Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 26 Geri Tavsiye Et Yazdır


AVRUPA BİRLİĞİ ve TÜRKİYE

Behçet Kulguz
Y.Mühendis

Uzun yıllar Batı Almanya'da mühendis olarak çalışan ve orada kendisini kanıtlayarak mühendislik bürosu kuran Behçet Kulguz'un Avrupa Birliği'ni bir başka açıdan irdeleyen ve kimi tarihsel gerçeklerin hala güncelliğini koruduğunu belirten bu yazısına yer vermenin yararlı olacağını düşündük. Şöyle ki "Avrupalı" olmak ya da olmamak türünde bir kaygıyla Birliğe kabul edilmeyi amaç almanın ne denli yanlış olduğunu, orada uzun yıllar yaşamış bir uzmanın kaleminden okumak bize ilginç göründü. Avrupalı olmak ya da. görünmek hiç te önemli değil gerçeğinden siyaset, adamlarımız niçin yola çıkmazlar. Kendi insan gücü ve doğal kaynaklarımız, bağımsızlığımızı ve ekonomik gelişmemizi sağlayamaz mı? Sağlar elbet. Avrupaya gereksinim duymamız onların bize duyacakları gereksinimden daha mı fazla? Orada tüm Türk emekçilerimiz Alman bankalarındaki mevduat hesaplarını bir gün içinde çekseler, Alman ekonomisi ne denli bir bunalımı sürüklenir ve tümü gelişmekte olan ülkeler birlikteliği, Batı 'dan borç ya da kredi almamayı kararlaştırsa,. onların deflasyonla bellerini bükülmeyeceğim kim ileri sürebilir?

Yani dünyanın güler yüzlü emperyalizm ile paylaşılması olayına bağğımlı kalmak yerine karşıt seçenekleri türetemez miyiz? Kulguz un yazısı hu tür düşüncelerin de bir gün gündeme gireceği olasılığını anımsattı. Sözü okuyucularımıza bırakıyoruz.

A.Avrupa Birliğinin Tanımı.

Avrupa Birliği gerçekte, Batının gelişmiş varlıklı ülkelerinin, dünyanın gelişmemiş yoksul ülkelerini sömürmek için kurdukları bir Hıristiyan kartelidir. Her ne kadar kuruluş sözleşmelerinde insan hakları, hukukun üstünlüğü, serbest pazar ekonomisi ve globalleşmeden söz ediliyorsa da bunlar aldatmaca olup, "gerçekte aşağıdaki ana amaçlar ve kurallar geçerlidir.
• Dünya pazarlarını Birlik Ülkeleri arasında parsellemek, aralarında olası bir rekabeti, ürettikleri ürünlerin fi-
atlarının düşmesini önlemek, kendi fiatlarını dikte ettirerek rahat bir sömürü düzeni kurmak.
• Avrupa Birliği Ülkelerinin, üretim miktarlarını kontrollü olarak sınırlayarak, fazla üretim nedeniyle doğacak bir rekabeti, fiat düşmelerini önlemek, bu iş için gerektiğinde Birlik üreticilerine üretim yapmadan açıktan ödemelerde bulunmak. Örnek: Çiftçilerin ekim alanlarını, süt üretimlerini sınırlamak vs. gibi.
•Afrika ve Asya'da milyonlarca çocuk ve insan açlıktan ölürken, fiatları düşürmemek için dağlar gibi stoklar
yaparak bunları pazarlara sürmemek. Örnek: Tereyağı, peynir vesüttozu dağlarının oluşması gibi.
•Avrupa Birliği Ülkeleri güçlü sermayeleri, toplu hareket etme olanakları ve yüksek teknolojilerini kullanarak
dünya borsalarında kurdukları baskı ile gelişmemiş ülke köylülerinin ürettikleri ham maddelerin fiatlarını
büyük ölçülerde düşürmektedirler. Önceleri bir ton pamuk satarak evinin geçimini sağlayan bir gelişmemiş
ülke köylüsü, bugün iki ton pamuk satarak geçimini sağlayamamaktadır. Satın alma gücü kalmayan gelişmemiş ülke köylüsü gereksinimi olan Birlik Ülkeleri ürünlerini satın alamamakta. Birlik Ülkeleri de ürünlerini satacak Pazar bulamamakta, ve sonuçta Avrupa Birliği Ülkelerinde işsizlik oluşmakta ve giderek artmakta. % 18 gibi düzeylere ulaşmaktadır.

Yukarıda 4 madde halinde açıklanan geçerli ana amaçlar ve kurallar Avrupa Birliği'nin, her bir ülkesinin kendi içinde, uygulanması yasalarınca yasaklanmış ağır suçlardır. O kadar ki, bu ülkelerde, iki firmanın birleşmesi veya bir firmanın diğer benzer işi yapan bir firma tarafından satın alınması dahi pazarda bir tekel bir fiat monopolu oluşturup oluşturmadığının Devlet Kartel Daireince tetkik edilip izin verilmesine bağlıdır. Ama ne varki Avrupa Birliğinin varlıklı ülkelerinin dünyanın gelişmemiş yoksul ülkelerini birlikte rahatça sömürmeleri için kurdukları düzen için bu geçerli değildir. Bu durum, Avrupa Birliği Ülkelerinin insan hakları, hukukun üstünlüğü vs. yi sadece işlerine geldiğinde, dünya kamuoyunu aldatmak için kullandıklarını, içtenlikli olmadıklarını açıkça gösteren örneklerdir.

B.Türkiye'nin Durumu.

Türkiye'nin Avrupa Birliği Üyesi olması, olmaması arasında, Türkiye'nin çıkarları açısından pratikte hiç bir fark yoktur. Zira, eğer Türkiye Avrupa Birliği üyesi olsa, gerekli bütün anlaşmalar taraflarca imzalansa ve Türkiye bütün yükümlülüklerini yerine getirse bile, Avrupa Birliği Türkiye'nin yararına olacak hiç bir yükümlülüğünü türlü bahaneler ileri sürerek yerine getirmeyecektir. Bu, tarih boyunca bugüne kadar böyle olmuştur, bundan sonrada böyle olacak.

Örnekler:

1- Osmanlı Padişahı Murat II, ile Polonya ve Macaristan Kralı Kudretli Wladyslav III, 12 Temmuz 1444'de 10 yıl
süreli Szeged Saldırmazlık Anlaşmasını imzaladılar. Bölgede barışın sağlandığını sanan Murat II, tahtını 12 yaşındaki oğlu Mehmet II'ye (Fatih) bırakarak Manisa'ya inzivaya çekildi. Osmanlı Devleti İdaresini 12 yaşında bir çocuğa kalmasını fırsat bilen ve Türk'lerin Avrupa'dan kovulmasının tam zamanı olduğuna inan Papalık, Müslüman Türk'lerle yapılan anlaşmaların, altına konulan imzaların geçerliliği olmadığı, her zaman bozulmasının caiz olduğuna dair fetva vererek, Papalık Temsilcisi Kardinal Caesarini ve Bizans İmparatoru Ionnes Palaiologos XIII'ü Polonya ve Macaristan Kralı Wladyslaw III'a göndererek onu Szeged anlaşmasını geçersiz sayıp Türk'lere karşı savaş ilan etmeye ikna ettiler. Polonya ve Macaristan Kralı Wladyslav III, Sırp Kralı Brankoviç, Eflak Prensi Dra-kula, Papalık ve Venedik aralarında kutsal bir ittifak kurarak Haçlı Ordusunun başına Başkumandan Macar Milli Kahramanı Jonas Hunyadi'yi getirdiler. 1 Eylül 1444'de Türk'lere karşı savaş ilan ettiler. 12 yaşındaki Osmanlı Padişahı Mehmet II, Manisa'ya Babası Murat II'ye haber salarak tez elden gelip memleketin ve ordunun idaresini eline almasını istedi. Murat II, oğluna »sen Osmanlı Padişahısın memleketin idaresi ve ordunun kumandası senin elinde bulunması, gerekir diye yanıt verdi. Bu kez, Mehmet II. babasına memleket bir ölüm kalım savaşı karşısında bunu önleyebilecek en yetenekli kişi sensin, bir memleket evladı olarak gel ülkenin idaresini ve ordunun kumandasını eline al, yok eğer ben padişah isem sana emrediyorum gel ülkenin idaresini ve ordunun kumandasını eline al diye karşıt verdi. Bunun üzerine, Murat II, Çanakkale Boğazı, Venedik ve Papalık donanması tarafından kesildiği için İstanbul Boğazı üzerinden dolaşarak zorlukla Edirne'ye vardı, memleket idaresini ve ordunun kumandasını eline aldı. Murat II, imzalanması üzerinden henüz 50 gün geçmiş ve mürekkebi dahi kurumamış olan Szeged Anlaşması metnini bir mızrağın ucuna taktırarak Osmanlı Birlikleri arasında dolaştırdı ve sonra haçlılar saflarına fırlattırdı. 10 Kasım 1444'de çok zorlu geçen savaş sonucu Osmanlı Ordusu zafer kazandı. Kral Wladyslav III öldürüldü, Papalık Tensilcisi Kardinal Caesarini esir edildi ve Başkumandan Jonas Hunyadi kaçarak canını zor kurtarabildi.

Varna Haçlılar savaşı öncesi siyasal, hukuki ve ahlaki olaylar, Batının Türk'lere karşı tutum ve düşüncelerini gösteren belirgin bir örnektir. Batı'nın Türklere karşı bu tutumu 544 sene evvel de böyle idi. 544 sene boyunca da değişmemiştir, bu günde maalesef böyledir.

2- 1912 Balkan Savaşı öncesinde, Batılılar Osmanlı Ordusunun galip geleceğini tahmin ederek statükonun
muhafazası prensibini kabul ve ilan ettiler, yani savaşın sonucu ne olursa olsun sınırlar değiştirilmeyecektir. Osmanlı Ordusu yenilgiye uğrayınca, toprakları işgal edildi. Batı hiç sıkılmadan tükürdüğünü yalamakta tereddüt etmedi. Bu kez Haçlılar, girdikleri yerlerden çıkarılamaz diyebildiler.

3- 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı öncesi İngiltere'ye sipariş edilen, bedellerinin tamamı altın olarak ödenen
Sultan Osman ve Sultan Reşat savaş gemileri bitirilmiş ve Osmanlı mürettebatının teslim almak için İn
giltere'ye gitmiş olmasına rağmen, türlü bahanelerle teslim etmediler. Bu olay da Batının Türk'lere karşı
süregelmekte olan tutumlarını gösteren diğer bir örnektir. Batının ağzından düşürmediği Hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlık hakları sadece aldatmacadır içtenlikli değildirler.

4- Lozan Barış Anlaşmasında Musul Petrollerinde, %5'lik bir hissenin Türkiye'ye verilmesi öngörülmüştü.
Her yıl bütçelerine koydukları bu meblağ, ne İngiliz Mandası zamanında nede Irak Hükümetleri zamanlarında Türkiye'ye ödenmemiştir.

5- Yunanistan'ın tekrar NATO'ya dönebilmesini, sağlamak amacıyla Türkiye'nin onayını almak için Nato
Başkumandanı General Rogers'iri veridiği asker sözü yerine getirilmemiştir.

6- Türk'lerin Avrupa Birliği Ülkelerinde 1986 yılından itibaren serbest dolaşmalarını öngören anlaşmalar
1986 yılı gelince bir takım bahaneler ileri sürülerek yürürlüğe konulmamıştır. Türkiye'nin Avrupa Bir-
liği'ne alınması çok önceden kararlaştırılmış iken, hiç sözleri edilmeyen Kıbrıs, Bulgaristan, Romanya
ve Estonya'nın Avrupa Birliği'ne alınmaları Lüksembourg'da karara bağlanmış ve Türkiye red edil
miştir. Bu durumda geleceğe ilişkin bağlayıcı bir anlaşma yapmanın bir anlamı kalmamaktadır. Zira
anlaşmalarla hükme bağlanan hususlar, zamanı gelince türlü bahaneler ileri sürülerek geçersiz sa
yılmaktadır.

7- Avrupa Birliğinin Akdeniz Fonundan Türkiye'ye vermesi karara bağlanan çok küçük bir meblağ Yunan ve
tosu bahane edilerek ödenmemektedir. Eğer Avrupa Birliği Ülkeleri içtenlikli olsalar, yükümlülüklerini ye
rine getirmek isteseler, onlar da Yunan ödemelerine veto koyarlar ve Türkiye'ye ödenmesi taahhüt edilen
bu paranın önündeki Yunan vetosunu kaldırtırlar ama, isterseler!

8- İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet işgal ordularının Almanya'dan çekilmeleri için; Alman Hükümetinin Sovyetler Birliğinde yapılmasını finanse etmeyi kabul ettiği subay evlerinin 8 milyar Marklık legal ihalelerini, Türk-Fin firmaları kazanınca serbest Pazar Ekonomisi şampiyonu Alman Şansölyesi Kohl derhal Sovyetler Birliğine gitti, legal ihaleleri iptal ettirdi ve işleri daha yüksek fiyatlarla Alman firmalarına verdirdi. Sonra ne oldu biliyormusunuz? Alman firmaları % 15-20 komisyonlar alarak aynı işleri Türk firmalarına devrettiler.

Bu olay Avrupa Birliği'nin başını çeken Almanya'nın Serbest Pazar Ekonomisi anlayışının ibretle izlenecek
karakteristik bir örneğidir.


C.Avrupa Birliğinin Geleceği.

Bir sömürü düzeni kurabilmek için çıkarları gereği Avrupa Birliğini oluşturan Avrupa'nın haris ülkeleri, çıkarları
çatışınca birbirlerinin gözlerini oymaktan çekinmemekte dirler. Örnekler:

1- Bölünmüş iki Almanya'nın tekrar birleşebilmesi için 100-200 sene geçmesinin tahmin edildiği zaman Batı Almanya, birleşmeyi Avrupa Birliği yardımıyla hızlandırmak için Avrupa Birliği Bütçesinin %28'ini 1990 yılına kadar ödemeyi üstlendi. Ancak beklenmedik bir şekilde Sovyetler Birliği çöküp iki Almanya'nın birleşmesi gerçekleşince, 1990'a kadar daha iki sene %28 ödeme yükümlülüğüne rağmen daha az ödemek için direnmektedir, öteki Birlik Ülkeleri bunu kabul etmemekte ve anlaşmalara bağlanmış olan 1990'a kadar %28 ödenmesinde ısrar etmektedirler. Çok yakında bir çıngar çıkacaktır.

2- Bir Avrupa Birliği Ülkesi olan İspanya'nın ürünlerini, anlaşmalara göre Almanya'ya getirip satma hakkını yine bir Avrupa Birliği Ülkesi Fransa engellemektedir. Fransa'dan geçen İspanya ürünleri dökülmekte, yakılmakta ve tahrip edilmektedir.
3- İngiltere Deli Dana hastalığı sebebiyle diğer Birlik Ülkeleriyle anlaşmazlığa düşmüştür. Hastalıklı et mamullerini zorla Birlik Ülkelerine satmak istemektedir ve satmaktadır.
4- Avrupa ortak para birimi EURO nedeniyle yakında büyük bir anlaşmazlık çıkacaktır. İşçilik ücretlerinin ve işçilik yan giderlerinin diğerlerinden çok yüksek olmasına rağmen Almanya yüksek teknolojileri sayesinde daha kaliteli ve daha ucuz mal üretebilmekte ve diğer Birlik Ülkelerini Dünya Pazarlarından silmektedir. Buna karşın, diğer Birlik Ülkeleri müşterek para EURO'dan önce çaresiz kaldıkları zamanlarda paralarını devalüe ederek Dünya Pazarlarında mal larının fiyatlarını düşürmekte ve pazardakiyerlerini korumakta idiler. Ancak, müşterek para ECU'dan son ra bu olanakları ortadan kalkacaktır ve çaresi kalacaklardır. Almanya'nın ortak para EURO'ya sıkıca sarılmasının gerçek sebebi budur.
5- Statüsü nedeniyle bağımsız olması gereken Avrupa Birliği Bankası'nın 4 sene süreli olan ilk genel müdür seçiminde, Fransa tarafından siyasi baskı gelmiş ve ilk genel müdürün bu baskı ile iki sene sonra istifa etmesi zorla kabul ettirilmiştir. Kısaca bir ipte iki camsaz ve hele çok cambaz oynayamayacağı gibi bu sömürü, çıkar ortaklığı da uzun zaman süremeyecek, yıkılacaktır.
6- Avrupa Birliği içinde yolsuzluklar israflar, sahtekarlıklar giderek artmaktadır. Örnekler:

a.) İnsanî yardımlar faslından 100 Milyon Marklık bir meblağ kayıptır.
b) Finans krizinde Alman tersaneleri için verilen paralar başka yerlerde kullanılmıştır heba olmuştur. c) Yunanistan'a verilen 7-8 Milyar Marklık meblağ yağmalanmış ve boşuna harcanmıştır.

D.Türkiye Ne Yapmalı.

Batılıların Türk'lere karşı yüzyıllar boyu sürdüre geldikleri önyargılı, hilekar içtenliksiz tutumları ve Türk'lerin yararına olacak hiç bir yükümlülüklerini türlü bahaneler ileri sürerek yerine getirmedikleri bilindiğine göre ille de bizi Avrupa Birliğine alın diye yalvarmak abesle iştigal etmektir, Kendi kendimizi küçük düşürmektir. Ünlü Profesörlerimizi televizyon programlarına çıkarıp bu gün Avrupa Birliğine doğru bir adım daha yaklaştık gibi gülünç programlar yapmak hiç akılcı değildir. Türkiye'nin işgücü ve üretim potansiyeli, pek çok olanakları ve alternatifleri vardır. Yapılacak şey, Avrupa Birliğine, Türkiye 600 senedir Avrupalıdır, biz Avrupa Birliğine girmek istiyoruz, alıyor musunuz almıyor musunuz biçiminde yalvarıcı olmak yerine seçeneklerimizi kullanmaya yönelmektir. Seçeneklerimiz önceliklerine göre,

1- Batılıların ve komşularımızın pek çoğunun karşımızda kenetlenerek bizi parçalamaya çalıştıklarını düşünerek, memleket içindeki siyasal, sosyal, ekonomik ve kişisel kısır çekişmeleri belirli bir süre için dondurarak namuslu ve yetenekli bilim adamları iş adamları, politikacılar ve bürokratlardan oluşan bir kurucu hükümet oluşturarak ülkeyi yeniden düzene sokmaya yönelmektir. Bu süre için parlamento ve bütün siyasi partiler faaliyetlerini dondurmalıdırlar. Memleket, Kurucu Hükümet tarafından hazırlanacak siyasal, sosyal ve ekonomik bir plan etrafında kenetlenerek bunu uygulamalıdır (Kulguz'un bu önerisine katılmayı olanaksız görüyoruz. Demokratik gelişmeyi erteleyeceği ve geciktireceği için. Ve Türkiye, en başarısız parlamenter sistemin oluşturduğu hükümet modelinden, en başarılı olacağı umulan brok-ratik hükümetin daha başarısız olduğunu üç kez kanıtladı. Halkın özgür iradesini seçimlere yansıtan yasal düzenleme ile bu günkü siyasal partiler ve seçim yasaları değiştirilerek halkın parlamentosunu oluşturmak parlamentoyu sermayenin egemenliğinden kurtarmak olanaklıdır. Sağlıklı çözümü burada aramak gerektiği kanısındayız. Ama Kulguz'un bu düşüncesini paylaşanların sayısının artmakta oluşu da bir gerçek)

2- Batılıların en hassas yanları çıkarlarına dokunmaktır. 65 milyonluk Türkiye pazarlarında batının çıkarlarını
sınırlamak, ticarette olabildiğince U.S.A. Japonya, Rusya ve Çin'e yönelmek,

3- Türki Cumhuriyetler, Endonezya, Malezya, Müslüman ülkeler ve İsrail'le ticarete öncelik tanımak.

4- Batılılara boyun eğmemek, haklı olduğumuz durumlarda dikleşerek haklarımızı gerektiği şekilde ko
rumaktan çekinmemek.

5- Avrupa Birliği içinde 3 milyon Türk Vatandaşı ve bunlarında 50 bini İş Veren olduğu düşünülerek Av rupa Birliği ile legal olan yan yollardan ticaret yapmak.

6- Avrupa Birliğine, siz bizim anlaşmalardan doğan saptanmış haklarımızı vermiyor musunuz? bizim sizlerle ticaret yapmamızı engelliyorsanız, bu şartlar altında size olan borçlarımızı ödeyemeyeceğiz. Eğer borç larımızı ödememizi istiyorsanız bizi Avrupa Birliğine alın serbest ticaretimize, birlik içinde serbest dolaşmamıza mani olmayınız diye rest çekmemiz gerekir, yoksa siz ne yaparsanız yapınız biz yine de borçlarımızı öderiz demek fazlaca saflık olmaktadır.

7- Türkiye'de korkunç bir yolsuzluk, israf, kartelleşme ve çeteleşme vardır, bunların kesinlikle yok edilmesi gereklidir.

Son olarak "Auslaender raus" diye bağıran Avrupa Birliği Ülkelerine şunu hatırlatmak gerekir. Auslaenderler Avrupa Birliği Ülkelerine girmeden de kendi ülkelerinde iyi kötü yaşayabilirler, ama Almanya üretiminin %55'ini ihraç etmeden yani Auslaenderlere satmadan yaşayamaz. Halen 6 milyona varan işsize bir o kadar eklenmesi bir felaket olur.

Bir gün Auslaender raus diye bağırılanlara karşı Auslaenderler uyanıp da bizde Alman malı almayalım derlerse ne olur acaba? Bir düşünsünler.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail