Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 13 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE GURUR ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

- Ey Sokrates, seni Araf'ta bile gelip rahatsız ettiğimizi biliyoruz. Erdemli kişiliğin bizleri hoşgörüyle karşılamanı gerektiriyor ama belki de içinden, haklı olarak kınıyorsundur. Kınamalısın. Bunu hakettiğimizi biliyoruz. Ama ne yapalım ki, yaşadığımız ülkede değer yargıları öylesine tersyüz oldu ve öylesine yapaylaştı ki, artık kimin değerli kimin değersiz olduğunu anlayamaz hale geldik. Belki de başka hiçbir ülkenin bireyleri bizler kadar üzgün ve umutsuz değildir, bizler kadar gururunu ayaklar altına alan yönetimcilere sahip değildir ve belki de hiç bir ülkenin yönetimcileri bizdeki kadar ulusal gururu zedelemiyor ve ciddiyetle soytarılığı birbirine bu denli yakın görmüyor ve birbirine ka-rıştırmıyordur. En ciddi olunması gereken yaşamsal konularm bu denli hafife alındığı bir başka ülke var mıdır bilemiyoruz. Ama ne olur bizlere öğret, Araf'tan nasıl görünüyoruz ulus olarak, devlet olarak, birey olarak eksiğimiz nedir? Söyle bize. Gurursuz olmaya hakkımız var mı, ya da nedir gurur. Gerekli midir gereksiz mi, yararlı mı yararsız mı? Bundan önce bizlere onurun ne olup olmadığını anlattın ve onurlu yaşamanın erdemini öğrettin bizlere. Şimdi Araf'ta seni bulduk, hem de zahmetsizce ve kimseden izin almaksızın.

Sokrates:
Beni görmeniz için benden bile izin almanız gereksiz. Benden izin almanız demek, benden başka bir ben daha var demektir. Oysa tüm ömrümü ben ben olmak için harcadım ve burda Araf'ta da ben gerçek benim. Kişiyi gerçek kendisi olmaktan uzaklaştıran onun kendisi değil, içinde bulunduğu nesnel koşullardır. Elbette bireyin kendisini kendisi olarak korumasının, koşullarına egemen olma hakkı var, ama acaba bu hakkı koruyacak kurumlar, toplum tarafından oluşturulmuş mu? Sizler gördüğüm kadar, uygarlığın basamaklarında, yukarılara doğru tırmanmanın daha birincil güçlüklerini yaşamaktasınız. Düşünce birikiminin kültüre dönüşümü, Tarihinizin bir kesitinde yarım kalmış ta olabilir. Mistik felsefeden koparak, nesnel felsefenin kapılarını henüz açmamış ta olabilirsiniz. Bana sık sık gelmenizden anlıyorum bunu. Mistik felsefeyi, örneğin sizler, tasavvufu aşarak, nesnel dünyanın koşullarına ilişkin öğeler arasındaki ilişkileri kurumsallaştırabilseydiniz bugün gururun ne olup ne olmadığını bana sormadan kestirebilirdiniz. Çünkü o ilişkiler seti içinde en çapraşık olanı kuşkusuz gururun ne olup ne olmadığını bilebilmektir. Çünkü o kavram tam bir ahlaksal kararsızlık konumunu belirtir. Öyle bir konumdadır ki gurur ondan biraz fazlası, sizi böbürlenmeye, kendini beğenmişliğe sürükler biraz eksiği de onuru zedeleyen koşullara düşmenize neden olur. Gurur, bireyin kendi kişiliğini koruması, kendi emeğine dayalı yarar sağlamasının ölçütüdür. Gurur, haksızlığın, kolay kazanımın karşısına kişiliğin gelişme sürecini yerleştirir. Yalan ve yanlışı yadsır. Yadsımakla da kalmaz, kullanımının karşısına çıkar. Çünkü gurur dengesini koruyan birey, bilir ki, o yalan ve yanlış bir gün toplumsal bunalımların kaynağını oluşturacaktır. Başarı, bireyde üstünlük duygusu uyandırıyorsa, o duygu yeteneğin üstünde bir konuma yerleştirmemen. Öyleyse, gururu kendini beğenmişliğe sürüklemenin engelini oluşturmalıdır. Bu ancak bireyin kültür düzeyiyle sağlanabilir. Öyleyse gururun dengesini kültür düzeyi betimleyecektir. Gurur, kültür üzerine yerleşmeli, onun ayrılmaz parçası olmalı.

- Sokrates bağışla bizi, tam olarak anlayamadık. Gurur nasıl olur da kültürün üzerine yerleşir ve onun ayrılmaz parçası haline gelir. Yani gurur, kültürlü bireyin bir niteliği midir ve kültürü yeterince gelişmemiş birey gururdan kolayca yoksun mu kalır bunu mu söylemek istiyorsunuz? Burada kasıtladığınız kültür, bireyin bilgi birikiminden sağladığı edinimler seti mi yoksa, toplumsal kazanımların sentezi mi.

Sokrates:
Burada bir ayrıma ilginizi çekmek isterim. Gururlu olmaktan daha sakıncalıdır gurursuz olmak. Gururun fazlası, belki bireyi kendini beyenmişliğe sürükleyebilir ama gururdan yoksun kalmak, toplumsal zararlara kaynak ta oluşturur. Gururunu yitirmiş birey, kısa sürede kötülüklerin deposu haline gelir. Tüm değer yargıları onun için yaşamsal önemini yitirmiştir. Onu ayakta tutacak gururu yeniden kazanması ve bunun için yeterli kültür düzeyinde olması gerekir. Öyleyse kültür, gururun kazanımı ya da yitirilmesinin engeli olan moral değerleri de içinde barındırdığı için gerek. Gururun yerleştiği kültür, onun yitirilmesine engel olacak biçimde kişiliğin koruyucu bekçisi gibidir.

- Sokrates, gururun ne olduğunu anlamış durumdayız. Ama yine de kestiremediğimiz bir gerçek

apaçık karşımızda duruyor. Nedir gururun kaynağı ya da gururlanmak nasıl olanaklıdır. Bireyin bir niteliği mi ya da geçici psikolojik bir durum mu? Eğer öyle ise gurursuzluğun da kalıcı olmaması gerekir. Onun da geçici psikolojik bir durum olmak zorunlu-ğu var. Kültürden bağımsızlığın bir kanıtı değil midir bu?

Sokrates:
Mantık yoluyla ulaştığınız bu sonuca pek çok noktasından katılabilirim. Elbette gururun kaynağında bireyin edindiği kazanım ve başarının payı var. Ama o edinim, kazanım ve başarıdan kaynaklanan gururun, başkalarını küçümsemeye dönüşmemesi, güçsüzlüğü acınacak durum olarak görmemesi gerekir ki bu da ancak belli düzeyde kültürle sağlanabilir. Ayrıca yaşamın pek çok aşamasında birey, gururunun zedelenmesi olayıyla karşılaşır. Özellikle polisin egemen olduğu devletlerde çok görülen olaydır bu. Devlet kendi güvenliği uğruna bireylerin gururunu zedelemeyi hatta kendisine görev olarak ta verebilir. Ve bu amaçla işkenceci kadrolar da yetiştirir. Çok saygın kişileri, gururunu zedeleyecek biçimde işlemlere de uğratır. Tüm bunların üstesinden gelebilen bireyin kültür birikimidir ve ö kültür birikiminden kaynaklanan yürekliliğidir. Kültürle ilintiyi bu açıdan zorunlu görmekteyim.

Ama gururu zedeleyen sadece bu mu. İşsizliğin neden olduğu yoksulluk ve açlık bireyin gururunu zedelemiyor mi? Kapitalizmin vahşiliği ve değer yargılarının, tüketim harcamalarıyla ve de servetle ölçüldüğü toplumda, namusun, erdemin, onurun ve üretkenliğin, beceri ve yeteneğin, çalışkanlığın ve yetilerin hiçlendiği bir toplumda, gururla gurursuzluk arasındaki farkı nasıl ölçebilirsiniz. Öylesi toplumları devinime geçirecek ve ayakları üzerinde dimdik durabilecek erdeme ulaştıran, ancak kültürle yoğrulmuş gururu taşıyan yürekli bireyler ve onların oluşturduğu kurumlar olacaktır. Ve bir toplum buna gereksinim duymaya başladığı andan itibaren, onurla gururun sentezi, namusu, yeteneği, üretkenliği üstün tutan değer yargılarının oluşmasına tüm yollan açabilir. Görülüyor ki, gurur ve onur bu bağlamda toplumsal gereksinim olarak doğar ve bireylere nitelik olarak eklenir.

-Ama Sokrates, gurur ile onur aynı kavramın içine mi sığıyor ki siz bu iki sözcüğü birlikte kullanıyorsunuz. Sözcükler ayrı fakat anlamlan mı özdeş?

Sokrates:
Aralarında anlamdan çok zaman farkı var.

-Ey bilge kişi, demek zaman farkı. Anlamları farklı değilse, zaman farkı nasıl doğar?

Sokrates:
nur bir nitelik, kişinin doğusuyla varolan ya da ona tarihsel gelişim süreci içinde toplumdan yansıyan bir özellik iken, gurur, bireyin psikolojik durumunda beliren bir duygu halidir. Konuşurken gururlandım dersiniz.

-Ama onurlandım da diyoruz. Bu deyim farkları anlamı değiştiriyor mu?

Sokrates:
Sözcüklerle düşünmeye alıştığınız için o sözcüklerin hangi gereksinimden doğduğunu ve bireyin o sözcükle kendisini nasıl anlatmak istediğini düşünmemiş oluyorsunuz. Onurlanmak deyiminde psikolojik statü kazanmak , ve bu statüyü karşınızdakinden almak türünde bir anlatım biçimi yatar. Ama aslında "onur" bir sözcük değil bir "deyim" bir "terim "dir. Onu sözcük olarak kullanmakla, taşıdığı deyim niteliğinden uzaklaştırmış olmalıyız. Onur deyimi karşısında ben "gurur" un sadece yalın bir sözcük olduğunu düşünüyorum. Onur toplumsal statüyü de yansıtır bir bakıma. Gurur daha çok bireysel niteliklidir. Ya da arada böylesi farklılık olduğunu düşünmek zorundayız. Bir farklılık yoksa o farklılığı ortaya koymalıyız. Çünkü bir boşluk kalır ve onurun geçici olanını tanımlayamamış duruma düşeriz.

- Şimdi iyi anladık ey bilge kişi, Sokrates. Ama ne olur anlat bize neden giderek gururumuzu ayaklar altına alan bir sisteme doğru hızla kayıyoruz. Onurunvuzu yitirdiğimiz yetmiyormuş gibi birde üstüne üstelik gurur denilen olguya da yabancılaşıyoruz. Nasıl bu gidişe dur diyebilir nasıl karşı koruz ya da onurlu bir yönetime, onuru üstün değer kabul eden toplumsal koşullara ulaşırız?

Sokrates:
Görüyorum ki, reçetelerle kurtuluş yolu aramaya alıştırılmışsınız. Yanlış olanı da bu. Ben sizi onursuzluktan kurtaracak reçeteyi yazarak elinize tutuşturursam ya da sözel olarak öneride bulunsam, acaba bu onura yer veren, onuru zedelenemez düzeyde tutan toplum olmanızı sağlar mı? Hayır. Sağlamaz. Neden, çünkü sosyal gelişme doğrultunuzu aslında siz kendiniz nasıl saptayacağınızı ya da değiştireceğinizi bilmek zorundasınız. 2300 yıl önce içinde yaşadığım toplum da sizin bugün yaşamakta olduğunuz bunalımın içine düşmüştü. Yönetim, yargılama ve karar verme erkini elinde tutan soylular sınıfı, dalkavuklarla, yağcılarla ve bezirganlarla çevrilmişti. Çinden getirdikleri baha biçilmez armağanlarla,

yönetim gücüne katılmayı o güçten güç almayı becermekteydiler. Üstelik, bizlere egemen olan Tanrılar da kendi aralarında savaşa girmişlerdi. Onurla onursuzluk arasında fark yoktu ve onursuzların onurlandırıldığı bir toplum içinde yaşamaya tutsak edilmiştik.

- Sokrates, bizlerden mi sözediyorsun yoksa kendi çağından mı?

Sokrates:
Kendi çağımdan sözederken belki sizin koşullarınızı da betimlemiş olabilirim. Ama bana gelişinizden anladım ki, sizler de MEDYA'nızla, iktidarda ya da muhalefette olan siyasal kadrolarınızla, kamu görevlileri ve din adamlarınızla, bizlerin 2300 yıl önce yaşamış olduğumuz koşulları yaşamaktasınız. Plato benden bir adım daha ileriye giderek, tutarlı, dürüst, halkın duygu ve düşüncelerini ve toplumsal yararı gözeten sistemin nasıl kurulacağını düşünmeye ve çevresine anlatmaya başlamıştı. Betimlediği demokratik cumhuriyet kavramı böyle bir gereksinimden doğdu. Bizlerden sonra gelen Roma imparatorluğu da benzer duruma düşmüş ve Machiavelli de çözümü, güçlü hükümdar kavramında bulmuştu, islam dünyasında İbn Haldun'un Mukaddime'si de böylesi bir gereksinimin ürünüdür. Sizde, Kutad Ku Bilig de öyle. Ama şimdi ben sormalıyım, içine düştüğünüz bunalıma karşı esenliğe kavuşmayı irdeleyen bir düşün adamını içinizde neden varedemiyorsunuz? Dışınızdan çözüm önerileri bekliyorsunuz? Onurunuzu zedelemiyor mu bu. Gururunuzu ayaklar altına almıyor mu? Kendinize bu denli az güvenmenizin nedenini anlamalı o nedenleri ortadan kaldırmanın çarelerini bulmalısınız. Sizlerin en büyük eksiğiniz, kendinize güvenmemeniz ve bunun sonucunda birbirinize güvenden yoksun olmanızdır. Düşüncelerinizi birbirinize aktararak, ortak noktaları ortaya çıkarmalısınız. Tez ve antitez arasında bloklaşmanız yerine sentezi yakalamanız gerekir. Bununla uyum ve uzlaşmayı kasıtlamıyorum. Uzlaşmayı tümden yadsıyorum. Uzlaşma, kapitalist dünyanın çıkar dengelerinden kaynaklanan ve bireyin kişiliğini o dengeler içinde eriten bir aldatmaca olduğunu düşünüyorum.

Uzlaşmamak, kavgada olmak ta değildir. Sizin karşınıza düşüncenizden farklı ve ona ters bir düşünce çıkarsa, yapacağınız ilk iş o düşüncede mi sizin düşünceniz de mi çelişki olduğunu aramak olmalıdır. Onurlu davranış bunu gerektirir. Gururlu olmak budur. Ve uzlaştığınız anda, gururunuzu yitirirsiniz, hem de farkında olmadan. Kişiliğinizin başka kişilerin kişiliklerinde erimesine göz yummuş olursunuz. Burada asıl olan, sizin düşüncenizle karşınızdaki düşünce arasındaki farkı kavrayabilmeniz, o farkın hangi çelişkiden kaynaklandığını görmeniz ve çelişkiyi ortadan kaldıracak biçimde o iki farklı düşüncede gerekli değişikliği yapabilmeniz ve o değişikliği karşı düşünceye de yansıtacak yöntemi yakalayabilmenizdir. Çelişkilerinden arınmış doğru ve gerçek düşünceye böyle ulaşılır ve o gerçeğe en yakın düşünceye ulaşmak erdemin de gereğidir. Bakınız gururdan sözederken, dönüp dolaşıp hangi noktaya geldik. Bu geldiğimiz noktada, bireyin düşüncesini çelişkilerden arındırma çabası kendisini ortaya çıkarıyor. O çabayı göstererek içine düştüğünüz bunalımdan kurtuluşun yollarını bulabilirsiniz. Kanımca sizler henüz düşün düzeyinde bu ilk aşamaya gelmediniz.

- İlk aşamamı, başka aşamalar da mı var?

Sokrates:
Elbette var. Ben sadece, düşün aşamasının bir önko-şul olduğunu belirtmek istedim. Bunu izleyen dönemde sizler, sorunu temel amaca dönüştürmüş yürekli ve dü-şünür aydınlar olarak, bir araya getirebildiğiniz takdirde o düşün demetini uygulamaya koyacak kadroları yarat mak zorundasınız. Hem düşünen hem uygulayan olma yabilirsiniz ama aranızda uygulama yetisindeki bireyleri de yaratmanız gerekecek.

- Nasıl yaratabiliriz? Daha bizler biraraya gelmenin ne olduğunu bile bilmiyoruz ki, bir araya gelirken da-ğılıyor, biraraya gelmenin erdemini kavramadan, bir-birimizden kopuyoruz, bir araya gelince de içimizde bilgiçlik taslayanlann uzun konuşmalarından sıkıntı duyar hale geliyoruz. Zaten bir kaç yüzyıldır bu birinci aşamayı aşamadık.

Sokrates:
önemi yaşadınız. Mustafa Kemal adındaki bir düşünür ve eylem adamı, sizlere Cumhuri-yetin erdemini tanıttı, sizleri mistik dünyanın tutsaklı-ğından kopararak, nesnel dünyanın gerçekleriyle yüzyüze getirdi. Bu, Anadolunun 1000 yıl içinde geçirdiği en bü-yük ve önemli devrimdir. Karanlık bir çağı geride bırak-tınız. Geç kalmış olmanız önemli değil. En geç kalınış devrimler bile aradaki zaman farkını giderecek sonuçları getirir. Her halde Batının Renaissance kadar geç kdlmış bir devrime az rastlanır. Ve o devrim bugünün sonuçla-rıyla olabilenlerin en başarısızıdır. Çünkü bilimi giderek teknolojiye tutsak etti ve dünyanın felaketine yol açan or-tamı hazırladı. İnsanın insan olma niteliği ve duygu zenginliğinin, teknolojik araçlar tarafından yutulması sonucunu getirip uygarlığın Önüne yığdı. Ve kapitalist dünya, kendisini ortaya çıkaran koşulların tutsağı olduğunun hala farkında değil. Şimdi sizler yeni bir dönemin başlangıcındasınız. Kendinize güvenmenin, ayaklarınız üzerinde dimdik durmanızın zamanı gelmiştir. Kanımca bir büyük fırsatı kaçırmaktasınız. Batının teknolojik gelişmesini uygarlık olarak yorumlamanın yanılgısına kendinizi kaptırmayınız. O teknolojik ihtişamın gerisindeki mutsuzluğu sezinleyin ve o ihtişamın gerisindeki insansızlığı görünüz. Robotların insandan daha onurlu olduğu bir toplumda yaşamanın acısını çekmemelisiniz. Sizin yerinize düşünen ve karar veren bilgisayarlı araçların kölesi olmanın karşısına çıkınız. O araç ve gereçlerin insan mutluluğunun yerini almasına engel olan devrimi başlatmak sizin elinizde. Bunu Mustafa Kemalin felsefesiyle başarabilirsiniz. Çünkü henüz bozunmaya uğramadı nız. Din taassubunun yerine geçen teknoloji taassubunu yenilgiye uğratacak masum ulusların içinde en genç, en yeni ve en dinamik olanı sizsiniz. Bunun değerini biliniz.

- Neler söylüyorsun ey bilge kişi. Bizi yüreklendirmek için mi böyle konuşuyorsun yoksa bu dediklerin gerçek mi? Henüz düşün aşamasına bile geçememiş olduğumuzu bile bile şimdi Batının dev adımlarıyla gelişen teknolojisine nasıl karşı çıkabiliriz, hangi gücümüzle ya da hangi düşünsel varlığımızla.

Sokrates:
Yine aynı noktaya gelip takıldık. Kendinize güveninizin eksikliği amacınızın engeli olmamalı. Düşünceniz doğru ve gerçekse onu savunmak hakkınızı kullanınız. Avrupanın bir araya gelmekte olan devletlerine tüm bu çelişkileri gösteriniz ve onları içinde yüzdükleri çelişkiler nedeniyle utandırınız. O birliğe üye olmayı değil tersine dışında kalarak kendinizi korumayı ve yüceltmeyi amaç alınız. Göreceksiniz ki, gerilerden gelen sizler, Batının köhneleşen uygarlığına yeni bir devrimin kapılarını açacaksınız. Bunu sadece sizler yapabilirsiniz. Batının iki yüzlüğünü suratlarına çarpınız. Bu onurun en onurlu, gururun en gururlu olanıdır. Ulusal gururunuzun da bir gereğidir .

- Sokrates, bize coşku aşıladın, güç verdin, düşüncenin genişliğini ve derinliğini önümüze serdin. Büyük düşünmenin ne olduğunu öğrettin. Ülkemize geri dönünce, bu öğrendiklerimizi herkese anlatacak, aynı düşünceyi paylaşanları birlikteliğe çağıracağız. Ve uyarı yazılarımızı yalnız kendi yönetimimizin başındakileri-ne değil, Batıyı biraraya getirmeye çalışan kurumların en başındaki kişilere de yansıtacağız. Devinimize ulusal nitelik kazandırmakla yetinmeyip onu uluslararası ölçeğe de kavuşturacağız.

Sokrates:
Karar verdiyseniz başarırsınız bunu. Ve o zaman ben, Araf'ta 2300 yıl önce kendi yaşamına son veren adam olmanın mutluluğunu yeniden yaşamış olurum. Çünkü 2300 yıl önce o köhnemişliği görmüştüm ve bunu kimseye anlatamamıştım. İyiki sizler varsınız ve beni görmeye gelerek asıl bana sizler coşku aşıladınız, yaşamımı sona erdirmemin boşa gitmediğini görüyorum. Asıl ben sizlere teşekkür borçluyum.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail