Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 17 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


AVRUPA BİRLİĞİ ve TÜRKİYE:
SİYASAL KARMAŞA ORTASINDA EKONOMİK BÜTÜNLEŞME

Heinz Krame
Çeviri. Ali Nejat Ölçen
Kaynak: The EU-Turkey Custom Union Economic Integration amidst Political Turmoil

Değerli araştırmacı Selim İlkin'e özellikle Türkiye Sorunları dizisine gösterdiği yakın ilgileri için teşekkür ediyoruz. Türkiyenin güncel sorunlarına dışardan nasıl bakılıp ta yorumlandığına ilişkin bir dizi yayının fotokopyalarım sağlamak zahmetine katlandılar. Heinz Kramer'in dilimize çevirdiğimiz makalesi bu değerli yayınlardan birisidir. İlgi duyacağınızı umuyoruz. Heinz Kramer, Almanyada "Bilim ve Siyaset" adındaki Vakfın kurduğu "Uluslararası Siyaset ve Güvenlik Araştırma Enstitüsünün" kıdemli uzmanıdır. Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerine ilişkin pek çok çalışması,yayını var.

***

1995 Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri için önemli bir yıl olarak anımsanacaktır. 3 Mart 1995'te Avrupa Birliğinin 14 üyesince uygulanan baskının sonucun da Yunanistan AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasına kapı açtı. 6 Mart 1995'te de Avrupa Parlamentosunun (AP) olumsuz tavrına karşın, 1964 Ankara Anlaşmasının 2 ci maddesine göre 16 Şubat 1995 günlü kararıyla Türkiye'nin Gümrük Birliğine girdiğini açıkladı.Giriş kararının uygulaması. 13 Aralık 1995'te Avrupa Parlamentosunun onayından sonra Ocak 1996'da başladı.

Böylece,Türkıye-Avrupa arasında ve de Avrupada uzun süredir devam eden tartışmaları sona erdirmek gibi bir başarı da sağlandı.Nihayet. Avrupa Parlementosunda, sosyal demokrat grupta da düşün değişikliğine neden olarak onay için gerekli çoğunluk elde edilmiş oldu,Teknik yönden bu, Türkıyenin. AB ile bütünleşmesi tam üyelik aşamasına geçişi sağlamaya neden olacaktır. Zaten 1964 Ankara Anlaşmasında 30 yıl önce her iki tarafın kabul ettiği koşullara göre geç bile kalınmıştı.

Buna karşın Türkiye. AB ve onun üye devletleri bu karara ekonomiden daha çok politik yönden önem veriyorlar. Gerçekten de. Gümrük Birliğine ilişkin kararın tartışılmasında hem AB içindekiler hem de Türkiye, ekonomik öğelerden daha çok politik düşüncelerden etkilenmişlerdi Avrupa Parlamentosunda son oylama. Türkiye'deki demokratikleşme ve siyasal özgürlüklere değil de daha çok siyasal öğelere göre yapıldı.Aynı önemde bir sorun da bu gelişme üzerinde Avrupa'nın etkisinin sürekliliğinin en iyi biçimde nasıl sağlanacağıydı Turkiye'de bazı önemli insan haklan gruplarının kanısına göre. Gümrük Birliği, ülkede demokratik gelişmeye katkısıyla Avrupa sosyal demokratlarının düşüncelerinde de değişiklik yapacak bir araç olabilecektir.

Gümrük Birliğinin oluşum süreci Türkiye'de özellikle orta düzeyde tutucu Doğru Yol Partisi ile sosyal demokrak CHP koalisyon hükümetinin Eylül 1995 sonlarına doğru bozulmasıyla doruk noktasına ulaşan siyasal istikrarsızlık tarafından sekteye uğramıştır. Siyasal karmaşa ,24 Aralık erken seçim kararıyla ortaya çıkmıştı. Bunun sonucunda, Avrupa daki tartışma,Avrupa Parlamentosunun Gümrük Birliğine ilişkin Aralık'taki kararından önce ve Türkiyenin iç politikası ile içiçe girdi.Başbakan Tansu Çiller ve kimi AB siyasetçileri de Batı ve Avrupa karşıtı güçlerin Türkiye'de iktidara gelmesiyle Avrupa Parlamentosundan onay almayacağı ve Türkiyenin Batıyla ilişkilerini sekteye uğratacağı kanısında idiler. ( The Times, 23 Nov.1995 Time, 20 Nov, 1995 ) Bu yolda Gümrük Birliği yalnızca Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geleceği açısından değil, fakat Türkiye'nin geleceği için de verilmiş bir karardır. Gümrük Birliğinin asıl ekonomik olan özü böylece aşırı ölçüde siyasallaşmaya doğru itildi.

Aşağıdaki analizde buna karşıt olarak, AB-Türkiye gümrük birliğinin bu iki yönlü niteliiği dikkate alınacaktır. Birinci bölümde AB ile Türkiyenin ekonomik ve sosyal bütünleşmesi ve bu çerçevede, gümrük birliği kararının anlamı incelenecektir. İkinci bölümde ise kararla birlikte ortaya çıkacak olan siyasal sorunlar üzerinde yoğunlaşacağım ki AB'nin üyesi olacak bir ülke olarak Türkiye için beklentilerin bir çerçevesini ortaya koyabilir.

Gümrük Birliği-Ekonomik Bütünleşmenin Güçlenmesi..

Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ilişkiler,Ankara Anlaşması ve 1970 Katma Protokol koşullan tarafından yönlendirilmiştir. Bu koşullar , belli sanayi ürünleri için

tedricen gümrük eşitlenmesini öngörmüş ve başkaca önlemlerle de bu geliştirilmişti. Buna rağmen uygulama çok yavaş ve kimi zaman siyasal engellerle karşılaşmıştır. AB ile Türkiyenin ekonomik birlikteliği, son 25 yıldır ilişkilerin devam etmesi ve gelişmesi Avrupayı sürekli arayışa itmiştir.

AB pazarı çoğu kez Türkiyenin dış ticareti için 1980'in başından beri odak noktasını oluşturmuştur.Her ne kadar kısa bir süre Orta Doğu pazarları Avrupa için önem kazanmış ise de. 1993 'te AB,Türkiye dışsatımın % 44 1' ini kendisine çekmiş ve dışalımının da % 47.8'ini karşılamıştır. Bu rakamlar, 1990' lan temsil edebilir. Türkiye'nin AB dış ticaretindeki payı, üçüncü ülkelerle ticaretinin % 1.5-2 si kadardır. 1993 ' te AB ile ticaret hacmi ,18.3 milyar ECU ile (1 ECU, o yıl 1.55 ABD dolarına özdeşti ) 10. sıradadır. 1994'teki ekonomik bunalım nedeniyle 16.5 milyar ECU ile 18 ci sıraya inmiştir.Türkiye, merkezi ve orta Avrupa devletlerinden Polonya hariç, AB tarafından tam üyelik görüşmeleri için ilk sırada tercih edilen ülkeler arasındadır.

Türkiye ekonomisinin AB ekonomisiyle güçlü bütünleşmesini yabancı sermayenin yatırım rakamları da ortaya koyuyor. Türkiyedeki yabancı sermaye yatırımları içinde AB'nin payı % 60 oranındadır ve Türk firmalarıyla sermaye ortaklığı ise % 50 den biraz noksandır.Herne kadar,Orta Asya' da kurulan yeni bağımsız devletlerde son 10 yılda Türkiyenin ekonomik çabalan ilgi çekici düzeye çıkmışsa da,AB pek çok önemli Türk firmalarının bulunduğu bir alan dır.Yaklaşık 2.5 milyon Türk (nurusun % 4 ü kadar ) kendi ülkelerinin dışında yaşamaktadır. Türkiye ile öteki ülkeler arasındaki, seyahat, telefon bağlantıları, para transferi, iş gezileri gibi haberleşmenin özelliği de AB bölgesine göre oldukça güçlüdür. Buna rağmen, AB ile bütünleşme oldukça dengesizdir :Türkiye ile Almanya arasında ilişkiler AB ile olan işilişkilerinin %50 si kadar ve Almanya ile olan ilişkisi ise AB ile olandan daha fazla.

AB Konseyinin 1/95 sayılı kararıyla betimlenen Gümrük Birliği, Avrupa Birliği ile Türkiyenin ekonomik bütünleşmesini pekiştirerek, Avrupa pazarlarında Türk sanayi ürünlerinin uluslararası rekabete açılmasını zorlayacak ve aynı zamanda da Türkiyenin ekonomik yönetim biçiminin AB standartlarına uyması halinde de bu birliktelik daha da güçlenecektir. Bunun böyle olacağı 6 Mart kararlarında yeralan koşullardan açıkça anlaşılıyor.

Türkiye ile AB arasında imalat mallan ticareti her hangi biçimdeki gümrük vergileriyle daha uzun süre engellenmiş olmayacaktır.Türkiye için, bunun anlamı, AB' dış satımına karşı gümrük vergilerinin şimdiki düzeyinden sıfıra indirilmesi ve başka, parasal yüklerin kaldırılması demektir. Buna ek olarak Türkiye, beş yıl içinde, AB'nin varolan hukukuna kendi yasalarının uyumunu sağlayacak ve teknik normları,standartlan, sanayide sağlık ve iş güvenliği koşullarını düzenleyecek ve de tüm teknik engelleri kaldıracaktır. Avrupa Birliği ,1 Ocak 1973' de Türk imalat malllarının dışsatımı üzerindeki gümrük vergilerini kaldırmıştı. Yalınız tekstil ve giysi de gümrükleri korudu. Bu sonuncusu da 1/95 sayılı kararla kaldırılacaktır, eğer Türkiye, Avrupanın tekstil üreticileriyle kendi üreticileri arasında adil bir rekabeti sağlayabilirse.

Bunula birlikte, gümrük birliğine olan gereksinim,AB üyesi olmayan ülkelerle de yapılan serbest ticaret anlaşmalarının ötesinde yeni düzenlemeler getirmektedir. Bundan ötürü,Türkiyenin ekonomisi, AB üyeleriyle ilişkisi olanarın ekonomisine göre daha büyük değişimlerle karşılaşacak.Yalınız , AB' nin ortak gümrük tarifesine uyum sağlamış olmakla kalmayıp, Birliğin ticaret politikasının yönlendirdiği ticaret sistemi ve onun ölçütlerini kapsamına almış olacak. Bu ise, beş yıl içinde, AB' nin Üçüncü Dünya, Akdeniz ve Doğu Avrupa'nın gelişmekte olan ülkeleriyle "asgari gümrük tarifesi" rejimiyle Türkiye'nin ticaret politikasının aynı hizada olması demektir.

Bu gelişmeTürkiye'nin,AB üyesi olmayan ülkelere göre kendi koruma duvarları gerisindeki yerli sanayiini düşük maliyetli rakip sektörlerin pazarlarına açmasını gerektireceği için, büyük bir rekabetle başetmesine neden olabilecektir.Örneğin, giyim,tekstil ev araçları ve otomobil sanayii için daha da geçerlidir bu. Bununla birlikte Türkiyenin sanayicileri kendilernin rekabet edebilirliği açısından iyimserdirler Eğer ulusal örgütleri örneğin kamunun desteği Gümrük Birliğinin oluşumu için devam ederse. Bu iyimserlikleri son olayların ışığında kanıtllanmıştı:1994'de ilk kez, IMF' e baş vurmadan Türkiye ekonomisi çökmeksizin mali bunalımın üstesinden gelebildi.Türk sanayii, oldukça sert bir istikrar programıyla, GSMH'nın % 5.4 oranında düşmesine karşın yeniden düzelebildi.

Buna karşın Gümrük Birliği,yabancı patentle üretim yapmayan ve yabancı sermaye ile ortaklığı olmayan orta ve küçük ölçekli firmalardan oluşan (KOBİ'leri kasıtlıyor) yerli sanayi için yapısal değişikliği beraberinde getirecektir. Çünkü onlar,ekonominin değişim ve uyumunu etkileyen kararlara daha çok bağımlılıar.( Mükerem Hiç, Turkey's Custom Union with EU,1995,s.l9).Zaten Aralık ayında yapılan erken seçimlerin siyasal istikran sağlamaması ve Kürt sorununun sürüp gitmesi bu konudaki kuşkuları haklı gösteriyor. Türkiyenin yeteneği için şimdilerde en büyük sakınca, yani Gümrük Birliği ile uğraşmaktaki güçlük dışarıdan değil fakat daha çok kendi içinden gelmesidir.

Türkiye ekonomisinin yeniden yapılanması üzerindeki baskılar, ticaretin düzenlemesine ilişkin Gümrük Birliğinin öngördüğü hukuksal önlemler tarafından ağırlaşmış oldu. AB' nin kurallarına göre işleyecek bir ekonomi için yasal reformlar tamamlanmalıydı. Bu ise, ticari,sanayi ve zihinsel mülkiyet haklarını koruyan geniş kapsamlı bir programı içermelidir. Ayrıca, AB'nin iç pazarlarındaki rekabet, Konseyle olan anlaşmanın 85,86,92 ve 93 ' ci maddeleri uyarınca, 1 Ocak 1998 ' e kadar uygulanmış olacaktır. Bunun sonunda Türkiye, ulusal tröst yasası ve rekabeti sağlamayı amaçlayan yasal örgütlenmeyi gerçekleştirmiş olmalıdır. Tüm bunlar Brükseldeki yetkililere bilgi verilmesi gereken devlet katkısına ilişkin tasarımlardır. AB üyeleri Türkiye tarafından garanti edilen bu tür devlet katkıları hakkındaTürkiye ile bilgi alışverişi içinde olacaktır. Her iki taraf ta Ekonomik Konseyin kurallarını ihlal eden davranışlarına karşı çıkma hakkına sahiptir.

Devlet katkısına ilişkin tüm bu koşulların temel amacı, AB pazarlarına ters düşen rekabeti önlemektir. Ticarete karşıt olan teknik engelleri ortaya çıkaran

kuralların ve rekabeti zedeleyen hukuki reformların ve hükümet güdümündeki pazarların karşılıklı açılmasına ilişkin kararların gümrük birliğine kapalı kalmasının belirtileridir. Sanayi ürünleri AB pazarının bir parçası olsa bile bu Türkiyeyi de içine alır.

Tüm bu düzenlemeler, Mart kararının yürürlüğe girmesinden önce ya da bu tarihten itibaren iki yıl içinde uygulamaya konulduğu zaman, Türkiyenin ekonomisinin yapısı zorunlu değişime uğrayacaktır. Bu da Türk sanayinin üretken yapısındaki sonuçlarıyla kendini gösterecek. Eğer Türk ve veya AB yetkilileri tarafından yeni kurallar yürürlüğe konur ve uygulanırsa, küçük ve orta boy firmalar (KOBİ'ler) bu kural ve standartlara uyum sorunları ve güçlükleriyle karşılaşacaklar. Kimi durumda bu tür firmaların sermayelerinin çok sınırlı olması ve bankacılık sistemiyle desteklenmemeleri yüzünden üretim sürecine uyumları pahalı olacaktır. Bununla birlikte,bu etkiler yerli pazarların tümünde değil kimi yörelerinde sınırlı kalacaktır.Ve kimi zaman bu tür fırmalar,yeni sistemde fiili olarak ayakta kalabilecektir. Uzun vadede istenmeyen yerli rekabetten kaçınmak için Gümrük Birliğinin düzenleyici kuralları tüm Türk firmalarına uygulanmalıdır. Nihayet, AB' nin standartlarının teknik ve yasal düzeyine ulaşmasıyla Türk sanayiinin uluslararası rekabet gücünün düzelmesini sağlayacaktır.

Türk sanayinin gümrük birliğinin koşullarına uyumunu kolaylaştırmak için AB,Türkiye'ye mali işbirliği çerçevesi içinde parasal yardımda bulunacaktır. Bu yardım çeşitli elementlerden oluşuyor :AB bütçesinden toplam 375 milyon ECU düzeyinde beş yıllık yardım programı ve buna ek olarak, Avrupa Yatırım Bankasından (EIB) aynı süre içinde kredi ve ayrıca 750 milyon ECU ve yine," 1992-96 Akdeniz'e Yönelik Politikalar" çerçevesinde uygun görülen, enerji, ulaşım ,çevre koruma gibi projelere destek ve nihayet. 1996 da Akdeniz ülkelerine yönelik ekonomik ve sosyal reformlar için mali yardım. Bundan başka, Türkiyenin isteğine göre AB 'nin lMF'in uygun gördüğü ekonomik programın uygulanması için makro-ekonomik orta vadeli parasal yardım olanağı.

(Makalenin yazarı Heinz Kramer, Türk sanayinin Gümrük Birliği koşullarına uyum için bu tür yardımların devede kulak benzeri çok önemsiz olduğunun farkında mı dır bilemiyoruz. Aslında ÂB 'nin böylesi yardımlar konusunda çifte standart uyguladığı artık ortaya çıkmıştır. Örneğin. Türkiye 'ye beş yılda 3.3 milyar ABD doları düzeyinde öngörülen yardım yarıya indirilmiş ama , buna karşın. 1989-90 arası Yunanistana 15.4 milyar dolar yardım yapılmıştır.Türkiye'ye karşı olabildiğince cimri ama Yunanisana da olabildiğinden fazla eli açıktır. AB 'nin bu tür çifte standardının gerisindeki politikayı herhalde Kramer bizlerden daha iyi bilecektir)

Bu önlemlerle birlikte, siyasal nedenlerle 1981'den bu yana kesintiye uğramış olup mali işbirliği yeniden başlayabilecektir. 12 Eylül 1980' asker müdahelesiyle AB'nin 600 milyon ECU (1 ECU o tarihte yaklaşık 1.25 ABD dolarıydı) dolayındaki yardımı da durdurulmuştu. Bununla birlikte, AB,Türkiye ile mali işbirliğinin uzun bir süre askıya alınmasıyla ortaya çıkan dezavantajlı durumun sürmesini uygun bulmamaktadır. Türkiyenin Avrupa topluluğuyla bütünleşmesinin ilk adımını atmak üzere, 1980' de öngörülmüş olan yardım tuttarından fazla


değildir bu para.Gerçekte Türkiye 1980'de öngörülenden Gümrük Birliğinin tam uygulanmasını sağlamak için daha az yardım alacaktır. Bu, AB yönünden siyasal bir olumsuzluk olarak alınmamalı, Türkiye'nin Avrupa topluluğuyla bütünleşme sürecini yeniden başlatmış olan AB'ninde içinde bulunduğu ulusal ve uluslararası olayların sonucu olarak değerlendirilmelidir.

6 Mart kararının uygulanması 1964 Ankara Anlaşması ile 1970 Katma Protokol belgelerinde öngörülmüş olanlar için pek te yeterli değildir. AB'nin ortak tarım politikasının temel kurallarının Türkiye'nin ulusal tarım politikasına uygulanabilir olmasını sağlamaya yönelik önlemleri alamaması nedeniyle tarım ürünleri için serbest ticaret söz konusu olmayacaktır. Buna rağmen Türkiyenin tam üyesi olmadığı bir AB de tasarımlanamaz. Öte yandan, Türkiye,ülkenin parasal kaynaklarını aşırı ölçüde zorlayacak olan tüm mali olayların yükünü tek başına taşıyacak. Keza, tarım ticaretindeki gelişmede, görüşmelerdeki karşılıklı tercihlere bağlı kalacaktır. Tarımın evrak dosyasına ek olarak, iş gücünün ve sermayenin serbest dolaşımı, 6 Mart kararında yer almış değildir. Sermayenin serbest dolaşımı daha bir süre kararsızlık içinde kalacak ve kişilerin serbest dolaşımı ya da sürekli kalması ise AB' nin isteksizliği yüzünden sorunsal bir konu olmayı bir süre daha sürdürecektir..

Bu kusurlara rağmen 6 Mart 1995 kararı uygulandığı zaman,Türkiye tam üyesi olmamasına rağmen AB ile sıkı biçimde bütünleşecektir.Gümrük Birliği yalınız başına bu ekonomik bütünleşmeyi olanaklı kılacaktır. Sonraları, demir çelik ürünleri ve tarımsal ticarete ve Ekonomik Konseyin 6 Mart kararına göre imalat sanayii mallarına serbest ticaret kuralları uygulanacaktır.AB'nin Türkiye ile ilşikilerini düzelt menin önemini vurgulamak için Konsey, ekonomik,teknik ve politik işbirliği konularını genişletmeye karar vermiştir. AB merkezi ve orta Avrupa devletleriyle Konseyle yapılan anlaşma çerçevesi içinde işbirliği içindedir.

Ortak çıkarlarda karşılıklı bilgi ve düşünce alış verişi nin ve üst düzey dialogun önemi de var. Avrupa Konseyi başkanı,Avrupa Komisyonu başkanı ve Türk hükümet ya da devletinin başkanı yılda birkez,dışişleri bakanları da yıl-da iki kez bir araya gelecekti. Bu topantılar, çalışma gruplarının uzmanları tarafından bilgilendirilecek ve Türkiye de Avrupa Birliği konseyinin,Siyasal Komitenin toplantılar-nın sonuçlarından bilgi edinecektir. Sürekli dialog için bir çerçeve yaratılmıştır. Eğer her iki taraf siyasal istek duyarlarsa, bu Türkiye ve AB 'ye yönelik pek çok güç sorunlar üzerinde düşen alış verişi için yararlı olabilir.

Çelişkiler Yanılgılar.

Türkjiye'nin AB ve Gümrük Birliğiyle bütünleşmesine kar şıt,Ankara ile Avrupa arasındaki siyasal İlişkiler son on yıl değişmeyen bir gerilim içinde geçmiştir. Avrupa Birliği Parlamentosunun, Türkiye ile yapacağı Mart 1995 anlaşması nedeniyle eleştirmesi sürpriz değildi. AB Parlamentosunun çoğunluğuna göre, Türkiye, insan haklan, Kürt azınlığı ve Kıbrıs sorununda gerekli adımları atmamıştır. Bu durum, Avrupa Parlamentosu tarafından, Nisan ayının gündeminde, ek kararla da teyit edilmişti. Bunun yanısıra Türkiye Kuzey Irak sınırını, PKK Kürt militanlarının kamplarını yok etmek amacıyla aşmış ve bu da ağır eleştirilere konu ollmuştu.

Türkiye'nin,Kürt sorununa yaklaşımı, AB 'nin üyeleri arasında , bozulan siyasal ilişkiler için de tıkanıklıklar yarattı. Her ne kadar ayırımcı PKK 'nın şiddet saldırıları karşısında,Türkiyenin siyasal birlikteliği ve toprak bütünlüğü onaylanıyorsa da,kimi Avrupalılar ise, askeri operasyonların ve devlet baskısının çözüm olmadığını düşünmektedir. Aralık 1994' te 8 Kürt milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması ve uzun süreli hapse mahkum olmaları, Anayasa Mahkemesi kararıyla Kürt partisi olarak bilinen DEP in kapatılması bu tür yaklaşımların örnekleridir. Türkiye Cumhuriyetinin çerçevesi içinde etnik kimliğin tanınmasına ilişkin 10-12 milyon Kürt asıllı Türk yurttaşının varoluşundan doğan soruna, Avrupa,siyasal çözüm bulunmasını istiyor.

(Avrupanın sözünü ettiği siyasal çözüm olayın doğasında var mı ? Çünkü, PKK, Anadolu toprakları içinde bağımsız Kürt devleti kurulması amacıyla şiddet eylemlerini sürdürmekte, gerilla savaşı uygulamaktadır. Olay terörizm tanımının da ötesine geçmiştir. Kürt kimliğini tanımak, kültürel özerklik gibi kavramlar PKK'yı ilgilendirmiyor. Güney Doğu Anadoluda, sözüm ona bağımsız bir Kürt devleti, Ortadoğunun o yoldan emperyalist güçlerce paylaşımını kolaylaştıracaktır. PKK' yı kürt sorunu ilgilendirmiyor. Eğer ilgilendirse, kendisiyle aynı kökten gelenlere kadı,erkek,çocuk yetişkin farkı gözetmeksizin ölüm kusar mı? Zaten Kürt ve Türk ayırımı yapılamayacak kadar iç içe yaşamakta olan aynı toprağın insanlarıdır onlar.Bir siyasal çözüm ancak PKK'sız bulunabilir. Temel sanın Kürt sorununu da içine alan devlet sorunudur. Türkiye her geçen gün sosyal hukuk devleti olmaktan uzak/aşıyor. Türkiye 'de yeni çağdaş devlet anlayışının din, mezhep, inanç ayırımı,sosyal ve siyasal statü ve etnik farklılıkları gözetilmeksizin düşün özgürlüğünü güvenceye alan hir Anayasal hukuk düzenine devletin razı olmaması sorunu yaşanmakladır. Türkiyenin 1982 Anayasasında "Devlet kutsaldır". Devletin görevi. Türkiye de kendisine karşı çıkanı karşı çıkamaz hale getirmektir. Yurttaşlar devlet içindir ama devlet yurttaşlar için değil sadece kendisi içindir.

Demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılmasına razı olmayan ve siyasal iktidarların kolayca güdümüne giren bir devlet modeli mevcuttur Türkiye de ve hasta olan hu modelin kendisidir.Örneğin polis.devlelin polisi değil siyasal iktidarın polisidir. Savcı devletin savcısı görünümündedir ama, siyasal iktidarın oluşturduğu hükümetin buyruğundadır. ç).

Türklerin çoğunluğu,özellikle milliyetçi olarak nitelenen gazeteci ve askeri liderler için Avrupanın bu yaklaşımı kabul edilir değildir. Onlar için PKK tümüyle ortadan kaldırılmadıkca siyasal çözüm için herhangi bir formül,Türkiye'nin ulus ve toprak bütünlüğünü feda etmek demektir.Onlardan kimileri de,Avrupanın isteğini. Birinci Dünya Savaşı sonrası Sevr anlaşmasında öngörüldüğü gibi Türkiyenin parçalanması için Avrupanın tasarımı olarak yorumluyor.Azınlıktaki bu düşünceye rağmen,Türklerin çoğunluğu, genelde Avrupa hükümetlerinin ve halkının PKK ' nın propagandasıyla yanlış bilgilendirilerek aldatılmıştır ya da PKK sempatizanı olduğuna inandırılmıştır.Onlar için, Almanyanın Türkiye'ye kusurlu silahları gödermesi ya da Danimarkada Nisan 1995 'te Kürt Parlamentosunun kurulması Avrupanın Kürt sorununda gerçek tutumunun ne olduğunun kanıtlarıdır.

Avrupa parlamentosu, Kürt sorunu karşısında Türk tarafının davranışını daima eleştiriyor. Parlamentonun çoğunluğu Türkiyenin davranışında bir değişiklik olmazsa 6 Mart kararının kabul edilir olmayacağını belirtiyor.Bunda önemli bir etki de, Avrupa parlamentosunun görüşüne göre Kürt parlamenterlerin terörist ya da cinayet işlerine katılmaları gibi bir nedenle değil siyasal nedenlerden ötürü tutuklanmış olmalarıdır. Ekim 1995 'de onlardan dördünün Türk Yargısı tarafından uzun süreli hapse mahkum edilmesi,Avrupa Parlamentosu tarafından sert eleştiri konusu olmuştur. Karşılık olarak Türk hükümeti alışık olduğu üzere Türkiyesin bir anayasa devleti statüsünde olduğu ve yargı kararına karışmaya hakkı bulunmadığını söylemektedir.

Bu açıklamalarla yakın ilgisi nedeniyle Avrupa Parlemto su,Terörle Mücadele Yasasının 8 ci maddesinin kalkmasını ya da değiştirmesini istiyor.AB'nin kanısına göre maddede,Kürt sorununa resmi yaklaşım karşısındaki herhangi bir muhalefetin baskılanması içindir. Gerçekte, madde, gazetecilere ve kimilerine "ayırımcı propaganda" yapma suçlamasının resmi gerekçe olarak kullanılıyor. Devlet Güvenlik Kurulunca geçmişte de mahkumiyet karararının telkin edildiği duyumla rarasında.Bu madde, Kürtçe gazetelerin , yasal,olanaklı fakat devlet güvenlik yetkililerince yakın taki be alınan yayınları yasaklanması aracı olarak ta kullanılıyor.

Daha önce başbakan olan Tansu Çiller, DYP içindeki katı kişiler de dahil, pek çok milliyetçi çevrelerce, 8 ci madde,dış odaklar dahil Türkiyenin siyasal istikrarını bozmak isteyenlere karışı savaşımın simgesi haline gelmiştir. Keza, Ekim 1995 'te Türk hükümeti için 8 ci maddenin gerçek cinayet yerine "cinayet zannı" nı cezalandırdığına ilişkin Avrupa Parlamentosunun bu eleştirisine karşı düzeltme yapalıcağı konusunda ikna etme olanağı mevcuttu. Yasadaki düzetme, 8. maddenin önceki biçimine göre tutuklanan 100 den fazla kişinin serbest bırakılmasını sağlardı.Türk adliyesi, ayırımcı eylemler denilen suçlarda 8. maddeyi isteksizce uygulamakta.

(Bu konuda Heinz Kramer 'in haklı olduğunu düşünüyoruz. 12 Nisan 1991 gün 3713 sayılı söz komşu yasanın 8 ci maddesi şöyledir : Hangi yöntem maksat ve düşünce ile olursa , Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Ikesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedefi alan yazılı ve sözlü propoganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüş yapılamaz. Yapanlar hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar ağır hapis ve 50 milyon liradan 100 milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Yukarıdaki fıkrada belirtilen propaganda suçun 5680 sayılı basın kanununun 3 cü maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtasıyla işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de, mevkute 1 aydan az süreli ise, 1 önceki ay ortalama satış miktarının % 90 'ı kadar ağır para ceza sı verilir.Ancak bu para cezası 100 milyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine verilecek para cezası uygulanır ve 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası uygulanır. Bu 8 ci madde objektif hukuk niteliğinden uzaktır. Aynı suç unsuru için katlı ceza uygulanmaktadır.ç.)

Avrupadaki eleştirilere karşılık ,Türkiye Parlamentosu, Temmuz 1995 'te 1982 'nin sınırlayıcı Anayasasına değişiklik getirdi.Her ne kadar, Hükümet Türkiyenin demokratikleşmeyi içtenlikle sürdürmek istediği kanısını Avrupada uyan dırmak niyetindeyse de, TBMM 'deki görüşmelere ve parti içi taktik pazarlıklara daha yakından bakıldığında, Türk si yasal sistemin liberalleşmeyle ilgili gerçek atılımın olmadığı açığa çıkar. 1995 son baharında Türkiyeyi ziyaret eden Avrupa Parlamentosu üyeleri de bu kanıdadırlar. O yüzden Gümrük Birliği kararının devam etmesi konusunda Avrupa Parlamentosunun iyi niyetine ilişkin ciddi kuşkular sürmektedir,Türk siyaset önderlerinin ve bir bölüm sivil örgütlerin,Av upa Parlametosu üyelerini bu konuda ikna için parti liderlerinin ve bir bölük sivil örgütlerin olağanüstü çabalarına ihtiyaç vardır.

Avrupa parlamentosunun görüşünü genelde AB 'nin hükümetleri ve komisyonları da paylaşıyor. Örneğin, Konsey,Türkiyedeki insan hakları ve demokrasi ilkelerinin ihlali durumunda, Gümrük Birliği çerçevesi içinde mali işbirliğine ilşkin kararın 2 ci maddesindeki önlemleri AB'nin uygulamasını tasarımlıyor. AB hükümetleri politiko-stratejik önemi uğruna, Türkiye ile düzenli ilişkiye büyük önem veriyor. Fransanın Avrupa İlişkiler Bakanı Alain Lamassoure ( AB Konseyi Başkanıdır) AB'nin 1995 Nisan dönemi boyunca Avrupanın güvenliğinin bir parçası ve Avrupa ile kenetlenmiş istikrarlı,göneçli ve demokratik bir Tükiye arzulamaktadır. Avrupa , demiştir. 1995 'te Avrupa Parlamentosunda ki konuşmasında Türkiye için şunları söylemişti:

"Kafkasların ,Balkanların ve Ortadoğunun kavşak noktasında. Orta Asyanın kapısında, kendisine çok önemli roller düşen stratejik konumu vardır ve bir yandan olağanüstü karmaşık bir bölgede istikrarın odak noktası öte yandan bölgesel çatışmalar içinde makul bir unsur ".

Yeni seçilen Fransız devlet başkanı Jaques Chirac, Avrupa Konseyinin Haziran 1995 'de Cannes'teki toplantısından sonra, Türkiyenin ülkede Islami güçlerin iktidara gelmesini önlemek gereksiniminin coşkusuyla, stratejik önemini vurgulamıştı. Bu nedenle de AB hükümetleri ve Avrupa Komisyonları, Gümrük Birliğinin uygulanışına fazla ilgi gösteriyor. Onlar için Türkiye Avrupa ile sıkı biçimde bütünleşmeli ve yukarıki sorun karşısında ki stratejik rolünü yerine getirmesi için ona yardımcı olunmalı.

Bu nedenle, AB'nin üye devletlerinde genel bir eğilim, Yunanistan hariç, Anayasanın ve 8 ci maddenin değişmesi üst düzey Türk siyaset adamlarının demokratikleşme sürecini olumsuz etkileyen ve PKK terörünün bölge halkı üzerinde gereksiz sertlik uygulanmadan çözülmesine çaba harcanması eğilimindedir. Böylece,Türkiye'nin doğru yolda olduğunu görmek istiyorlar. Aralık oylamasından önce, AB hükümetleri Türk lobisine ek olarak Avrupa Parlamentosu üyeleri üzerinde Gümrük Birliğine kabulü için sözlü baskı uygulayabilirler.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail