Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 16 Geri Tavsiye Et Yazdır

SOSYAL DEMOKRASİMİZDE, 1+1 = 1
Necati Ganioğlu.

SOSYAL DEMOKRASİMİZDE: 1+1="1

Necati Ganioğlu

Matematik gerçekler, çoğu zaman siyasal ve toplumsal olaylarda doğrulanmıyor. Bunun en yakın örneğini ülkemizde CHP ile SHP nin hukuksal birleşmesinde görmekteyiz. Bir ile Bir'in toplamının yine "Bir" olduğuna tanık olduk. Oysa bu iki siyasal partinin birleşmesinden oylarının toplamına yakın oy potansiyelinin doğacağı umuluyordu. Oysa Türkiye Sorunları kitabının 3 cü sayısında (Nisan 1994) "birleşmenin kuramsal ilkelerinin değil de kurumsal ilkelerinin ön plana çıkarıldığın" dan yakınmış ve "genel seçimde alınacak oy sayısının iki partinin oyları toplamına eşit olmayacağını" yazmıştık.

Neden böyle düşünüyorduk iki yıl öncesinde. Toplumun isterlerine yanıt vermeyen ve öğretiden yoksun düşen her iki sosyal demokrat partinin kural ve kuram yönünden cılızlaştığını ve cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkmadıkları gibi, ekonomik ve toplumsal çözüm önerileri üretemediklerini gözlemlemekteydik. Birleşmenin hukuksal yanı tamamlansa bile, bütünleşmenin eksik kalacağı kuşkusunu taşıyorduk. Bunlara ek olarak her iki partinin yapısında, iç didişmeler, düşün üretimini arka plana itiyor hatta gereksiz duruma sokuyordu. Sağ siyasal partilerin oluşturduğu gündeme tepki gösterirken bile o tepkilerin söylem dışında ilkesel özünü yakalamıyorduk.

O günlerde yazdıklarımızın bugün gerçekleştiğini görmenin üzüntüsü içindeyiz. Şimdi SHP ile birleştikten sora gücünü yitiren ve kimliğini bile korumaktan yoksun düşün bir CHP ile karşıkarşıyayız. O tarihsel partinin, bu duruma düşmeye hakkı olmadığını belirmemiz gerekir. Acaba ne tür yanlişlar yapılıyor ve yapılmaya devam ediliyor. Önce kısıca ana çizgileriyle bunu sorgulamak gerekmekte:

CHP ikinci kuruluşunda, SHP den milletvekili transferiyle, TBMM'de grup oluşturmayı amaçlamış, transfer ettiklerine örgütlenmede yetki tanımak zorunda kalmış ve CHP'nin kahır çekmiş özverili yöneticilerini dışlamayı göze almıştır. Bu yapılabilecek yanlışlıkların önemlisi, en büyüğüydü. TBMM'de grup oluşturmuştu ama, acaba arta kalan SHP'li üyelerle, antidemokratik ve emek karşıtı yasaların görüşülmesi sırasında strateji birlikteliği yapılmışmıydı? Tersine hasım gibi davranılmıştı. CHP ile SHP'nin yönetici kadroları olası birleşmenin ön hazırlığını önce parle-mento içinde ortak davranış biçimi geliştirerek yapmalıydılar.

İkinci önemli yanlışlık, il ve ilçe yönetim kurullarının 32'ye kadar yükseltilen sayısı, dinamizmin eriyip kaybolmasına neden oluşturdu. Tüzük neden böyle düzenlendi diye düşünmeye bile gerek yok. Yönetim, kendisine bağlı ve kendisi tarafından onurlandırılan kadrolarla donatılmayı ve yönetimde kalış süresini uzatmayı amaçlıyordu da onun için. İl örgütlerinde 6 tane başkan yardımcısı ya da genel merkezde bir okadar genel başkan yardımcısıyla, partinin hantallaşması nasıl önlenebilir. Statü edinme, parti içi hizmetin önüne geçmişti ister istemez.

Üçüncü yanlışlık, ilkesizlikten kaynaklanmakta. İlkesizliğin ise belirli bir mantığı var. En sakıncalı olanı da bu. Deneyim ve bilgi noksanlığından doğan ilkesizlikleri gidermek olanaklıdır da, ilkesizliği ilke kabul etmenin çözümü yoktur. Bugün CHP'nin başındaki kadronun ilkesi, ilkesizliktir. O yüzden Cumhuriyetin temel yapısını koruma ilkesini gözardı ederek, tutucu ve sağ eğilimli kitlelerden de oy kazanabilme strataje-sini uygulamaktalar. Sovyetlerdeki yapısal değişim,

sağ eğilimli CHP kadrolarını daha da sağa çekmiş ve emek-sermaye çelişkilerine çözümsüz ya da en azından tepkisiz kalmıştır. Bu davranış ister istemez partiyi, edilgen, ikircilikli, savsız ve savaşımsız hale sürüklemiştir. Kimseyi ürkütmeden siyaset yapılmasının olanaksızlığı hala kabul edilmiş değil. Her siyasal parti, bir toplumsal katmanın çıkarlarını gözetmek, korumak ve ülkenin ekonomik gelişmesiyle bütünleştirmek (entegre etmek) zorundadır. CHP, acaba bugün hangi toplumsal katmanın yararından yana tavır koyuyor, belli değil.

O zaman şu sorular tümden açıkta kalmakta:

1. Gelir dağılımı adaletsizliğine ve bölüşümdeki haksızlıklara eklenen ve devlet güdümünde sürdürü len yolsuzlara karşı nasıl bir davranış.
2. Ekonomik ve siyasal bağımsızlığın yitirilmesine karşı nasıl bir tepki ve karşı koyuş.
3. Laikliğin yokediliş sürecine ve dinin devlet siyasetine dönüşmesine karşı nasıl caydın güç olabilmek.
4. Temel mal ve hizmetler alanında rekabete kapalı ve eflasyona açık özel sektöre "ulufe" niteliğinde ba ğışlanan kaynaklar karşısına , nasıl bir ekonomi siyasetiyle karşı koyuş.
5. Özelleştirmenin, serbest piyasa ekonomisi içinde, tekelleşmeyi peşinden sürükleyecek olan uygulamala rına karşı nasıl bir yasal düzenleme gerekli ve neden stratajik üretim alanlarından devlet dışlansın?
6 . Avrupa Birliğinden dışlanan bir Türkiye'nin Gümrük Birliğine kabulü nasıl olurda başarı olarak nitelenir ve gümrük indiriminden doğan 2.6 milyar dolarlık kaybın AB tarafından giderilmesi talebi ısrarlı ileri neden sürülemez.vb,vb.

CHP kendisini iç didişmelerden arındırarak bu tür konulan sorun yapar ve kamuoyuna sağlıklı, çözüm getirici öneriler sunar mı bilemiyoruz. Ama şunu bilmekten yoksun değiliz ki, Türkiye ergeç özlemini duyduğu CHP'yi yapılandıracak ve ona Cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkacak öğretiyi işlev olarak kaza-dıracaktır.

Bir artı Bir'in neden "Bir"e eşit çıktığını bu özetlediğim gerçekler karşısında artık kabuletmek güç olmayacaktır. Ve eğer bugünkü edilgen tutum sürüp giderse, Bir artı Bir hatta "Bir"den de küçük çıkacak ve CHP kendisini parlemento dışında bulacaktır. CHP'yi böylesi bir sonuçtan kurtarmanın tek yolu, tarihin kendisine verdiği işlevi anımsamak, yenilemek ve ona sahip çıkmaktır.

Nedir sahip çıkmak zorunda olduğu ilkeler?

Önce CHP, sermaye tekelinde küreselleşen ve devleti Özelleştiren değişim karşısında kendisini nasıl bir kimlikte betimleyecek ve siyaset sahnesindeki tarihsel yerini alacaktır? Buna yanıt bulma zorunluğu var. Ve bu zorunluluk,bugün CHP'nin tüzüğünü ve programını, merkez yönetimiyle birlikte değiştirmeyi gerektirir. 1990'ların 2000'li yıllara aktaracağı sorunların içinde Türkiyenin boğulup kalmasını önleyecek, alternatif düşün sistemi içinde, halkın ekonomik, siyasal, yönetsel insiyatifini ön plana çıkaracak "halkçılık-ulusalcılık-devletçilik" üçgenine ne tür bir içerik, boyut ve kapsam kazandırmak gerekir, CHP bunu çözmek zorunda. Çözümü arı bir dille anlatmak ve öğreti haline gelmesini sağlamak işlevi ile karşı karşıyadır. Bunun bilincinde olmak gerekecek. 2000'lerin dünyası, ABD güdümündeki, bilinçsiz ve aşarı liberalizmin, özel sek-törcülüğün, serbest piyasa ekonomisinin sancılarını çekecek. Yoksulluğun kitleleşmesi ve bölgesel açlık olayları 2000'li yılların ilk yarısında tüm dünyayı ilgilendirecek. Uluslararası çözüm arayışları için geç kalınmış olacak. Serbest piyasa ekonomisinin sınır tanımaz açgözlülüğü nedeniyle, bıçak sırtındaki kararsız

dengesi, birdenbire deflasyonla yıkama uğrayabilir. Dünya kendisini buna hazırlıyor gibidir. 1929 ekonomik bunalımı karşısında Türkiye'nin tüm öteki ülkelerden daha az zarar görmesinin nedeni, Mustafa Kemalin ekonomi politkasından ve sanayileşme planındaki sağlıklı ilkelerden kaynaklandığını gözardı edemeyiz.

ABD, tüm dünyayı ekonomik bunalıma sürüklediğinin farkında olmayabilir, ama acaba Avrupa Birliği de mi bunun farkında değil? Eğer farkındaysa, ABD'den Avrupaya sıçrayacak bunalıma karşı şimdiden nesnel önlemini almalıdır. Bunların ne tür önlemler olacağının saptanmasında CHP yeni kimliğiyle (eğer böyle bir kimlik kazanırsa) etkin rol oynayabilir. Önce, küreselleşme ile özelleşme ve serbest piyasa ekonomisini birbirinden bağımsız hale getirmek gerekecektir. Yani özelleştirme ve serbest piyasa ekonomisi, küreselleşmenin içinde değil, dışında kalmalı. Nasıl dışında kalabilir? Eğer aşırı ölçüde, ileri teknolojik gelişme olmasaydı, küreselleşme olgusu gerçekleşebilir miydi? Hayır. Küreselleşme, aşırı teknolojik gelişmenin kaçınılmaz sonucudur. Eğer bu düşüncemiz doğruysa ve bir gerçeği yansıtıyorsa, özelleştirme ile serbest piyasa ekonomisini teknolojik gelişmeyle sınırlandırmak gerekir. İleri teknolojinin uygulandığı sektörleri, geleneksel teknoloji kullanan sektörlerden ayırt ederek. Örneğin, ulaşım, haberleşme, ulusal savunma, ileri teknolojinin güdümüne girerken, otonom yatırırımlar (alt yapı yatırımları ) enerji, tarım, kentleşme, metal vb sektörleri geleneksel teknoloji ile koruyabiliriz. 2000'ler.in dünyasında kâr ile yarar çatışmasının yaşayacağız. Ve Türkiye ancak CHP'nin öncülüğünde yarar öğesinin gözardı edilmesine karşı koyabilir.

ABD'nin dış politikası, Avrupa Birliğini de tedirgin edecek, rahatsız edecek ve hatta ürkütecek boyutlara ulaşabilir. Avrupa Birliğinin mimarı olan ülkelerin bunu kendi aralarında konuştuklarını sanmak ta yanıltıcı olmaz. Türkiye dış politikasını yeniden Kemalist çizgiye yerleştirmek zorundadır. Böylesi bir tarafsızlık, kendi ulusal çıkarlarını koruma özerkliğini de beraberinde getirir. Türkiye, Kemalist çizgideki bir CHP ile, yeniden dünya dış siyasetindeki saygınlığını kazanabilir ve ABD'nin güdümünden kurtulmanın yollarını açar. Unutmamak gerekir ki, 2000'li yıllar ABD egemenliğinin sona ereceği yıllar olacaktır. Çünkü ABD'nin liderler kadrosu erimiştir. Ve başa sıradan adamlar gelmektedir. Kültür sığlığı siyasal kadroları işgal etmeye başlamıştır. İleri teknolojinin gözkamaştıran gelişmesinin duraksama dönemine geçmesi ise uzak bir olasılık değil.

ABD'li bilim adamı, Alexander Beningsen'in Ana-doluyu ve tüm Asyayı içine alan ve Rusyanın güneyini çevreleyen "Yeşil Kuşak" ya da "Islami Devletler zinciri" projesinin, Sovyetlerin dağılmasıyla gündemden kalktığını düşünmek yanlış olur. Komünizme karşı, Afganistanı, Iranı, Türkiyeyi içine alan yeşil kuşağı bir savunma barajı, ileri karakol olarak kullanması güncelliğini koruyor. Çünkü komünizmin yerine Avrasya-yı paylaşma savaşımı gündeme girmiş ve bunun ya-nısıra Rusya'nın yeniden ekonomik ve siyasal güç olarak ortaya çıkışı da uzak bir kolasılık değildir. Birkaç gün önce Afganistanda başlayan gerici (şeriatçı) Tali-banlar hareketinin idamlarla sonuçlanan eylemleri karşısında "bunu o ülkenin iç sorunu kabul ederek karışmama kararı" almasının nedeni," o ayaklanmanın "Yeşil Kuşak" projesinden yana olmasındandır. Afganistan, ABD'nin yeşil kuşak tasarımı içinde yer alan ülke olmasıydı, aynı ABD ve Birleşmiş Milletler, olaya insan haklan açısından bakmaz mıydı? Ama şimdi idam edilenlerin yaşam hakları hiç kimseyi ilgilendirmiyor. Özellikle de ABD ve Birleşmiş Milletleri.

Durum böyle olunca, Türkiyenin en ivedi ve önemli sorunu "laiklik" ilkesinin ne bahasına olursa olsun korunması olacaktır. Türkiyedeki sistemin çağdaş ve bilimsel temelidir laiklik. Onun örselenmesi oranında, gerileme başlar.

Gerici akımların temsilcisi siyasal parti ve örgütleriyle uzlaşma içinde olmanın olanaksızlığı artık kabul edilmeli. Prof. Toktamış Ateş, Dilipakın elini sıkarken, Akit gazetesinde o elin ne tür makaleler yazdığının farkında değil miydi. Hoşgörü, gerici akımlarda ancak laiklikten ödün verdikçe sözkonusu olur. Onlar adım adım, Türkiyeyi din devletine sürüklemektedirler. CHP'nin laiklik karşıtları karşısındaki suskunluğu ve edilgenliğini o yüzden bağışlanmaz gevşeklik olarak kabul ediyoruz. Laiklik, çağdaşlaşmanın, demokrasinin ve cumhuriyetin özü, özeti ve içeriğidir.

Felsefe profesörü İoanna Kuçuradi'nin "Laiklik ve İnsan Hakları" adlı makalesinde (Türkiye Felsefe Kurumu Bülteni, Ağustos 1996, sayı 6) belirttiği gibi: "Laiklik, çağdaş devletin onsuz olamayacağı bir ilkedir ve insan haklarının belirleyici olabilmesinin önkoşuludur."



 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail