Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 15 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE KARAKTER ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

- Ey Sokrates, niye hep sana geliyor sana soruyoruz. Ülkemizde kendisine danışacak adam mı bulamıyoruz. Danıştığımız zaman, onun gerçekten ne düşündüğünü öğrenemediğimiz için mi? Belki de bunun için. Çünkü sen, bize doğru bildiğin gerçekleri anlatıyorsun. İkircikli davranmadan, söylediklerinin sana zararıdokunup dokunmayacağım önemsemeden. Ama ülkemizdekiler öyle mi? Hayır, çoğu ya doğrunun ne olduğunu bilmiyor, ya gerçeğin farkında değil ya da farkında olanlar da söylerse kendisine zarar gelip gelmeyeceğinin hesabını yapıyor. Sen böyle değilsin. Dümdüz, eğrisiz, yalın ve sadesin. Söylediklerinin yanlış olup olmadığını bize söylemeden önce sen kendin irdeliyor, sorguluyorsun. O nedenle sana geliyor, zihnimizi kurcalayan soruları sana yöneltiyoruz. Bağışla bizi. Yine kuşkuya düştük. Nedir karakter anlat bize. Kişinin doğuştan kendisiyle birlikte beliren varolan niteliği mi, yoksa kendisine koşulların sonradan eklediği özellik mi. Varoluşla varolan mı, varoluşdan sonra ona eklenen mi? Karakter denilen nitelikle, kişinin varoluşu nasıl böyle birbiriyle kaynaşabiliyor.

Sokrates:
Bana gelmenizle ben de beni Araf'ta kendimle karşılaştırıyor, kendimi sizde görüyor, sizi kendimde buluyorum. Bu bana zenginlik katıyor. Kişiliğimi sizin kişiliğinizle özdeşleştiriyorum. Ama merak içindeyim. Neden şimdi durup dururken bana "karakter"in ne olduğunu soruyor ve onun insanın varoluşuyla mı varolduğunu yoksa sonradan mı ona eklendiğini merak ediyorsunuz? Sizi ülkenizde rahatsız eden nedir. Önce bana bunu açıklayınız.

- Ey Sokrates içimizden, zihnimizin derinliklerinden geçen düşüncemizi öğrenmiş gibisin. Neden geldiğimizi sormamalısın. Biz de bunun nedenini bilmiyoruz. Özgür düşünmeye, düşünceler arası farkların hoşgörüyle karşılanmasına ve sav ile katılaşmayan düşün düzeyine özlemimizden kaynaklanıyor. Seninle konuşurken, düşüncemizin derinleşmekte olduğunu duyumsuyoruz. Bilgeliğinin zihnimize aktığını ve bilgeliğe yakınlaştığımızı görüyoruz. Araf'ta olman, bizlerden uzak olman anlamına gelmiyor. Seni yanımızda görüyoruz. Kendimizle konuşur gibi konuşuyoruz seninle. O nedenle, şimdi sormak istiyoruz, bizlerde karakter değişikliği sezinledin yada gözlemledin mi? Ülkemizde karakter denilen niteliğin giderek değersiz-leştiği bir süreci yaşamaktayız. Acaba bizler de o sürecin etkisi altında kalarak karakterimizi mi farkında olmadan değiştiriyoruz. Bunu öğrenmek istedik. Ve soruyoruz ssna, anlat, nedir karakter, nasıl karakterli olunur. Sonradan kazanılan bir nitelik mi ya da karakterli yahut karaktersiz mi doğuyoruz. Sonradan karak-tersizleşiyorsak, bizleri yönetenlerden biz mi sorumluyuz. Neden onların karakterlerine güvenimiz yok. Bizleri karaktersizlerin yönetmesinden nasıl kurtulabiliriz? Anlat, öğret bize bunun gizini.

Sokrates
Bana ne denli zor soru yönelttiğinizin farkındası-nızdır sanırım. Beni kendi içişlerinize sokmamaksınız. Sizleri yönetenlerin yeterince karakterli olup olmadığını bilemem. Eğer onlarda karakter eksikliği varsa, bu sizlerde de özdeş eksikliğin varolduğunu gösterir. O nedenledir ki bireylerin karakterleri toplumsal karakteri ve karşıt olarak ta toplumun karakteri bireylerinkini etkiler. Sizlerin deyimiyle yapılandırır. Karakter o yüzden hem bireysel bir nitelik ve hem de toplumsal koşulların sentezidir. Karakteri biçimlendiren ona özkazandıran da toplumun moral değerleri ve nesnel gerçekleridir. Şunu her zaman düşünmüşümdür: Karakteri biçimlendiren toplumsal değerler ve nesnel koşullar, sonra tersine dönerek bireysel karakteri nasıl etkiliyor? Kendime sorduğum bu sorunun yanıtını, zaman içinde zaman öğretti bana ve gördümki zaman sürecinde koşullar değiştikçe, bireysel ve toplumsal karakterin özü ve biçimi de değişiyor. Ve biçim ile öz olarak karakter dediğimiz olgu, toplumun kendi özüne dönüşümü olarak bizlere belli bir yansıma getirmektedir. Bu yansımanın varolduğu ortamda üretim ilişkilerinin biçimi ve ilişkilere egemen olan çıkar gruplarının davranışları ve etkileşimleri rol oynuyor. Sermayeye egemen olan güçlerin niteliği, üretim ilişkilerine belli bir boyut, öz ve biçim kazandıracaktır. Bu ne ölçüde toplumun yararına ve ne ölçüde de egemen güçlerden yana işliyor? Bu soruya vereceğiniz yanıt, sizlerin karakterini ve onun sentezi olan toplumsal karakteri betim-leyecektir .

- Bağışla bizi, tam olarak anlayamadık. Üretim ilişkileri ya da üretim ilişkilerine egemen olan güçler bizim karakterimizi nasıl betimler? Öyleyse bizler, doğduğumuz anda belli bir karakterde değilmiydik. Karakter dediğimiz nitelik, toplumun üretim ilişkilerinde, bizlerin davranış biçimlerini mi oluşturuyor, yönlendiriyor. Bunu mu söylemek istiyorsunuz?

Sokrates:
Bunu da söylemek istiyorum, başka şeyleri de. Bireyin karakteri, örneğin yalan söylemesi, ya da hırsızlık etmesi, adam öldürmesi, tüm bu kusurlar onun doğarken kendisinde var olan niteliği, varlığıyla birlikte varolanı değildir elbet. Bireyi kuşatan nesnel koşullar onu yalan söylemeye, hırsızlık etmeye ittiği gibi bu itişe karşı çıkacak olan bireysel direnci de varolmayabilir. Varlığıyla varolan işte budur. Yani kendisini karakterinden uzaklaştıran koşullara karşı çıkamaması, direnmemesi ve bundan üstelik yarar görmesidir? Öyleyse sizler, yalan söylemekte yarar görmenin, hırsızlık etmekten çıkar sağlamanın koşullarını toplum olarak ortadan kaldıracak kuralları koyabilmelisiniz. Eğer bu kuralları koymayı kabul ediyorsanız, bireylerin karakterini biçimlendirenin dış nesnel koşular olduğunu da kabul ediyorsunuz demektir.

-Şimdi anladık Sokrates, ne demek istediğini. Demek ki, asıl olan insanı karaktersizliğe iten nesnel koşulları ortadan kaldıracak kural ve kurumların oluşumunu sağlayamamışız. Bizleri karaktersizlerin yönetmesine engel olacak toplumsal kuralları ortaya çıkaramamışız. O kuralları nasıl ortaya çıkarır oluşturabiliriz. Anlat bize. Ülkemize dönünce, ey karaktersizler, artık bizlere yalan söyleyemeyeceksiniz, toplumsal çıkarları kişisel çıkarınıza dönüştürmeyeceksiniz diyelim. Öğret bize, karaktersizlerin yönetimde karakterli olmalarını nasıl sağlar ya da yönetime karakteri düşük olanların gelmesini nasıl önleriz? Nedir bunun gizi; Nasıl kurumlar oluşturmamız gerekir?

Sokrates:
Acaba kurumları oluşturma aşamasına geldiniz-mi? Oluşturacağınız kurumlar için gerekli malzemeye, insan malzemesine, demokratik işleyişe, üretim ilişkilerindeki çelişkileri dengeleyen denetim mekanizmalarınave en önemlisi sizleri yönetenleri iş başına getirecek olan halkın bilincine toplum ne ölçüde gereksinim duyuyor, bunu ölçebildiniz mi. Yoksa oluşturacağınız kurumlar ya işlevsiz kalacak ve göstermelik olacak ya da sorunlara sorun katmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Geliniz işe baştan başlayalım. Önce karakter deyimiyle ne ka-sıtladığımızı görelim. Acaba bu sözcükten aynı anlamı mı çıkarıyoruz, insanı nitelemek için kullanılan "karakter" sözcüğü, kişinin tutum ve davranış bakımından dürüstlük, doğruluk çizgisinde, başkalarından çok farklı olduğunu betimler. Güvenilir kişidir o. Yalan söylemez ve hakkı olmayanı hak kabul etmez. Toplumsal sorumluluk bilinci, kendine güveni ve olayları ciddiye alışıyla, saygın bir yeri vardır. O insan için "karakterli" dir denir. Bu saydığınız niteliklerin dışında kalanlar da vardır elbet. Onlar "karaktersiz" dirler. Karaktersiz se kişi, ne zaman ne söyleyeceğini ne yapacağını bilemezsiniz. Kendi çıkarının peşindedir hep. Toplumsal sorumluluk bilinci onun için anlam taşımaz. Güvenemezsiniz, birlikte olmayı bile istemezsiniz. Bana soruyorsunuz, bu güvene-mediğimiz, birlikte olmadığımız, ne zaman ne söyleyip ne yapacağını bilemediğimiz kişiler bizi niçin yönetiyor, ve o düzeye tırmanabiliyorlar? Bunu kendinize sormalısınız. Sizler karakterli bireylerseniz, o halde karaktersizlerin yönetimine neden razı oluyorsunuz? Kendi bireysel çıkarını utanmazcasına toplumsal çıkarların üstüne çıkaran bu kişileri kim arayıp ta buluyor? Yine sizler değil mi?

– Hayır Sokrates, sana karşı çıkmaya zihinsel gücümüz yetmez, bunu biliyoruz, ama karaktersizlerin yöretimine karşı çıkmanın araçlarına sahip değiliz ki ve onların yönetimin en üst düzeylerine tırmanmasının yollarını biz açmıyoruz ki.

Sokrates:
Elbette siz açmıyorsunuz o yolları. Ama içinde bulunduğunuz toplum da mı açmıyor, karaktersizlerin kolayca tırmandığı yolun kapılarını. Toplumu suçlamak topluma sorumluluk bilincini anımsatmak amacıyla böyle konuşuyorum. Toplum karakterli kişilere sahip çıkmadıkça ve karakterli kişiler en az karaktersizler kadar yürekli olmadıkça, nasıl çıkarsınız bu işin içinden?

– Ey Sokrates, buna benzer bir sözü bizdeki bir devlet adamımız da söylemişti. Ama acaba, sadece yürek yeterli mi?

Sokrates:
Evet o devlet adamınız da şimdi Araf da. Kimi zaman buluşup konuşuyor ve geride bıraktığı ülkesinin kimlerin eline düştüğünü düşündükçe Araf'ta yeniden dirilip yeniden ölüyor. Elbet te bireysel yüreklilik, sorunun çözümü değil ama çözümü kolaşlaştıran koşullardan biri ve belki de en önemlisi. Yürekliler bir araya geldikçe ve örgütlendikçe, toplumsal yüreklilik doğar. Toplumsal yüreklilik, bireysel yürükliliklerin bir sentesidir. O zaman demokratikleşme süreci de hızlanır. Karakteri eksik olanların yönetime gelmesine yol açan kapılar daralır, yönetime gelseler bile ordan uzaklaşmaları kolaylaşır ve toplumun öfkesi caydırıcı güç olmaya başlar. Bu öfke, demokrasinin yazılı olmayan, yasa kitaplarına geçmeyen niteliğidir. Demokrasinin bu niteliği, onun yazılı kitaplardakinden çoğukez daha da etkin rol oynar.

- Sokrates doğru söylüyorsun ama bizler, toplumun öfkesinin kaba kuvvetle bastırıldığı ve öfkenin söndü-rüldüğü bir ülkeden geliyoruz. Öfkenin karşı öfkeyle yokedildiği bir sistemin içinde çaresizliğe düşüyor karamsarlığa bırakıyoruz kendimizi. Söyle bize, toplumsal öfkeyi caydıncı güç olarak nasıl değerlendirebiliriz.

Sokrates:
endinize fazla haksızlık etmeyiniz. Aslında yöne timin tepesine tırmanmış olanlar sizlerden korkuyor ve
çekiniyor. Ve sizlerin oluşturduğu ortam onların korku lu rüyası oldu bile. Beğenmediğiniz MEDYA, bu alanda
büyük bir hizmette bulunuyor, belki farkındasınız ya da farkında değilsiniz, tüm çirkinliklerin sergilendiği bir
dönemi yaşarken aslında onun gerisinden temiz bir toplumun öncülerinin geleceğini unutmayınız. Tüm aydın
larınızın ortak uğraşısının ortaya çıkaracağı saydam ve temiz bir yönetime ergeç ulaşacaksınız ve bugünlerde
bunun sancısını çekiyorsunuz. Toplum, kendisine yutturulan pislikleri kusma sürecindedir. Midesi bulanan
toplum olduğunuz için sevinmelisiniz. Şimdi size düşen, kuracağınız temiz, saydam ve akılcı yönetimin kuramsal ilkelerini yapılandırmaktır. Cumhuriyetinizi kuran bir büyük devlet adamınız vardı sizin. Araf'ta onu görmek olanağını bulamadım. Onun yapılandırdığı ilkelere yeniden sahip çıkmanızın zamanı gelmiştir. O devlet adamınızın büyüklüğünü giderek daha iyi anlayacak ve onun ilkelerinin evrenselliğini daha iyi kavrayacaksınız.


- Sokrates bize yeniden umut aşıladın. Geleceği aydınlık görmemizi sağladın. Ama o büyük adamın ilke
lerini yeniden nasıl yönetim ve yaşam biçimine dönüştürebiliriz. Toplumu mistisizme çekmek için örgüt
lenen gerici güçler siyasete ağırlığını koyarken, o ev rensel ilkeleri nasıl yaşam ve yönetim biçimine yeniden
dönüştürebiliriz?

Sokrates:
Bu konuyu sanırım daha önce de görüştük. Zamanın akışında tüm nesnel koşulların, evrensellikten yana iş
lediğini ve mistisizmin çağın gerilerine kayarak uygarlık tarihinden silinip gideceğini düşünmüştük. Bir zamanlar, özellikle benim nesnel dünyanızda yaşadığım dönemde, bugün sizlerin sahip olduğu bilimsel yöntemlere ilişkin hiç bir bilgimiz yoktu ve bizler gerçeklerin ne olup ne olmadığının farkında değildik ya da onu düşüncelerimizi karşılıklı tartıştırarak sezinlemeye çalışıyorduk. Başvurduğumuz yöntem metafizikti. Metafizik çağın değişen koşullarında geçerliliğini yitirmedi mi? Uygarlık tarihinin içine gömülüp yok olmadı mı? Metafizikle gerçekleri kavramınız artık olanaklımıdır, hayır. Mistisizm de dönemini kapatacaktır elbet. Toplumsal refah düzeyi ve kültür gelişimi, sanayileşmenin insana sunduğu araçlar, kişileri daha çok dünyanın nesnel koşullarıyla ilgilenmeye itecektir. Göksel güçlerin insan zihnindeki egemenliği sona erecektir. Bu uzun erimli gelişim süreci içinde, sizler şimdiden, geleceğin koşullarını geleceğin kuşaklarına hazırlamalısınız ve bu olanak avuçlarınızın içindedir.

- Haklısın Sokrates, haklısın. Ülkemizde dinin 1200 yıl öncesinin Özlemini duyanlar ortaya çıktı. Onlar ellerinde asaları, sırtlarında çul urbaları, kafalarındaki sarıklarla, birarada, birlikte kentin sokaklarında yürüyorlar, hem de meydan okurcasına. İslam dininin kurucusu gibi yaşamanın özlemi içindeler. Ama bu zavallılar bir şeyin farkında değiller. Bir kentten ötekine, İslamın kurucusu gibi deve sırtında gitmiyor, kendi inançlarına taban tabana zıt olan başka bir dinin ürettiği otobüs, uçak gibi taşıma araçlarından yararlanıyorlar ve ellerindeki kutsal kitabın kağıdı mürekkebi bile öyle. Sırtlarındaki çul urbalarını da evde karıları dokumuyor. Başka bir dinin egemen olduğu yabancı diyardan ithal ediliyor. Onlara içinde yüzdükleri bu çelişkiyi anlatmak ta olanaksız. Kafalarının içinde kalın duvarlar örülmüş ve zihinleri o duvarların içinde sıkışıp kalmış.

Sokrates:
Her toplum bu tür çirkinlikleri, tutarsızlıkları, olağandışılıkları yaşamıştır. Tümünün ortadan kalkıp silinip gitmesi bir an meselesidir. Burada "an" sözcüğü sizler için saniyeden de belki daha kısa. Bir felsefeciniz Ibn Sina Araf'ta benim en yakın dostum, o, geçmiş zamanla gelecek zamanın kesişme noktası olarak tanımlamıştı "an "ı. Sonra birlikte gördük ki Araf'ta zaman olmadığı için "an" da yok. Zamanın geçmişi ve geleceği olmadığı için, an 'in da yeri yok. Ama sizin yaşadığınız nesnel dünyada an belki de zamanın yaratıcısıdır, belkide zamandan önce var olan zamanın başlangıcıdır, bilemiyorum. Toplumun bunalımlı dönemindeki bu tür sapıklıklar sizde umutsuzluk yaratmamalı. O tür sapıklıkları akıl yoluyla ortadan kaldıramazsınız. Ancak sapıklıklar, karşıt sapıklıkları doğurur ve birbirlerini yok ederler. Toplumun gelişim sürecinin ana doğrultusunu yakala-manızdır önemli olan. Bana gelerek sorduğunuz sorulardan anlıyorum ki o doğru ve gerçek olan doğrultuyu yakalamışsınız. Bırakmayınız, ve toplumun bilinçlenmesi için, birbirinizle daima tartışınız ve toplıımu soru sormaya, yanıt aramaya itiniz.

- Haklısın Sokrates bizlere yeni bir dünyanın kapılarını açtın. O aydınlık dünyada yürümeyi sürdüreceğiz. Taki karaktersizlerin yönetiminden kurtuluncaya ve karakterlilerin egemen olduğu bir ülkede yaşayın-caya kadar. Ülkemize dönünce, yüksek sesle haykıracağız, ey karaktersizler yığını, tarihin karanlığı sizleri bekliyor, diyeceğiz ve onları tarihin karanlığına iteklemek için halkımızın bilinçlenmesini hızlandıran her düşünsel devinimi yerine getireceğiz, bıkmadan yorulmadan ve yılmadan.



 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail