Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 25 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

SOKRATES İLE TUTARSIZLIK ÜZERİNE SÖYLEŞİ
...

SOKRATES İLE TUTARSIZLIK ÜZERİNE SÖYLEŞİ

- Ey Sokrates, seni bıktırmadığımızı biliyoruz. Çünkü ne zaman sana başvursak, güler yüzle bizi karşılıyor ve düşüncelerinin gerdek ve doğru yönleriyle bizleri aydın latıyorsun. Ülkemizde böylesi kişilerin sayıları gittikçe azaldığı için, sana gelmek, güler yüzünle karşılaşmak ve düşüncelerindeki erdemi paylaşmak gereksinimi duyuyoruz. Ülkemizin kamusal yönetiminde üst düzeylere yerleşmiş kişiler gibi asık suratlı değilsin. Onlar gibi, düşündüğünden farklı, eyleminden ayrı sözlerle bizleri avutmuyor, kandırmıyorsun. Ne zaman zihnimiz karışsa, kavramların gerçek anlamlarını anlayamaz duruma düşek, o yüzden sana geliyor, senden doğrunun doğru, gerçeğin gerçek olduğunu öğreniyoruz.

Oysa ülkemizde doğruyu eğri, eğriyi doğru görmeye âlıştırılmaktayız. O yüzden eğri, doğrunun karşıtı değil, yandaşı, özdeşi gibidir. Neden mi, ey Sokrates, her ikisi de çıkar aracı olarak kullanıldığından. Araf'ta çıkar ilişkileri olmadığı için, salt doğruyu ve gerçeği sana gelerek öğrenmekteyiz. Anlat bize, tutarsızlık nedir, neden gittikçe daha tutarsız oluyor ve bizleri yönetenlerin tutarsızlıklarını yadırgamaz hale geliyoruz. Acaba tutarsızlık mı biçim ve öz değiştirdi ve kimilerimizin niteliği haline dönüştü. Tutarlıklıkla tutarsızlık arasındaki fark gittikçe azalıp yok olmaya başladı. Anlat bize, biz mi tutarsızlığın ne olduğunu unuttuk, ya da tutarlılık mı bizi terketti.

Sokrates:
Tutarsızlığı tanımına gereksinim duymanızdan anlıyorum ki, ülkenizde tutarlılığın erdemi yok olmak üzeredir. Öyleyse önce tutarlılığın ne olduğunu irdelememiz gerekir: Tutarlılığın ne olduğunu bilirsek, tutarsızlıkları daha iyi betimlemiş oluruz. Sizlerin varsayımları, tasarımları ya da öngörüleri ile gerçek arasındaki Çelişkiyi ne ölçüde ortadan kaldırabılirseniz o denli tutarlılıktan sözedebilirsiniz. Tutarlılık sizin kabulleri-nizle, gerçeğin özdeş olmasıdır bir bakıma. Bu özdeşliği kurabi-lirseniz ve korursanız, tutarlı davranmış olursunuz ve eyleminiz ya da söyleminiz tutarlılık kazanır. Bir bakıma tutarlılık, eyleminiz ile söyleminiz arasındaki özdeşliği de yansıtır. Bir bakıma, gerçeğin, tasarımların, söylem ve eylemin birbirini desteklemesi, bir bütün oluşturması, aradaki olası çelişkilerin ortadan kaldırılması olgusudur.

-Ey Sokrates, acaba yanlış mı anladık, tutarlılık özünde bilimsellik midir? Gerçek karşısında onu betimlemeye çalışmak için öngördüğümüz varsayımlarımızın o gerçeği ne ölçüde yansıttığının bir ölçütü müdür? Eğer böyleyse, bilimselliğin tutarlılığı ile zihnimizin tutarlılığı birbirini yansıtan özdeş iki olgu demektir. Acaba doğru mu anladık.

Sokrates:
Sadece doğru anlamakla yetinmediniz, aynı zamanda doğru da düşündünüz. Görüyor musunuz, düşünceniz ile anlayı şınız arasındaki özdeşliği kurdunuz ve öyleyse bu sözlerinizle bile tutarlılığı yakaladınız. İşte tutarlılık budur. Bir bakıma matematiksel bir kavramdır. Neden matematiksel kavramdır? Çünkü, matematik, aslında tutarlılıkları varetme becerisidir ve zihnin tutarlılıkları ortaya çıkarma disiplinidir. Eğer ilişkiler arasında tutarlılık sağlanamazsa, o ilişkiler yanlıştır, geçerli değildir ve zihnin kapsamı dışındadır.

- Tam anlayamadık, matematik neden tutarlılıkların ortaya çıkarılmasından meydana gelen bir disiplin olsun. O disiplinin nesnel dünyamızda özdeşliğini görmemiz olanaklı değildir ki. Örneğin, nokta kavramı nesnel dün yamızda var mı, ya da düzlem. Oysa zihnimiz bunları varederken, gerçekleri hiç te dikkate almamakta.

Sokrates:
Haklısınız, iki doğru birbirini ancak bir noktada keser ya da iki düzlem, ancak bir doğru üzerinde ortak noktalara sahiptir diyorsanız veya bir sayı kendisinden öncekinden büyük, kendi sinden sonrakinden küçüktür diyorsanız, bu tanımların nesnel dünyamızda yeri olmasa bile, zihnimizin tutarlılığından sözediyoruz demektir. Tutarlılık öyleyse doğrular arasındaki ilişkileri açıklar, gerçekler arası ilişkiler ise fizik, kimya türündeki bilimlerin işidir. Ve o bilimler, gerçekler arasındaki ilişkileri açığa çıkarmadan önce, doğrular arasındaki gerçekleri bilmek zorundadır.

-Şimdi anladık ey Sokrates. Doğrular arasındaki ilişkiler, tutarlılığın kendisidir ve bu matematiksel bir işlem
sonucudur. Gerçekler arasındaki ilişkilere ulaşmanın ilk aşamasıdır. Gerçekleri bize bilim tanıtırken, doğruları da matematik tanıtır diyorsunuz, yanılıyor muyuz?

Sokrates:
Hayır, tersine, benim düşüncelerime saydamlık, açıklık getirdiniz. Öyleyse irdelemeyi sürdürebiliriz. Tutarlılık dü şüncelerimizin bir birini izlemesi, birbirinin sonucu olması, birbirinden türetilen doğrular olması demektir. Öylesi bir tutarlılık, bizim söylem ve devinimlerimizi yönlendirmelidir, işte tutarlılık budur. Eğer tutarlılık böyle tanımlanabilirse, o zaman tutarsızlığı ortaya çıkaran koşulları daha iyi algılayabiliriz. Yanlış mı düşünüyorum.

Sokrates, yanlış düşünmeniz olası mıdır? Doğru düşünmek sizin yalnız niteliğiniz değil, aynı zamanda işlevinizdir. Araf'ta çıkar ilişkileri içinde olsaydınız, belki siz de bizler gibi, doğru düşüncelerinizin kimilerini eğribüğrü hale getirebilir ya da kendinizi buna zorunlu hissedebilirdiniz .

Sokrates:
Gördünüz mü, işte tutarsızlığı betimlemiş oldunuz. Demek ki doğruları eğri hale getirmektir tutarsızlık. Doğruları bir za man sonra eğri, eğrileri doğru hale getiriyorsanız, bunun geri sinde sizi buna zorlayan nedenler var demektir. Nedir bu ne denler. Korku, kişisel çıkar olabilir, aşırı ve içtensiz nezaket (incelik) te tutarsızlığa kaynaklık edebilir. Bunların içinde en ilkel olanı kişisel çıkar yüzünden tutarsızlığa araç olarak baş vurmaktır. En sakıncalı olanıdır bu. Özellikle yönetim katında bulunan bireyler, kendi başarısızlıklarını gizlemenin, yönetsel ya da siyasal çıkar sağlamanın aracı olarak tutarsızlığı kullanırlar. Söylemleri ve eylemleri arasındaki fark bir yana, ardaşık söylemleri arasına da tutarsızlığı getirip yerleştirmekten çekin mezler. Tutarsızlık onlar için uzmanlık dalı olmuş gibidir. Ve toplum, tutarsızlıklar karşısında tepki göstermekten yoksun düşürülmüş ise, yönetim katındakilerin tümü tutarsızlığı nitelik haline getirir ve en tutarsız olanlar en çok iktidarda kalmanın şansını elde eder. O durumda toplumun kendisi de tutarsızlığa alıştırılmış, yadırgamaz hale getirilmiştir.

- Evet Sokrates, bizim ülkemizden söz ediyor gibisin. Bizimle birlikte yaşıyor bizimle birlikte tutarsızlıkları gözlemliyorsun. Bizleri yönetenlerin tutarsızlıklarına alışmış gibiyiz. Ama bizler alışsak bile, ülkenin gerçekleri bir gün toplumsal huzursuzlukların ve tepkilerin doğu şuna neden olursa, acaba o kimseler tutarlı olmaya gereksinim duyarlar, tutarsızlıklarından vazgeçerler mi? Yoksa, toplum ayağa kalkarak tüm o tutarsızlıkları elinin tersiyle itecek bilinç düzeyine mi gelmeli. Tutarlılığı Ölçüt alan yeni bir "ahlak kavramı"na mı gereksinim var? Anlat, bize, nasıl davranmalıyız ki, tutarsızlıklar azalıp kaybolsun ya da en aza insin.

Sokrates:
Öyle sanıyorum ki, toplumsal yaşam bir tepkiler yumağı dır. Bir gün o yüzden tutarsızlıkların karşısına tutarlılığın tepkileri çıkacaktır. Toplumun sabrını taşıran tutarsızlıklar, karşıtını yaratacak ve tutarlılığın erdemini toplum kendisi var edebilecektir. Ama bu süreç ağır bir tempoyla gelişir. Ama bir kez gelişmeye başlarsa, süreç önündeki engelleri aşarak kendi yörüngesinde tutarlılığa ulaşmanın yollarını bulur. Toplumsal sorumluluk bilinci ve aydınlar kadrosunun doğru ile gerçeği birlikte özünsemesi, kitlelere tutarlılığın erdemini anlatması ve
tutarsızlıkların getirdiği sakıncaları ortaya koyması, çözümün başlangıcı olacaktır. O yüzden umutsuzluğa kapılmak için vaktin erken olduğunu sanıyorum. Toplumsal gelişim süreci, daima tutarlılıktan yana işlemiştir ve tarih bilinci daima tutar lılığın izinde gelişmiştir.

- Evet Sokrates, acaba tutarsızlığın kaynağında birey sel çıkar varsa, bireysel çıkarın kaynağmda hangi neden
etkin rol oynamaktadır? Günümüz toplumlarında, bu ne eni sermaye ile demokrasi arasındaki çelişkinin içinde
arayabilir miyiz? Konumuz dışında gibi görünüyorsa da, belki de konumuz bu olgunun içindedir. Acaba yanlış mı düşünüyoruz, doğru mu. Bizi aydınlatır mısın?

Sokrates:
Hayır yanlış düşündüğünüzü söyleyemem. Bizim yaşadı ğımız dönemde bundan 2300 yıl önce, toplum soylular ve halk olarak iki katmandan oluşur, halk ta kendi içinde tutsakları, köeleri barındırırdı. Soyluların en üst düzeyinde bugün sizlerin ordu adını verdiğiniz muharipler, savaşçılar yer almaktaydı. Onlar soyluları savunur, korurdu ve kendileri de soyluların sınıfındandı çünkü. Ticaret yapanlar, halk ile soylular arasında ayrı bir kesimdi ve çoğu kez güven uyandırmazlardı. Sizler çok farklı toplumsal ve siyasal yapı oluşturdunuz ve bu yapının çelişkili, karmaşık kurallarını yaşamaktasınız. Soylular ve yöneticiler katmanı karşısında halkın çıkarlarını koruyan bir sistem getirdiniz. Buna demokrasi demektesiniz ve egemenliği halkın gücü olarak betimlemektesiniz. Doğru olan da buydu zaten. Ama bir başka çelişkiyi de yine sizler varettiniz. Sermaye sını
fıdır bunun adı. Sermaye sınıfı, siyasete ağırlığını koydukça, sömürü ve tutarsızlık kurumlaşacaktır elbet. Belki de bu yüzden, bugünlerin dünyasında, kendi oluşturduğu siyasal ve toplumsal yapı içinde, tutarsızlığın kurumsallaşması sürecini yaşamaktasınız. Tutarsızlığın kurumsallaşması ise, bireysel ve siyasal çıkarların, sermayenin çıkarlarıyla bütünleşmesinin sonucudur. Eğer bu söylediklerim doğruysa ve gerçeği yansıtı
yorsa, tutarsız yönetimcilerin ve siyaset adamlarının tutarsız lıklarının kaynağında sermayenin gücünü ve dokunulmazlığını aramak gerekecektir. Sermayenin siyasete ağırlığını koyması, tutarsızlıkların kurallaşması olayını peşinden sürükler ve göz lemlenen tutarsızlıkların bir tek amacı ortaya çıkar: Halk kitle lerini avutmak ve uyutmak. Halkın gerçekleri ile halkın düşleri arasındaki çelişkileri halktan gizleme sanatı haline dönüşür tu
tarsızlık. Ve iktidara gelen kadrolar kendilerini tutarsız olmanın gerekleri içinde bulur. Onlar muhalefetteyken, iktidara gelerek, tutarsız olmak için çaba harcar. Bu kısır döngü sürüp gider.

- Evet Sokrates, düşüncelerimize derinlik ve genişlik kazandırdın. Tutarsızlığın bireysellikten arındığını, siste min bir parçası haline geldiğini ve kurumsallaşıp kuralsallaştığını bizlere öğretmiş oldun. Şimdi önümüzde aşmamız gereken engellerin ne denli yüksek ve uzun olduğunu görüyoruz. Bile bile o engelleri aşmaya çalışacağız.

Sokrates:
O engelleri aşmaya değil, yıkmaya çalışmalısınız. Nasıl yıkabilirsiniz o, engelleri? Karşıt kurum ve kuralları oluştura rak. Demokrasiyi sermayeden arındıracak koşulları yaratarak. Çünkü hangi ülkede olursa olsun sermayenin egemenliği, sermayenin sınırlarını aşarsa, ahlakın dayanakları çöküntüye uğra,kar amacı değeryargılarını kendisinin aracı haline getirmeye başlar ve işte o zaman tutarsızlıklar kurumlaşır ve
kendisine özgü eğitim biçimi haline dönüşür. Siyasal partiler, en tutarsız kadrolardan oluşmayı amaç alır ve tutarlı bireyler dışlanır. Tutarsızlık nesnel boyutlarını kazanmaya başlar. Ne dir tutarsızlığın nesnel boyutları. Yolsuzluklar, rüşvet, soygun; kayıt dışı kazançlardır. Siyasetin en üst düzeyindeki kadrolar, yolsuzluk rüşvet ve soyguna bulaşmakla sakınca görmek şöyle dursun hatta, o amaç için ortaya çıkarlar.

-Evet Sokrates, kendi ülkemizi anlatıyor gibisin. Şimdi bizleri böyle kadrolar yönetiyor ve yönlendiriyor. Onları tutarlı hale getirmenin olanaksızlığını bize öğrettin. Düşüncelerimize saydamlık ve açıklık kazandırdın. Ama bir soru yine de zihnimizde dönüp dolaşıyor: Nasıl tutarlı olabilir ve tutarlılığı kurumlaştırırız. Eğitim yoluyla mı. Demokrasiye işlerlik kazandırmak ve sermayenin ege menliğinden arındıracak kurumları oluşturmakla mı na
sıl, neyle, söyle bize.

Sokrates:
Benim de yanıt bulamadığım bir soruyu yönelttiniz. Soruların en güç ve yanıtsız olanını. Bilmem farkında mısınız, bu soruya bugünün dünyası yanıt aramaktan gittikçe uzaklaşmaktadır. Dünyanız, Araftan izlediğime göre, sermayenin egemen olduğu ve sermayeye egemen olan güçler tarafından acı masızca sömürülmekte ve paylaşılmaktadır. Ama o sömürü ve paylaşımın birgün kendilerini de yok edeceğinin şimdi farkında değiller. O gün gelip çattığında, eskimiş ve sömürmekten tkenmiş sistemin yerine bir yenisini, yoksul halklar birlikteliği nin yaratacağı yeni demokrasiyi yerleştirmenize, şimdiden onun ilkelerini, yöntem ve kurallarını en azından düşünsel düzeyde betimlemeye başlamanız gerekir. Şimdilerde dünyayı paylaşan sermaye dinozorlarının dünyası çatırdamaya başla mıştır bile. Çatırdamanın seslerini ben burada Araf'tan bile duyuyorum. Emeğin sermayeyle çatışmasının yerini sermayenin sermayeyle çatışması almak üzeredir ve dünyanızda yeni esenliklerin doğuşuna katkıda bulunmanızın zamanı er geç gelecektir.

- Haklısın Sokrates, olayı ülkemiz sınırlarının dışına taşıran boyutuyla bizleri uyardığın için sana teşekkür ediyoruz. Ülkemize dönünce, ey aydın ve demokrat kadrolar, birbirlerinizle didişmeyi bırakınız, diyeceğiz. Bir araya geliniz ve düşünsel düzeyde halkın egemenliğinin temel ilkelerini birlikte betimlemeye çalışalım, diyeceğiz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail