Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 23 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE YALAN ÜZERİNE SÖYLEŞİ

-Ey Sokrates, ne zaman zihnimize bir soru takılsa ve yanıt bulmakta güçlük çeksek, sana geliyor, sana danışıyoruz. Bilgilendiriyorsun bizleri. Bununla da yetinmiyor, yolumuzu aydınlatıyor, nasıl davranmamız gerektiğini öğreniyoruz. Bağışla bizi, Araf'ta bile seni yalnız bırakmıyoruz. Acaba oradan dünyamızın nasıl çirkinleşmekte olduğunu görüyor musun? Acaba oradan bizlerin gittikçe nasıl yalancı olduğumuzu fark ediyor musun? Neden böyle giderek yalan söylüyoruz. Neden yalancıların yönetmesine razı olmaktayız. Yalan söylemek bir gereksinim mi, ya da bir yöntem, çıkar sağlama aracı mı? Söyle bize yalan söylemek bir nitelik mi? Neden yalan ve dolandan arınmayı beceremiyoruz. Yoksa bu, bir kültür sorunu mu? Ülkemize dönünce, yüreklice, baylar artık yalan söylemeyin, yalan söyleyerek bizleri kandıramayacaksınız diyelim. Anlat bize, yalancılıktan nasıl arınırız ve yalancıların yönetimine boyun eğmekten kendimizi kurtarırız. Yalancının mumu yadsıya kadar yanar, diye bir ata sözümüz vardır. Oysa yalancının mumu sönmek bilmiyor. Kim daha çok yalan söylerse o daha çok ünlenmekte, daha çok değer kazanmakta. Artık yalan ile gerçek arasındaki farkı da göremez, bilemez, anlayamaz olduk. Söyle bize yalancılıktan nasıl arınır, yalanı meslek haline getirenlerin yönetimine nasıl son verebiliriz?

Sokrates:
Ülkenizde yalan söyleyenlerin sayısı çok mu arttı ki bana gelerek yalancılığa ilişkin böylesi sorular yöneltiyorsunuz. Önce yalan 'in ne olup ne olmadığını birlikte irdeleyelim. Kanımca iki tür yalan vardır. Biri yararlı yalan, ötekisi zararlı alan. Sizler zararlı olan yalandan söz etmek istiyorsunuz.

- Anlamadık ey Sokrates, yalanın yararlı olanı olurmu? Bizler hep zararını gördük yalanın. Yalanla kandırıldık, yalanla büyüdük, yalanla yaşadık ve yalanla ölüyoruz. Yoksa dünya mı yalan. Bizlere bizden öncekiler, islam adında bir dini kabul ettirdiler. Tercih hakkımız olmadığı için o dinin kurallarına inanmak zorundayız. "Dünya bir eğlence, bir yalandır" diyor. Asıl gerçek, dünya ötesinde, ahirettedir, o aherete hazırlanmamız, gerçek mutluluğu, gönenci, ahirette yaşamayı hak etmemiz gerekir imiş. Buna alıştırıldık. Ama neden dünyamız ger çek olmasın ve dünyamızda da mutlu olmak hakkını edinmeyelim. Söyle bize yararlı yalan ne demektir. Yoksa sende mi bizim dinimize inanlardansın?

Sokrates:
Bizim zamanımızda dinler yoktu, ilahlar vardı. Yani bizler ilahlara inanır, bizleri yöneten, yönlendiren, kaderimizi saptayan ilahlardır diye düşünürdük. İlahlara tapar, ilahlara yakınır, gönenci onlardan diler, zarardan arınmayı onlardan talep ederdik. İlahlar yer yüzünün hakimi, bizlerin varoluş ne deniydiler. Zeus'a karşı gelmeyi aklımızın köşesinden bile geçermezdik. Yani peyganberlerimiz yoktu bizlerin. Olmazdı da. İlahlarımız kendilerinin temsilcileriydi ve başka temsilci kullanmaya gereksinim duymazlardı. Bizler kendi ilahlarımızla konuşabilirdik. O da bizlere yanıt verirdi. Aralarında kavga çıkarsa, gök gürler, yağmur yağar ya da yer sarsılırdı. Siz şimdi bunlara doğal olaylar diyorsunuz. Oysa bizler "Fizik" denilen bilgi yumağını henüz bilmiyorduk. Bildiğimiz "Matafizik"ti ve onunla yetiniyorduk. O yüzden yalan söylemeye gereksinim duymaz ve yalanın ne olduğunu bilmezdik. Ama sonraları ilahlarımız bizlere sırtını döndü, yüzümüze bakmaz oldular, bizleri terk ettiler ve Olempus dağının arkasına çekildiler. Yüreklerimiz o yüzden boş kaldı. Ve günün birinde bir adam çıkageldi ve kendisinin Tanrı ile konuştuğu söyledi, bizlere ya da sizlere. Doğru mu söylüyordu yalan mı. Bunu sezemedik. Ve yalan böyle başladı. Bu ilk kişi belki de Musa idi ya da ondan öncekiler? Tanrıyı nasıl görebilir, onunla nasıl konuşurdu bu kimseler, kimse bilemedi. Ama bana sorarsanız yalan söylüyorlardı onlar. Yararlı yalan idi söyledikleri. İnsanları birbirine zarar vermekten alıkoymak isteyen yararlı yalanlardı söyledikleri. O yalanlar içinde ceza veren ölümcül olanları ya da mutluluk getiren özendirici olanları da vardı elbet .

- Anladık Sokrates. Yararlı yalanlar dizisi demek isti-yorsunuz dinler için. Bizlerin böyle düşünmeye hakları yoktur. Araf'ta mutlak özgürlük içindesin ve böyle düşünüp, böyle söyleyebiliyorsunuz. Bizler böyle düşünemeyiz. İnançlarımıza aykırıdır. Bizlerin özgürlüğünün sınırı inançlarımızdır. Ama yine de senden duyduklarımız, bizlere yalan, yanlış gibi görünmüyor. Yine de öğrenmek, bilmek istiyoruz, dinden kaynaklanan yararlı yalanları bir yana bırakalım, zararlı yalan nereden, nasıl kaynaklanıyor ve o tür yalanların karşısma nasıl çıkabiliriz, bunu anlatır mısın bizlere?

Sokrates:
Araf ta ne inançların, ne doğrunun ve ne de yalanın yeri olmadığını söylemeliyim. Araf'ta gerçeğin kendisini yaşamaktayız. Buradan evrenin dışında ve evrenin içinde gibiyiz. Yalnız, olanları değil olacak olanları da görebilmekteyiz. Öyleyse söylediklerim sizlere sanal gelebilir. Ama bir gün siz de Araf ta benimle yüzyüze gelirseniz ne denli haklı olduğumu göreceksiniz. Önce yalanı kendimizin türettiğini bilmeniz gerekir. İnsan kendisini aldatmaya, kendi kendisine yalan söylemeye gereksinim duyan bireydir. İnsan dışında hiç bir canlı, ne kedi ve ne köpek, ne kurbağa ve ne de kertenkele, kendisini aldatmaz. Çünkü onlar gerçeğin mutlak parçalarıdır ve gerçekleri yaşarlar. Oysa insan öyle mi. Zihinsel gücü, onun kendisini aldatmasına olanak tanıyacak kadar gelişmiştir. Ama yalan ve aldatma olgusunun bir gelişmişlik olduğunu söylemek istemiyorum.

-Tüm söylediklerine katılıyoruz ey Sokrates. Çünkü sen de gerçeğin bir parçasisın ve Araf'ta bizlere yalanın ne olup olmadığını yaşayarak öğretensin, dinliyoruz seni ve öğreniyoruz. Dünyamızda öğrenmemiz olanaksız gerçekleri öğreniyoruz.

Sokrates:
İnsan kendisini aldatmaya gereksinim duyan tek canladır doğada. Karşılaştığı güçlükler karşısında kendisini dayanıklı ve güçlü görmek istediği için, çoğu kez kendisini kandırır. Düş görür, gerçekleri algılamaktan, tanımaktan, gerçekle yüz yüze gelmekten korktuğu için kendisine yalan söylemek zorundadır. Böylelerine toplum içinde, yöneticilik ödevi verilmemeli. Bunların yöntemlerini geliştirerek, toplumu da yanıtlamaya, yalan sözlerle avutmaya başlarlar ergeç, başarısızlıklara uğradıkça ve başarısızlıklarını toplumdan gizlemeye zorunlu kaldıkça. Yalanların en sakıncalısıdır bu. Toplumun zarar görmesine neden olacağı için. Zarardan kurtulmasının önü tıkandığı için. Kimi zaman özel yaşamında hiç yalan söylememiş kişilerin, kamusal yönetimde yalana başvurduğunu görürsünüz. Sanıyorum sizin en büyük sıkıntınız da buradan kaynaklanıyor. Neden yalan söylüyor sizleri yöneten o kişiler. Başarısız oldukları için. Başarısızlıklarını gizleyebilmek için. Ve ele geçirdikleri yönetsel gücü yitirmemek için. Aslında o tür kişileri iş başına getiren sizlersiniz. Neden? Umutlarınızı ona bağladığınız ve sizleri onun kurtaracağına inandığınız için. Bu bile sizlerin kendinizi aldatmanızın ürünü değil mi?

-Haklısın Sokrates. Bizler çoğunlukla kendimizi kandırmanın sıkıntısını, zararını görmektiyiz.Daha eğitimin ilk aşamasında bizleri yalan söylemeye, kof böbürlenme yöntemlerini kullanmaya alıştırıyorlar. Gerçekleri görüp söylemenin yanlış olduğunu bizlere kabul ettiren bir eğitim sürecinden geçiyoruz. Yalan, eğitimin bir parçası haline getirildi. Belki de bu yüzden bizleri en çok kandırmayı bilenlerin peşinden gidiyoruz. Haklısın Sokrates. Ama yine de bir şeyi anlamata güçlük çekmekteyiz. Yalanın yalan olduğu anlaşılmadan önce nasıl anlayabiliriz? Bunu bilmiyoruz. Bunun gizini öğret bize.

Sokrates:
Yalanın yalan olduğunu yalan olduğu anlaşılmadan önce anlamak nasıl olanaklıdır, bunu ben de bilmiyorum. Yaşamımda hiç yalan söylemedim ve yalan söylemeye zorunlu olduğum bir kamusal görev içinde bulunmadım. Ama yinede ko-nunun yabancısı olarak yanıt verebilirim. Ve bu yanıtımın iki boyutu olacaktır. Birinci boyutunu "akıl kullanma" yöntemi olarak betimleyelim. Duyduğunuz bir sözü ve gördüğünüz bir eylemi "akıl (us) kullanarak" irdelemelisiniz. İkinci boyutu "gerçek" nedir sorusunu kendi kendinize sormakla elde edebilirsiniz. Öyleyse bu soruyu sorarken, inançlarınızdan arınmanız gerekecektir. İnançlardır ki gerçekleri perdeler, görünmesine engel olur. Ama yine de bir soru açıkta kalacaktır: Nedir gerçek, nerededir? Bizler 2300 yıl önce, gerçeğin ne olduğunu ve nerede olduğunu zihnimizle aramaya alıştırılmıştık. Buna da kimleri "Metafizik" adını verdiler. Oysa sizler "Bilim" i keşfettiniz. Bilimsel yöntemlerle gerçekleri aramaya ve de bulmaya başladınız. Gözlemlerinizle, denemelerinizle, eninde sonunda gerçeğin gerçek olup olmadığını öğrenecek ve yalanın yalan olduğunu ortaya çıkaracaksınız.

-Haklısın Sokrates. Ama yine de zihnimizi kurcalayan bir soruyu sormak istiyoruz. Yalanı yaratan nedenler ortadan kalmadıkça, yalan söyleyenler her zaman ortaya çıkacak ve özellikle toplumsal olaylarda demogoji boy gösterecektir. Yani o yöntemi ustaca kullanan demogogların yöntemine tutsak düşeceğiz. Bunun çaresini nasıl bulabiliriz.

Sokrates:
Bunun çaresini siz bulamayacaksanız, o gelip sizi bulacaktır. Çünkü demogog, aldatma ve ikna yöntemiyle kendisini aldattığı için, sizin yakaladığınız gerçekler onun yenilgisi olacaktır.

-Nasıl, nasıl?

Sokrates:
Bunun çaresini yalanı gören, yakalayan bireylerin örgüt lenmesi, bir araya gelmesi ve topluma gerçeklerin ne olduğunu anlatması, kabul ettirmenin bilgeliğini sergilemesiyle. Şunu unutmayınız ki, "zaman" her zaman gerçeklerden yana olmuştur. Zamanı kendinize dost etmesini bildiğiniz zaman.

- Sana ne denli teşekkür etsek azdır ey Sokrates.Yolumuzu aydınlattın, zihnimize düşüncendeki aydınlığı, saydamlığı ve gerçekçiliği kattın. Gerçekleri görekten ürkmeyenlerle bir araya gelmenin gizini bulmaya
çalışacağız ve ülkemize dönünce ey yalan makineleri ar tık bizleri aldatamayacaksınız diye yüzlerine karşı
haykıracağız.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail