Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 24 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


ÇANKAYA'DA DÜNDEN BUGÜNE SAVURGANLIK

Ali Nejat Ölçen

1973'de milletvekili seçildiğimizde,,hepimiz CHP'liler olarak halktan yana ulusal çıkarları koruyan, savunan bir Türkiye yaratacağımızın coşkusunu yüreğimizde taşıyorduk. Ulusal iradenin yürekli birer temsilcileriydik. O zamanki adı "Karaoğlan" olan Ecevit'in koalisyon hükümeti ulusal yararı gözetmiyorsa, o karara bile parlamentoda kırmızı oylarımızla, karşı çıkmakta hiç bir kuşkuya düşmeyen yalın birer savaşımcılardık. Düşün savaşımcıları.. Parti disiplinli bile ülke sorunlarının gerisine düşmeliydi.

Ulusal iradenin önünde hiç bir engel yer alamazdı o dönemdeki siyaset anlayışımızda. Çankaya ve Çankaya-daki Cumhurbaşkanı ve hatta Meclis Başkanı bile. Madem ki onları oylarımızla T.B.M.M'de bizler seçiyorduk, öyleyse yine onları denetleme hakkına bizler sahip çıkmalıydık. Bütçe görüşmelerinde soru sormalıydık onlara. Kendilerine ayrılan bütçe ödeneklerini yerinde kullanıp kullanmadıklarını irdelemeli, sorgulamalıydık. Önergelerimizi yazacağımız odalarımız, sekreterlerimiz yoktu. Bizlere ayrılmış lojmanlarda da oturmuyorduk ve çoğumuz Ankara'ya taşınmamışsak otel odalarında kalıyorduk. Tepemizdeki avizenin tozunu 20 Milyar TL'ye temizleyen firmalar henüz türememişti.

O gün Cumhurbaşkanına ayrılan bütçe ödeneği görüşülüyordu Komisyonda. Çanakkale milletvekili Orhan Çaneri, Cumhurbaşkanına ikinci bir makam otomobili satınalındığmı öğrenmişti. Neden iki makam otomobili? Ülkenin kaynakları bu denli savurganca Çankaya tarafından harcanabilir miydi? Bir tek makam otomobili yetmiyor muydu? Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın genel sekreteri emekli bir amiraldi, soruyu yanıtlayan. Orhan Çaneri açıkça neden ikinci makam arabasının satın alındığını sormuş ve bunun savurganlık olduğunu sözlerine eklemişti. Bütçe Plan Komisyonu birden sessizliğe büründü. Adalet Partili milletvekilleri başlarını öne eğmiş sorunun yanıtını merakla beklemekteydiler. Amiral geriye yaslandı. Gözlüklerini burnunun ucundan uzaklaştırdı. Böylesi bir soruyla karşılaşacağını beklemiyor olmalıydı. Ne yanıt verecekti. Bir Cumhurbaşkanının ikinci bir makam arabasına gereksinimi olamaz mıydı? Olamazdı, olmamalıydı elbet. Böyle düşünüyordu Orhan Çaneri. Kimilerimiz yadırgamıştık böyle bir soruyu. Ama herhalde, Cumhurbaşkanlığı genel sekreteri kadar ya-dırgamamıştık. Yanıtı şöyle oldu.

- Cumhurbaşkanımız bir önemli toplantıya giderken, ikinci makam arabası kendilerini izliyor. Bulunduğu otomobilin lastiği patlarsa toplantıya geç kalmaması için, kendilerini izleyen ikinci makam arabası ile..

Bütçe-Plan Komisyonunun daracık salonunun sigara dumanıyla mavileşen havasında gülüşmeler asılı kalmıştı sanki.

Hürriyet Gazetesinin 9 Mayıs 1998 günlü yayınında Cumhurbaşkanı Sy. Demirel'e ayrıca, 177 milyarlık Mercedes bir makam arabası daha satın alındığını okuyunca ister istemez Orhan Caneri'nin o günkü sorusunu anımsadım. Ve şimdilerde bu tür soru sorma hakkını kullanmaktan yoksun düşen miletvekillerine, savurganlığı bu düzeylere tırmandıran bir Çankaya'ya sahip olmanın acısını yüreğimde duydum.

'Araç, dikkat çekmemek için 15 Nisan'da gece yarısı İstanbul'dan Ankara'ya getirilmişti" diye yazıyor gazete. Eğer böyleyse daha da acı vericidir olay. Kamyonla getirilen yiyeceklere birbirlerini ezerek saldıran insanların yaşamakta olduğu bir ülkede Çankaya'nın kendisini böylesi bilinçsizce, bir savurganlığa kaptırmaya hakkı ol-

mamalıdır. Lastikleri bile zırhlı imiş makam arabasının 6.5 metre uzunluğunda özel yapım olan araç 12 silindirli bir motora sahip. Zırhlı iken ağırlığı 3 tonun üzerinde, zırhsız olarak saatteki hızı 250 km. Zırh, kılıf gibi otomobilin üstüne giydiriliyor olmalı ki, zırhlı olarak hızı 200 km. olabiliyor.

Savurganlığın önlenmesi önce Çankaya'dan ve sonra Bakanların makamlarından başlanmalıdır. Bu kural uy-, gulanmadıkça, "balık baştan kokar" atasözü daima gerçekçiliğini korur. Oysa ilk amacımız o atasözünün artık, geçersiz olduğunu ispat etmek olmalı.

Demirel'den önceki Cumhurbaşkanı T. Özal, yaşamı terk ettiği zaman, eşinin buyruğunda 7 adet makam otomobilinin bulunduğunu basından öğrenince, Orhan Çaneri'nin o günkü sorusunu anımsamaktan kendimi alıko-yamamıştım.

1970'de Danimarka'da bir tiyatro gösterisine davet edilen üç kişiydik. Davet eski dışişleri bakanı Mr. Hae-kerup tarafından onurumuza verilmişti. Görkemli tiyatro salonunun yan balkonuna uzun boylu, kumral olduğu dökülen saçlarına rağmen anlaşılan lacivert elbiseli bir kişi girdi ve yerine oturduktan bir süre sonra aşağıda bizlerin yanındakini eliyle selamladı. Kim olduğunu sorduk o yan balkondan selam veren kişinin. Yanıt çok kısa, tek bir sözcükten ibaretti:

-Kıral.

Kıral tiyatro salonuna girerken, onun varlığıyla kimse bilgilenmemiş ve hiç kimse "Dikkat Kralımız salona teşrif ettiler" dememiş ve kimse de ayağa kalkıp onu alkışlamamıştı. Tiyatroya onu getiren araç 12 silindirli değildi ve saatte 250 km. yapmıyordu. Ve o yıl Danimarkanm kişi başına ulusal geliri Türkiye'nin 15 katı ile 6600 ABD dolarının üstündeydi. Ve 1 kron 7 TL idi şimdiki gibi, 34.000 TL değildi. O ülkelerin hiçbirinde, kamu görevlile-rine makam otobilleri tahsis edilmemiş ve devlette otomobil sevdası yaratılamamıştır. Osmanlının saltanat alışkanlığı Cumhuriyet Türkiye'sinde de hala sürüp gitmektedir. Devleti yönetmek savında olanların, yurttaş kadar sade yaşaması gerektiği bir demokrasi anlayışına koşulsuz gereksinim var. Hiç bir makam onlara bu denli ayrıcalık tanıyacak biçimde yanlış kullanılmamalı. Tüm harcamalar, hangi makam sözkonusu olursa olsun, ulusal gelirin kalıplarını Ve sınırlarını aşmamalıdır.

Siyaset adamlarının ve kamusal yönetimin başında bulunanların, gösterişli, savurgan yaşamlarına sınır getiren bir yasal düzenleme olmasa bile halk, basın ve medya aracılığıyla tepkisini belirtebilmelidir. Ne yazık ki, basın ve medya tüm tersine o tür şaşaalı yaşamı özendirmekte ve bireysel değerleri o tür tüketim kalıbına göre değerlendirmektedir. Örneğin bir bakanın özel helikopter alanı ve kotralar için liman yaptırarak kızı için düzenlediği nikah töreni günlerce gazetelerde imrenilecek olay olarak yazılmaktadır. Oysa bir batı ülkesinde o tür nikah törenine giden ve çıkanlar çürük yumurta yağmuruna tutulur ve toplum, basınıyla bilirki öylesi harcamaya o politikacının hakkı yoktur ve ertesi gün vergi uzmanları gelerek kişiye ne olursa olsun gelirinin kaynağını sorar.

Kayıt dışı ekonomi böylesi devlet tarafından özendiril-memelidir. Bir bakan gelirinin vergi kaçırarak sağlandığını, yapılan bir söyleşide açıklar ve bu onun açıksözlülüğü olarak yorumlanırsa, o ülkede ne kayıt dışı ekonomiyi ve nede kayıt dışı devleti önlemek olanaklı olamaz.

12 silindirli bir makam arabasını Türkiye'ye gönderen o Mercedes firmasının üreticileri acaba Türkiye için ne düşünüyor diyorsunuz. Bir zaman tamponları altından imal edilen Mercedesleri Arap Şeyhlerine gönderirken neyi düşünmüşlerce onu düşünüyorlardır.



 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail