Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 15 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır


ÜLKEMİZDE EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY KURULMASI DÜŞÜNCESİ ÜZERİNE

Dr.Hüseyin Pekin
Zürich

Giriş
Anımsanacağı üzere, 53 üncü hükümetimizin programında "EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY" oluşturulacağına ilişkin bir paragraf yeraldığı gibi, daha önceki hükümetin son günlerinde eski Başbakan Tansu Çiller'in aynı konuda çok aceleye getirilen bir girişimi olmuştu. Öte yandan DSP lideri Bülent Ecevit'in de, "ülkemizde uzlaşma kültürünün yerleşmesi" yolunda çaba harcadığına dair beyanatlar verdiği ve buna somut bir örnek olmak üzere hükümete; "İşçilerin, girişimlerin, çiftçilerin, küçük ve orta endüstri girişimcilerinin katılacakları ve uzlaşmaya vararak karar alacakları bir "EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY" kurulmasını, hatta bu kurumun, ihtiyaca ivedilikle ve öncelikle yanıt verilebilmesi için, TBMM'nce yapılacak yasa yerine bir hükümet kararnamesi ile oluşturulabileceğini" önerdiği -basın haberlerinden- bilinmektedir. Daha sonraki tarihlerde yaptığı bir başka konuşmasında sözkonusu Konsey'in, "danışmacı" nitelikte olmaktan da ileriye, "bağlayıcı kararlar" alabilmesi gereğine işaret etmişti.

Almanya'da Weimar Cumhuriyeti döneminde, Fransa'da 1925 yılından beri ve ayrıca, İtalya, Belçika, Hollanda ve Danimarka gibi ülkelerde uygulaması bulunan "EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY" kurumu ciddi oluşumlardır. Temel amacı; bir yandan değişik ekonomik grupların yararlarının "uzlaşma" yoluyla denkleştirilmesi ve diğer yandan da, önemli ekonomik ve sosyal sorunlara uzmanlık bilgisi ile çözüm getirmek. Yetkililere yardımcı olan KONSEY'in, çeşitli ülkelerdeki uygulamasından kazanılan geniş bilgi ve deneyim birikimi var. Bu birikimi değerlendiren, yansızlıkları ve ekonomi alanındaki uzmanlıkları ile tanınan gözlemcilere göre; "EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY" lerin işleyişleri verimli ve etkin olamamıştır. Kuşkusuz, pek çok tartışmalar yapılmaktadır, raporlar üretilmektedir. Üstüne üstelik bu raporlar okunmamaktadır. Ekonominin gelişim yörüngesi bunlardan etkilenmemekte, bilim adeta çaresizleşmekte-dir.

Bundan dolayı, ülkemizde de bir "EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY" kurulmasına karar verilmezden önce, yabancı ülkelerde kazanılan deneyimlerin, lehte ve aleyhte ileri sürülen görüşlerin ayrıntıları ile bilinmesinin ve ülkemiz koşullarına göre değerlendirilmesinin, başka seçeneklerin de araştırılmasının ve irdelenmesinin kaçınılmaz olduğuna inanmaktayız.

Ekonomik ve Sosyal Konsey'in kurulmasında ve İşlemesinde Karşılaşılan Güçlükler

Birinci Güçlük: Ekonomik sorular nasıl tanımlanacak?
Bir an için varsayalım ki, "EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY" kuruldu. Kuşkusuz, ekonomik ve sosyal yaşama ilişkin tüm yasa tasarıları hakkında yetkili organa görüş bildirecektir. Konuya, endüstri ve ticaret, bankacılık sektörleri, işçilerin, tüketicilerin korunması, konjonktürel ve yapısal önlemler girecek, sosyal sigortalar, vergiler de eklenecek ama, eğitim, araştırma, sağlık, çevrenin korunması neden dışarıda kalsın? Ya milli savunma, sivil savunma, ticaret hukuku, borçlar hukuku, mal rejimleri hukuku, ceza hukuku, kültürel konular ne olacaktır? Pek büyük olasılıkla bu konuların çoğu "KONSEY"in görev alanının dışında kalacak.

İkinci Güçlük: Niye salt ekonomik konulara ayrıcalık tanınsın?
"Ekonomi"in dar anlamlı tanımı da itirazlara yol açabilecektir. Örneğin, "tüketicinin korunması", Konsey'in görev ve yetki alanına girse ve, "çevrenin korunması" dışarıda kalsa, toprağın, suların, ormanların korunmasının neden önemli olmadığı anlatılamayacaktır. Varsayalım ki tüketicinin korunması kapsam dışı bırakıldı. Nitekim sayın Ecevit'in, önerisinde durum böyledir. İşçiler işyerlerini muhafaza etmeyi, ücretlerin arttırılmasını savunurken, işverenler de, doğal olarak, üretim giderlerinin az tutulmasını isteyeceklerdir. Ne var ki, tarafları en kolay ve rahat bir biçimde "uzlaşma"ya götürülebilecek olan da, fiyatların arttırılması olacaktır. Yani, fatura, " tüketicilere" çıkartılacak.

Üçüncü Güçlük: Konsey, nasıl oluşacak?
Konsey genellikle, 15, 20 veya 25 bireyden oluşuyor ve uzmanlar hükümet tarafından atanıyor. Bu normal çözümdür. Burada ince bir nokta var. O da ekonomi uzmanlarının profesörler mi yoksa, uygulamanın içinden gelen, ekonomi yöneticileri mi olacaklarıdır? Uygulamalar, ikinci tip uzmanların daha başarılı olduklarını göstermiştir. Ya politika? Uzmanlık kuruluşuna politika girmeyecek mi? Mesleklere göre (tarım, ağır ve hafif endüstriler, büyük ve küçük endüstriler, esnaf ve sanatkarlar, bankacılık, ticaret, sigortacılık, turizm, ulaşım-iletişim, hekimler, mühendisler, avukatlar, öğretim görevlileri, memurlar, san'atçılar gibi) dağıtım nasıl olacak? Kategoriler (tüketiciler, kiracılar, sakatlar, yaşlılar, emekliler gibi) nasıl temsil olunacak? Ve nihayet sosyal tabakalar (işçiler ve işverenler)? Görüldüğü gibi, çözümü çok zor bir konu. En kolay ve rahat "kompromi'de, sayının arttırılmasında geçiyor. Konsey üyelerinin sayısı, Fransa'da IV. Cumhuriyette 169, V. Cumhuriyette 200; Almanya'da Weimar Cumhuriyetinde 320 olmuştu. (Yeni Alman Anayasasında Ekonomik ve Sosyal Konsey'e yer verilmemiş olması belki de geçmişte kazanılan kötü deneyim sonucu). Bu bakımdan Konsey'e üye verecek dernek ve sendikaların yasa koyucu tarafından yapılacak bir düzenleme ile çok iyi bir şekilde tanımlanması gerekmekte.

Dördüncü Güçlük: Konsey, sadece görüş mü bildirecek yoksa bağlayıcı kararlar mı alacak?
Konsey'in oluşturulmasına ve işlemesine ilişkin güçlükler arasında, kuşkusuz, en kolay yanıtlanacak olanı, çok önemli olmasına karşın, yine de bu sorudur. Çünkü hemen heryerde tek bir yanıt vardır: Konsey, danışmacı karakterde olacaktır. Böyle olması da son derece normal. Zira, uzmanlar, yetkilerini egemenden (halktan) almamaktadırlar. Onların görevi, konuyu bilimin ışığında incelemek ve vardıkları sonucu karar organına (hükümet ve parlamentoya) sunmaktır.

Beşinci Güçlük:
Konsey, bağlayıcı olmayan bu kararlarını nasıl alacaktır? Konsey'in kuruluş amacına uygun olan, kararların "oy birliği" (consensus) ile alınmış olmasıdır. Bu mümkün olmasa bile, büyük bir çoğunlukla, kararlar alınmalıdır. Gerçi bundan dolayı, çalışmalar yavaşlayabilecektir ama, izlenilen prosedür Konsey'in varlık nedenine uygun olacaktır.

Altıncı Güçlük:
Konsey üyeleri, temsil ettikleri kuruluşlardan aldıkları talimatlara göre mi oy kullanacaklardır?
Bağımsız uzmanlar için böyle bir soruya yer yoktur. Elbette onlar hür iradeleri ile oy kullanacaklardır. Ne varki, menfaat gruplarının temsilcileri için durum değişiktir. Bu takdirde, uygulama, Konsey üyelerinin temsil ettikleri grupların talimatları ile bağlı kalmalarıdır. Tabiatıyla, sorunun tam çözümü, yasa koyucunun hangi türden bir Konsey (uzmanlık ya da temsil edici) öngördüğüne bağlıdır.

Yedinci Güçlük:
Konsey'in kararları medyada yayınlanacak mı?

Uzmanlık tartışmaları kamuoyunun pek ilgisini çekmez. Buna karşılık, politik karakterli olanlar ilgi uyandırır. Tartışmaların yayınlanması "açıklık" ilkesi yönünden yararlı görülürse de, uzmanlar, kemaranın gözleri altında çalışmaktan hoşlanmazlar; bunun "düşünce özgürlüğü"nü köstekleyeceği kanısındadırlar. Bu güçlük te giderilmelidir.

Sonuç.

Yedi başlık altında sıraladığımız güçlüklerden de görüleceği üzere, "EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY" oluşturulması, öyle sanıldığı gibi, akşamdan sabaha uygulamaya geçirilebilecek türden bir düşünce olmaktan oldukça uzak bulunmaktadır. Tüm ayrıntıların incelenmesi, başka ülkelerde uzun bir süreçte kazanılan bilgi ve deneyim birikiminin, ülkemiz koşullan altında değerlendirilmesi ve bundan sonra karar alınması sağlıklı yoldur. Oluşturulacak kurumdan, "danışmacı" nitelikte olmasının daha da ilerisinde bir işlev bekleni-lemiyeceğinin de bilinmesi gerekir.

Öte yandan, önümüzdeki öncelikli ve ivedi sorunun, tüm ekonomik ve sosyal alanı içerecek bir " Ekonomik ve Sosyal Konsey " oluşturulması yerine, daha dar ve somut anlamlı bir "Çalışma Barışı" düzeni yaratılması olup olmadığından iyice emin olunmalıdır. Eğer, bu ikinci görüş ağır basacak olursa, işçi-işveren ve hükümet kesimleri arasında varılacak bir üçlü konsensüs ile " Ekonomik ve Sosyal Anlaşma " yapılması, ihtiyacı karşılamaya yetecektir. Ayrı bir yazımızda, "Avrupa Birliği"ne (AB) dahil ülkelerden biri olan İspanya'nın, ilk kez, 1985-1986 yıllarını kapsamak üzere oluşturduğu ve sonradan da her iki yılda bir yenilediği " Ekonomik ve Sosyal Anlaşma (İsp. özgün adı ile El Acuerdo Economico Social ), anahatları itibariyle tanıtılacaktır. İspanyol hükümetinin bu Anlaşma (AES) ile güttüğü amaç, ülkedeki sosyal güçler (işçi ve işveren mesleki kuruluşları) ile hükümet arasında, İspanyol ekonomisini sağlıklı bir zemin üzerinde yeniden atılıma geçirmek üzere geniş ölçekli bir mutabakat (consensus) sağlamak; böylece yeni işyerleri yaratacak yatırımları özendirmek, işsizliği azaltmak, genel ücret adaletsizliklerini gidermek, verimlilik'i iyileştirmek, sosyal güvenlik şemalarını geliştirmek, mesleki eğitimi modernleştirmek ve yaygınlaştırmak gibi alt hedeflere varmak olmuştur. Ve de İspanya bunun büyük yararını görmüştür.

Yararlanılan Kaynaklar:

1.Jean-François Aubert, Ekonomi profesörü ve İsviçre Federal Bakanı, "İsviçre'de Devletin Ve Ekonominin Geleceği Üzerine" başlıklı kitapta yer alan makalesi, Zürich
2.İspanyol Ekonomik ve Sosyal Anlaşması (Economic and Social Agreement, 1985, Madrid.)

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail