Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 15 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


HABİTAT II ve ÜÇÜNCÜ SEKTÖR

Ali Nejat Ölçen

Günlerdir Devletin resmi TV programları arasına giren bir reklam ilgimizi çekiyordu. "Türkiye başarıya hazır" ve arkasından HABİTAT II. Bir devletin uluslar arası sanat ve kültür etkinliğine ve kentsel yaşamın yeniden düzenlenmesi konularının görüşüleceği toplantılar dizinine böylesi bir reklamla övünç duymasını yadırgıyor ve bunu Batı karşısında zihinlere yerleşmiş olan aşağılık duygusunun bir başka görünümü olarak yorumluyorduk. Kendisinin başarıya hazır olduğunu TV programlarında ilan eden Türkiye'nin bu denli başarısız olacağını ummuyorduk. Binalar zamanında yetişmiş olabililir ve kırmızı ceketli gençleri İngilizce bilgisiyle sokaklara da salmış olabilirsiniz, ama acaba bu, başarı için yeterli mi? Beşiktaş ile Dolmabahçe arasındaki beton kaldırımlar o gün mü sökülmeye başlanıp ta kırmızı tuğlalar döşenir. Çimento torbaları, sökülmüş beton yığınları arasından geçmenin ne tür cambazlık becerisi gerektirdiğini acaba Büyükkent Belediye Başkanı bilmiyor mu? Kaldırım onarımı hala sürmektedir. HABİTAT II bitince herhalde o da sonuçlanır.

Taksim ve Mecidiyeköy arasındaki kaldırım taşlarını ve de duvarları sarı-beyazla boyamak mı, asık yüzlü, beton yığma dönüştürülen İstanbulu güzelleştirecek. Taksim ile Galatasaray arasındaki yollara dikilen ağaçların koruyucu demir kafesleri o gün mü yeşile boyanır ve eli dokunanlar eteği sürünenler o kutsal renkten nasiplerini alırlar.

Taşkışlaya girişinizi polis yığını çevrenizi alarak engellemektedir. Kimi üstünüze demir halka tutar ve sinyal sesi işitmeye çalışır kimi de giriş bileti sorar. Meğer giriş bileti, Taksimdeki Kültür Merkezinde satılıyormuş. Oraya geri dönmeden önce, acaba burada da bir gişe oluşturarak, giriş bileti satamaz mıydınız diye sormamalısınız. Radyoda ilan ettik, diyeceklerdir. Türkçe bilmeyen bir yabancıysanız, iyiki 30 bin kişi davet edildi ve bunlar İstanbula gelmediler, çoğu sokakta yatarda Kente çağrılan polislerin pek çoğunun yaptığı gibi. Ya da gemi güvertesinde. Parkta. Zaten fırsat düşkünü otelcilerimiz fiyatları 200 doların üstüne çıkarmışlar. Döviz soygunu ile HABİTAT özdeşleşmiş bir bakıma.

Kültür Merkezinde, Taşkışla için giriş bileti mi alacaksınız. Günlük ziyaret için mi, haftalık mı? Kimden öğreneceksiniz. Önünüzdeki bankın üzerine yapışık bu kağıtlar dikine tutturulamaz mı okunabilsin diye. Zaten, Taşkışlaya girdiğinizde, oradaki düzensizlik, dağınıklık, masalar üzerine gelişigüzel serpiştirilmiş, fraksiyon gruplarının sözümona İngilizce mesajları, gürültü, kir ve pislik. 250 bin TL'nize acımanız işten bile değil. HABİTAT II'nin üçüncü sektör programına 200 dolar vererek katılmışsanız (15 milyon TL) size ancak İngilizce olmak kaydıyla 3-5 dakikalık konuşma süresi tanınacağı bildirilmiştir, ama, bakarsınız ki toplantıyı yöneten başkan Fransızca konuşuyor. Ya da bir konuşucu Türkçe derdini anlatırken, bir başka konuşucuya "İngilizce konuşunuz" uyarısı yapılabiliyor.

HABİTAT II- Vakıflar Forumu'nun ilk günkü toplantısına konuşmalar yarıda kesilerek, mutluluk içinde tüm salonda yankılanan ses şu oldu: "Cumhurbaşkanımız teşrif ediyorlar". Hepimiz ayağa kalktık ve yabancı temsilcilerle birlikte alkışladık, sonra da kendisini huşu içinde kürsüde konuşurken dinledik. "Her hizmetin devlet tarafından yapılması zamanının geçtiğini ve gönüllü kuruluşların da yurt kalkınmasına katkı yapmaya başladığını" anlatıyordu. Vakıflar da artık üniversite kurmaya başladı. Bu büyük bir gelişmedir demişti! Sonra da sözlerini, üzerine basa basa sürdürdü" Şimdi ayağımın tozuyla, bir vakfın kurduğu üniversitenin temelini atmaktan geliyorum". Dil sürçmesi olacak, ayağımın yeşiliyle geliyorum demesi gerekiyordu. Çünkü temelini attı üniversitenin denize bakan arazisinde tüm ağaçlar kesilerek ünlü sanayicimiz KOÇ'un kurduğu vakıf tarafından temel kazılmıştı. Çevrede toz olmuştu ağaçlar ve hiç te toz kalmamıştı. Bu hayırlı girişime toz kondurmanın nedeni de yoktu artık. Konuşma bitince, plaketler alındı, plaketler verildi, fotoğralar çekildi ve sayın Cumhurbaşkanımız salondan alkışlar arasında ayrıldı. İlk konuşan da sözü kesilen ABD Vakıflar Birliği Başkan Yardımcısı Mr. Christopher Harris oldu. "İlk kez onurlu biçimde sözüm kesildi". Gülüşmeler oldu ve anlayan anladı Mr. Harris'in ne dediğini.

Nedir üçüncü sektör.

Vakıflar ve gönüllü kuruluşlar bir araya gelerek (herhalde Üçüncü Sektör Vakfının şemsiyesi altında) devlet ve özel sektör arasında yer alacak ve toplumsal gelişmenin öncülüğünü yapacak. Her ne kadar, ekonomik kararlarda etkinliği olmayacaksa da, devletin ve özel sektörün ulaşamadığı alanlarda, eğitim, kentleşme, çevrenin korunması, sağlık gibi konulara hizmet götürecek. Bir zamanlar CHP'nin Halk Sektörü'ne karşı çıkan Türkiye'nin kapitalist dünyası, şimdilerde bir üçüncü sektörün yaratılması peşinde. İlerde hastaha-neler, üniversiteler kuracak, kentsel yerleşme planları da hazırlayacak belki de. Devlete onun ulaşamadığı alanlarda yardımcı olacak. Bu üçüncü sektör yatırım,

üretim kararlarına karışmasın da, halkın birikimlerini Vakıflar yoluyla yine halka aktarsın. Otomobil ruhsatlarından alınan haraç 50 bin liralar, Karayol Vakfı'na (KAV'a) aktarılmıyor mu. Daha önce de Polisi Güçlendirme Vakfına aktarılmaz mıydı? Nüfus Daireleri de şimdi vakıf kurdu ve o da bağış altında küçük haraçlar alıyor. Bu üçüncü sektör vakıflardan oluşacaksa, acaba devletin kurduğu ve bağış adı altında haraç alan vakıflarla ilişkisi nasıl olacaktır, merak ediyoruz.

Ama yine de özel sektörümüzü alkışlamalıyız. Halk Sektörünü, sosyalizmin revizyonudur, kapitalizme yumuşak iniştir biçiminde eleştiren kimi solcularımızın HABİTAT II'nin Vakıflar Forumuna katılıp, eleştirilerini yinelemelerini beklerdik. Ama onların çoğu şimdi sermayenin yandaşı oldular. Söyleyecek sözleri kalmadı.

Vakıflar bir araya gelerek Vakıflar Vakfı kuracaklar ve üçüncü sektör oluşacak. Bu üçüncü sektör, Halk Sektörünün şimdi bilimsel yadsımasının hazırlığı içinde. Yine de özel sektörü kutluyorum. Devletin ve özel sektörün bıraktığı boşluğu dolduracaklar. Ama, şu devletin kurduğu Vakıflar olmasa. Devlet, sadece kendi kurduğu vakıflara kol kanat geriyor, öteki vakıfları da umutsuzluğa itip durmakta. Yardım etmek şöyle dursun, kamuya yararlı olanlar, belli bir blanço düzeyinin altında etkinlik göstermişse hemen uyarı gelmektedir. Ya da bir rehabilitasyon tesisi mi kurdunuz, tüm satın aldıklarınızdan KDV ödemek zorundasınız. Yıllık bilançonuzu da bir yeminli muhasebe bürosuna onaylatmanız gerekecektir. O da yetmeyecek, aynı denetim için tüm defter, bilgi ve belgeler Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından da denetlenecek ve sıra Maliye Bakanlığının onayına gelecektir. Pek iyi, yeminli muhasebe bürolarına onaylatma zorunluluğu neden? Yanıt, onlara da kaynak transferi, bu kadar basit. Vakıflar sırtından. Acaba bir zamanların ünlü Papatyalar Vakfı şimdi nerede, Türk Kadınını Güçlendirme Vakfının kurucusu Semra Özal, kadınlarımızın güçsüz kalmasına nasıl razı olmaktadır. Ya gezgin sağlık otobüsleri, şimdi onlar nerede çürümeye terke-dildiler?

HABİTAT II'nin Vakıflar Forumu, iki gün sürdü ve karar verilmemesine karar verilerek, alkışlar arasında dağıldı. Zaten neye karar verilecekti ki? İstanbul Deklarasyonu hazırlanacak, üzerinde görüşmeler yapılacak ve de oylanarak kamuoyuna duyurulacaktı. İkinci günün sonunda saat 15.30 da İstanbul Deklarasyo-nu'nun hazırlanamayacağı anlaşıldı. Oturumu yöneten sy. Zekai Baloğlu, yaptığı Fransızca konuşmada, deklarasyonun hazırlanıp bizlere gönderileceğini bildirdi ve son yarım saat, bunun tartışılmasıyla geçti. Nasıl olur, dediler, bunu diyenlerde yabancılardı zaten, akılları almıyordu, deklarasyon, foruma katılanlarca hazırlanmaz mıydı? Öyle olmalıydı elbet. Baloğlu da haklıydı. Kendilerine üç ay önce haber verilmişti, üç ayda ancak bu kadar yapılabilirdi. Ama sekreterya çalışacak, akşam 20'de Haliç kıyısındaki Koç Sanayi Müzesinde verilen akşam yemeğinde dağıtılacaktı. Forum hiç olmazsa buna karar vermişti, herkes te kararsızlıktan kurtulmanın huzuruna kavuşmuştu. Ama unutulmuş olmalı ki, o yemekte de deklarasyon kimsenin aklına gelmedi, yemekler çok çeşitli ve lezzetliydi çünkü.

Koç Sanayi Müzesi.

Koç Sanayi Müzesi, ne denli övülse yeridir. Sy. Rahmi Koç, çok gerekli, ve önemli bir başarının altına genç yaşta imzasını atmıştır. Batı da bile bir benzerine pek rastlanmayan müze. Her alandaki teknolojik gelişmenin tarihçesini izleyebiliyor ve insan zekasının teknolojik devrime nasıl ayak bastığını ve hangi aşamalardan geçtiğini görebiliyorsunuz. Düzenleme de olağanüstü başarılı ve coşku verici. Sermayenin, böylesi girişimlere kaynak ayırması da ayrıca övülmeye değer. Laf üreten kimi solcularımızın o müzeyi görmelerini ve derin derin düşünmelerini umuyoruz.

Cop ve Habitat.

Habitat toplantısı devam ederken, İstiklal caddesinde kimi göstericileri dağıtmak için İstanbul polisinin ortalığı savaş alanına çevirmesini TV haberlerinde izlerken gözlerimize inanamadık. Ertesi gün (11.6.1996) gazetelerde İçişleri Bakanı Ülkü Güney'in açıklamasını okuyunca da şaşkanlığımız bir kat arttı. Meğer Bakanın deyimiyle, polis, "geçmiş dönemdeki deneyimlerinden yararlanarak kararlı, sağduyulu, tarafsız ve vakur bir anlayış içinde" coplarını kılıç gibi kullanmış, kaçanları tekmeyle kovalamış! Polisin yerli-yabancı, kadın-erkek, genç-yaşlı, büyük-küçük, suçlu-suçsuz ayırım yapmadan kaçanları bile cop ve tekme darbelerinden yoksun bırakmaması, herhalde sayın Bakanın gözlerini yaşartmıştır. Meğer "ülkemizin imajına menfi yönde etki" olsun istenmiyormuş.

İstanbul polisinin İstiklal caddesini savaş alanına çevirmesi, yere düşenleri de tekme tokat sürükleyerek götürmesi, ülkemizin imajına kesinlikle gölge düşürmemiştir. HABİTAT, Arapçada mahvetmek anlamına geliyor. Habitat'ı habitat eden İstanbul polisini, çopunu kılıç gibi "Vakur bir görünüm içinde" kullandığı için kutlamak gerekir. Ağızlarını siyah bandlarla kapayan yerli-yabancı gençlerimiz polisimizi nasıl kutlamak gerektiğini acaba yeterince açıklayamadılar mı? Böyle İçişleri Bakanına böyle polis. Söleyecek söz bulamıyoruz. Aslında üçüncü sektör, Türkiye'de polisin kendisi.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail