Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 25 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

T.B.M.M.'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL
...

TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

T.B.M.M.'nin gizli celselerinde Mustafa Kemal'in kimliğini ve düşünce sistemindeki diyalektik bütünlüğü daha belirgin biçimde görmekteyiz. Çünkü gizli celse, görüşmelerin dışarıya yansımasının sakıncalı olacağı anlaşılan içeriğinde, O'nun bir başka niteliğiyle karşılaşmaktayız. T.B.M.M..'nde ve belki de Türkiye'de hiç kimsede rastlanmayan bir niteliği, olayların diyalektik süreç içinde nasıl gelişeceğini önceden görebilmesinde ve ilkelerden ödün vermeyişinde belirginleşiyor. Çerkez Ethem olayında pek çok mebus, aradaki derin sorunu anlaşmazlık olarak nitelerken, Mustafa Kemal tersine konuyu ilkesel açıdan almakta ve soruna anlaşmazlık açısından değil tersine bir temel ilkenin varolup olmayacağı açısından baktığını görmekteyiz. Kendisinin o dönemde saptadığı temel ilke sağlıklı idi, gerekliydi ve savaşı kazanmanın ön koşuluydu. Çerkez Ethem ve yandaşlarının yanaşmadığı o temel ilke gözardı edilseydi, savaşı kazanmak ve yeni Türkiye Cumhuriyetinin temellerini atmak olanaksızlaşırdı. Aslında Mustafa Kemal'in savunduğu 1000 yılı aşan tarihsel sürecin ve ta Ortaasya'dan başlayıp Anadolu'ya gelen devlet yapısının bir doğrulaması ve gözardı edilemez il-kesiydi. Savaş ancak düzenli ve disiplinli, donanımı yeterli ordu ile kazanılırdı ve eğer savaşın stratejisi doğru ortaya konabilmiş ise. T.B.M.M.'inde bu ilkeyi kavrayan, benimseyen ve ne bahasına olursa olsun yürürlüğe koyacak olan kişi ise Mustafa Kemal'den başkası değildi. O'nu bu niteliğiyle tabulaştırdığımız sanılmamalı. Ama bir gerçek apaçık ortadaydı: Olayları Tarihsel sürecin diyalektiği içinde izleyen ve yorumlayan tek kişi oydu. Belki de önceleri kendisini bu ödev için hazırlayan Tarih bilinci O'nun böylesi bir kültürü edinmesinde etkin rol oynamıştı.

Yanılmaksızın şunu ileri sürebiliriz ki, Mustafa Kemal'in bu gücünü doğasından aldığına inananlardan yana değiliz. Tersine bu niteliği onun doğasında olamayabilirdi de. Ama buna karşın, Tarih bilinci ve tez-antitez çatışmasında nasıl bir senteze ulaşılacağına ilişkin diyalektik kültürü edinmiş olmasaydı, doğası bile o çetin sorunların üstesinden gelmesine yetmeyebilirdi.

Mustafa Kemal, genetiğin kendisine bağışladığı şansı kullanmakla yetinmemiş, bundan daha önemlisi, öğrencilik yıllarından beri kendisini öylesi bir ödevi üstlenmeye hazırlamıştır. T.B.M.M.'nin gizli celselerinde 29 Aralık 1920 günü, belki de Tarihin Anadolu'daki yazgısını değiştiren önemli bir oturuma tanık olmuş ve kartların açık oynandığı ve kılıçların kınından çekildiği bir oturumu betimlemiştir. Eğer tarihin felsefi açıdan irdelemesi uz-' manlık dalımız olsaydı, rahatlıkla diyebilirdik ki, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması Yunan ordusunun yenilgisinden önce, Kuvai Milliye artıklarından Çerkez Ethem'in yenilgiye uğramasıdır. Çünkü Yunan saldırısına karşı düzenli ordu ile karşı çıkmak ancak öyle mümkün olmuş ve Çerkez Ethem Yunanlılara katılarak düşman saflarında yerini almıştır. Bu bile onun iradesinin dışında, olayın diyalektik sonu ve karşıtların birleşmesi kuralının kaçınılmaz sonucu idi.

Belki de okuyucularımız 29 Aralık 1920 günlü 125'nci oturumu neden bu denli önemli gördüğümüzü yadırga-yacaktır. Ve belki de Mustafa Kemal bile o oturumda ne denli önemli bir kararı T.B.M.M.'ne kabul ettirmenin başarısını yüreğinde duyumsayabilmiş değildi. Ama şimdi aradan 78 yıl geçtikten sonra o celsedeki konuşmaları yeniden gözden geçirince ve satır satır inceleme gereksinimi duyunca bir kez daha, Mustafa Kemal'i O'nun tarih bilin-ciyle bütünleştirmenin doğru olacağı sonucuna ulaşmaktayız. O oturumu okuyucularımıza aktardığımız zaman bize hak vereceklerini umuyoruz.

Mustafa Kemal kimi doğruları muhaliflerine sabırla kabul ettirmenin yollarını aramakta yarar gören ve bu yolla kendisinin eyleme geçmekteki haklılığını herkese kabul ettiren bir yöntem bilimci olduğunu kabul etmek zorundayız. Yöntem bilimci, yani bir stratejist. Pek çok kişi O'nu yanlış anlamakta ve yanlış yorumlamaktadır. Nasıl mı? Şöyle: Kimilerine göre ne yapacağını hiç bir zaman hiç kimseye önceden sezdirmeden zamanı gelince uygulayan bir dahi idi. Bu tanım aslında Mustafa Kemal'i tanımamak demektir. Ya da, O'nu yanlış tanımaktır. Tersine, O daima ne yapacağını ve nasıl yapacağını önceden ilan eden kişidir ve gücünü de buradan almıştır. Örneğin hilafete ilişkin T.B.M.M.'nin gizli celselerinde söyledikleri O'nun hilafeti kaldırmayı düşündüğünü göstermiyor muydu? 25 Eylül 1920'de 'Makamı hilafeti ve saltanatı işgal eden zat hain bir adamdır" dememiş miydi?

Mustafa Kemal T.B.M.M.'nin hiç bir oturumunda Çerkez Ethem sözcüğünü kullanmamış ve bu sözcüğün ayırımcılık olduğunu daima zihninde tutarak konuşmuş ve sadece Ethem Bey demekle yetinmiş, ama o Ethem Bey, T.B.M.M.'ne ve Ordu Komutanlarına gönderdiği yazıları kimi zaman "Çerkez Ethem" olarak imzalamıştır. 29 Aralık 1920 günlü birleşimin 4'cü oturumunda Çerkez Ethem'in mebus olan biraderi Reşit Beyin düşüncesinin ne olduğunu şöyle anlatır Mustafa Kemal:

Reşit Bey Eskişehir'de görüşürken demiştir ki, "Kuvvei Seyyare bilakaydü şart tevessü etmek (genişlemek) üzre muhafazai mevcudiyet edecektir." Bittabi böyle bir şey şayanı kabul değildir. Sonra hükümetin evamirine (emirlerine) BM. Meclisinin kanunlarına tecavüz caiz değildir. Çünkü hükümet hiçbirimize kavanin (yasaların) fevkinde imtiyaz (ayrıcalık) vermiş değildir ve maksada nafi (yararlı) olan kuvvetler, nazarımızda mübecceldir (saygındır). Heyeti Vekile alelıtlak (genel olarak) kuvvai milliyenin lağvına karar vermiş değildir. Ayıntap'ta mücadele eden kuvvai milliyedir. Adana ve Mersin cephesinde mücadele eden kuvvai milliyedir... Binaenaleyh böyle kuvetlerin lağvına karar verilmiş değildir. Belki çapulcu ve muzır kuvvai milliyenin lağvına karar vermiştir.

O oturumda Mustafa Kemal'in işaret ettiği tehlike, kurtuluş savaşının tüm kaderini değiştirebilir ve düşman yerine bir iç savaşa kapılar açılmış olurdu... Konuşmasında şunları vurgulamıştı:

Bizim böyle bütün hüsnüniyetle, samimiyetle, uhuvvetle (dostlukla) teşebbüşatımız (girişimlerimiz) vaki olurken, Ethem Beyin, Tevfik Beyin/Reşit Beyin, Hacı Şükrü Beyin ve belki Kuvvei Seyyarelerin (bu adını saydıklarının komutunda süvari birlikleri) gizli bir takım teşkilatı var, gizli teşebbüsleri. Ankara'nın hilafına o kuvveti oraya ilhak etmek... Konya'ya öyle adamlar göndermişlerdir. Bu adamların ellerinde Ethem Beyin açık, resmi vesikaları vardır. Yani kuvvet toplamaya memurdur ve bütün memurini mülkiye bunlara muavenet (yardım) edecektir. Kuvvet toplamak için parola verilmiştir. Diğer taraftan Yörük Ali Efeye, Demirci Efeye, Gökbayrak taburuna şifreli telgraflar, adamı mahsusla mektuplar gönderilmiştir ve bunlar Hükümetimizin aleyhine teşvik edilmiştir.

Mustafa Kemal'in belirgin bir niteliğine bu olayda da tanık oluyoruz. Konuyu açıkça sorunun sahibiyle konuşmak ve ona nasıl hareket etmesi gerektiğini anımsatmak. O nedenle Çerkez Ethem'in Birinci Mecliste mebus olan biraderi Reşit Beye söylediklerini o gün şöyle anlatmıştı:

Reşit Beyin karşısında meseleyi mevzuu bahs ettim ve söyleyeceklerimin hepsini söyledim. Bunu yapıyorsunuz. Kendine hiç bir vesika göstermeye lüzum kalmadı. İtiraf etti. Yaptık, yapıyoruz dedi. Bunun üzerine dedim ki: Reşit Bey, bir birbuçuk ay evvel bu meselenin halli için meşgul olduğum sırada kahramanlıktan bahsettin. Halbuki sizin dimağınıza vazedebilmek için derim ki; Hükümet ve ordu kuvvetlidir. Kararını verirse icra eder, buna muktedirdir, fakat biz bunda bir vefa meselesi görüyoruz ve meseleyi o noktadan hal etmek istiyoruz. Lakin bundan sonra artık devam edemeyiz bu işe. İtiraf ediyorsunuz, yapılacak şey, hükümetin ve B.M.Meclisinin kanunlarına, emirlerine itaat etmektir, başka bir mesele yoktur, onu kaldırın, bunu getirin... Bu anarşidir, olamaz. İşte bu hakikati kardaşlarınıza anlatınız.

Bu denli açık uyarıya karşın ve bununla da yetinmeyerek Kuvvei Seyyarenin kendi aralarında Anadoluyu nüfuz bölgelerine böldükleri anlaşılmaktadır. Bir bakıma Batırtın emperyalist devletlerinin işini kolaylaştıracak bir bölünmeydi bu. Kütahya ve Isparta Demirci Efenin nüfus bölgesi ve Yörük Ali Efeye de bir başka yöre. O nedenle Mustafa Kemal'e başka seçenek bırakmamışlardı. O gün
kü oturumda durumu şöyle açıklar:

Fakat bence muhakkaktır ki daha evvelinden bu şekilde veyahut o şekilde, burasını berbat etmek ve burada kendi akıllarınca bir hükümet yapmak teşebbüsünde ve kanaatında bulunmuşlardır. Bütün teşebbüsleri zahiri (görünüşte), zımni (örtülü) hep bu gayeye ve noktaya matuftur. Efendiler, elhamdülillah hükümetimiz kuvvetlidir. Ordumuz şayanı emniyettir. Bittabi B.M.Meclisinin meşruiyetine taarruz edenler, tecavüz edenler hakkında heyeti aliyelerinin kanunları tatbik edilir ve Hükümetimiz bu kanunları tatbik etmeye muktedirdir. Zannediyorum ki bu açık telgraf, (Çerkez Ethem'in Mecliste okunduğu halde tutanaklara geçmeyen telgrafı olsa gerek. Çünkü o dönemde T.B.M.M. 'inde okunan yazıların, telgrafların tutanağa geçirilmesi gibi bir yöntem uygulanmıyor ve sadece okundu sözcüğünün yazılmasıyla yetiniliyordu.) Erkanı Harbiyeyi Umumiye Reisi derhal Ethem Beyi kumandanlıktan azl eder ve hakkında takibatı kanunîye yapınız emrini verir.

Bu sorun Mustafa Kemal'in 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde Cumhuriyet Halk Partisinin ikinci kongresinde söylediği Nutuk'ta ayrıca dile getirilmiş, önemli noktaları da açıklığa kavuşturmuştu. Bu yazı dizimizde okuyucularımızın' da zihnini kucaklayan soru şu olabilir: Acaba Reşit Bey ve kardeşi Çerkez Ethem kendilerine çok mu güveniyorlardı da yaptıklarını çekinmeden açıklamakta (eski deyimiyle) itiraf etmekte sakınca görmemişti. Mustafa Kemal, Nutkunda "Reşit Bey, söylediklerimin hiç birini inkar etmedi" der ve devam eder:

Düşman tecavüzatına karşı yegane kuvvetin, Ethem Beyin kuvveti olduğunu ve bizim teşkil ettiğimiz fırkaların çil yavrusu gibi dağılacaklarını beyan ederek, her halde Ethem Beyin kuvvetinin tezyit ve takviyesine ihtiyaç olduğunu bildirdi. Cevaben dedim ki, Ethem Beyin şahsen tahtı tesirinde olarak kullanabileceği kuvvetin azami miktarı bin iki yüz, iki bin kişiden ibaret olabilir. Bu tezyit olunursa ( arttırılırsa) , inzibatsızlıktan dağılıp sebebi felaket olur. Herhalde, mukadderatı memleketin, şahsa merbut kuvvetlere değil, ancak Büyük Millet Meclisinin kava-nine tabi (yasalarına bağlı) kıtaatı muntazamaya tevdi edilmesi lazımdır .

Mustafa Kemal'in son bir kez daha Kütahya'ya bir heyet göndererek Ethem ve kardeşinin Millet Meclisinin ve Ordu Komutanlığının gerekli gördüğü koşullara uymalarını önerecektir. O heyete Ethem'in mebus olan kardeşi Reşit Bey, Saruhan Mebusu Mahmut Celal (Celal Bayar), Kılıç Ali, Karasi mebusu Vehbi Bey ve adı kayıtlara geçmemiş kişiler bulunmaktaydı. Heyetin Kütahya'da Ethem ve rüfekası (arkadaşları) tarafından tevkif edildikleri anlaşılıyor. Kendilerine dikte ettirilen ve Ankara'ya gönderilen yazı bir bakıma, Çerkez Ethem'in taleplerini yansıtmakta ve meydan okuyan bir üslup taşımaktaydı. Gönderdikleri telgrafta heyetin imzaları vardı ve 26/27 Aralık 1920 tarihini taşıyordu. Telgrafta Çerkez Ethem kuvvetlerinin "savunma" niteliğinde olduğu belirtiliyor ve de, "kendilerine karşı tahşit ve ikame edilen (yığınak yapılan ve yerleştirilen) kuvvetler asıl yerlerine geri çekildiği takdirde, herhangi bir harekattan vazgeçecekleri" açıklanıyor ve Kuvvai Seyyare'ye para verilmesi için Kütahya Mutasarrıflığına buyruk gönderilmesi ve üstüne üstelik Fahrettin ve Refet Paşaların cepheden uzaklaştırılmaları isteniyordu. Mustafa Kemal, gönderilen heyetin Çerkez Et-hem'den yana tavır koyacaklarına inanmıyor görünmekte ve bu telgrafı baskı altında gönderdiklerini kabul etmektedir. Ama hemen Heyeti Vekileyi (Bakanlar Kurulu) toplantıya çağırarak, konuyu açar ve en isabetli kararı alarak gönderilen kurulun görevine son verilir, Bakanlar Kurulunun kararı Kütahya'ya bildirilir. Alınan kararın ilk maddesi çok önemlidir. Şöyle:

Birinci Kuvvei Seyyare, diğer bütün kıtaı askeriye gibi bila kaydü şart Büyük Millet Meclisinin kavanine (kanunlarına) ve . nizamat ve evamiri hükümete tebaiyet ve itaatle mükellef ve zaptü askeriye ile mukayyettir.

Ne var ki Çerkez Ethem'i ikna için gönderilen heyet, onun tarafından ikna edilerek döndüğü için 30 Aralık 1920 günlü 126'ncı birleşimde kılıçlar kınından çekilmiş ve Mustafa Kemal, ne yapacağını nasıl yapacağını açıkça söylemek zorunda kalmıştır. Çerkez ethem ve kuvvetleri ya ordu disiplini içine girerek emirlere uyacak ve yasa dışına çıkmayacak ya da kendisi ve kuvvetleri yok edilecektir.

Mustafa Kemal Birinci Millet Meclisinde Çerkez Ethem olayına karşı köktenci önlem alınmasının koşul olduğunu açıklarken karşılaştığı dirençten de yakınır Nu-tuk'ta.. Gerçekten de 30 Aralık 1920 günlü 126'ncı gizli celsede Mustafa Kemal'in karşılaştığı direnç ve o direnci aşmak için gösterdiği sabır ve akla dayalı konuşması pek çok siyaset adamına ders olacak niteliktedir.

Kütahya'ya gönderilen kurulun üyelerinden Saruhan Mebusu Mahmud Celal (Bayar), o gün ilk sözü almış uzlaşmayı öneren bir konuşma yapmıştı. Uzun konuşmasında çünkü, diyordu "Bizleri sükunet içinde dinlediler ve bunları tamamen kabul ettiklerini ve aynı şekilde hareket edeceklerini ve hatta Tevfik Bey ilave etti, ben aynı zamanda askerlik ettim, orduda bulundum. Zapt, rabt ve inzibat olmayınca hiçbir zaman muvaffakiyet hasıl olmayacağını biliyoruz ve böyle hareket edeceğiz dediler. Sonra kendileri ordu tarafından alınan tedabirden bahsettiler.. Sonra şunu söylediler. Bizim yaptığımız harekatta, aldığımız tavır ve vaziyette hata ve sevap vardır. Bunun hatasının müterifiyiz (kabul edeniyiz). Sevap gördüğümüz nokta da şunlardır. Kuvvai Milliyenin yani Kuvvei Seyyarenin ortadan kalırılmamasıdır. Asıl olan bu noktanın hallidir, dediler. Ben de bütün bu teklifatı kabul ediyoruz ve yapacağız" dedim.

Mustafa Kemal'in kabul edemeyeceği bir önemli konuda güvence vermiş görünmektedir giden heyetin sözcüsü Mahmud Celal (Bayar). Onların "teminatı fiiliye" deyimiyle kasıtladıkları güvence, bazı komutanların cepheden alınması idi. Bu görüşmeler yapılırken Bakanlar Kurulundan gelen ve Kuvvei Seyyare'nin koşulsuz ordu zaptü raptına ve B.M.Meclisinin kavanine uyması gerektiğini bildiren telgrafın alındığını ve "Heyeti Vekilenin sırf tehdit maksadıyla" bunu yazmış olacağmı düşündüğünü söyler o günkü konuşmasında Celal Bayar ve karşı tarafa da ne yazık ki açıklamıştı bu düşüncesini. Gönderilen heyetin sözcüsü olan Celal Bayar, Ankara Hükümetinin konuya hangi temelden baktığını anlayabilmiş görünmüyor.

O gün Mecliste yaptığı konuşmada Çerkez Ethem ve kardeşleriyle Mustafa Kemal arasmdaki bir zıtlaşmaktan kaynaklandığını sandığı anlaşılmaktadır. Çünkü, konuşmasının sonlarında şunları söylemişti Mahmut Celal Bey:

Şunu da ilave etmeliyim ki; tarafeynin (tarafların) vukuatı (olayları) bilhassa meseleyi lüzumundan fazla mübalağa ettiklerini gördük. Zannederim herhangi bir meselede, böyle mühim ve vatani meselede işin içine hırs girdiği zaman mantık gaip olur. O mesele hal olmaktan pek uzak bulunur. Bu işin içine hırs girdiğini anlıyorum..

14 Mayıs 1960'da iktidara gelen Demokrat Parti'nin Genel Başkanı Celal Bayar'a Cumhurbaşkanı olmasına karşın, Başbakan Menderes'in şiddete başvuran ve demokrasiyi zedeleyen davranışları karşısında, sessiz kalması nedeniyle yönelttiği bir eleştirisinde İsmet İnönü, "Bana Yeşil Ordu'dan sözettirmeyin" diyerek Mahmut Celal Beyin, Çerkez Ethem olayındaki bu tutumunu anımsatmak istemişti.

Mahmud Celal (Bayar) Beyin o gün yaptığı bu olumsuz konuşma Mecliste kimilerini etkilemiş olmalı ki, Konya ve Saruhan mebuslarının verdiği bir önerge oya kondu. Önerge sorunun çözümü için Heyeti Vekileden üç ve mebuslardan altı üyenin seçilecek bir hakem kurulunun oluşturulmasını önermekteydi. Önergeye ilk karşı çıkan Mustafa Kemal olacak ve şunları söyleyecektir:

..Ordu, Birinci Kuvvei Seyyaresinin fiilen muzır bir hale gelmemesi için, fiilen ittihazı tedabire (önlem almaya) başlamıştır. Binaenaleyh bu tedbirlerin bir an dahi tevakkufuna (durmasına) heyet teşkili, encümen teşkili, eğer bu okunan takrir gibi, verilen evamir (emirler) ve talimatın tehirine badi (ertelenmesine neden) olacaksa Heyeti Vekile bittabi buna muvafakat etmeyecektir. Çünkü, bunun neticesine ait mesuliyeti yüklenmiş olacaktır. (ve devamla) Beyefendi hazretleri, silah patlamadan ve bir fenalığa meydan vermeden halletmek için bir buçuk aydan beri geceli gündüzlü çalışmaktayız. Bir buçuk aydan beri ordu kısmı küllisiyle (büyük bölümüyle) bu meselenin halline hazır bulunuyordu ve düşmanla meşgul olamadı. Binaenaleyh bunun fazla imtidadına (uzamasına) imkan yoktur ve görüyorsunuz Garp Ordusu Kumandam İsmet Bey (İnönü) böyle bir ihtimali bertaraf etmek için Ethem Beye haber veriyor. Ben Kütahya 'yi işgal edeceğim. Kuvvei Seyyareyi oradan çekiniz, diyor.

Mustafa Kemal in karşı çıkışından sonra İsmail Fazıl Paşa uzun bir konuşma yaparak aradaki anlaşmazlığın barış yoluyla çözüleceğini savunur ve şunları söyler: "Korkarım ki elan kül altında kıvılcım gibi yanmakta olan. İslamlar arasında bir kan dökülmek ve bunu vesile ittihaz edip sebebiyet vermek doğru değildir.." Bunları söylerken kendisi de Ethem ve kardeşlerini söz dinlemez, başına buyruk, ordu düzenine uymayı düşünmeyen ve topladığı güçlerin de bir takım "Haşere"den (bu deyim onundur) ibaret olduğunun farkındaydı ve tarihsel işlevi sona ermiş Kuvvai Milliye ile savaşın kazanılmasını olanaksız görenlerden biriydi. Ama o gün nedense konuşmasını Mustafa Kemal'e yönelik eleştiriler yumağına dönüştürmüştü. Ali Fuat Cebesoy'un babasıydı ve Sivas Kongresinde ilk önceleri Amerikan mandasını savunanlardan Ve İngiliz emperyalizminden ancak bu yolla kurtulacağımızı ileri sürenlerdendi ve o nedenle de A.B.D. mandasını kabul etmeyi öngören bir önergenin komisyona havale edilmeden, Kongrede görüşülmesini öneren kişiydi. Mustafa Kemal'in olaylara duygusal yaklaşmadığının bir kanıtı da O'nu ilk Heyeti Vekilede Bayındırlık Bakan ı yapmasıdır. Ne var ki, demiryolu yedek parça satın alınmasına ilişkin tutumu nedeniyle B. Millet Meclisi tarafından verilen gensoru ile görevden 25 Aralık 1920'de yani o gizli oturumdan 4 gün önce görevden iskat (bu deyim onundur) edilmişti (alınmıştı). Belki de o yüzden duygusal davranıyor ve kendisine arka çıkılmadığı kanısıyla eleştirilerini Mustafa Kemal'e yöneltiyordu. Mustafa Kemal'in Garp Cephesini ikiye bölerek daha kolay yöneltileceğine ilişkin ve uygulanmış olan düşüncesini eleştirmeyi o gizli celsede nedense ön plana çıkarmıştı. O da Mahmud Celal (Bayar) gibi sorunun barış yoluyla uzlaşılarak çözüleceğini düşünüyor ve Kuvvai Milliye karşısında subayların silah kullanmayacağı olasılığından söz ediyordu. Mustafa Kemal'in liderliği o celsede daha da belirginleşmiştir.

Şunları söyler:

Beyefendiler, gayet elim bir vaziyet karşısında bulunuyoruz. Eğer Hükümet varsa ve Hükümet bir kuvvete istinat ediyorsa yapılacak şey, bu kuvvetin asarını izhar etmektir (eserlerini göstermektir) ve yahut hükümetin istinat ettiği kuvvet yoksa, Birinci Seyyare Kumandasının diktatörlüğünü kabul etmek lazımdır.

O yıllarda Türkiye'de iki hükümet vardı. Biri İstanbul'da işgal kuvvetlerinin güdümüne girmiş ve sömürge olmaya boyun eğen hükümet ile padişah ve ötekisi, tutsaklığı kabul etmeyen Anadolu'nun bağımsızlığını savunan Mustafa Kemal'in kurduğu Millet Meclisi ve onun hükümeti. Kuvvai Milliye artıklarmdan Çerkez Ethem ve kardeşleri bağımsızlık savaşı veren Mustafa Kemal hükümetini ve onu oluşturan Millet Meclisini kendi amaçları doğrultusunda kullanmak istiyor ve güç kullanarak bu isteklerinin kabul edileceğini sanıyorlardı. Mustafa Kemal yukarıdaki sözleriyle savaş yıllarında devlet kurmanın ne denli ciddi bir iş olduğunu yansıtmaktaydı. Bugünün siyaset adamlarının o sözlerden alacağı önemli dersler var. Hükümet varsa onun sağlıklı evrensel ilkelerinin var olması gerekir. Hiç kimseye ve hiç bir zümreye ayrıcalık tanımamak olmalıdır hükümetlerin birincil koşulu. Oysa, şimdi öyle mi?


18

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail