Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 15 Geri Tavsiye Et Yazdır


ANADOLU KÜLTÜRLERİ ARAŞTIRMA MERKEZİ

Erdoğan Vata
Y.Mimar Restoratör

Anadolumuz, eski dünyanın yeni Asyanın, Afrikanın, Avrupanın düğüm noktasıdır. Bu nedenle, balıkların, kuşların, böceklerin, tüm hayvanların ve bitkilerin biolojik göçleri daima Anadolu'nun topraklarından geçtiler. Anadolu, doğasındaki yaşamsal nedenle akıl alamıyacak kadar çeşitliliğe sahip ayrıca çok ta zengin.

Mezopotamya, Kafkaslar, Balkanlar arasında Anadolu, iklim koşullan nedeniylede, coğrafyalarının elverişliliği yönünden çeşitli kültürlerin doğmuş olduğu topraklarla çevrilidir. İlk insanların, Afrikadan kuzeye yönelen tüm göçleri, doğu ve batı kültürlerinin, Anadolu potasında eriyerek, bir arada oluşabilmelerini de gerçekleştirmiştir.

Günümüzdeki Anadolu kültürel zenginliğinin nedeni budur. Türkiyemizdeki müziğin, müzik araçlarının, folklorun, zenginliğinin temeli de budur. Anadolu, kültürlerin pınarıdır. Bu gerçek T.C.nin en önemli zenginliğidir.

Yer yüzündeki tüm kültürlerin, ilk ana unsurları dilleri ile müzikleridir. Bu ikiliyi de inançlarıyla, danslan, sanatları, giyimleri, beslenmeleri izler.

Aynı dili konuşan, müzikleri, folklorları, sanatları, inançları ve beslenmeleri aynı olan insanların binlerce yılı kapsayan yaşamlarında, toplumsal genleri oluşacaktır elbet. Bu sosyal genler, toplumun tüm geçmişini bütün verileriyle, toplumun bütün bireylerinde sonsuza kadar yaşatacaktır.

Dillerin, toplumlarındaki en Önemli öğeleri, gramerlerinin düşüncelerdeki, oluşumları yönlendirebil-meleridir. Bu, gerçekte aynı dil grubundaki ulusların bireylerinin birbirleriyle çok çabuk iletişim kurabilmelerine neden olmaktadır.

Mezopotamya, Anadolu ve Kafkaslar ve Balkanlarda, günümüz dünyasında, çok çeşitli dil gruplarından yüzlercesi farklı konuşulmaktadır. Aynı bölge insanları arasında aynı zenginlik, müziklerinde, folklorlarında, inançlarında, hatta beslenmelerinde bile görülüyor.

Günümüzden binlerce yıl önce yok olmuş siyasal toplumların, hala yaşayan sosyal kalıntıları, Mezopotamya, Anadolu, Kafkaslar ve Balkanlarda yadsınama-yacak biçimde varlıklarını gösterebilmekteler... Bu kalıntıların izleri dilleriyle, müziklerinde, inanç ve folklorlarında yaşamakta.. Sümer, Akad, Asur, Urartu, Hitit yazılı tabletlerinden okunup, çözülenleri incelediğimizde, aradan geçen binlerce yılın izlerini rahatça görebilmekteyiz. Alman dilbilgini, Lulmilla von Felix, 19. asrın başlarında, Almancanm kökenini, Anadolumuzda, kil tabletlerde ararken, yeryüzünün en eski, en büyük, en uzun ömürlü sanat eğitimi kurumu olan Yasamek Heykel Akademisi 'ni (Bölgesel adı: Heykel dalları, Heykel tarlası,...) (Gaziantep ilinin, İslahiye kazasının 16 km. güneyi.) bulup, Almanyadan dünyamıza yayınlarıyla tanıtmıştı...

Anadoludaki, araştırma gezilerimizde, konuşulan dillerin, müziklerin, müzik araçlarının, folklorların çeşitliliği karşısında şaşırmamak olası değil. Kürt olduklarını düşünen, aynı sokakta yaşayan aileler evlerinde konuştukları dilleriyle komşularıyla anlaşamıyorlardı. Anlaşmalarını ancak bozulmuş bir Osmanlı-cayla (Türkceyle) gerçekleştirmekteydiler... 1960 yılların başlarında Divriği'de Turan Melik Sultan Ulu Ca-mii ve Darülşifahanesini restore ederken, çalışmalarım esnasında Barış Gönüllüsü olarak Türkiyemize gönderilmiş bulunan, ikiside ölü dillerde, ölü sosyal toplumların bilginleri, dünya çapındaki otoriteleri olan, Arege köyünü mekan kılan Amerikalılardan, Mr. Davidson ve Mr. Samuelson'dan, duyduklarımla da donup kalmıştım. Amerikalılar "Türkiyedeki Kürt adını vermiş olduğumuz toplumların 5 ayrı dili konuşmakta olduklarını, inançlarının, müziklerinin bile birbirlerinden farklı olduğunu, o nedenlede aile ve boylar içindeki konuşmaların dışındaki tüm anlaşmalarının, Türkçe (Osmanlıcanın çok bozulmuş hali ile) yaptıklarını anlatmışlardı. Mezopotamya, Kafkaslar ve Balkanlardaki tüm dillerin analarının Anadolulu olduğunu söylemekteydiler. Arapça'nın bile bir çok farklı dilleri kapsadığını, Arapların bile Arap yazısının stenografik şekiller olması nedeniyle, yazıyla anlaşabildiklerini, birbirlerinin konuşmalarını anlamadıklarını söylüyorlardı. Irak'ta Tigritice, Suriyede Tamimce konuşuluyor-muş. Bütün bu dillerin Mezopotamya ölü kent devletlerinin dillerinin kültürel kalıntıları olduğu anlaşılıyordu.

1968'de, Ankara Belediyesi İmar Müdürlüğünde, çalışmaya başladığımda, bana verilen ilk görev, Ankara'nın şehir gelişiminde göz önüne alınma mecburiyeti bulunan, tümülüslerin yerlerini haritaya tesbit etmekti. Bu görevimi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi uzmanlarından Hititolog Sayın Kemal Tufan Beyle beraberce gerçekleştirmiştik. O günlerde Kemal TUFAN Bey, Hititçe konuşarak hem Almanlarla, hem de Kirmanci'lerle anlaşabiliyordu.

Yunanistan'da da tek bir dilin konuşulmadığını, anadilin RUMCA (Anadolulu olan İON'ca) olduğunu, daha sonra Giritlilerin Kritikacasının, Greklerin Grek-çesinin devreye girdiğini Amerikalılardan öğrenmiştim... İran'da konuşulan ana dilin Azerce olduğunu, Farsça'da bütünlük bulunmadığını, Farslarında, Arap Alfabesinin stenografik olması nedeni ile yazıyla anlaşabildiklerini de bana anlatmışlardı.

Türkiye'de, Kürt adı altında bütünleştirilmek istenilen toplumların, 5 ayrı dili, Suriyede 3 ayrı dili, Irakta 6 ayrı dili, İranda ise 11 apayrı dili konuştuklarını, aslında bir ulusun bir tek dili olacağını ve onun çeşitli alt dil guruplarından oluştuğunu anlatmışlardı.

15. Yüzyılın başlarında, Balkanlarda yaşayan, Türkçe konuşan, Ortodoks BOLKAR Türkleri ibadetlerini Rumca (İon'ca) yapmaktaydılar. Sofya Katedralinin Kardinalinin Öldürülmesiyle, kiliseleri Moskova Patrikliğine bağlanmıştı. Bu olayı takip eden, kısa bir zaman diliminde de ibadetleri Rumcadan, iki Moskovalı Papazın yardımıyla Rusca, Slavcadan karmaşa imitas-yon bir dille Bulgarcayla yapılmaya başlamıştı. Çünkü onlara göre Tanrı, ibadeti Rumca değil Bulgarca yapılmasını emreylemişti. Yüzyıl içerisinde Müslüman Bol-kar Türkleri Bulgarca konuşmaya başlayarak Pomak olmuşlardı.

Bölgedeki, tarihin sosyal kalıntıların dillerin, inançların, yaşam tarzlarının (aile, yönetim şekilleri, ibadetleri...) farkılıkları incelendiğinde, gerek Arap toplumlarında, gereksede Kürt toplumlarında, Kafkas ve Balkan toplumlarından büyük bir kısmı hala ulus oluşumlarını tamamlamamış olduklarını görürüz.

Mezopotamya, Anadolu, Kafkaslar ve Balkanlardaki tüm devletlerin, ulusların, tüm toplumların tarih boyunca olan değişimleriyle birlikte dillerini, tarihlerini, sosyolojilerini, inançlarını, müziklerini, müzik araçlarını, folklorlarını, hatta çocuk oyunlarını, beslenme biçimlerini, bilimsel, yansız, bağımsız çalışmalar yapacak bir araştırma akademisi oluşturmalıyız. Bu kuruluşa siyaset bulaşmamalıdır. Bu akademi devlet dışı olanaklarla kurulmalı, tüm dünya üniversiteleri, müzeleri, araştırma kurumlarıyla birlikte çalışmalı resmi ideolojinin etkisi altına girmemelidir. Böyle bir akademi veya enstitü, Mezopotamya, İran, Kafkaslar, Balkanlardaki tüm devletlerin geçmişleri, her yönüyle Anadoluyu da kapsamına alarak belgelere dayanarak, yansız bir şekilde irdeleyeceği için yurt dışındanda, ilgili kuruluşların bilgi birikimleriyle, parasal katkılarından da faydalanabilir. Böyle bir kuruluş, öncelikle araştırarak belgesel yayınlar yapabilmeli yurt içinde ve yurt dışında araştırmacı kadrolarının yetiştirilmesine başlanılmalıdır.

Yansız, bağımsız tüm siyasi etkilerden uzak, belgesel, bilimsel çalışmalarla gerçeği ortaya koyarak, Anadolu mozayiğini elle tutulur hale getirmekle Anadoluluğumuzu bütünleştirebilmiş olacağız.

Böyle bir araştırma akademisi ya da kurumu aşağıdaki alanları kapsamalıdır.

Arkeoloji ve San'at Tarihi ,
Ön Asya, Balkanlar Coğrafyası;
Bölgesel ölü dilleri Türk dili Araştırmaları .

(Mezopotamyada Sümer öncesi, Akad'lar Türkce konuşurlarmış, ayrıca da Anadoluda, 5000 yıl öncelerinde de Türkce konuşanlar var. Nureddin SEVİN)

-Bölgesel ölü kültürlerin sosyolojileri,
-Bölgesel ölü kültürlerin müzikleri
-Bölgesel şehirleşmeler, yerleşim biçimleri
-Bölgesel ekonomilerin tarihsel gelişimi,
-Bölgedeki tarih boyunca inanç kategorileri
-Bölgenin mitolojisi
-Beslenme kalıpları ve gelişimi.

Bu alanlardaki örgütlenme biçimleri, akademinin ya da araştırma kurumunun bünyesinde ayrı birimler ya da enstitüler halinde gerçekleştirilebilir. Ama böyle bir kurum zaman içinde geniş kapsamlı kitaplığa ve yurt içi yurt dışı tüm üniversite ve ilgili araştırma kurumlarıyla internet bağlantısına sahip olmalıdır.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail