Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 53 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

T.B.M.M'nin gizli celselerinde Mustafa Kemal'in çok güçlü ve yürekli siyaset ve devlet adamı kişiliğiyle devrimleri sağlam ve sağlıklı temellere dayandırdığının sayısız örnekleriyle karşılaşıyoruz. O'nu anlayabilmek, ancak gizli celselerdeki konuşmaları ve davranış biçimini görmek, okumakla olanaklıdır.. Türkiye Sorunları Kitap dizisi ülkemizde bir ilke imzasını atmakta ve bugünün pısırık ve ikircikli olduğu kadar yüreksiz siyaset adamlarına alacakları dersleri oluşturması amacıyla Mustafa Kemal'in olağanüstü kişiliğinin ortaya çıktığı T.B.M.M'nin gizli celselerinden okuyucuya kesintiler sunmaktadır.

T.B.M.M'nin 27.Şubat 1338 (1922) günlü gizli celsesi kadar sinirlerin olağanüstü gerildi görüşmeler o güne kadar yapılmış değildi. O yüzden Mustafa Kemal, kürsüye çıkarak şu kısa ve fakat o ölçüde bugünlere ders olması gereken konuşmayı yapacaktır:

Arkadaşlar, mevzuu bahis olan mesele cidden mühim ve naziktir. Bu meseleyi asabiyetle görüşmek gayri caizdir. Onun için, bütün arkadaşlarımı sükunete davet etmek cüretinde bulunacağım. Bunu af buyurunuz. Zan ediyorum ki, rüfekanın (arkadaşların) asabiyetini mucip (gerektiren) olan nokta, meselenin neden dolayı ve ne mahiyette mevzubahis edildiğini tamamen anlayamamış ve ya anlatılamamış olmasından münbahistir...

Malumu alinizdir ki, makasadı milliyemizi (ulusal amaçlarımızı) istihsal edebilmek için bir çok vasıtalara teşebbüs edilmiştir. Üç buçuk, dört sene zarfında: fakat bunların hiç biri münteci muvaffakiyet (sonuçlar başarılı) olamamıştır. Behemahal makasıdı milliyenin istihsali için kat'i bir muzafferiyete ihtiyaç vardı. Millet ve milletin öz evlatlarından mürekkep ordu, o zaferi kat'iyi istihsal etti. O zaferin neticesi olmak üzere makasıdı milliyemizin istihsal edilmiş olması lazım gelirdi. Bu emniyetle hey'eti murahhassımız, vukubulan davet üzerine Lozan konferansına gitti Aylardan beri, bütün mesail mevzuu münakaşa oldu. En nihayet itilaf devletleri, hey'eti murahhas sımıza bütün müzakeratın, münaşakatın netayici olmak üzere bazıları üzerinde görüşülmüş ve bazıları üzerinde görüşülmemiş olan mevaddı (maddeleri) ihtiva eden bir kitap verdiler. Bu kitabın muhteviyatı, yani sulh projesi, sulh şeraitini muhtevi proje diye koydukları eser, murahhasımız tarafından kabule şayan olmayacak mahiyette idi... İşte murahhasımız, vukubulan talikten (ertelemeden) istifade ederek, merkezi hükümete gelmiş ve vaziyeti heyet'i vekileye e(Bakanlar Kuruluna) anlatarak yeniden talimat etalep etmiştir. Yoksa Heyeti murahhasımız, kendisinin kabul ettiği ve hey'ete kabul ettirmek istediği projeyi aslen veya tadilen hey'eti celilenize kabul ettirmek üzere huzurunuza çıkmış bir vaziyette bulunmuyoruz, zanederim...

Lozan Konferansında İsmet Paşa başkanlığındaki kurulumuza sunulan proje, bugün Kıbrıs konusunda taraflara verilen Anan planının bir benzeriydi. O projede de, Yunan Ordusunun yenilgiye uğratılması, Türk tarafının suçu olarak kabul ediliyor ve Anadolunun işgalci devletler tarafından tümüyle boşaltılmasına karşı çıkılıyordu. Tıpkı bugün Anan Planında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden toprak alınmasının öngörülmesi, koşul olarak ileri sürülmesi gibi.

O dönemin siyaset ve devlet adamları bugünkünden daha yürekli idiler ve bugünkünden daha bilinçli ulus devletinin koruyucularıydı. Ve o dönemde bir bakan ya da başbakan çıkıp ta, "gerekirse toprak veririz" diyecek kadar gaflet içine düşmüş olamazdı. Öyle bir söz o dönemin milletvekillerinden ya da bakanlarından birinin ağzından çıkmış olsaydı, o kişi kendisini Yüce Divan önünde bulurdu. Ve hiçbir köşe yazarıi, Lozan görüşmelerinde sonuç elde edilemiyor, İsmet Paşa direniyor, heyetin başından çekilmelidir demeyi aklından geçiremezdi. Fakat bugün, Denktaş, uzlaşıcı değil, direniyor, uzaklaşmalıdır diyen ünlü köşe yazarlarının bolluğundan geçilmiyor. Sömürgeleşmekte olan ülke manzaralarına her köşe başında tanık oluyoruz.

27 Şubat 1922 günlü celsede, Lozan Konferansında heyetimize itilaf devletleri tarafından verilen proje tartışılıyordu. O gizli celsede İsmet Paşa kürsüye çıkmış, şunları yakınarak dile getiriyordu:

Garpte hudut Meriç olacak. Hudut Şarkta Musul vilayetine taaluk eden hudut ve Cenupta Fransızlarla Suriye ile olacak , bundan sonra mesaili maliye ve iktisadiye vardı.

İsmet Paşanın o günkü açıklamasını, kitap dizimizin bir başka sayısında kullanılan dilimize çevirerek okuyucularımıza sunacağımız için, burada 27 Şubat 1922 günlü gizli celseye ilişkin kısa bir yorum yazısı beklemekle yetineceğiz.

Mustafa Kemal o gizli celsede, sadece iki konuya açıklık getirmekle yetinir. Bunlardan biri sınırın Meriç olması, Dedeağaç konusu, ötekisi de Musul sorunu. Musul sorunundaki çözümü gerçekçi olduğu ölçüde koşulların gereğine uygun idi ve şunları vurgulamıştı:

Musul'u vermemekte israr edersek, muharebeye dahil oluruz. Binaenaleyh Musul meselesini bir seneye kadar hal etmek üzere talik edip sulhe geçmiş olacağız ve muharebeyi kabul etmemek mümkün müdür. ..Bugün Musul meselesini hal etmek istediğimiz zaman karşımıza yalnız İngiliz değil, Fransız, İtalyan, Japon ve bütün dünyanın düşmanları vardır. Yalnız İngilizlerle karşı karşıya olacağız. Bunda menfaat var mıdır, yok mudur. Bunu meydana çıkarmak gayet kolaydır... Musulu almamızı müteakip muharebenin hemen hitam bulacağına kani olamayız. Şüphesiz orada bir savaş cephesi açmış olacağız .

O dönemde Ortadoğu'da petrole dayalı İngiltere'nin çıkarlarını koruyan dış politikasının 2000'li yıllarda yeni sahibi ABD'dir. O yüzden Mustafa Kemal, genç Türkiye Cumhuriyetinin Musula sahip çıkarak yeni ve çok sakıncalı bir serüvene atılmasını uygun bulmuyor ve öte yandan Meriç'in sınır olmasını da sakıncalı görmüyordu. Bu iki sorun dışında mali ve iktisadi dayatmalara tümüyle karşı çıkıyor ve kapitülasyonların kaldırılmasından ödün vermeye yanaşmıyordu. O nedenle, Lozan'dan dönen heyete, yeni bir yönerge verilmesinden yanaydı ve mısakı milli deyimini kullanmayı da uygun bulmuyordu. Mustafa Kemal'e göre : " misaki milli olarak şu ta da bu hat diye bir sınır çizmek değildir. O sınırı çizen şey, ulusun çıkarı ve Millet Meclisinin isabetli görüşü, olmalıdır.. Yoksa haritası mevcut bir sınır değildir" Misakı milli Mustafa Kemal'de bir kavramdır ve ulusal yararın ortaya çıkaracağı ülke tanımıdır. Soruna böyle bakınca Musul konusunu da İsmet Paşanın da belirttiği gibi, bir yıl sonra üzerinde görüşülmek üzere İngiltere ile Türkiye arasındaki sorun olarak saptanmasını uygun buluyordu..

Şimdi o günkü gizli celsede İzmit milletvekili Sırrı Beyin misakı milli konusunda yaptığı ağır eleştiriye yer vermek istiyoruz.

İsmet Paşa o günkü gizli celsede şunları söylemişti::

Yapacağımız teklifte Meriç garbindeki araziden feragat edelim.Bu noktai nazara tekarrup edelim mi, düşünüyoruz. Biliyorsunuz ki, Karaağaç istasyonunun ve Meriç garbindeki arazinin bizim için ehemmiyeti, kıymeti vardır. Onları dermeyan etmişiz ve bütün dünyaya karşı neşretmişiz. Bununla beraber bu talebimiz, misakı millinin ahkamı sarihasından değildir. Bu talebimizi menafii milliyemiz noktai nazarından israrla istemekle beraber, misakı milli noktai nazarından bir mecburiyeti kat'iye altında bulunmuyoruz,.

O gün İsmet Paşanın bu düşüncesine karşı sert bir diller karşı çıkan İzmit milletvekili Sırrı Bey şunları söylemişti:

Acaba hey'eti murahassımız ve onun programını kabul eden Heyeti Vekilemiz bunun, misakı millinin mefhumuna sadık mı, değil mi diye onu düşünmemiz lazımdır.. Lozana gittiler ve orada dahi misakı milliden feragat ettiler. Daha evvel bize hafi celsede Hariciye Vekilimizin tebliğ ettiği projede arazi meselesinden tamamen feragat ettiler. Hiçbir noktası temin olunmaması ve binaenaleyh milletin senelerden beri etrafında dönüp dolaştığı ve aleme ilan edilen misakı milli çiğnendi, heba oldu, iptal edildi.Battal edildi.

Tüm konuşmaları serinkanlılıkla izleyen Mustafa Kemal'in sadece Sırrı Beyin bu konuşmasına karşılık olarak misakı milli kavramını açıklığa kavuşturduğunu ve o kavramın ulusal çıkarları gözeten sınır anlamına geldiğini vurguladığını görüyoruz.

Bugün acaba 2004'n T.B.M.M'inde Kıbrıs konusu benzer titizlikle tartışılıyor mu, tartışılacak mı sorusunu sormaya gereksinim duyuyoruz. "Ver kurtul" mantığıyla davranan milletvekili, hükümet üyesi, köşe yazarı, kamu görevlisi ve hatta K.K.T.C içinde de düşündaşları ve Anan Planı'nı temel alacak olan görüşmelerde yanadır. Onların ne denli yanıldıklarınını görmek için,. Türkiye Sorunları kitap dizsinin bu sayısında "Annan Planı Kıbrısa Kargaşa Getirecek" başlıklı yazımızı okumanızı öneriyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail