Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 26 Geri Tavsiye Et Yazdır


SEKA İŞÇİLERİ ÜRETEREK DİRENDİ; DİRENEREK ÜRETTİ

Murat Özveri
Selüloz-İş Hukuk Danışmanı

Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun SEKA İzmit Müessesesini kapatma kararına emekçilerimizin bilinçle ve bilgelikle karşı çıkarak, tüm düşün farklılıklarını bir yana atıp ve üretimi aksatmadan, hatta arttırarak direnişlerinin kısa ve erdemli bir öyküsünü bulacaksınız bu yazıda. Avukat Sayın Murat Özveri'ye bu yazısı için ne denli teşekkür etsek azdır. SEKA'yı kapatma kararı alan Yüksek Özelleştirme Kurulu ön yargılı özelleştirme çabasındaki yanlışlıkları, gerçek dışı hesapları çürütmekle kalmamış, SEKA işçilerimiz, aynı zamanda yurtseverliğin erdemli bir örneğini de sergilemiştir. Özelleştirmenin yapay ve eğreti gerekçelerinin yanlış olduğunu ortaya koymakla yetinmemiş, tersine aynı tesislerde üretimin arttırılabileceğini de kanıtlamıştır.

Kanıtlamanın masa başında bürokratik süreç içinde gerçekleştiği sanılmamak. 35 gün süren, tesislere sahip çıkmanın bilinci içinde, kahır çekilerek, aç kalınarak sürdürülmüştü bu direniş ve başarıya ulaşmanın gizi de, dayanışma, gerçekleri savunma ve üretime sahip çıkma ve kamuoyunu kazanmayı amaç alma bilincinde gizliydi. Devleti yönetme ve yönlendirme savında olan siyasetçilerin ve üst düzey yöneticilerin SEKA direnişinden alacağı çok dersler vardır.

Özelleştirme Yüksek Kurulu 14.09.1998 günü SEKA İzmit Müessesi'ni kapatma kararı aldığında, kararı tebliğ etmiş olduğu 2 Ekim 1998'den sonraki 35 günü yaşayacağını bilmiş olsaydı, böyle bir karar olmazdı. Aslında, Özelleştirme Yüksek Kurulu açısından bakıldığında SEKA İzmit Müessesesini kapatma kararı için zamanlamanın iyi seçildiği düşünülebilir.

Gerçekten de özelleştirmenin gerekleri, iyilikleri üzerine toplum, öylesine şartlandırılmıştır ki, özelleştirmeyi savunanlar hem de özelleştirmeye karşı çıkanlarca, özelleştirme artık Türkiye'de vazgeçilemeyecek bir ülke gerçeği haline dönüşmüştü. SEKA'nın kapatılmasına karar verilmeden birkaç gün önce Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner, Hürriyet Gazetesinde Fatih Çekirge'ye vermiş olduğu demeçte, Danıştay'ında artık özelleştirmenin ülke yararına olduğu gerçeğini kabul edip ülkeye zarar vermemek için özelleştirmelere ilişkin iptal kararı vermekten vazgeçmeleri gerektiğini belirterek:

"bizim uyguladığımız ekonomik programın iki ayağı var. Buna göre, önce özelleştirmeyi büyük bir süratle gerçekleştireceğiz. Buradan elde edilecek gelirle, iç borçlanmayı tasfiye ederken, dış borçlanmayı arttıracağız. Şimdi ikinci ayakta, yani dış borçlanmada sıkıntı var. Bu yüzden özelleştirmeyi hızla tamamlamak gerekiyor. Düşünün ki, sıkıntıyı aşmak elinizde. Bunun için gerekenleri yapıyorsunuz, ancak görünmez bir el, sizin yürüyüp gitmenizi engelliyor. Farkındalar mı, değiller mi bilemiyorum ama bugün Danıştay, Türkiye'nin kaderini elinde tutuyor" (Bakınız: 18.9.1998 günlü Sabah Gazetesi:Türkiyr'nin Kaderi Denıştay'ın Elinde,Fatih Çekirge.)

sözleriyle vurgulama gereği duymuştur. Kısaca, özelleştirmeyi savunanlar açısından ideolojik hegomanya kurulmuş, özelleştirmeye karşı çıkanlar açısından ise özelleştirmeyi durdurmak gerçekçi bir hedef olmaktan çıkmış görünüyordu.

SEKA ve Selüloz-İş özelinde ise KOÇ-FORD ortaklığına bedavaya verilen 1600 dönümlük SEKA Fidanlığı olayında gösterilen cılız tepki, sendika içi çekişmede yaşanan doruk noktası ve sendikanın başı üstünde "demoklesin kılıcı" gibi asılı duran kayyuma gitme tehlikesi ile bir araya gelince, SE-KA'nın tasfiyesini düşünenler açısından gecikmek, zaman kaybından başka bir şey değildi.

Yani, söz konusu özelleştirmenin gecikmeksizin yapılması gerektiği konusunda yaratılan ya da yaratıldığı sanılan genel kanı, SEKA, Selüloz-İş, işçinin bugüne kadar gösterdiği tepkisizlik, sendika içi iç çekişmeler, kapatma kararı için yapılabilecek en iyi zamanlamaydı. SEKA'nın kapatılmasıyla, tıkanan özelleştirmelere de ivme kazandırılacak, KiT'ler yumuşak karından vurulmuş olacaktı. Kapatılması düşünülen fabrikanın 1936'da kurulmuş olması "eskimiş teknoloji" iddiasını doğrulamaya yetecekti.

Özelleştirme Yüksek Kurulu'da bu olayları dikkate alarak kendince en iyi zamanlamayı yakalayıp, SEKA'nın kapatılması kararını 2 Ekim 1998 Cuma günü mesai saati bitiminde, Sendika Genel Merkez ve Şube Yöneticilerinin Ankara'da bulunduğu, su arızası nedeniyle fabrikanın da duruşta olduğu zamana denk getirip tebliğ etmiştir.

SEKA Genel Müdürlüğü de kapatmayla birlikte Bolu'ya taşınacak, böylece Kocaeli'nden kaynaklanan yerel baskı da ortadan kaldırılacaktı.

SEKA İşçisi Üreterek Direnmiştir.

Kendi açısından böylesine kurnazca, böylesine ince hesaplanmış bir karar nasıl oldu da tam iki kez geri alındı ve sonunda tüm sonuçlarıyla iptal edildi?

Kararın fabrikaya ulaştığı ilk bir iki saat içerisinde fabrika kapısındaydım. O güne değin, "Özelleştirmeye Hayır" mitinginde işçiler katılmadığı için sendikanın pankartını sendikanın çaycılarının taşımak zorunda kaldığını bilen yılgın, bıkkın, özelleştirme tazminatını hesaplayan emekçilerin önderleri, "bu işçiyi iki saat bile burada tutamayız şubeye çekilip açlık direnişine başlayalım" önerisi getiriyorlardı. İki saat tutamayız dedikleri işçiler ise tam 35 gün, fabrikanın kapısına "onurlu insanın direniş kapısı" yazarak, fabrikayı eşleri ve çocuklarıyla terketmediler. Onlar kapattı, biz üreteceğiz dediler ve belki de Türkiye'de ilk kez direniş yapılan bir işyerinin kapısına "Bu işyerinde üretim var" pankartını asıp, su borularını tamir ettiler ve kapatma kararından bir gün sonra fabrikayı üretime geçirdiler.

İki gün öfke içinde, siyasetçileri, Türk-İş Genel Başkanını, basını, Belediye Başkanını, kendilerinin dışında kimi suçlu gördülerse onu yuhladılar. Öfkelerini, kızgınlıklarını dile getirdiler.

Üçüncü gün amaçlarını netleştirip, tek bir sorunu vurgulamaya, Türk-İş'i, Belediye Başkanını, siyasi partileri kazanmaya, haklılıklarını dile getirmenin uğraşısını vermeye çağırdılar.

35 gün boyunca üretimin sürmesi konusunda hiçbir ödün vermediler. Üretim disiplininin aksamaması için işçi olmayan hiç kimseyi fabrika kapısından içeri almadılar. Aileler ve çocukların üretim sahasına girmemesi için nöbetçiler diktiler. Gece fabrikada kalanların içerisinde içki içenlerin olabileceğini hesaplayıp, onları idare edecek, gerekirse bir yerlere götürüp yatıracak ekipler oluşturdular. Kendileriyle dayanışmaya gelen hiçbir siyasi partinin, hiçbir derneğin, SEKA'nın kapatılması kararının geri alınması talebini dillendirmeyen pankart, flama açmasına izin vermeyerek, üretim disiplinini direniş içinde korudular.

SEKA İşçisi Özelleştirmenin Altındaki Yağmayı,Direnerek Açığa Çıkardı.

SEKA işçileri SEKA'nın zarar etmediğini, zarar ettirildiğini, SEKA'nın ekonomik ömrünü tüketmediğini, üreterek, makina makina hesapları çıkartıp örneklendirerek, seçenekler sunarak, kamuoyuna söylenen yalanları açığa çıkardılar. Gece yarılarına kadar Özelleştirme İdaresi'nin yayınladığı kâr-zarar, yatırım maliyetlerine ilişkin hesapları gözden geçirip SEKA'yı görmeden, "kağıt" gerçeğini öğrenmeden, masa başlarında hazırlanan gerçek dışı raporları çürütmeyi, yanlışlıklarını ortaya koymayı başardılar.

"Aslında siz özelleştirmeye değil, yağmaya karşısınız" diye kendilerine uzatılan mikrofonlara hayır, biz özelleştirmeye de, yağmaya da karşıyız diye yanıt verdiler. Fabrikalarından hurda diye sökülüp, yok pahasına satılan ma-kinaların Ankara'da, Gaziantep'te, Adana'da nasıl üç vardiya çalıştığını, sipariş yetiştiremediğini, SEKA'dan emekli olup bu makinaları özel sektöre kuran SEKA emeklileri saatlerce telefon çevirip canlı yayınlara katılarak açıkladılar.

Milli maça gidip "SEKA Kapatılamaz" dediler. Şov programlarına çıkıp SEKA direnişini duyurmaya çalıştılar.

Bir haftada binlerce yaka kokartı bastırıp dağıtarak, İzmit'i, minibüsleri, otobüsleri "SEKA Kapatılamaz" afişleriyle donattılar. Onurlu, gür bir ses duymak isteyen işçi sınıfının gözbebeği oldular. Lastikten, Kordsa'dan, Petkim'den, Ter-sane'den, Sakarya'dan, Gebze'den, Gölcük'ten binlerce işçinin dayanışma ziyaretleriyle güç kazandılar. Şarkılar besteleyip, şarkılar söylediler. Direndiler, dört konfederasyonu Kocaeli'nde bir araya getirip, bir sendikanın deyimiyle "sakallısı, sakalsızı, sağcısı, solcusu birlik oldular, örnek oldular" ve Hükümeti almış olduğu iki kararı yırtıp, bir üçüncüsünü almak zorunda bıraktırdılar.

Sonuç.

Aslında Türkiye'de işçi sınıfının bu tavrı yeni değil, bu yasalarla grev yapılamaz denildiği bir dönemde SEKA işçisi 132 gün parasız grev yapılabildiğini sendikacılara anımsatmış, 1989 bahar eylemleriyle 10 yıllık kayıplar telafi edilebilmiş, madenci yürüyüşü, 3 Ocak eylemi ve SEKA direnişinden bir ay önce Harb-İş üyelerinin Amerikan işyerlerindeki grevi, direnerek hakların kazanılabildiğini gös termiştir. Ne var ki her başarılı direniş sonunda, arkası gelmemiş direnişler Türkiye'de işçi insiyatifini yeniden oluşturabilecek bir genelliğe, sürekliliğe kavuşturulamamıştır.

"Yaşasın SEKA direnişimiz" sloganları SEKA direnişini yaşatmaya yetmemektedir. Türkiye genelinde yeni SEKA direnişleri üretilip, SEKA direnişi geleceğe taşınmadığı sürece özelleştirme saldırıları durmayacaktır. SEKA direnişi özelleştirmeye karşı bir şeylerin yapılabileceğini göstermiştir. Yapılıp yapılmayacağını ise özelleştirmeyi halen salon toplantılarıyla durdurmaya çalışan, birbirlerine kara çalmakla uğraşan konfederasyonların akıllarını başlarına alıp almayacaklarını gösterecektir. Dilerim ki SEKA direnişinde "yaşasın SEKA direnişimiz" sloganlarıyla içi boşaltılıp, ruhu öldürülmez.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail