Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 52 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


KAMU YÖNETİMİNDE REFORM MU; DEFORM MI?

Ali Nejat Ölçen

AKP iktidarının kamu oyunda tartışmaya açtığı "Kamu Yönetimi Temel Kanunu" tasarısına ilişkin görsel ve yazılı basında gündeme giren yazı, konuşmalar , konunun yeterince incelenmediğini ortaya koymaktadır. Tasarı adıyla ileri sürülen metnin ciddilikten payına düşeni almamış olmasının da bunda etkili olduğu düşünülebilir. Hatta bu çarpık yasa taslağını topluma sindirmeyi amaçlayan TV konuşmalarına bile tanık olduğumuzu söylemek zorundayız. Oysa, AKP'nin tartışmaya açtığı ve henüz T.B.M.M'ne bile sunulmuş olmayan metinde ne genel gerekçeye ve ne de maddelerin gerekçesine yer verilmiş değildir. Bir bakıma elden ele dolaşan metin, yasa tasarısı olma niteliğine ve ciddiliğine bile ulaşmamıştır.

Zaten bu tasarı taslağını tanımak için beş yıl önce, 24.8.1998 günü T.B.M.M'ne 719 sıra sayısıyla sunulan ve komisyonlar tarafından incelenen Merkezi İdare İle Mahalli İdareler Ara
sında Görev Bölüşümü.."adlı tasarıyı incelemek
gerekir. Yazılı ve görsel basında karşılaştığımız
düşüncelerin sahipleri tarafından bu eski tasarının incelenmiş olduğunu bile sanmıyoruz.

Aslında AKP'nin kamu oyuna sızdırdığı taslağın kayın pederi, bu 719 sıra sayılı yasa tasarısıdır; o da zamanında topluma kamu reformu olarak sunulmuştu.

İçişleri Komisyonu o tarihte bu tasarının reform niteliği taşımadığını , yerel yönetimlere öz gelir kaynağı yaratılmadığı için bunların özerkliğinden de söz edilemeyeceğini, merkezden yapılan yardımlar yoluyla yerel yönetimlerin merkezi yönetime bağımlılığının sürdürüleceğini haklı olarak ileri sürmüştü. Ne var ki T.B.M.M komisyonlarının hiç birinde "acaba bu tasarı ile Osmanlı dönemindeki eyalet sistemine geri dönüşün ilk adımı mı atılıyor"gibi bir kuşku dile getirilmedi.

Merkezde tüm yetkilerin toplanması elbette eleştiri konusu olabilir ve yerel yönetimlere yetki devri de çözülecek soru olarak ele alınabilir; fakat burada önemli olan bütünlükçü (uniter) devlet yapısına zarar vermeden hangi yetkilerin yerel yönetimlere hangi koşullar altında nasıl devredileceği sorunun çözülüp çözülmemiş olmasıdır.Ne 1998'deki tasarıda ve ne de AKP'nin yarım yamalak hazırladığı taslakta bu çok ciddi ve yaşamsal sorunun çözümüne rastlamıyoruz. Öyle olunca da, bu metinler nerede ve ülkeyi tanımayan kimler tarafından hazırlandı ya da önerildi kuşkusu zihinleri kurcalıyor.

Bizim de zihnimizi kurcaladı.

Bu kuşku, her iki metinde, merkez yönetiminden hangi görevlerin alındığı, ona hangilerinin bırakıldığı sorusuna yanıt aramamızı gerektirdi.

Burada şunu açıklamalıyız ki, devletteki verim düşüklüğünü gidermenin yolu, onu kimi sorumluluk ve yetkilerinden uzaklaştırmak olamaz. O yetkilerin devredileceği yerel yönetimlerin daha verimli ve dürüst ve ciddilik içinde oldukları da tartışmaya açıktır. Kuralsızlık ve kural dışılık, tüm kamusal ve özel kişi ve kurumları kapsamına alan niteliğimize dönüşmüş olduğu yadsınabilir mi? Konuyu burada bırakarak Mesut Yılmaz tasarısının genel niteliğine bakalım:

1.Mesut Yılmaz Yasa Tasarısında, Merkez-Yerel Ayrışı-
mı.

Avrupa Birliğinin Diyarbakır'dan geçeceğini söyleyen zamanın başbakanı Mesut Yılmaz imzasıyla 1998 yılında T.B.M.M'ne sunulan yasa tasarısında çok yadırgadığımız 3.madde ile karşılaştık. 3.madde o tasarıda şöyle:

Madde 3. Merkezi İdareye ait görevler şunlardır:

a) Adalet,güvenlik,savunma, dış politika, milli eğitim, koruyucu sağlık, aile planlaması ve ana çocuk sağlığı, gümrük,dış ticaret, nüfus, tapu ve kadastro, maliye, vergi ve genel bütçe uygulaması, sosyal güvenlik, sivil savunma ve din hizmetlerini yürütmek.
b) Ulusal ve bölgesel nitelikli hizmetleri yerine getirmek.
c) Beş yıllık kalkınma planları ile diğer ulusal ve bölgesel planları hazırlamak ve uygulanmasını sağlamak.

3.maddeyi hazırlayan her kimse, Türkiye'nin merkezi hükümetinin bütününü ortadan kaldırmayı amaçlıyor ona sadece olup bitenlere seyirci kalması işlevinin verilmesini yeterli görüyor olmalı. Maddenin ilk bendi aile planlaması türünde gereksiz ayrıntılara girerken, enerji,ulaştırma ve haberleşme, turizm, bayındırlık ve iskan, yer altı ve yerüstü doğal kaynakları tümüyle sahipsiz bırakılıyor. Acaba bu yaşamsal sektörler yerel yönetimlere mi aktarılıyor? Yerel yönetimlere hangi görevler veriliyor? Hiç biri. Yerel yönetimlerin odak noktasına İl Özel İdareleri yerleştiriliyor. Deyim yerindeyse, İl Özel İdareleri, merkezin taşaronu olmak gibi bir işlevi üstleniyordu Mesut Yılmaz'ın yasa tasarısında. . Zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz'a göre Türkiye Cumhuriyetinin omurgası "İl Özel İdareleri" olmalıdır. Meclise sunduğu tasarı bunu öngörüyor.

Ne çare ki, İl Özel İdarelerine tanınan görevler arasında enerji, ulaşım ve haberleşme bayındırlık ve iskan sektörlerine de rastlamıyoruz. Bir beşinci maddenin 4. bendinde Devlet Su İşlerinden söz edildiği görülüyor ve fakat bu dev örgüt İl Özel İdarelerinin baraj ve gölet yapmasına ilişkin esasları saptamakla yetinecek ve barajları, göletleri İl Özel İdareleri inşa edecek. (!) ve yer altı sularının kullanılmasına izin verecek olan İl Özel İdareleri (!). .

Karayol ağı, barajların yapımı birden fazla il sınırını içine alacağı için, yapım kararı nasıl ve kimler tarafından verilecek? Merkezi hükümet, yöreler arası etnik, politik ve kültürel farklılıkları bu iki önemli sektörde hangi araçlarla ve nasıl hangi yetkiyi kullanarak ortadan kaldıracak. Bir il kendi sınırları içinde baraj gölü oluşmasına karşı çıkarken öteki il baraj yapımından yana olduğu zaman, teknik potansiyelini yitirmiş olan merkezi hükümet sorunu nasıl inceleyecek ve nasıl karar verecek.? Aynı soru demiryolu ve karayolu projeleri için de ortaya çıkacaktır. Enerji ve ulaşım sektörleri merkezi hükümetin organlarının elinden alınırsa bu sorunlar bölgesel tartışmaya ve tartışmalar da çatışmaya, çatışmalar da ayrışmaya dönüşebilir kuşkusunu taşıyoruz.

2.AKP Taslağında Merkez-Yerel Ayrışımı.

AKP taslağı henüz tasarı niteliğine dönüşmüş olmamakla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekasını çok ciddi bunalımlara sürükleyen çözümsüzlüklerle malul (özürlü) olduğunu söylemeliyiz. Merkezden koparılan yerel yönetimlere özerlik getirmiyor tersine onları Mesut Yılmaz'ın tasarısında olduğu gibi merkezin uzantısı olan İl Özel İdarelere bağlıyor. İl Özel İdarelerinin bürokratik yapısı içinde uzmanlaşmaya yönelik proje hazırlığı ve yatırım birimleri olmadığı için, sırtlarına yüklenen bu teknik hizmetlerin nasıl üstesinden gelineceğini bugün kimse bilemez.

Belediyeler ile İl Özel İdareleri arasında yetki ve sorumluluk sınırları da belirlenmediği için tam bir kargaşanın yaşanması da olasıdır.. Taslakta öylesine akıl ve mantık dışı hükümlere yer verilmiş ki, insan acaba Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir sabotajla karşı karşıya mı diye düşünmekten kendisini alamıyor. Kimileri bu eleştirimizi çok ağır bulabilir: Örnek mi isteniyor. İşte örnek: 41.madde. Bu madde ile oluşturulacağı hükme bağlanan "Mahalli İdareler Halk Denetçisi" tanımı var.. Bu nasıl bir denetçi ki, tüzel kişiliği yok ve gerçek kişi. Nasıl bir gerçek kişi ki, İl Genel Meclisinin 2/3 çoğunluğu ile seçilecek. Sanmayınız ki, çevrede denetim alanında uzmanlaşmış, güvenilir, özgür ve bağımsız özerk bir kişi olacak?.

41.maddeye göre "kamu görevlileri arasından seçilerek halk denetçisi" olacak o kişi1

Süresi içinde kurumundan izinli sayılacak. Hangi işi yapacak belli değil. Yetki ve sorumluluğu ne olacak, bilinmiyor. T.C.Emekli Sandığına primleri kendisi ödeyecek!. Ona İl Özel İdaresi tarafından büro sağlanacak. Ne yapacak bu adam. Tek başına hangi başvuruyu, hangi sorunu hangi araçla çözecek. Denetim denilen bir işlevin bu denli hafife alındığı bir kamusal yönetim anlayışı söz konusu olabilir mi?

Üstelik Merkezi İdarenin sayılan işlevleri arasında "teftiş" denilen bir kavrama ve o işlevi yerine getirecek müfettişlik kurumlarına da rastlanmıyor. Ortadan kalkıyor bu önemli kurumlar.

Kamusal yönetimde yaşanacak karmaşaya örnek olacak maddelerden biri de Bakanlıkların bünyesinde oluşturulacak "Strateji Geliştirme Başkanlığı". Her bakanlık kendisine göre bu başkanlık aracılığıyla strateji geliştirecek. Pek iyi, stratejilerin stratejisini kim oluşturacak?. Bakanlıklar arası farklı stratejilerden doğan sorunlara hangi makam çözüm bulacak? 19.maddede bakanlık merkez teşkilatında "Strateji Geliştirme Başkanlığı" oluşturulurken 26.maddede bakanlık müsteşarının başkanlığında "Strateji Geliştirme Kurulu" na yer veriliyor.Nasıl özürlü kamu
yönetim anlayışı ki, Strateji Geliştirme Başkanlığı bu kurulun sekreteryasını yürütmekle görevlendiriliyor!. Bir başkanlık aynı adı taşıyan bir başka kurumun sekreteryasını üstlenebilir mi? Ayrıca bu tür ikileme ne gerek var.

27.maddede de bakanlık merkez teşkilatında müsteşarlıktan hemen sonra hiyerarşinin ikinci sırasında "genel müdürlük,başkanlık, daire başkanlığı" tanımına yer veriliyor. Burada başkanlık ve daire başkanlığı gibi biri birinden ayrı ve farklı iki başkanlığın ne anlama geldiğini de anlamak olanaksız.

Devlet ikiye bölünüyor ve merkezi hükümetin uğraş alanları daraltılırken, yerel yönetimlerin uğraş alanlarının genişletildiği sanılmamalı. Burada en önemli sorun İl Özel İdareleri ile kent belediyeleri arasında doğacaktır. Zaten büyük kent belediyesi ile aynı kentteki ilçe belediyeleri arasına aykırılıkların tohumları atılmadı mı?

İl Özel İdarelerine odaklanan yeni devlet yapılanmasının ülkenin başına ne felaketleri getireceğini şimdiden görmek olanaksız değil.

Mesut Yılmaz tasarısında devlet bütünselliğini zedelemesi olasılığını taşıyan böylesi sakıncaları, AKP'nin tasarı taslağında da görüyoruz.. Taslağın 6.maddesi bakınız nasıl düzenlenmiş:

a. Ulusal ve bölgesel düzeydeki kamu hizmetleri ne ilişkin genel ilke ve politikalar, amaç ve hedefler ile standartları belirlemek,
b. Ulusal ve bölgesel düzeydeki kamu hizmetlerini gerektiğinde merkez, taşra ve yurtdışında örgütlenerek yerine getirmek (merkezi hükümet yurt dışında nasıl örgütlenecek? Hangi ülke buna izin verir;. AB'ye üye olunsa bile Yurt içindeki bir hizmetin yurt dışında örgütlenerek yerine getirilmesi nasıl olacak?)
c. Merkezi idare ile mahalli idareler arasında, hizmetlerin verimli ve koordinasyon içinde yerine getirilmesini sağlamak
d. Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri arasındaki iletişim ve işbirliğini sağlayıcı mekanizmalar oluşturmak, hizmet ve işlev kapasitesini geliştirmek. (Hemen belirtelim ki, bu tanımda da bir yanlışlık var, meslek kuruluşlarının hiç birisi kamusal kurum niteliğinde değildir; özerktirler, tüzel kişilikleri vardır, kamuya yarar nitelikli olabilirler ve fakat kamusal yönetim özellikli değildirler ve o kuruluşlar arasındaki sadece eşgüdümü sağlamak ta merkezi hükümetin görevi olamaz. Zaten meslek odaları ve demokratik kitle örgütleri federasyon ve konfederasyon türünde örgütlenme olanaklarıyla bu eş güdümü organik olarak yerine getiriyorlar.)
e. Ulusal ve bölgesel düzeydeki kamu hizmetlerinin hukuka, politika ve standartlara uygunluğunu izlemek, değerlendirmek ve denetlemek.(Bu söy
lemde de kamu hizmetlerinin politikaya uygunluğundan neyin kasıtlandığını anlamak olanaklı değildir)

Merkezi idare bir gözlem kurumuna dönüştürülüyor. Bu maddelerin hiç birinde sektörel tanım yer almamakta .

Taslak, kamusal yönetimi deforme edecektir. O nedenle taslağı kamusal reform değil deform olarak niteliyoruz. Bunun kanıtlarına da taslağın hemen her sayfasında rastlamak olanaklı. Örneğin yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluklarını düzenleyen 8.madde uygulamada öylesine çarpık işleyişe neden olacaktır ki, işin içinden çıkmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecek. Çünkü yerel yönetimlere 6 ve 7. maddelerde belirlenenler dışında kalan her alanda yetki ve sorumluluk tanıyor. Madde şöyle: "Kanunlarla merkezi İdare tarafın
dan yürütülmesi öngörülen ulusal nitelikli görev ve hizmetler dışındaki görev, yetki ve hizmetler mahalli idareler tarafından yerine getirilir".

Bu nasıl yasa maddesi. Yerel yönetimler ulusal değil midir? Ulusal nitelikli görev ve hizmet dışında görev tanımı yapılabilir mi? Ve de koşulları, sınırları, özetle tanımı belirsiz yetki ve sorumluluktan söz etmek olanaklı mıdır?

Taslağın yazılı ve görsel basında övgüye mahzar olan 5. maddesinin bir (c) bendi var ki, " kamusal hizmetlerden yararlanmada ayırımcılık yapılamayacağı"nı hükme bağlıyor. Taslağın içine sinsice yerleştirilen bu hüküm, "türban" denilen bez parçasının yasallaşmasını sağlamaya yöneliktir ve o konuda kamusal yönetimin ayırım yapmaya hakkı olmayacaktır.Şimdilik bu konuyu
bir yana bırakalım, taslağın en sakıncalı yanı kuşkusuz bakanların, müsteşarların, yetki ve sorumluluklarını yeniden tanımlamaya çalışmış olmasıdır. Bu konuda bir 15. madde var ki, merkezi hükümetin elini kolunu bağlayacaktır. Örneğin, I sayıl cetvelde sayılan bakanlıklardan ekli II sayılı cetvelde gösterilenler taşra teşkilatı kuramaz deniyor.

II sayılı çizelgede taşra örgütü kurması yasaklanan bakanlıklar arasında: Tarım ve Orman, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yer aldığına göre bunların taşra örgütlerinin kapısına kilit mi asılacak ya da parçalanarak İl Özel İdarelerine mi bağlanacak? Taslakta bu sorunun yanıtı yok. Örneğin, 21.maddenin ilk tümcesinde, taşra örgütü olan bakanlıkların illerde ve ihtiyaç duyulan ilçelerde kurulacak birimler vali ve kaymakama bağlı olarak çalışacaklar. Bakanlık taşra teşkilatının başında vali yer alırken hemen ondan sonra gelen yetkili kişinin "İl müdürü" olduğunu görüyoruz. Bu il müdürünün işi işlevi ne olacak,yetkisi ve sorumluluğu nasıl tanımlanacak, belli değil. Vali yardımcılarının işlevini mi üstlenecek, İl Özel İdarenin içinde mi, başında mı yer alacak.

Neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 8 şiddetinde depremle sarsılacak ve "maili inhidam" durumuna düşürülecektir.

Bizden söylemesi demiyoruz, yurtsever her bireyden, kurum ve kuruluşlardan karşı çıkılmasını bekliyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail