacak, bunlara (karşı) duracaklar mı? Bugün Kütahya'ya gidildi, onlar da Ethem Bey'e iltihak ederse (katılırsa), binaenaleyh yalnız-Refet Bey meselesi değildir... Yarın karşısına Ethem Bey'in kuvvetleri çıkarsa ne olacaktır? ...Şayet silah patlarsa meselesine gelince; Ethem Bey kuvvetleri ordunun karşısında duramaz, dağılabilir, öteye beriye gidebilir. Bir orduya tevkif emri verirsek, üç misli, beş misli kuvvetle takip edilir. Bunlar da bu kuvvetimizden korkacaklar, ordu mukavemetini bir günde gaip edemez. Ordunun tehiri hareketi muvafık değil midir? İtilaf zemini yok mudur?

Mustafa Kemal - Efendim, arz edeyim, itilaftan (uzlaşmadan) bahis buyuruyorlar. Bu, hükümete itaat ettirmek meselesidir. Bittabi itilaf (uzlaşma) mevzuu bahis olamaz. Bazılarının telakki ettiği gibi, Ethem Bey ve Refet Bey arasında olsa, iki şahıs arasında itilaf zemini bulunabilir. Fakat mevzii bahis olan hükümet meselesidir. Bir buçuk aydan beri tedabiri muslihaneye (barışçıl çarelere) tevessül edilmiştir. Eğer onları ikna etmek, takip etmek imkânını görseydik, zaten bunların hepsine ihtiyaç kalmazdı ...

Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, Mustafa Kemal'in bu açıklamasından hoşnut kalmamış olmalı ki yeniden söz alarak, "madem ki elimize fırsat geçmişti neden bugüne kadar niçin fırsat verdik" diye sorar. Mustafa Kemal'in yanıtı çok anlamlı. "Elimizde kanıt yoktu", der. Karasi Mebusu Basri Bey'in konuşması ise gürültülerle karşılanır, çünkü "Ethem Bey'in bir tavuğa bile dokunamayacak kadar merhametli" ol-duğunu-söyler ve kendi livaları dahilinde hiç çapulculuk yapılmadığını sözlerine ekler. Daha da ileri giderek, "ülkenin kötü yönetiminden ötürü Ethem Bey'in"; tümcesini tamamlayamaz gürültüler içinde konuşmasını kesmek zorunda kalır. Bu konuşmaya karşı, Mustafa Kemal'in yanıtı şöyleydi:

Beyanatı aliyeleri arasında cevap verilmesini lüzumlu addettiğim noktalar şunlardır. Diyorsunuz ki; Ethem Bey iyi adamdır. Halbuki öyle değildir. Ethem Bey şakidir. İdare edilerek kullanılıyordu. Şaki, daima şakidir. Bunun itimada şayan bir ciheti yoktur. Efendiler, buna emniyet buyurmanızı rica ederim.

Görüşmeler onsekiz saatten beri sürüyordu ve Meclisi, Celalettin Arif Bey yönetiyordu. Birleşime on dakika ara verilir ve ikinci oturumun başında Bursa mebusu Muhittin Baha söz alarak, coşkulu ve dokunaklı bir konuşma yapar. O güne değin belki de gönüllere seslenen en güzel konuşmaydı. Sesi coşkuyla titriyor olmalıydı. "Efendiler" diye söze başlamış ve şunları söylemişti:

Başladığımız muazzam davanın en yüksek merhalesinde iken bütün Fransız gazeteleri lehimizde, ittihadımız (bütünlüğümüz) lehinde, ittifakımız (birlikteliğimiz) lehinde bulunurken; İngilizler sebat ve metanetimiz karşısında mü-tehayyir (şaşkın) bir vaziyetteyken, bütün efkarı cihan muazzam bir milletin mevcudiyeti hakkında yeniden teyidi iman ederken, hepimiz istikbalimizin parlak davamızın hakkaniyetine daha emin, inkılâp tarihimizi lekeleyecek, altı ay evvel kahraman dediğimiz adamlara, altı ay sonra bizim tarafımızdan alçak denildiğini gösterecek bir hadise ne tesir hasır eder. Yapılan fenalık, azim (büyük) olmakla beraber, haysiyetimize, haysiyeti siyasimize fevkalâde taarruz edilmiş olmakla beraber, vicdanlarımız içinde maziye ait olması lazım gelen hakayike nazarı dikkatlerini affetmek lâzımdır. Telgraf yazanları takbih eder, telin ederim (lanetlerim, kınarım) Büyük Millet Meclisi'nin meriyetini muhil eden (zedeleyen) bir hareketi mutazammın (üstlendikleri) bulundukları için kendilerine ne kadar büyük ceza verilse, ne kadar tekdir ve tel'ine uğrasalar yeri vardır... Efendiler, düne kadar Yunan karşısında koşan iki kuvvet vardı. Birine kuvai milliye, birine kuvai muntazama-i askeriye diyorduk. Şimdi bu iki kuvvet karşı karşıya gelsin, ne yaptığını bilmeyen iki masum kuvvet birbirini boğsun. Neferlerin ne kabahati vardır; binaenaleyh ben bu mühim meseleyi Büyük Millet Mec-lisi'nin haysiyeti, şerefi ve her şeyin fevkinde (üstünde) olmak üzere, gayemizden hiç bir şey feda etmemek şartıyla, uluvvücenabımızı (cömertliğimizi), afivkarlığımızı (bağışlayıcı olduğumuzu), yapılan şeyleri unuttuğumuzu gösterelim... Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, size, kemali hürmetle size hitap ediyorum. Siz ki, Çanakkale'de hiç bir kuvvetin yapamayacağı harekatı yaptınız, İslâm aleminin payitahtını kurtardınız, siz ki bu büyük hareketin başına geçtiniz, bu milleti vücuda getirdiniz. Bu muazzam meselenin de Büyük Millet Meclisi Riyasetine lâyık olduğu veçhile hallini temenni ederim. Af ile uluvvü cenah ile evvela kuvvetlerinizi göstererek, Büyük Millet Meclisi'nin menafii aliyei vataniyesinin hiç bir cüzünü feda etmeyerek, asileri tevbih ve tekdir ediniz (azarlayın, kınayınız). Bu Meclisin bu ulvi Meclisin uluvvü cenabını gösteriniz ve iki Müslüman kuvveti birbirine kıdrırmayınız.

Bursa mebusu Muhittin Baha Bey'in konuşmasındaki buram buram yurt ve insan sevgisi Mustafa Kemal'in de aradığı güzelliklerden biriydi. Etkilenmiş olmalıydı. Kürsüde bir kaç dakika durakladı ve dudakları arasından şu tümceler döküldü:

Muhterem efendiler, hiç zannetmem ki heyeti celilenizi teşkil eden rüfekadan her hangi bir zat mutlaka filan ve falanı imha etmek fikrini bir an için dimağına koymuş olsun. Bahusus hi-dematı vataniyesi sebkat etmiş (vatana hizmeti vaki olmuş) olan bir zatı... Bu sebeple rüfekanın hissiyat ve efkarından mühlem olarak varidi hatır olan şeklü sureti kararlaştırınız. Garp Ordusu'nu kısmı küllisinin Kütahya'ya girmiş olduğuna dair telgraf aldık. Cenup Ordusunun mühim kuvvetleri zannederim ki Altıntaş'ta bulunuyor. Yani Birinci Kuvvei Seyyare dar bir vaziyete konulmuştur. Şimdiye kadar vuruşulmadı. Kütahya'da bulunan Kuvvei Seyyarenin bazı aksamının çekilmiş olduğu anlaşıldı. Bundan sonra da vuruşmamaya gayret ederiz. Ethem Bey'in, Reşit Bey'in, Tevfik Bey'in haklarında kanuni hükümler tabii gayet ağırdır. Fakat bu hükümleri vermek ve yine af etmek heyeti celilenizin selahiyetindedir. Bu gece Paşa Hazretlerinden rica ederim, ordu kumandanlarıyla beraber vaziyeti gördükten sonra, kendilerine bazı müslihane (kolaylık gösterici) tekliflerde bulunabilir. Şüphe yok ki kumandadan çekilmeleri lâzımdır. Kumandadan çekildikten sonra kendilerinin hayatlarının masun ve mahfuz olduğunu tekeffül ederiz. Yalnız o açık telgrafnamesiyle heyeti aliyenizin meşruiyetine taarruz etmiştir. Ondan dolayı heyeti celileniz nezdinde delaletimizi söyleriz. Kendileri kemali sükunetle teslim olur. Kuvvetleri dağıtmak hatıramızdan geçmemiştir. Arkadaşların buyurdukları gibi, onlar masum kuvvetlerdir. Vatanperver insanlardan mürekkep kitledir. Başlarına diğer bir arkadaş geçer, kumanda eder... Böyle bir teklifte bulunabiliriz.:. Kabahatlarını Büyük Millet Meclisi affedecektir. Son tasavvurlarından dolayı maz-han af olmaları için Meclisi Alinizde delalet edeceğimizi va-adedebiliriz (pek muvafık sesleri).

Her şeye karşın yine de Çerkez Ethem ve kardeşlerinin silahlarını bırakmaları koşuluyla bağışlanacakları konusu Büyük Millet Meclisi'nde görüşülürken, onlar İstanbul'daki işgal kuvvetlerinin güdümünde Sadarete telgraf göndermişlerdi. Mustafa Kemal Nutuk'ta o telgrafı şöyle açıklar:

Ankara'da tevkif edilen rüfekai muhteremenizin İstanbul'a iade edilmeleri için Ankara Meclis Riyasetine keşide ettiğim protesto name beveçh'i-zir maruzdur. (Ekte arz edilmiştir). Şimdiki halde Millet Meclisi'nin kararıyla taarruza maruz bulunuyorum. Kuvvetim müdafaaya hatta taarruza bile kafi olmakla beraber cephe cenahım Yunanlılarla temasta bulunduğundan ve sureti hareket hakkında Yunan kumandanhğıyla itilaf edilmiş (anlaşma yapılmış) ise de muvafakati devletlerinin inzimamı (uygun görüp katılması) her cihetten lazım (gerekli) görülmekle icrayı icabı ve muhaberat ve emri devletlilerinin vusulünün temini (emirlerinizin ulaşması) için Gediz telgraf hattının tamir ve ıslahı maruzdur ferman.

Telgrafın altındaki imza oldukça uzun: Sabık (eski) Umum Kuvvei Seyyare ve Kütahya Havalisi Kumandanı ve Elyevm Umum Kuvvai Milliye Kumandanı Ethem. Yani kendisini tüm Kuvvai Milliyenin komutanı olarak atamış. Telgrafa ekli, protesto denilen yazı ise Mustafa Kemal'in Nutuktaki deyimiyle "kullanılan elfaz ve tabirat (sözcük ve deyimler) o kadar galiz ve o kadar bi edepane (edepsizce) dir ki, bir defa okunduktan sonra tekrar okunmasına ve istimama (işitilmesine) tahammül edilememişti."

Telgrafta, İstanbul'dan gönderilen İzzet Paşa ve rü-fekasının (arkadaşlarının) Ankara Hükümeti tarafından tutuklandığını ve geri gönderilmediği Damat Ferit'ten, sonra Sadrazam (başbakan) olan Tevfik Paşa'ya şikayet edilmektedir. Oysa İzzet Paşa ve rüfekası Mustafa Kemal'e katılmışlardı. Bunlar olup biterken tam 6 gün sonra Yunan ordusu bütün cephe üzerinde taarruz başlatmış ve Ethem ile Tevfik'te Kütahya'ya saldırıya geçmişti. Yenilgiye uğradılar. Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi'nin aleni (açık) 8.1.1921 günlü 131'inci birleşiminde bu ihaneti şöyle anlatır:

Ethem, Tevfik ve Reşit Bey'ler, doğrudan doğruya maiyetlerinde kalan bir kısım kuvvetler ki -en son vaziyette üçyüz kişi kadar görülmüştür- bunlarla bila kaydüşart Yunan 'lıların emrine tabi olmuşlardır. (Kahrolsun, lanet olsun sesleri). Yunan'lılara şüphe yok ki bunlar, bir çok esrar (sırlar ) tevdi etmişlerdir. Yalnız bu adamlar bittabi ne ordumuzu bilirler ve ne de ordumuzun celadediyetini (kahramanlığını) lüzumu gibi takdir edebilirler. Onların esrar diye tevdi ettikleri şeyin hükmü ve tesiri yoktur. Fakat her halde mubalağalı bir surette vermiş oldukları malumat ve izahatla Yunan ordusunu ve İngiliz'leri fevkalâde heveslendirmişlerdir ve bunun neticesi olarak iki gün evvel Yunan Ordusu, bütün Garp Cephesinin her noktasında, kendi safları arasında Ethem dahil olduğu halde taarruza geçmişlerdir (Allah kahretsin sesleri.)

Nusret Efendi (Erzurum) - Paşa Hazretleri artık Bey demeyiniz, hain deyiniz.

Mustafa Kemal Paşa - (devamla) - İşte efendiler Ethem, Tevfik ve Reşit Beylerin bu hareketi hainanelerini fiilen dahi izhar ettikten sonra tabii haklarında verilecek olan hüküm pek barizdir. Bittabi o dakikadan itibaren bunlar bizim için hiç bir sıfatı necabeti (temiz niteliği) haiz olamazlar. Ve ihtarı alileri veçhile Ethem ve Tevfik hainleri diyeceğim. Ancak henüz Büyük Millet Meclisi azası (üyesi) sıfatını taşımakla bulunan Reşit Bey hakkında dahi aynı şeyi kullanmak mecburiyetindeyim. Heyeti Aliyenize hürmeten telaffuz edebilmek için Reşit Beyin aza-hktan sukutuna rey vermenizi istirham ederim. (Kabul, reye Sesleri).

Reis - Menafii millet ve memleket aleyhine istimali silah ederek düşmanlarla teşriki mesai eden Saruhan mebusu Reşit Bey'in mebusluktan ihracını kabul buyuranlar el kaldırsın. Ekseriyetle kabul edilmiştir. (Alkışlar)

Mustafa Kemal konuşmasına devam ederek, düşmanın Yenişehir, İnegöl ve Uşak'tan yani her noktadan taarruz etmiştir, dediği sırada Aydın mebusu Tahsin Beyin alkışladığı duyulur. Erzurum mebusu söz alarak "Paşa Hazretleri", der. "Kulaklarında arıza olduğundan taarruzu tard anlamış ve onun için alkışlamıştır." Tahsin Bey de yanılgısını düzeltir: "Efendim kulaklarım ağır işittiğinden yanlış anladım, affedersiniz.",

Mustafa Kemal - Beis yok. inşallah tard olunduğunu da yarın söylerim. (İnşallah sesleri).


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail