Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 16 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

TÜRKİYE'DE ÇAĞDAŞLAŞMANIN EĞİK DÜZLEMİ
...

TÜRKİYE'DE ÇAĞDAŞLAŞMANIN EĞİK DÜZLEMİ

Ali Nejat Ölçen

Acaba Türkiye'nin bugünkü bunalımı , çağdaşlaşma sancısından mı kaynaklanıyor? Çağdaşlaşmanın itici güçleri ile ona karşı güçler arasındaki çelişkiyi, çatışmayı mı yaşamaktayız? Yoksa, Prof Black (bu sayımızda kitabını tanıtmaktayız) ın belirttiği gibi, "çağdaşlaşmayı sağlayacak liderler kadrosunun yaratılması" kesintiye mi uğradı?

Eski yaşam ve yönetim biçimi (normları) yıkılıp yerine yenileri konulurken, bu yenilerinin kahırlı uğraşlar sonucu ve çoğu kez savaşımla gerçekleştiğini Tarih bilinci bizlere öğretmektedir. Bu savaşım verilmeli ve ka-zanılmalıki, eski, geçersiz, ayakbağı normlar yıkılabilsin. Acaba çağdaşlaşma dediğimiz bu yeni normlar nelerdir? Fransa'da büyük devrim (1789) ve onu izleyen ilk anayasa (1793) ve ondan önce de Franis Bacon'a (1625) kadar geriden başlamamız gerekecek, çağdaşlaşmanın içeriğini ve yönünü görebilmek için. Francis Bacon, bilginin kaynağının nesneler olduğunu söyleyen ilk kişidir. Nesneyi tanımak ona göre tüm önyargılardan (dinin normlarından da) arınmayı gerektirir. Onun sözünü ettiği önyargılar, kişinin kendi kafasında doğuştan varolan korkular, inançlar ya da kendisine belletilen din, dil, kamu yararı gibi kavramlardır. Öyleki o yargılar, insanı nesneyi tanımaktan alıkoyar. F. Bacon, sadece Kilisenin egemenliğine ve tüm bilgileri kendisinde toplayan dogmasına karşı çıkmakla yetinmeyip ilk kez düşün özgürlüğünün de temellerini atmıştı. Kepler, Newton onun bu öğretisinden yararlanarak yola çıktılar ve aydınlanma çağını başlattılar.

Ama Fransız devrimine kadar aradan bir 200 yıl geçmesi gerekiyordu ki, düşün özgürlüğü, devlet yönetimini de içine çeksin. Kralın, hükümdarın elindeki erkin, alınması gerekiyordu, çağdaşlaşma eyleminin yönetsel sistemini de oluşturabilmesi için. Fransız Anayasasının ilk maddesi "Hükümdar Fransız yurttaşlarının tümüdür" hükmüyle başlıyordu. Ve bu, düşün özgürlüğünün yönetsel erk ile toplumda bütünleşmesiydi.

Şimdi Türkiye'ye bakalım:

Sultan Cem olayı Anadolu toprakları üzerinde ilk çağdaşlaşma devinimidir. Onun 2 ci Bayazıt'a karşı savaşımını, ilerici-gerici çatışması olarak nitelemek yanlış olmaz. Eğer Cem, 2 ci Bayazıt'ı yenerek tahta geçseydi, koşullar değişir ve çağdaşlaşmanın yolu açılır mıydı bilemiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey varsa, o da 2 ci Bayazıt, afyon ve içki düşkünü olduğu halde, dinci görünüyordu. Hammer, Osmanlı Tarihinde onun için şunları yazar:

"Epey zamandan beri şaraptan el etek çekmişse de, diğer şevklerden vazgeçmemiştir. Bu bakımdan suistimal kendisini zamanından önce ihtiyarlatmıştı ".

Vara Mutafçeyeva da "Cem Sultan Olayı" adlı kitabında:

"Mollalar ve ağalar Bayazıt'ı destekliyordu. Cem ise büsbütün ordudan yanaymış" diye yazar ve şunları ekler:

"Daha ilk günde çevresi medreseye benzedi, yöresini bir sürü din adamı, katipler, türlü devriş süprüntüleri aldı".

Turgut Özal'ın da damadının anılarından Fransız konyağına düşkün olduğunu öğrenmedik mi? Konuyu saptırmadan, Türkiye'deki gerici-ilerici savaşımının köklerinin 1480'li yıllarda başladığını rahatça söyleyebiliriz. 400 yıl sonra İslahatçı Selim III'ün katli "din elden gidiyor" feryatlarının ürünüdür. 1908'de ikinci meşrutiyet, Padişahın yetkilerine sınırlama getirmişti ama bunu sağlayan İttihat Terakki Partisi, sonradan Sultan Hamidi aratan şiddet ve zulüm olaylarına başvurmakta gecikmedi. 1950'de Demokrat Parti'de "demokrasi" savıyla seçimleri

kazanıp iktidara gelmiş ve o da İttihat ve Terakki Partisinin mantığından hareket ederek, oluşturmaya çalıştığı demokrasiyi zedelemiş ve kendisiyle çelişkiye düşmüştü. Kuvvetler ayırımı ilkesini yok sayıp, parlamentoda yargı ve yürütme gücünde "Tahkikat Komisyonu" kurması ve "Vatan Cephesi" ile kendi iktidarına bağlı organlar oluşturması Demokrat partinin temel hak ve özgürlükleri hiçe sayan eylemleriydi.

Yenileşme-çağdaşlaşma devinimlerinin oluşturduğu uzun erimli yolcuğun gerçekleştiği noktada Mustafa Kemal Atatürk'ü görüyoruz. Amasya Tamimi ve gerek Sivas Kongresinde alınan kararların 8 ci maddesi şöyleydi:

"Ulusal iradeye dayanmayan herhangi bir hükümet ulusça kabul edilemez".

Fransız devrimini izleyen dönemde ilk anayasanın öngördüğü "Fransanın kralı her Fransız yurttaşıdır" hükmünün daha geniş çaplı bir özdeyişiydi bu. Ege-"menliğin ulusa ait oluşu beraberinde doğal olarak iki ilkeyi daha getirmiştir:

1. Ümmet bilincinden ulusallaşmaya geçiş: Ulusçuluk,
2. Yönetime halkın katılımı: Halkçılık

Halkçılığı söylem olmaktan çıkarıp (yani popülizmden arındırıp) yönetim biçimine dönüştürmenin bir tek çözümü vardı: Cumhuriyetçiliği kabul etmek, benimsemek ve yürürlüğe koymak. Ve o yıllarda, ulus, siyasal erki elde ettikten sonra, ekonomik büyüme ve sanayileşme evresine ancak devletçilik ilkesiyle geçebilirdi. Birbirinden ayrı düşünülmeyen ve birbirinin doğal sonucu olan altı ilke, çağdaşlaşmanın altı yapısını, harcını oluşturmuştur. Kemalist devrim adını rahatlıkla verebileceğimiz bu devinimin en önemli özelliği, teori ile pratiği birlikte ele alması ve kurumlarını oluşturmasında görülür. Kemalist devrimin temel aldığı kurumların hala çökertile-mediği gerçeğini yaşamaktayız. Eğer bu söylediklerimiz doğru ve gerçekse, son yıllarda gerici akımların su yüzüne çıkan devinimlerini şu üç evrede gözlemlemiş olmalıyız:

1970'lerde ögrütlenme,
1980'lerde siyasallaşma,
1990'larda iktidarlaşma,

aşamaları. Birbirini izleyen bu üç aşamanın diyalektiği, şeriat devleti oluşturmayı gündeme getirecektir. Eğer bu tasarım doğru ve gerçekse, din temeline dayalı eğitim ve yönetim biçiminin kurumlaşması aşamasına geçilmesi gerekir. 1983'de Devlet Planlama Teşkilatında hazırlanıp tüm kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen "Milli Kültür Raporu" o kurumlaşmanın gerekçelerini ve yöntemlerini ortaya çıkarmıştır. Şimdi adım adım uygulama aşamasını yaşamaktadır Türkiye. Laik olduğunu savunan sosyal demokrat siyasal partilerin gözleri önünde.

Din temeline dayalı yönetim ve eğitim biçimi gündeme girmişse Türkiye'nin iç ve dış siyaseti, kapitalist ve tutucu güçlerin etki alanına ve güdümüne girecektir elbet. Eğer kapitalist ve tutucu güçlerin güdümü gündeme girmişse:

Türkiye'nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığından sözetmek güçleşecektir.
Ve eğer Türkiyenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığından sözetmek güçleşmişse:
Toprak bütünlüğünün korunması temel sorun olacaktır.

Toprak bütünlüğünün korunması sorun olduğu zaman, ekonomik büyümeye ve toplumsal refaha yönelmesi gereken kaynaklar, güvenlik güçlerine aktarılacak ve bu, enflasyonu, yerli paranın eğer yitirmesini, bütçe açıklarını beraberinde sürükleyecektir. Kolay zengin olmanın yolları doğacak ve değer yargılan aşınıp yitik hale gelecektir.

Görülüyorki, Türkiye'de çağdaşlaşma, bir eğik düzlemde geriye doğru kaymaktadır. Bütün bu söyledikleri-

mizden anlaşılıyor ki laikliği korumak uzun erimli bir savaşımı göze almayı gerektirecektir. Tüm aydın, ileri kadroların "ne yapmalıyız" sorusuna yanıt aramaları gerekir. Belki aşağıdaki tasarım böylesi bir soruya kıyısından köşesinden verilecek yanıta ilk hazırlık aşamasını oluşturabilir:

1. Değişen koşulları da kapsayan yeni bir öğreti nasıl oluşturulabilir ve bu öğreti içine insanı, doğayı ve moral değerleri koruyan, geliştiren ve sosyalist öğretiyi kapsamına alan sermayenin kar öğesi karşısına toplum sal yarar kavramını çıkaran ekonomik büyüme ve toplumsal gelişme modeli nasıl çekilebilir?
2. Böylesi bir model içinde halkın girişimciliği, insiyatifini kullanmasını temel alan yeni bir devlet mantığı nasıl oluşturulabilir.
3. Laiklik ve demokrasi ilkelerini eksen kabul eden yeni öğreti, gericiliği duraksatmak amacıyla, tüm aydın ve demokrat kadroları nasıl bir araya getirebilir, düşünbirliğine ulaştırabilir ve ayrıntıları irdelemekten alıkoyabilir?
4. Laiklik-demokrasi ekseninde, ekonomik ve siyasal tam bağımsızlık ilkesini, tutarlı ve geniş ölçekli dış siyaset yöntemiyle bağdaşlaştırmak nasıl mümkün olabilir?
5. Toplumsal bütünleşme aşamasına geçebilmek için nasıl bir yaşam felsefesi oluşturulabilir ve temel hak ve özgürlüklerin güvencesi nasıl sağlanabilir?

Bu sorular üzerinde düşünmek, tartışmak ve çözüm önerileriyle irdeleyici rol üstlenmek hepimizin görevi olmalıdır. Çağdaşlaşmanın eğik düzlemini yeniden düzeltmenin olanağı kaçırılmadan önce.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail