Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 22 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE DEĞER ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

- Ey Sokrates, Araf'ın yolunu aşındırdığımızı ve seni de bezdirdiğimizi biliyoruz. Hatta bizleri bağışlayacağını
da biliyoruz. Ama ne olur bu kez bize "değer"in ne olup ne olmadığını öğret. Değerlilerin değersizleştiği değersizle rin değer kazandığı bir ülkeden geliyoruz. Eskiden böyle değildik bizler. Kimin değerli kimin değersiz olduğunu bilirdik. Herkes bilirdi bunu. Kişiler de kendi değerlerinin ne olduğunu bilir ve de değerliymiş gibi davranamazdı, tavır sergileyemezdi. Oysa şimdi kimin değerli kimin de ğersiz olduğunu anlayamaz hale geldik. Nedir gerçek de ğer, nasıl ölçülür? Biz mi değerin ne olduğunu unuttuk onu ölçemez hale geldik ya da değer mi bizi terk etti? Uzaklara gitti. Arkasından yetişemez olduk. Yaşamının hiç bir aşamasında kendini değerli görememiş değersizlerin birden bire ülkenin en değerli kişisiymiş gibi topluma tanıtıldığına tanık oldukça, kendi değerimizden kuşku duymaya başladık ve değersiz mi olmak gerekir diye bir kuşkunun içine düştük.

Değersizlere değerinin beş para etmez olduğunu nasıl söyleyebilir ve o tür değersizler tarafından yönetilmeye tepki gösterebiliriz, söyle bize, bunun için Araf'ta seni görmeye geldik. Bize ışık tut, yolumuzu aydınlat, değerin ne olduğunu öğret bize, öylesine öğret ki o değeri kendi kişiliğimizin bir parçası, yaşamımızın gözardı edilemez değeri olarak kabul edelim.

Sokrates:

Değer'in ne olup olmadığı, ancak onu betimlemek ve ölçebilmekle anlaşılabilir. O yüzden değer denilen kavram -eğer kavram ise- oynak bir zemin üzerindedir. Ekonomi denilen bir disiplinde, ki bunu ilk kez, 2300 yıl önce bizler kullanmış ve devletin temeli olarak kabul etmiştik, o disiplinde değer bir çoklarına göre "nedret" karşılığında oluşur. Hatta çölde susayan biri için ilk bardak su ondan sonrakilerden en değerlisidir. Çünkü suyun değeri nicel ile ters orantılı olarak azalır ya da artar. Herhalde böylesi bir değer kavramından söz etmiyorsunuz. Kıt bulunmanın özdeşi haline getirildi değer kavramı. 20. ci yüzyılınız başlarında üretimin temel girdisi emek idi en yüce değer. Şimdilerde en çok tüketebilen en değerli kişi oldu. Buradan Araf'ta evrensel ölçüt olan değer kavramının bu denli biçim ve öz değiştirdiğini gördükçü, kendi değerimizden biz de kuşku duymaya başladık. Zamana göre değer kavramının bu denli değişmemesi gerekirdi. O yüzden şimdi sorunuz üzerine ben de değerin ne olup ne olmadığını yeniden düşünmeye başladım.

- Ey Sokrates, yeniden düşünmeyiniz değer kavramının ne olduğunu bize anlatmak için. Korkumuz o ki yeniden düşünmeye başladığınızda, bugünün değeri ile sizin zamanınızdaki değeri karşılaştırmanız gerekecek ve bizler hangi değerden yana olduğumuzu saptamakta daha da ikircikli duruma düşeceğiz. Ne olur 2300 yıl önceki bizlerin ulaşamayacağı değer yargısından sözetme-yiniz. Sizin değerleriniz en doğru düşünen en yiğit olan ve en çok tehlikeleri göğüsleyip, topluma arka çıkanınız idi. Değer yargılarınızın kaburgasını kahramanlık, özveri, dayanıklılık gibi niteliklerin birleşimi oluşturur idi. Bir zamanlar bizde de, Anadolumuzda da öyleydi. Yürekli olmanın, güçlü olmanın, kahraman olmanın değeri, değerlerin en üstünüydü. Ama o yürekli, o güçlü, o kahraman olanların bile, sizin gibi bilge düşünürlerin önünde boyunlarını eğip, diz çöktüklerini biliyoruz. Çünkü düşüncenin salt varoluşundan kaynaklanıyordu değer kavramı, sizlerin dünyasında. O yüzden ey Sokrates, hem eğriliğe ve yanlışlığa meydan okuyan düşün adamı ve hem de kendi yaşamını yitirmeye kendisi karar veren yiğit kişiliğinizle, değer kavramını en doğru ve gerçekçi düzlemde siz betimlediniz.

Sokrates:

Değer kavramının öyleyse iki niteliğinden sözetmeliyim. Biri kişiye dışardan başkalarınca biçilen değer, ötekisi de kişi nin kendisine biçtiği değer. Bu iki farklı değer ölçüsü arasın daki çelişkiyi yaşamaktasınız sanırım.

- Evet Sokrates, yüreğimizdekileri okuyor gibisiniz. Bu bir tek sözünle anladık iki farklı değer ölçüsü arasındaki
çelişkiyi, evet, bizim kendimizde bulduğumuz değer ile, bize başkalarının verdiği değer arasındaki çelişkiyi yaşı yoruz. Ve o zaman kuşkuya düşmekteyiz: Onlar mı değersiz, biz mi. Ya da değersiz olmak mı gerekiyor, değerli sayılmak için? Bu çelişkiyi çözemediğimizi şimdi senin uyarınla anladık. Öyleyse izin ver sorumuzu biraz değişik soralım. Neden iki farklı değer ölçüsüne sahip olduk. Ne reden kaynaklanıyor bu farklı, çelişik değer yargısı.

Sokrates:

Sorunun yanıtını kolaylaştırdınız böylece. Sizin kendi nizde varolduğunu düşündüğünüz ve onu edinmekte bir ömür tükettiğiniz değeriniz, toplum tarafından neden gerçek değer olarak algılanmıyor? Toplum eğer güçlü olmaya, güven içinde yaşamaya, isteklerini elde etmeye özlem duyuyor ve bunu gerçekleştiremiyorsa, o zaman güçlüyü, varlıklıyı, isteklerine kolay sahip olanı kendisinden daha değerli kabul edecektir. Öyle
olunca da, güç ve para sahibi, bolca harcama yapan bireyler, gerçek değerlerin üstüne çıkacaktır elbet. Bu söylediklerim doğru ve gerçek ise, toplumun değer ölçütüyle sizin değer ölçütünüz çatışıyor demektir. Ne denli güzel, doğru, gerçek yanlısı olursanız olun, ne denli üretken ve dürüst davranırsanız davranınız, toplum kendi özlemlerini, kendi yaşamında gerçekleştirmiş olanlara hayranlık duyacak, onlarda kendisinin kişiliğini tadmaya çalışacaktır. Saygı duyduğu ve değer verdiği kişilerin, sahip olduklarıyla ölçecektir onların değerlerini ve o nedenle, ne kadar çoğuna sahipse kişi o denli değerli görünecektir. Ama o sahip olduklarının büyük çoğunluğu yasal olmayan yollardan, rüşvet veya soygunla, uyuşturucu ya da kadın ticaretiyle sağlanmış olursa olsun, değil mi ki kişi harcıyor, harcatıyor, yiyor ve yediriyor, elbette değeri sizin öz değeriniz üstüne çıkacaktır.

Şimdi aradaki bu çatışmayı nasıl giderebiliriz diye bir soru aklınıza gelmiş olabilir. Böyle bir sorunun yanıtı ortaya çıkmıştır hemen. Toplumun gönenci, mutluluğu, sağlıklı yaşamı, toplumsal statüsü ya da güvencesi, buna karar verme gücüne sahip olanların egemenliğindeyse (sizler buna galiba siyasal iktidar ya da parasal iktidar diyorsunuz) o gücü elinde tutanların yaşam biçimi, model olarak benimsenecektir ergeç. Sizleri hırsızlar ve haydutlar, ya da yüzsüzler ve yalancılar ya da demagoglar ve sahtekarlar yönetiyorsa, elbette edindiğiniz ve tarihsel mirasınız olan özdeğerler aşınacak, direnciniz kırılacak, umudunuz tükenmeye yüz tutacaktır. Aksak değerler, toplumun değer anlayışına dönüşecektir. O zaman dürüst, namuslu, çalışkan, yurtsever, özgürlükçü, demokrat, aydın olmanın maliyeti yükselecek kimileri de o maliyeti yaşamlarıyla ödeyecektir. Düzenin temel kurgusu, aç gözler ve açıkgözler tarafından betimleneceği için, gerçek değer yargılarının yerini madrabazlık, kolaycılık, çıkar düşkünlüğü alacaktır. Şimdi benim sormam gerekiyor, sizler ülkenizde bu süreci mi yaşamaya başladınız. Devlet denilen yönetsel ve siyasal güç, madrabazların, soyguncuların, hırsız ve sahtekarların, yalancıların eline mi geçti. Eğer durum böyle ise, gerçek değerlerin evrensel boyutuna sahip çıkan bir yaşam felsefesini yeniden oluşturmanız, kimilerinizin davranışıyla bunun örneklerini sergilemesi gerekecektir.

- Gerçek değer nedir, nasıl o gerçek dediğiniz değerleri evrensel boyutuna ulaştırabiliriz? Söyle bize Sokrates,
değerin gerçek olanı olmayanı mı var?

Sokrates:

Değer kavramının evrensel niteliği onun ülkeden ülkeye, zamandan zamana değişmeyen niteliğidir. Dürüstlük gibi, yalan söylememek, haksızlık etmemek, topluma ve bireylere zarar vermemek gibi. Bunun yanında ulusun kendi tarihinden ve geleneklerinden yansıyan değer yargıları da vardır elbet. Onlar değişebilirler. Değişmeleri de gerekir. Ya da toplumun zaman sürecindeki gelişmesinin sonucunda değişime uğrarlar. Doğmalaşmış ve bir bakıma gelişmenin engeli olmaya başlamıştır. Çoğu da toplumun alışkanlığına dönüşmüştür. Bu tür değer
yargılarının hemen tümü, dinden ve inanç kategorilerinden kaynaklanır.

- Bir örnek verir misin ey Sokrates. İnançların hangisi toplumun gelişmesine ters düşerek değişmek zorunda
dır?

Sokrates:

Pek çok örnek vermek olası. Bizim dönemimizde, Tanrıla rın kendi aralarında savaşması doğal olayların doğuşuna ne den gösterilirdi. Yüzlerce yıl bu yanlış değer dizileri geçerliliğini sürdürdü ve insan zihninin gelişmesinin engeli oldu. Siz lerin toplumunda da geçersiz değer yargılarının pek çokları belki hala ürürlüktedir. Ve bunların pek çoğu dinden kaynak lanmaktadır. Örneğin tüm doğu ülkelerini hala etkisi altında tutan kan davası gibi. Kaynağını dinin "kısasa kısas " ilkesinden alır. Dişe diş, göze göz bunun özdeyişidir. Günah ve sevap ilkeleri, cennet ve cehennem kavramları da öyle. Bu inanç biçimlerinin yarattığı davranış türü değer yargılarına temel oluşturmuştur yüzlerce yıl. Oysa bugünün uygarlığında bunların toplumsal düzenleme ilkeleri olduğu ve tanrısal ku-. rallar olmadığını artık insan zihni tartışabiliriyor ve kimileri de yadsımakla inanmak arasında kararsız kalmayı sürdürüyor. Oysa değer yargılarının evrensel nitelikli olanları giderek genişlemekte ve ulusları, bireyleri birbirine daha çok yaklaştırmaktadır. Buna karşın, toplumdan topluma ve yine de değişken olan yapay değer yargıları türemektedir. Bugünün uygarlığı bu çarpık değer yargılarıyla toplumları yozlaştırmakta, bireyleri kendisine yabancılaştırmaktadır. Hemen tümü de aşırı tüketim savurganlığından kaynaklanmakta. Bir bakıma dinin yerini servet almış gibidir. Şimdi ileri gelişmiş ülkeler bunun sıkıntısı çekiyor. Çarpık değer yargısında temel etken bireyin varlıklı olup olmayışı rol oynamakta. Ne denli çok har-cıyabiliyor, ne denli umursamaksızın tüketiyorsan o denli değerlisin. Değer olgusu edinilen mal varlığıyla ölçülür hale geldi. Gelişmenin sancısını çeken ülkeler de buna ayak uydurarak, iş başına, özlem duyduğu varlığın sahiplerini getirmektedir. Tanrılar da öz ve biçim değiştirdiler. En dindar görünenlerin tanrısı, artık kendi dinlerinin tanımladığı Tanrı değildir. Siyasal iktidar tutkusudur. Mal birikimine tutsak düşenlerin Tanrısı artık paradır. Diktatörlerin tanrısı kendi güçleridir. Sizin Tanrınız kim ve nerede, bunu düşündünüz mü?

-Haklısın Sokrates, biz de Tanrının nerede olduğunu aramaya başladık. Tapınakları da terketti Tanrı. Oralara
Tanrıyı pazarlayan din simsarları dadandılar. Onlar barıştan, insan sevgisinden, iyilik ve güzellikten, doğruluk
ve dürüstlükten sözetmez oldular. Çünkü iyilik, güzellik, doğruluk ve dürüstlük geçerliliğini yitiren eskimiş kav
ramlar oldular.

Sokrates:

Oysa saydıklarınız evrensel değer yargılarıdır. İnsanı insan yapan değerlerdir. Teknolojik gelişmenin, sermaye birikiminin ve üretim coşkusunun bu değerleri yok etmemesi gerekir, ama ne var ki, kâr tutkusu evrensel değer yargılarını aşındırmakta, onları geçersiz hale getirmektedir. Belki de yalnız sizin ülkenizin değil, tüm insanlığın virüsü haline dönüşmüştür. Dünyanın yeni biçimlenmesinde evrensel değer ölçütlerinin korunması, doğanın korunması kadar önemli bir görev olmuştur diyebilirim. İnsanlığın önünüzdeki yüzyılda iki büyük tehlikeyle karşılacağı şimdilerde daha da belirginleşmiştir. Bunlardan biri doğanın yıkımı ise ötekisi, değer yargılarının yıkımıdır. Buradan Araf'tan dünyanızı daha da bulanık görüyorum. Karamsar olmak yerine neler yapabileceğinizi düşünmeniz gerekir. İnsancıllığın yitirildiği bir dünyada insanlığınızı da yitirirsiniz.

- Haklısın Sokrates, bunun acısını yüreğimizde duyuyor ve de çaresizlik içinde olduğumuzu görüyoruz. Çözümsüzlükten kaynaklanıyor karamsarlığımız. Teknolojinin buyruğuna giren bilim de kendisine yabancılaşmıştır. Yüzyılımızın başında teknolojiyi üreten bilimdi şimdi tersine teknoloji bilimi üretir oldu. Yanlış olarak buna bilgi çağı deniyor. Hangi bilgi ve ne için hangi amaç için bilgi. Ve sonuçta ne işe yarıyor bu bilgiler yığını. İnsanın ve toplumun ve doğanın yararma mı ya da bilim için mi bilim? O zaman bilimi bilimin elinden kurtarmak gerekecek. Hangi düşün biçimi bunu yapabilir. Felsefe yapabilecektir, yapmalıdır ve bilimin bir felsefesi olmalı ve kendisini sorgulamalıdır. Eğer teknolojinin buyruğuna girecek ve teknoloji insanlığın başına yeni sorunlar açacak ve üretim-tüketim doymazlığı karşılığında değer yargılarını ve doğal varlığı tehdit edecekse, buna "Felsefe" dur demelidir. Değer yargılarımızın evrensel niteleğini korumalı ve değersizliği değer haline dönüştüren tüm devinimlerin karşısına çıkmalıyız. Dünya uyanmalıdır ve insanlık uyanmalıdır ve onu kirleten tümü olumsuzlukları ortadan kaldırmanın savaşımını vermelidir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail