Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 52 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


HİLAFETİN KALKMASINI ÖNEREN ŞEYH SAFFET EFENDİ

Ali Nejat Ölçen

3 Mart 1924'de Tevhidi Tedrisat (eğitim birliği)Yasası kabul edilmese, hilafet ile Şer'iye ve Evkaf Vekaleti kaldırılmasaydı, Cumhuriyetimiz temelden yoksun ve her an yadsınabilecek iğreti bir kurum olarak kalabilirdi. Cumhuriyeti temellendiren, ona süreklilik ve kalıcılık kazandıran bu üçlü devrimin başında kuşkusuz hilafetin kaldırılması gelir. Türkiye Cumhuriyetinin sekular devlet kurumlarıyla donatılması ve laiklik ilkesinin toplumsal niteliğe dönüşmesi, hilafetin kaldırılmasını gerektiriyordu.

Tüm gerici devinimlere ve 12 Eylül 1980 sonrası Anayasasında dinin zorunlu ders kabul edilmesine karşın gene de bu iki temel niteliğin dışına çıkılamayacağı gerçeği, kamusal bilince yerleşmiştir. Anadolu insanın tarihsel geleneklerinde gizli kalmış olan "sekular devlet ve laik toplum" niteliği, Hilafetin, Şer'iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılması ve Tevhidi Tedrisat yasasının kabulüyle kurumlaşmış oldu. O nedenledir ki, 3 Mart 1924 tarihi, Cumhuriyetin açıklandığı 23 Nisan kadar önemlidir ve bir dönüm noktasıdır.

Uygarlık tarihinde sekular devlet modelinin ilk kurucularının Orta Asya uygarlığındaki Türk Budunları olduğu da unutulamamalıdır. İslam öncesi o uygarlığın devlet yönetiminde farlı inanç sahibi olmak, aynı yazgıyı paylaşmaya engel değildi.

Bu yazımızda T.B.M.M'de hilafetin kaldırılmasına karar verilen celsedeki görüşmelere değinmeye gereksinim duyuyoruz. Her ne kadar Mustafa Kemal Atatürk'ün tasarımında hilafetin kaldırılması düşüncesi var idiyse de,O, bu düşüncesini doğrudan yürürlüğe koymuş değildir. Hilafetin kaldırılması ve Osmanlı Hanedanı bireylerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırları dışına çıkarılmasına ilişkin yasa önerisi, Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşı tarafından hazırlanmıştı.

Şeyh Saffet Efendinin ilk imza sahibi olarak, hilafetin kaldırılmasına ilişkin yasa teklifinin başlangıç bölümündeki tümceleri ilgi çekicidir:

Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, makamı hilafetin vücudu,Türkiye'yi dahili, harici siyasetinde iki başlı olmaktan kurtaramadı. İstiklalinde ve hayatı milliyesinde müşakeret (ortaklık) kabul etmeyen Türkiye'nin zahiren (görünüşte) ve zımnen (dolaylı) bile olsa ikiliğe tahammülü yoktur. Asırlardan beri Türk Milletinin sebebi felaketi ve ilanihaye fiilen ve ahden Türk İmparatorluğunun vası
tai inkirazı olan Hanedanın hilafet kisvesi altında Türkiye'nin mevcudiyetine daha müessir
(etkili) tehlike olacağı tecarübü mütehammilane ile (yüklenilen deneyimlerle) katiyen sabit olmuştur. Bu Hanedanın Türk Milletiyle münesebattar (ilintili) olan her vaziyet ve kuvvei mevcudiyeti milliyemiz için mahz ı (tümden) tehlikedır.

Hemen her ilden bir mebusun imzaladığı bu yasa önerisinde, halifenin ve hilafetin, Cumhuriyetle bağdaşmadığı ve ikilem yaratacağı görüşünde birleşilmekteydi.

Yasa önerisinin birinci ve ikinci maddelerini ol
duğu gibi aşağıya aktarıyoruz:

Madde1. Halife hal'edilmiştir Hilafet, Hükü
met ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda
(kavramına) esasen mündemiç olduğundan hilafet makamı mülgadır.

Madde2. Mahlu'halife (tahtından indirilmiş) halife ve Osmanlı Saltanatı münderisesi (izi kalmamış) hanedanını erkek ve kadın bilcümle azası ve damatlar, Türkiye Cumhuriyeti memaliki ( toprakları) dahilinde ikamet etmek hakkından edediyen memnudur (sonsuza kadar yasaklıdır ). Bu hanedana mensup kadınlardan mütevellit (doğan) kimseler de Ali Osmandan addedilirler.

Türkiye Sorunları kitap dizimizin 51. sayısında değindiğimiz gibi, Vahidettin'in sürgünde olduğunu belirten Murat Bardakçı'nın bu düşüncesine karşı onun sürgüne gönderilmediğini, kendisinin yurdu savunmasız bırakıp kaçtığını yazmıştık. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, o ve ona benzeyerek yurttan kaçanların bir daha dönmemelerine ilişkin bu kararını dahi onlar için sürgün olarak nitelemek olanaklı değildir.

Çünkü onlar Türk yurttaşı niteliğini de bu karar gereğince yitirmişlerdir. Nitekim, yasa teklifinin 3. Maddesi uyarınca, yasanın ilan edilmesinden sonra , on gün içinde Osmanlı Hanedanı bireylerinin Türkiye'yi terk etmelerini koşul koymaktaydı. Türk yurttaşı olmaya da hiçbir zaman hak kazanamayacaklarını da 4 . madde hükme bağlamaktaydı.

Bu yasa önerisi, T.B.M.M'nin belki de en coşkulu konuşmalarına tanık oluyordu. İlk sözü, Rize Mebusu Ekrem Bey almıştı. Konuşması, bugünün Osmanlı özlemcisi olan kadrolar için çok önemli eleştirileri içeriyordu. Şunları söyleyerek konuşmaya başlamıştı:

Meşrutiyetin bidayeti idi (başlangıcıydı) . Henüz mektepten çıkmıştım. Mektebi Harbiye'nin biliyorsunuz talimhaneye müteveccih (yönelik) mermer sütunlu mermer merdivenleri vardır. Bunun kapısından bakıyorum, mermer merdivenin aşağısında sadaret (bakanlık) mevkiini işgal etmiş vükeladan (bakanlardan) birini ferik (tümgeneral) apuletleri ve mehabetli (görkemli) vücuduyla ve arkasında bütün yaverleriyle bir nefer vaziyetinde gördüm. Bu zat ve maiyeti mükellef bir arabanın önünde duruyordu. Tabii merak ettim baktım. Bu, Sultan Hamid'in on dört on beş yaşındaki şehzadelerinden biriydi. Bu levha bana derhal garip bir tesir yaptı. Çünkü, bu çocuk bir hiçti ve hiçbir evsafı (niteliği) olmayan bir insancıktı. O zaman bu çocuğa eğer o hürmet, Sultan Hamid'in oğlu olarak yapılıyorsa, Hamid denilen adam o canilerdendir ki, cinayeti yalnız Mithat Paşa gibi nice insanları mahvetmekten ibaret değildir, bir milleti inkıraza (yıkıma) mahkum etmiştir. Sonra haber aldım ki, saraylarda da beş altı yaşındaki çocuklar önünde vükela rical ve ekabir (bakanlık ileri gelenleri) hepsi böyle el pençe divan dururlarmış..Saltanat devrildiği halde.
Garip olan şudur ki, hala biz gözümüzün önünde bu ailenin hilafet kisvesi
(giysisi) altında debdebeyi sürdürmesine tahammül etmek ve rıza göstermek safderunluğunda bulunuyoruz.

Artık bu ismin (halifeliğin) oynayacağı siyasi rol çoktan geçmiştir. Bugün pek güzel gördük, Harbi Umumide kanal seferi bize hilafet kuvvetinin hiçbir işe yaramadığını pek acı pek pahalıya oturarak anlatmıştır. Irak ve Filistin cephesinde Hind askerlerinin pek kanlı taarruzlarına bu isim hiçbir zaman mani olmamıştır.

Gümüşhane Mebusu Zeki Bey ile Kastamonu Mebusu Halid Bey, hilafetin kaldırılmasına karşı çıkanlar arasındaydı. Zeki Beyin kürsüdeki konuşması sık sık kesiliyor ve o kürsü özgürlüğünü ileri sürerek , israrla hilafetin savunusunu sürdürüyordu. O gün şunları söylemişti:

Hilafet, Hanedanı Ali Osman'a aid olup Büyük Millet Meclisi tarafından bu hanedanın ilmen ve ahlaken erşat ve eslah (ergin ve gerçek) evladı intihab olunur (seçilir) . Heyeti Celilenizin verdiği kararı kaldırmış olan ayrıca bir layihai kanuniye (yasa önerisi ) var mıdır?

Mustafa Bey (Tokat)- O karar ile bunun arasında fark var. Ondan sonra neler oldu, haberin var mı?
Zeki Bey (Devamla)- Arkadaşlar, bendeniz mutedil (ılımlı)
liberal ve bununla ebedi müthiş bir ittihadı islam taraftarıyım. (Türkçe söyle sesleri). Tarihin bu azametini kendi milletimde görmek isterim. Benim gayem budur. Bunun içindir ki, memleketimin siyaseti dahiliye ve hariciyesi namına hilafetin ilgasını kabul ederek bugünkü vaziyet dahilinde bu müthiş kuvveti, düşmanların veyahut diğer hükümetlerin kucağına atmayalım.
İhsan Bey (Cebelibereket)-
Kuvvet nerede?
Ragıp Bey (Kütahya)-
Muhalefetin derecesine en büyük misal.
Zeki Bey (devamla)-
Arkadaşlar, Cumhuriyeti (Gürültüler) bendeniz ağzımla müdafaa ediyorum. Sizin de lisanınızla müdafaa etmeniz lazımdır. (Hakkın yoktur sesleri) Ben de sizin gibi bir vekilim. Bu kürsii millette istediğimi bilaperva söylerim. Kimseden korkum yoktur.
Ali Rıza (İstanbul)-
Damat Ferit'in dostusun.
Zeki Bey (devamla)-
Levazımdaki hırsızlardan değilim.
İhsan Bey (Cebelibereket) -
Fakat jurnalcısın. Damat Ferit Paşaya jurnal vermiş adi bir adamsın.
Rahmi Bey (Trabzon)-
Efendim,mebus adi adam olamaz, rica ederim.
Ali Said Bey (Kozan)-
Seni damat yapalım Zeki Bey
Zeki Bey (devamla)- Sen varken bize sıra gelmez.

Konuşması sık sık kesilen Gümüşhane Mebusu Zeki Bey'den sonra Tunalı Hilmi Beyin şunları söylediğine tanık oluyoruz:

..Hilafetin ilgası deniyor arkadaşlar. Ben hilafetin ilgasını kabul etmiyorum. Hilafet ilga edilmiyor. Hilafetin makamı kaldırılıyor. Halbuki hilafet mevcuttur arkadaşlar. İmamet te burada, hilafet de burada. (bravo,hayır sesleri). Peygamberimiz buyurmuş ki, benden otuz yıl sonra hilafet yoktur ve bitecektir. Ve hakikaten 30 sene sonra da bitmiştir. Ve de diyorum, Peygamberimizin mucizesidir..

Kastamonu Mebusu Halid Bey de hilafetin kaldırılmasının açıkça karşısındadır ve "Halifeyi kurtarmayı vaad ederek istiklal savaşına girişildiğini" söylemekten kendisini alamaz.

Bu halk makamı hilafet olmazsa Cuma namazı kılınmaz itikadındadır,

der ve bu sözleri tepkiyle karşılanır "ben de o itikadda (inançta) değilim" demek zorunda kalır.

Fakat burada asıl değinmek istediğimiz nokta, yasa teklifindeki ilk imza sahibi Şeyh Saffet Efendinin ne düşündüğü ve özellikle birinci madde hakkında ne söylediğiydi. Onun yorumu zaten yasa teklifinin birinci maddesinde kendisini belli ediyor. O gün kürsüye çıkıp şunları söylemişti:

..mademki bu gün hak ve adl ( tutanakta adil sözcüğü ile yazılı. Aslında adl olması gerekir) üzre icrai Hükümet ancak Cumhuriyetle kaimdir ve idarei hazıramız da hamd olsun bir idarei Cumhuriyettir. Hilafetin mahiyeti aklen ve mantıken Büyük Millet Meclisinin şahsı manevisinde tamamiyle tecelli etmiş oluyor. Şu halde Din-i İslamın kast eylemiş olduğu hilafetin hakikatı bu Meclisi Mazzamanın şahsı manevisinde tecelli etmekteyken, hilafet sıfatı mübeccelesini ( yüce sıfatını) Büyük Millet Meclisi haricinde hakaiki islamiye hilafına bi manadır ki Cumhuriyetle asla tevafuk etmeyecek bir haleti gariptir. ( bugünkü dilde anlamı: gerçek hilafet Büyük Millet Meclisinde belirirken, Büyük Millet Meclisinin dışında hilâfet,gerçek islamlık karşıtı anlamsız bir durumdur ki Cumhuriyetle bağdaşmaz). Kanunu layihanın birinci maddesi, tümüyle maruzatı açizanemin ( küçük bir dileğimin) neticesidir. Binaenaleyh kabulünü istirham ederim.

O günkü celsede, hilafetin kaldırılmasına karşı çıkanlara en etkili yanıtın Saruhan Mebusu Vasıf Beyden geldiğini görüyoruz:

Hilafet eğer Zeki Beyin dediği gibi ittihadı islamın manen bir düsturu ise ve eğer Zeki Beyin zannettiği gibi Hilafet ile bütün islam ruhlarını ve kalplerini bir noktaya birleştirmek mümkün ise, arkadaşlar size sorarım, mazi daha yakındır. Neşredilen cihad fetvasına rağmen, Türk'ü Irak'da, Çanakkale'de, Filistin'de boğazlayan müslümanlardır .(her
tarafta sesleri). Arkadaşlar, varlığımıza bütün kuvvetiyle kasteden Britanya İmparatorluğunun en büyük noktai istinadı (dayanağı) ve bizi yıkmak için sevk ettiği orduların en kuvvetli membaları islam diyarları idi. Nerede o cihad fetvaları, nerede o Hilafetin harici siyasetindeki tesirler, nerede o Hilafetin faydaları? Zeki Bey bir tane göstersin.

Yeterlik önergesi verilir ve birinci madde oy birliğiyle kabul edilir. Öylelikle yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti iki başlı olmaktan arınarak çağdaşlığa ilk adımını Büyük Millet Meclisinin kararıyla atmış olur.

Yasa teklifinin ikinci maddesinde Osmanlı Hanedanın bireylerinin yaş ve cinsiyet farkı gözetilmeksizin sınır dışına çıkarılmasını öngörmekteydi. Görüşmeler sürerken Meclis Başkanı bir önergenin verildiğini açıklar. Beş mebusun verdiği önerge kurnazca düzenlenmiştir ve okunur okunmaz red sesleri yükselir. Çünkü önerge, sadece Hanedanın erkek bireylerini kapsamaktaydı. Hanedanın hatun kişilerinin yurt içinde kalmasını dolaylı yoldan savunuyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda ne denli duyarlı olduğunu görüyor ve 20. Yüz yıl sona ererken bir kadın milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisine türbanla gelmesindeki ilkelliği nasıl göze aldığını düşünmekten kendimizi alı koyamıyoruz. Bundan 70 yıl önceki T.B.M.M'si bugünkünden daha çağdaş ve çağcıl idi.

Birinci Büyük Millet Meclisinin 3 Mart 1924 günlü birleşimi, söz konusu üç yasa ile Cumhuriyetin yalnız ilan edilmesiyle yetinmediğinin ve fakat aynı zamanda Cumhuriyeti kurumsallaştırdığının da en belirgin örneğini vermiştir. 3 Mart, 29 Ekim gibi aynı ölçüde ve nitelikte, özde, Cumhuriyetin kurumlaşmasını sağlayan bir dönüm noktasıdır.

Mustafa Kemal Atatürk ile Başbakan İsmet İnönü arasında Hilafeti konu alan görüşmeye de değinmemiz gerekir.

Başbakan İsmet İnönü, 22 Ocak 1924 günlü şifreli bir telgraf gönderir, İzmir'de bulunan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e. Şifreli telgrafta şunlar yazılıydı:

Bir müddettenberi gazetelerde makamı hilafetin vaziyeti ve Halifenin şahısları hakkında suitelakkiyata müsait (kötü anlamalara elverişli) neşriyata tesadüf edilmekte olduğundan ve bilasebep (nedeni olmaksızın) vaki olan neşriyat hürmetşikananeden ve hasseten ( saygı kırıcı yayınlardan ve özellikle) ara sıra İstanbul'a giden erkanı hükümetin (Hükümet üst düzey yöneticilerinin) ve resmi heyetin kendisiyle temastan mütebait ve müctenip ( ilişki kurmaktan uzak kalıp kaçınmalarından) Halifenin büyük bir teessür duyduğu cihetle, serkarilerinin (başmabeyincinin) Ankara'ya izamiyle (gönderilmesiyle) veya şayanı itimat (güvenilir) bir zatın İstanbul'a nezdinde gönderilmesi suretiyle, hissiyat ve temeniyatı
nı iblağ etmeyi temmül etmiş ise de
( duygu ve dileklerini ulaştırmayı düşünmüş ise de) sui tefsire ( kötü yorumlara) uğraması ihtimaline karşı bundan sarfı nazar ettiğini beyan eyledikleri (vaz geçtiklerini belirttikleri) başkatip bey tarafından iş'ar kılınmakta (bildirilmekte) ve tahsisat meselesi uzun uzadıya tafsil edilerek (açıklanarak) hazinei hilafetin istitaatı fevkinde ve mükellefiyeti haricindeki masarif için hazinei maliyece muavenette ( Hilafet hazinesinin ödeneğini aşan harcamaları için maliye hazinesinin yardımda) bulunacağı hakkında hükümetçe vaki iş'arın tetkiki ve temini icabı ilave edilmektedir. Keyfiyet Heyeti Vekilece tezekkür edilecektir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün hemen ogün makine başında şifre ile gönderdiği yanıt, Cumhuriyetin temel ilkelerinden hiçbir biçimde ödün vermeyeceğini kanıtlayan üstün kişiliğinin bir kanıtıdır. Bugünün siyaset ve devlet adamlarına ilkeli olmanın en belirgin örneğini oluşturan yanıtın bir bölümünü okuyucularımıza sunuyoruz. En yakın çalışma arkadaşı Başbakan İsmet İnönü'yü o yanıtıyla Cumhuriyet ile Hilafet arasındaki ikilemden de kurtarmıştır:

Makamı hilafetin ve Halifenin şahısları hakkında suitelakkiyat ve suitefsirat (kötü kanı ve kötü yorumlar) Halifenin kendi tarz ve tavru hareketinden neş'et etmektedir. Halife, hayatı dahiliye ve bilhassa hayatı hariciyesiyle ecdadı padişahların mesleğini muakip (izleyicisi) görünmektedir. Cuma alayları, ec
nebi mümessilleri nezdinde memurlar izamı
(yabancılara görevliler göndermesi ) suretiyle münasebet (ilişkiler kurması) tantanalı gezintiler, saray hayatı.. gibi hareketler bu kabildendir.. Halife ve bütün cihan, kat'i olarak bilmek lazımdır ki, mevcut ve mahfuz olan (korunan) halife ve halife makamının, hakikatte, ne dinen ve ne de siyaseten hiçbir mana ve hikmeti mevcudiyeti (varoluşunun nedeni) yoktur. Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla mevcudiyetini, istiklalini tehlikeye maruz bırakamaz. Hilafet makamı bizce en nihayet, tarihi bir hatıra olmaktan fazla bir ehemmiyeti haiz olamaz. Türkiye Cumhuriyeti ricalinin veya resmi heyetlerin, kendisiyle temasını talep etmesi dahi Cumhuriyetin istiklaline (bağımsızlığına) sarih tecavüzdür. Serkarini Ankara'ya göndermek veya şayanı itimat bir zatın nezdine izamı (güvenilir bir zatın kendisine gönderilmesi ) suretiyle; hükümete iblağı hissiyat ve temenniyat talebinde bulunmak ( hükümete duygu ve dileklerini bildirmesi) Hükümet-i Cumhuriyete karşı karşıya vaziyet alması demektir. Buna da selahiyattar (yetkili) değildir. Kendisiyle Hükümet-i Cumhuriyet arasında, başkatibi muhabereye tavsit etmesi (haberleşmeye aracılık ettirmesi) de fazladır. Başkatip beyin böyle küstahlıktan mücanebeti lüzumu (uzak durması gereği) kendisine ihtar olunmalıdır.

Halifenin temini hayat ve maişeti için Türkiye Reisicumhurunun tahsisatından (ödeneğinden) mutlaka dun (az) bir tahsisat kafi gelir. Maksat; debdebe ve darat (gösteriş) değil, insanca hayat ve maişet temininden ibarettir. Hazinei hilafetten maksat ne olduğunu anlayamadım. Hilafetin hazinesi yoktur. Ve olamaz. Böyle bir hazineye ecdadından tevarüs etmişse resmen ve vazıhan (açıkça) malumat istihsal ve ita buyrulmasını rica ederim.

Ve Mustafa Kemal Atatürk, haklı olarak soruyor:

Halifenin aldığı muhassasatla (ödeneklerle) gayrikabili temin olan tekalif neler imiş?. Bunu da lütfen iş'ar buyurunuz.

Halifenin ödeneği için olanaksız görünen vergileri lütfen bildiriniz diyor.
Yukarıki şifreli yazışma bir önemli gerçeği de ortaya çıkarmakta ve Mustafa Kemal Atatürk'ü anlayan bir tek kişi vardı o da Mustafa Kemal Atatürk'ün kendisiydi. Öyle sanıyoruz ki, bu şif
reli yazışma Başbakan İsmet İnönü'yü önemli ölçüde etkilemiş ve T.B.M.M' nde Cumhuriyetin açıklanmasına karşı çıkan milletvekillerine en içtenlikli yanıtları o, vermişti.

3 Mart 1924, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çağcıl ve çağdaş niteliğe ulaşmasına yol açan kurumların oluştuğu bir dönüm noktasıdır. Mustafa Kemal Atatürk onun için, Nutukta da belirttiği gibi:

Millet, cumhuriyetin halen ve atiyen (halde ve gelecekte) taarruzattan (saldırılardan) katiyen ve ebediyen masun bulundurulmasını talep etmektedir,

demişti. Bugün Cumhuriyetin kazanımları ve temel ilkeleriyle barışık olmayan bir siyasal iktidar modeli ortaya çıkmış olsa bile, Cumhuriyet kendisini koruyacak tüm kurumlarıyla birlikte Türkiye'nin siyasal kromozomlarına işlemiştir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail