Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 17 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır


YOLSUZLUK ve DEMOKRASİ

Donatella Della Porta
Çeviri: Dr.Hüseyin Pekin
Kaynak: Unerco Kurier,6/1966 Nr.37

"Siyasal Yolsuzluk" olgusuna, uzun bir süre, demokrasilerin geçiş dönemine özgü bir tür çocukluk hastalığı olarak bakılmıştı. Buna göre,yolsuzluk (curroption) daha çok kamu ve özel kesimlerin açık ve seçik birbirinden ayrıldığı ge leneksel toplumun çağdaş düzene geçmesi sürecinde ortaya çıkmaktadır

Böylece yolsuzluk,bir bakıma,üretim mekanizmalarının hızlı gelişmesi,kırsal kesimdeki aşırı ve denetimsiz nüfus artışı,kentlere göç ve kent yaşamına alışık olmayan halk kesimlerinin, "pazar ekonomisi " yasalarına ve saydamlıktan uzak yönetsel yapıya terk olunmasıyla açıklanıyordu. Son olarak ta,farklı ve bazan birbiriyle çelişkili değer yargılarını karıştıran acımasız kültür uyumsuzluklarıyla..

Bütün bu güvensizlikler karşısında demokrasi ve ekonomik düzen ile ekonomik ve siyasal baskılar altında bozulan toplumsal ilişkiler ağının yerini almak üzere yolsuzluk olgusu bir bakıma kendiliğinden oluşarak,resmi olmayan yapısal uyum ögesi gibi bir işlev görmeye başladı 1

Gelişme sorunlarını inceleyen uzmanlarca, siyasal yolsuzluk olgusuna,yukarıda belirtilen çerçeve içinde bakılması hiç te bir rastlantı sonucu değildir.Şimdiye değin,ege-men bakış açısı,yolsuzluğun bir ülkedeki demokratik düzenin gelişmişlik derecesiyle orantılı olduğu biçiminde idi.Ne var ki son yıllarda,yoğun yolsuzluk olayları,bu anlayışın temelinden gözden geçirilmesi gereğini ortaya çıkardı.İtalyadaki parlamenterlerin ve sanayicilerin karıştığı politik ve parasal skandallar.Avrupanın ve Akdeniz Bölgesinin öteki ülkelerinde kendini gösterdi. Hatta demokrasiye örnek sayılan Fransa ve İngilterede, çok saygın bilinen pek çok kişinin toplumdaki ağırlıklarını zedeleyen parasal skandallara adları karıştı. Şu halde,demokrasi ve yolsuzluk bağlantısı üzerinde yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Bu çerçevede,demokrasinın yolsuzluğa geçit veren ve hatta özendiren başka özelliklerinin de incelenip gün ışığına çıkarılması gerekiyor.

Demokrasinin Güçsüz Yanları. .

Bu konuyu incelerken,çağdaş demokrasilerin iki değişik görünümüne işaret etmeliyiz: Kararların alınması bir yandan özel kesimden giderek daha fazla kamu kesimine doğru kayarken,öte yandan "yerinden yönetim"e ağırlık verilmesi ile karar organlarının çoğalması..Toplum sal örgüt ağının genişlemesiyle, kamusal erkin etkisinin ar-tışı ve çok sayı da düzenleme metinlerinin hazırlanmasıyla yolsuzluk için elverişli ortam yaratılmaktadır.Çoğu kez merkezi yönetimin denetimi devre dışı bırakıldığından, yerel yönetimler daha kolay bozulmaya uğramaktadırlar.

Gerçekten de,devletin ekonomiye karışması oranında yolsuzluk olasılığının arttığı gözlenmektedir Öte yandan yönetimde,tek başına buyruk vermeyi, yetkinin geniş tutulmasını önlemek için de bir dizi önlem alınmakta. Ama böylesi önlemlerin uygulanmasında dahi belli ölçüde güçlükler bulunduğundan, yolsuzluk tamamıyle önlenememek te.Acaba ne gibi güçlükler var ve hangi koşullar, halkı belli kolaylıklardan yararlanmaya ve bunu yaparken de yasalara uymamaya yöneltiyor. Aşağıda ,bu tür soruların yanıtlarını aramaya çalışacağız.

Ekonomik sürece katılanların tümü,rüşvet alanlar kadar verenler de tek bir şey düşünür: Kazanç sağlamak. Riziko ne kadar az ve beklenen kazanç büyük olursa, o kadar çok yolsuzluk olasılığı vardır 2 . Yani, kötülüğün büyüklüğü de kazanç şansını etkileyen koşulların elverişliliğiyle birlikte ar tar.

Rizikolar konusunda,en başta yasal olmayan yöntemlerin kullanılabilme olasılığı gelir. Bunu da denetleme mekanizmaları belirler. Çeşitli resmi dairelerin ve bunların şubelelerinin etkin denetimi çok önemli bir "caydırma" aracıdır. Partilerin yönetim kurulları ve saymanlıkları da denetime tabi tutulmalıdır. Denetim organları ne kadar kolay bilgi alırlarsa, o kadar etkin denetim yapabilirler.

Üst düzey kamu görevlileri ve yargıçlar da benzer biçimde denetim altına alınabilmelidir. Ancak bu konuda olası yaptırım güçlerinin etkin olabilmesi ise denetim organlarının bağımsız çalışabilmesine bağlıdır.Yönetsel birimlerin üstüste yığılması,siyasal ve yönetsel birimlerin iç içe girmesi ve de bunlar gibi salt biçimsel denetim yapılma sı, etkin ceza uygulanabilmesi rizioksunu fazlasıyla azaltır. Nihayet siyasal düzeyde de etkin denetim yapılması halleri ortaya çıkabilir: Hükümet değişikliği ya da muhalefetin, iktidarın güçsüz yanlarını ortaya koyması gibi. Eğer uzun süre siyasal düzeyde bir değişiklik olmazsa, yolsuzluklar, geliş meye daha elverişli ortam bulmuş olur. Hükümet üyeleri ve yönetim kademeleri, yolsuzluklara bulaşmanın kokusu çevreye yayıldığında , kazançlarınımuhalefetle paylaşmaya istekli olurlar.

Para Sarmalı.

Bir firma eğer almayı beklediği bir iş için hükümet kararına bağlıysa ve de bu karar onun için büyük önem taşıyorsa , vermeye hazır olacağı rüşvet te epeyce fazla o-lur. Bunun gibi, bir ihaleye girecek olan bir firma da kendisiyle aynı değerdeki rakiplerinden kurtulabilmek için talep edilen rüşveti yermeye kolaylıkla razı olur. Öte yandan kamu görevlileri, aylıklarının veya yeteneklerinin, yetkilerinin çok gerisinde kaldığı kanısına varırlarsa,rüşvete pek te soğuk bakmayabilirler. Özellikle de özel, sektörün kendilerine daha fazla ücret ödemeye hazır olması halinde bu eğilimleri artar.

Yolsuzlukla bağıntılı olarak akla gelen en önemli soru ise, neden politikacıların o kadar çok paraya gereksinim duymalarıdır. Önce hemen şunu belirtelim ki,politikacıların giderleri, enflasyonist karakterde artış gösterir: Bir aday kendi seçim kampanyası için çok para harcarsa,karşı adayın da - seçilebilmek için - aynını veya daha fazlasını harcaması gerekir. Politikacının harcamaları ne denli az denetlenirse, özellikle secim zamanında,harcamaları da o denli artar.

Politikacıların harcamalan,siyasal parti içindeki ve partiler arasındaki rekabet durumunun belirlediği başka faktörlere de bağlıdır :Seçimlerin sıklığı,ön seçimin yapılıp yapılmayacağı,seçimin biçimi. vb.

Yolsuzlukla Uğraşta Partilere Düşen.

Demokrasilerde "yolsuzluk" olgusunun meydana gelmesinde bir başka önemli neden de, siyasal yaşamı belirleyen partilerin bizzat kendileridir. Her şeyden önce, gözden kaçırılmayacak olan nokta, onların büyük ya da küçük oluşlarının rüşvet verilebilir olmalarını etkilemediğidir etkilemediğidir. Doğal olarak, üye sayısı az ve dolayısıyla parasal kaynaklan kıt olan küçük bir siyasal partinin, bu noksanını kuşkulu işlere bulaşarak gidermesi akla gelebilir. Buna karşın,büyük partiler de geniş örgüt yapısını her zaman yasal yollardan finanse etmekte güçlük çekebilir.O yüzden, yasal olmayan kolay yollardan para sağlanması onlara çekici gelebilir.

Burada verilecek kararı etkileyecek olan,siyasal partinin varlığını kamuoyuna nasıl kabul ettireceğidir.İdeal olanı, yani kamu yararını ön plana almak mı yoksa tersi mi? Doğru yanıt verilmesini bekleyen temel soru işte budur. Son olarak ta,bireysel seçmenlerin "satın alınması" olgusudur ki, politikacıların harcamalarını önemli ölçüde arttırır.

Öte yandan,yolsuzluk nedenlerinin derinliğine bir analizi bir başka görünümü de sergiler:Bu da,yolsuzluk ile yönetsel ve siyasal sistem arasındaki görünmez bağ olduğu ğu olduğudur. Her şeyden önce, yolsuzluk,düzeni değiştiren bir olguyu beraberinde getirmektedir. Bu olgu, iktisatçıların çoğu kez önemsiz saydıkları bireysel kararları etkileyen bir değişimdir. Yolsuzlukların sonucu demokratik sistemde meydana gelen değişim (bozulma) ile ,paranın taşıdığı önem,politikanın çok daha önlerine geçer ve yönetsel denetim etkinlğini koruyamaz olur.İşte buradan siyasal partilere düşen görev, kendini açıkça belli ediyor :Bireysel

yararlar ile kamu yararını dengeli biçimde temsil etmek ve hükümet kararlarının bu çerçeve içinde oluşmasını sağlamak üzere uğraş vermek."

İyi işleyen bir demokraside,seçime giren adaylar,seçmeni programlarının değerine inandırmak ve seçildiklerinde de bunun uygulanmasını sağlamak için de uğraş vermekle yü-kümlüdür Gerçi bu tür ideal uğraş biçimi, onlara belki nesnel kazanç sağlamayabilir ama, küçümsenmeyecek kadar manevi kazanç (prestij,saygınlık,ün vb.) sağlar.Yolsuzluğa bulaşmış,iyi işlemeyen bir demokraside ise, durum farklıdır Partiler,yasal olmayan yollardan çok fazla para kazanmış kişleri aday gösterirler. Ve böylece politika ile ekonominin sıkı sıkıya iç iç girdiği demokrasilerde, politika mesleği bir takım aşırı tutkusu olan kimseler için yükselmenin sıçramatahtası olur.

İyi işlemeyen demokrasilerde,ayrıca önemli sayıda aracılar grubu oluşur.Bu gruba giren kişiler,yolsuzluk ticaretine katılan,ekonomi ve politika dünyasının aktörleri arasında gizli ilişkiler kurarlar . Her yasal olmayan işin bitirilmesine katkıda bulunurlar 3 .Bu tür kimselerin sağladıkları kazançlar da, doğal olarak örtülü kazanç tütündedir.

Sergilenen bu tablodan da açıkça görüldüğü gibi, seçmeni yasalar çerçevesinde tutmak görevi siyasal partilere düşmektedir. Seçmenin karşısına işe yarayışlı, düşünce yumağı niteliğindeki programlarla çıkmalıdırlar ki seçimler sonucunda çoğunluk haline gelebilsinler. Aksi durumda küçük,tekil çıkarları temsil eden çıkar grupları olmaktan öte ye geçemezler.

Yolsuzluklarla yüklü bir düzende,seçmene bağımlı olmanın anlamı tümüyle değişiktir. Seçmene, rakip partinin değişik,kendileri için daha iyi,daha güzel işler yapmaya hazır olduklarını gösteren tutarlı bir programla gitmek yerine,sadece bireysel ve veya yöresel çıkarlar vaad ederek yaklaşmayı yeğlerler. Kısacası, seçmen satın alınır ve oyunu belli bir yarar karşılığı kullanır.Özel çıkar sağlama işleri, genellikle,"yarı açık", "kapalı" biçimlerde olmakta i-se de, kimi durumda yasalardaki-isteyerek ya da bilmeden bırakılan- boşlukların gölgesinde "açık" olabilmek tedir.

Yolsuzluklar bu salt kişisel yarar sağlayan seçim taktiklerinin yaygınlaşmasını kolaylaştırır ve çeşitli toplum gruplarının yararları arasında denge sağlamakta yükümlü olan siyasal partilerin etkilerini hemen hemen yokeder. Kitleleri, temsil ettikleri düşünceler doğrultusunda harekete getiremez duruma düşerler.

Son olarak, hükümet kararlarının oluşmasına katkıda bulunmak ta partilerin görevidir. Bozulmuş demokrasilerde, partiler bunu yaparken,daha çok "rüşvet kapısı açabilecek" kararların alınmasına eğilim gösterirler. Kamu paralarının büyük bölümünün en az denetlenebilir ekonomik sektörlere yönelmesine yardımcı olabilirler. Bu yoldan da hükümet o-toritesinin yokolduğu,denetim görevini yapamadığı bir "şey tan kulubesi" oluşur. Bundan başka,yurttaşların gözlerinin önüne bir gizlilik perdesi çekmek, yolsuzluğun bünyesinde vardır. Bunda ötürü yapılacak her etkin denetim ön koşul o-larak saydamlık getirir.Güvenilir,temiz belgelere dayandırılmadan alınan kararlar,yasal olmayan işlerin gelişmesine yaygınlaşmasına yol açar.

Bir ülkede eğer yolsuzluklar sistematik hale gelmiş ise, siyasal partiler bir görevi daha üstlenmelidir: Sistemin yasalar içinde kalmasına katkıda bulunanları ödüllendirmek tersine davrananları cezalandırmak.Temiz bir hukuk düzeninde yasalar, sözleşmelerin ve uzlaşmaların yasal dav. ranışlar içinde kalmaya özen gösterenleri orur. Yolsuzluk-

lara gömülmüş bir düzende ise bunun tersi geçerlidir. Böyle bir bozulmuş düzende,partiler sadece yolsuzluğun yol açtığı ahlaksal zararları örtbas etmekle de yetinmezler, tesine siyasal yaşamın her kesiminde böyle çarpık uygulamaları yaygınlaştırmak için özen gösterirler. Her kim ki, bu bozulmuş düzene ayak uydurur, gelişmesine yardımcı olursa, devletten ihaleleri o alır. Ve düzene uyum sağlamayanlar ise hava alırlar. Böyle bir düzende sisteme ayak uyduran kamu görevlisi işten ayrılsa bile,yefine gelecek olan yine kendisi gibi biri olacağından,yolsuzluk bir bakıma faili bilinmeyen (anonim) ve babadan oğula geçen nitelik kazanır.Böylece. yolsuzluk,kararların saydamlığı ve yasalar önünde eşitlik türünde temel hukuk kuralları çiğnen-mekle,siyasal sistemin de hukuka uygunlunu yok ediyor. Ve dolayısıyla, siyasal düzen,halkın onayını ve dasteğini yitiriyor. Ortada demokratik rıza kalmayınca da bireysel yararlar sağlanarak seçmenin oyu satınalınır hale geliyor.

Dip Notlar.

1. Samuel Huntington,Political Order in a Changing Society. Yale Uni. Press. 1968.
2. Susan Rose Ackerman,(Corruption:A Stııdy in Political Economy.New York.Academic Press, 1978. 3. Donatella della Porta .Lo Scambio Occulto.Bologno.Il Bologno .1992.

(*). Donatella della Porto,Floransa Üniversitesinde, siyasal bilim profesörü.La Scambio Occulto, (Gizli Para) ,Casi di corruzioni in İtalia 1992 (İtalyada yolsuzluk olayları) ve Social Movements and Violence, 1992 (Sosyal hareketler ve şiddet Olaylar) adlı yapıtları var.



31

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail