Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 17 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE KİŞİLİK ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

- Ey Sokrates,anlat bize, ne demektir kişilik? Neden her geçen gün, kişiliğimizi yitiriyor, kişiliksiz kişiler oluyoruz? Kişiliğimiz neden ge!işmiyor?Yoksa,kişiliksiz mi doğuyoruz ya da sonradan mı kişiliğimizi yitiriyoruz? Kişiliksiz kişilerce yönetilmeye acaba müstahak kişiler miyiz? Kişiliğimizin gelişmemesinin engeli bizim içimizde mi, yoksa bizleri kişiliksiz kişiler olarak mı yetiştirmeyi amaçlıyor-ki kişiliksiz kişilerce kolay yönetilelim ve de onların ya-lanlanna, talanlarına tepkisiz kalalım. Anlat bize kişiliğimizi nasıl koruyabilir ve bizleri yöneten kişiliksiz kişileri sırtımızdan atarak doğru dürüst kişilerce yönetilmenin erdemine ulaşabiliriz ? Bunun için huzurunuza geldik. Bağışla bizi.

Sokrates:
Kişiliğinizden kuşku mu duyuyorsunuz ki buraya kadar gelip Araf'ta bana kişiliğinizle ilgili yöneltiyorsunuz.Anlamadım, neden kişiliğinizin gelişip gelişmediğini kendiniz bilmiyorsunuz? Belki de kişiliğin tanımı konusunda düşün birliğine varmışdeğilsiniz, öyleyse,önce kişiliğin ne olup ne olmadığına değinmem gerek. Kişiliğin bireyin özgür iradesini kullanılmasıyla pekişen bir nitelik olduğundan yola çıkmalıyım.Belki de en doğru tanım bu değil. Ama sizlerin sorusundan anladığım kadarıyla, iradenizi özgünce kullanmak hakkım henüz elde edememişbir toplumda yaşıyor-sununuz. Bunun tarihsel nedenlerini ve köklerini henüz toplumsal yaşamınızdan ve yönetsel davranış biçimlerinden söküp atamamışsınız. Bunun pek te kolay olacağınıdüşünüyor değilim, ve sizlere haksızlık ta etmek istemiyorum. Çünkübirey olarak siz de içinde bulunduğunuz toplumsal ve hem de yönetsel koşulların etkisi altında, belli bir kişilik düzeyine ulaştınız. Bu kişilik düzeyini beyenmeyebilir,daha bir üst düzeyde olmayı isteyebilirsiniz. Bu isteğinizi yürürlüğe koymak ve dilediğiniz kişilik düzeyine ulaşmak elinizde mi ?Kanımca sorun,tutsak olduğunuz kişilikle, ulaşmak istediğiniz kişilik arasındaki çelişkiye dayanyor. Sıkıntınız burdan kaynaklanıyor.

- Sokrares, tam olarak anlamadık, biraz daha açıklar mısınız ? Tutsak olduğumuz kişilik deyimiyle neyi kasıtlıyor-sunuz ?

Sokrates:
Tarihsel koşullarınız, sizlere belli bir geleneksel ahlak ve davranışbiçimi ya da yaşam anlayışıkazandırmıştır. Tarihten gelen o bağlardan kendinizi uzak tutmanız olanaksız gibidir.Kararlarınızm ve yaşam modelinizin, özgür iradenizle oluştuğunu mu sanıyor-sunuz?Şimdi, önemli olan soruyu size benim yöneltmem gerekir.Acaba tarihsel mirasınız size üst bir üst düzeyde belli bir kişilik mi kazandırdı?Korkusuzca düşünüyor ve düşüncenizi korkusuzca söylüyebiliyor musunuz. Kanımca,insanlar başkalarının düşüncesin den değil, kendi inançlarının yıkılmasından .Belki de inançlarınıza gereğinden fazla bağlısınız ve irdelemeye cesaret edemiyorsunuzdur.

Ya da toplumun size aşıladığıkişilikle,ulaşmak istediğinin kişilik arasındaki çelişkiyi yaşamaktasınız. Bir örnek verebilirim. Belki, bugünlerde ülkenizde göz lüyorsunuzdur. Toplumun size aşıladığıgeleneksel ki şilik ile siyasal iktidarın yolsuzluklarınısorgulamaya gereksinim duyan erdemli kişilik arasındaki çatışmayıbetimlemek istiyorum. Kişiliğiniz tam olarak gelişmemişse, sizleri kuşatan çirkinlikleri sorgulamaya ge reksinim duymayabilir hatta o çirkinliklerin bir üyesi olmakta bile sakınca görmeyebilirsiniz. Kişiliğiniz gelişmemişse o çirkinliklere haklınedenler bulmaya bile çalışabilirsiniz.Şimdi kişiliğin özünüyakalayan tanımlamaya geçebiliriz: Gelişmişolan kusursuz kişilik,size ve toplumun sahip olmasıgereken erdeme ters düşen koşulara karşıçıkmayı, o koşullarıgeriletmeyi hatta ortadan kaldırmayıgöze almak demek ktir. Bireyin kendi yararınıve çıkarınıgözetmeden, gerçek ve doğru olduğu düşünülen yolda yürümek ve engelleri aşmasını bilebilmektir.

Kişiliğin gelişmesinin bir ölçütüolacaktır elbette. Nedir bu ölçüt ya da gösterge? Konuyu basite indirgeyerek şöyle de söyeleyebiliriz: Kendi kişisel çıkar hesaplanızıgözetmeksizin, doğru ve gerçek bilinen yoldan sapmamaktır kusursuz kişilik. Bunun için önce doğrunun ve gerçeğin ne olduğunu bilmek gerekir. Ne dir doğru ve gerçek olan ?

- Evet Sokrates,zihnimizi kurcalayan soruyu sen bize sordun Nedir doğru ve gerçek olan.Ülkemizde şaşkına döndük. Neyin doğru, neyin yanlışolduğunu göremez, anlayamaz olduk. Bizim doğrularımız başkalarının yanlışıoldu. Doğru ile yanlışkarşıkarşıya olmalıbir birine ters düşme-li değil mi ?Oysa,ülkemizde doğru ile yanlışın yan yana iç içe olduğunu görüyoruz. Bizim gerçeğimiz başkasının gerçeği olmaktan çıktı. Anlat bize, kendi doğrularımızı, toplumun doğrulan haline nasıl getirebiliriz.Ya da toplumun doğrularının doğru olmadığınınasıl ona kabul ettirebiliriz?

Sokrates:
Sizin gerçeğiniz, toplumun gerçeği değilse, acaba hangi gerçek daha geçektir. Böylesi önemli fark ner-den kaynaklanıyor. Buna yanıt aramanız sorunu çözmenize yardımcıolacaktır. Toplumun gerçekleri sizin gerçeğinizle niçin özdeşdeğil? Çünkü,sizler toplumun geri kalmışlığına karşın daha çağdaşve ileri koşullarıyakalamaktasınız. Bu durumda, nasıl davranmanız gerekir ?Toplumun büyük çoğunluğunda yer-etmişinançsaplantılarıiçinde henüz düşün özgüriü nüyakalayamamışolmasıve toplumun o kesiminin ğüöyle kalmasında bir bölük siyasal kadroların yarar sağlaması ve hatta kendilerinin varoluş nedenini bu geri kalmışlığın oluşturmasısöz konusu değil midir ? Eğer, tüm toplum sizlerin gerçek ve doğru bildiğinizi doğru ve gerçek bilseydi, o çıkarcı siyasal kadrolar türeyebilir miydi? O halde, sizin doğru ve gerçek bildiğiniz doğrultudan sapmamanız, hangi güçlük karşınıza çıkarsa çıksın kesikes , ödün vermemeniz gerekecektir.Yani,önceleri değindiğim gibi, kişiliğinizin tam gelişmiş olması gerekir ki ,gerçeğin nerde ve hangi düşüncede olduğunu görerek topluma göstermenin yöntemini, süzler bulabilmelisinin.

Tarihsel gelişimin diyalektiği unutmayınız ki nesnel gerçeklerden yanadır. Gerçeklerin doğru olan yanlarıile buluşmasıaslında gelişmenin kendisidir. Neden? Çünkü,insan zihni, nesnel gerçekleri ancak elindeki araçlaria tanıyabilir.Ve gerçeğin ne kadar gerçek olduğunu ancak irdeleyebildiği kadar öğrenebilir. Zaten, gerçeğin gerçek olup olmadığına ilişkin kuşkuların kaynağıdır bu. Ve bu kuşkulardır ki insanıgerçeğe daha çok yaklaştırır.

Eğer bu söylediklerim doğruysa, bir sonuçapaçık karşımıza çıkar:Toplum ne kadar geriden gelirse gelsin yaşamın gerşekleriyle bir gün karşılaşacak ve kandırıldığını anlayacaktır. Kandırılanlar, kandıran-

dan tarih boyunca daima daha erken uyanmıştır.Ka-nımca, sizlerin omuzlarındaki yük, özveriden ve sıkıntılara katlanmaktan ibaret değildir el bet. Ne bahasına olursa olsun,doğrularıve gerçekleri görmenin ve göstermenin yöntemini bulmanız gerekmektedir. Toplumun yararıher zaman toplumun gerçeği değil dir.

- Doğrusu anlamadık,neden toplumun gerçeği toplumun yararına olmasın. Toplumun yararı kendi gerçeği değilse nasıl farklı bir gerçek söz konusu olur? Toplumun yararını gerçeğin kendisi kabul etmezsek ona nasıl yararımız dokunur. Acaba "yarar" ile"gerçek" birbirinden ayrılıp ta birbirine ters düştüğü zaman, bizler toplumun zararına o-lan gerçekten yana mı tavır koymuş oluruz?

Sokrates:
Toplumun gerçeği acaba her zaman gerçeğin kendisi mi? Gerçeğin gerçek olmasına ilişkin koşullar toplum tarafından özümsenmiş, topluma yerieş-mişmidir? Bu sorulara eğer geçerii ve gerçekçi yanıt veremez seniz, gerçeğin gerçekten gerçek olup olmadığınıda bilemezsiniz. Evrensel anlamıyla gerçek, çünküdüpedüz, doğanın ve de tarihsel diyalektiğin betimlediğidir. Yani bizim dışımızda ve bizi kuşatıp etkileyendir.Gerçeğin ne olduğunu, ancak doğanın ve tarihin akışıiçinde onun bağlı olduğu yasaları tanıyarak öğrenebiliriz. Ama acaba o gerçeğe ulaşabilecek miyiz? Belki sezebilir, dokunabilir, göstergelerine bakarak o gerçeğin ötekiler i-çinde en gerçek olanıdır, diye düşünebiliz.İşte bu do-kunabildiğimiz, düşünebildiğimiz şey gerçeğin zihni-mizdeki izdüşümüdür, ama gerçeğin kendisi değildir.

-Nasıl Sokrates nasıl yapabiliriz bunu.Gerçeği yakalamanın, ona dokunmanın ve onu sezinlemenin gizini, becerisini topluma nasıl belletebiliriz? Zaman süreci içinde bu bir kültür ya da düşünsel gelişmişlik sorunu değil midir bu?

Sokrates:
Elbette öyledir. Ama toplumun gerçek sandığının gerçek olup olmadığınıve doğru sandığının doğru olup olmadığınıona söylemektir asıl kişiliğin tanımı. Kişilikli kişi,doğrunun ve gerçeğin peşindedir onu bulmaya ,yakalamaya ona dokunmaya çalışır ve bu nunla da yetinmez ona sahip çıkar onu savunur onu korur. Kişilikli kişi güvenilir kişidir. Yanlışta yapabilir elbet.Ama gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu anladığızaman yanlışınıdüzeltir. Kendisini de toplumu da sorgulayacak güçte yürektedir. Duyguludur ama duygusal değildir. Davranışlarınıve kararlarını gerçekçiliğin ışığında saptamaya çalışır.

-Kişiliksiz kişilerden çekiyoruz ne çekiyorsak ey Sokrates. Öylesine kişiliksiz kişiler ki onlar, hemen her kişiliğe bürünüyorlar. Namuslu mu değil mi,akıllı mı ya da akılsız mı,anlaşılmıyor.Ciddi görünümlerinin gerisinde en ciddiyetsiz işler yaptığına tanık oluyoruz. Kimi zaman kirden suratları görünmez oluyor ama sırıtabiliyorlar. Kamusal yö netimde en üst düzeye çıkabiliyor ve süre yitirmeden çıkar çevreleriyle ilişki kurabiliyorlar. Belki de o ilişkiler yüzünden o yerlere tırmanmakta güçlük çekmiyorlar. Uzantıları, siyasal kadroların içlerine kadar sarkıyor. Bu durumda ne yapabiliriz0 Ülkeyi o pisliğin içinden esenliğe nasıl kavuştu rabiliriz. Söyle bize kişiliksiz kişilerin yönetimine razı olma. yan bir toplumu nasıl oluşturabiliriz.

Sokrates:
Ne söyelebilirim ki.Olumsuzluğun derecesini anlayabiliyorum. İşiniz çok zor. Ama, benim bir sorum var:Bu kişiliksiz kişiler bir başka ülkeden mi gelip sizleri yönetiyor. Onlarıbulup ortaya çıkaran sizler değil misiniz? Demokrasinin erdeminden niçin yeterince yararlanıp ta başınıza aklıbaşında kişilikli kişiler getir miyorsunuz? Toplumun kültür düzeyinin yetersiz oluşundan hiçsözetmeyiniz.O kültür düzeyini de sizler oluşturmuyor musunuz?Bu sorularısormak ta haklıysam o zaman şunu da söylemeye hakkım olur: Kişilikisiz kişilerin yönetimine razıolmuşsanız öyleyse sizin de kişiliğiniz yeterince gelişmemiş demektir. Ve sizler kişilikli kişiler olarak bir araya gelebiliyor ve ayrıntılar içinde boğulmadan düşünsel biriikteliğe ulaşabiliyorsanız,topluma doğrularıve de gerçekleri anlatmanın bir yolunu bulmalısınız.Bunu yapmaya çalışanlaria biriikte olmayıp,dudak bükerek yanlarından geçmekte misiniz? Kişilikli kişlerie ,sizler bir araya gelmedikçe,kişiliksiz kişilerin yönetimine hep boyun eğmek zorunda kalırsınız.Kanımca çıkar çatışmalarıiçinde,kişiliğinizi korumanın bir koşulu da,saptadığınız dava uğruna rahatınızıve gerekirse yaşamınızıhiçe sayabilmenizdir. Bunu ne ölçüde göze alıyorsanız kişiliğiniz o ölçüde gelişmişdemek tir.

-Haklısın Sokrates,ülkemize dönünce, ey kişiliksiz kişiler diye bağıracağız suratlarına,bu ülkeyi kirli ellerinizden kurtaracağız diyeceğiz.Sağ ol,bize güç katın. Artık ne yapacağımızı nasıl yapacağımızı daha iyi düşünür olduk.Sağ ol.

Sokrates:
Ama ben sağdeğilim ki.

- Sen düşüncelerde yaşayansın.Ölmezliğin gerçeğini yaşıyorsun.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail