Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 13 - YAZAR : Prof.Dr. Mustafa Altıntaş Geri Tavsiye Et Yazdır


SİYASAL PARTİLERİN PENCERESİNDEN MİLLİ EĞİTİMİN GÖRÜNÜMÜ

Mustafa Altıntaş
Prof.Dr
Gazi Üni

"Baskın" yada "yiğitler gösterisine" dayandırılan 24 Aralık seçimi, hemen hiç bir partinin, beklediği ya da varsaydığı toplumsal desteğe sahip olmadığını ortaya koydu. Seçime katılan partilerden yalnızca beşi, ulusal barajı aşarak, TBMM'nde temsil edilme olanağını ancak bulabildiler. Seçimlerden utku ile çıkan RP, yüzde 21.32 ile ilk sırada 158 milletvekiline sahip olurken, ikinci sırada yer alan ANAP yüzde 19.66 oy ile 132, üçüncü sırada yeralan DYP, yüzde 19.20 oy ile 135, dördüncü sırada yer bulan DSP, yüzde 14.65 oy ile 76, son sırada ulusal barajı güçlükle aşabilen CHP ise, yüzde 10.71'lik oy oranı ile 49 milletvekili kazanmışlardır. Seçim sonuçlarının açıklanmasından hemen sonra, kendisini "sağın sağında" olarak tanımlayan bir DSP milletvekilinin ANAP'a geçmesi, ANAP'ın milletvekili sayısını 133'e yükseltirken, DSP'ninkini 75'e düşürmüştür. Seçimin ortaya çıkardığı tablo, 24 Aralık 1995 seçimlerini, siyasal karmaşayı giderici bir çözüm olarak gören kesimleri bile hoşnut etmemiş, hiç bir partinin tek başına, ikili koalisyonlarla bile hükümet etmelerine olanak vermediğinden, seçimin hemen ertesinde "seçmen bize ne dedi?" arayışları ile "yeni seçim" tartışmalarını gündeme getirmiştir. Amacımız, seçim sonuçlarını irdelemek olmadığından, bu konudaki değerlendirmelerimizi burada sonlandırıyoruz.

Toplumsal ilginin pek de yüksek olmadığı seçim, özellikle kendilerini merkez sağda ve solda olarak tanımlayan partilerin önder kadrosu arasında yaşamsal bir yarış ve öne geçme çabası biçiminde yansımıştır. Seçim RP tarafından ise, "rejimi dönüştürme girişimi" olarak anılmış ve fakat sonuç, "Adil Düzenin Oluşumuna" ve yalnızca kağıt üstünde kalmış görünen "Laik Düzenin Ortadan Tümü ile Kaldırılmasına" olanak verici olmamıştır.

24 Aralık seçim kampanyası, özellikle, merkez sağdaki partiler açısından kimin kime katılacağına indirgenmiş olarak sürdürülmüştür. RP açısından ise seçim, herkesin elli yılı aşkın katkı ve yardımı ve gözlerinin içine baka-baka, sürdüregeldikleri laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti biçiminde tanımlanan Cumhuriyeti ortadan kaldırmanın ve böylece rejim darbesini gerçekleştirme girişiminin son halkası olarak kullanılmak istenmiştir. Bu nedenden olacak, televizyondaki tartışmalar, katılanlar arasında bir "sen-ben kavgası/ çekişmesi"ne bürünürken, rejimi değiştirme ve dönüştürmeyi erekleyen RP, bu türden tartışmaların içine girmeyerek, Kendi amacının irdelenmesinin, tartışılmasının ve ortaya çıkartılmasının önünü kesmeye çalışmıştır. Bu nedenle, 24 Aralık seçimleri, kendilerini merkez sağ ve sol olarak tanımlayan partiler açısından, kendi aralarında bir önderlik yarışından öte bir anlam taşımazken, son anda, RP'nin gerçek amacı algılanmış olmalı ki, kendisini "sistem karşıtı" olarak tanımlayan RP'ne yönelik karşıt bir görünüm kazanmıştır.

24 Aralık seçimlerinin bir başka ilginç saptaması, şimdiye kadar "Devlet Partisi" olarak nitelenen CHP'ye devletten, bürokrasiden, üniversiteden katılım olmazken, kendilerini "Devlet Partisine Karşıt" olmakla niteleyen sağ yelpazedeki partilere, yargıdan, valilerden, emniyet müdürlerinden, silahlı kuvvetlerden, bürokrasiden, üniversiteden yığınsal katılmalar olmuştur. Bu ise, CHP için, "halkın partisi" biçiminde kullanılması gereken bir olgu iken, CHP yönetimi, bunu bile becere-memiş ve bu değişimi, devletin sağ siyasal kadrolarca işgal edildiği gerçeği olarak öne çıkartamamıştır.

Seçimin baskın biçiminde yapılması, çekişme ve yarışın, parti genel başkanlarının kişisel uğraşları olarak algılanması, partilerin seçim bildirgelerinin önemini ve tartışılmasını gerilere itelemiştir. Televizyondaki tartışmaların içeriği ve sığlığı bir yana, partilerin seçim bildirgelerinden daha çok, adayları arasında yer alan "vitrin malzemeleri", kendilerinin yeni, yepyeni oldukları benzeri tanımlamaların" öne çıkartılması ve sergilenmesi, bu yargımızın kanıtını oluşturmaktadır. Seçim bildirgelerinin gözardı edilmesinin yada önemsen-memesinin bir başka nedeni ise, olsa olsa, seçim bildirgelerinde sıralanan erek ve projelerin, tasarıların yaşama geçirilmesinin fazla da ciddiye alınmadığı yolundaki yerleşmiş genel toplumsal kanı olmalıdır. Örneğin, belirli bir dönemde bir somut belgesi olan hükümet programını bile yaşama geçirmemesi, hükümet programının tam tersine uygulamalara yönelinmesi, sürekli olarak yaşanan gerçeklerimizdir.

Bu yazımızda, 24 Aralık seçimlerine katılan kimi siyasal partilerimizin, yayımladıkları ve tarafımızdan edinilen seçmi bildirgelerinden, eğitim sistemimiz ile ilişkin görüş ve çözümleri irdeleyeceğiz.

İnceleme olanağı bulduğumuz DYP, ANAP, CHP, DSP, MHP ve İP'nin seçim bildirgelerinde, eğitim alanına ve yükseköğretime önemli yer ayrılmış bulunurken, RP seçim bildirgesinde, herşeyi "milli görüş ve adil düzene" kurgulamasından ve Türkiye'nin sorunları ve halkımızın çözümünü beklediği konular arasında toplumsal sorunlara yer yermemiş olmasından olacak, eğitim sorunları ayrı bir başlık yada paragrafında bile irdelenmemiştir.

RP seçim bildirgesinde, bu alanda, yalnızca ne anlama geldiği açıklanmayan ve anlaşılmayan ülkemizde, "gerçek milli eğitime geçilmesi" ve "eğitim serbest rekabete açılacak, gerçek bilimsel eğitim başlatılacaktır" biçiminde iki satır yer almaktadır. Bu nedenle gözlem ve değerlendirmelerimizde RP'ni dışarda bırakacağız.

Bütün partilerin seçim bildirgelerinde eğitim politikalarının temel ereği, benzerlik ve hatta aynılık taşımaktadır. Bütün bildirgelerde "insan kaynağına yapılacak yatırımın önem ve gereğinin altı çizilmekte", "bilgi çağı insanının yetiştirilmesinin kaçınılmazlığı", "ortaöğretim, mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilerek yeniden yapılandırılacağı", "zorunlu temel eğitimin sekiz yıla çıkartılacağı", "bilgisayar kullanımı ve yabancı dil öğreniminin kaçınılmazlığı" ortak erekler olarak belirtilmektedir.

DYP; "Eğitimde Değişim Programı", ANAP; "Eğitim Reformu", CHP; "Hedef Gençlerimiz İçin Yeni Bir Dünya Kuracağız", DSP; "Geleceğe Yatırım, Eğitim ve Gençlik", MHP; Eğitim, Kültür ve Bilimde Yeniden Yapılanma", YDH; "Sosyal Bakımdan Güçlü Bir Türkiye Hedeflenmektedir", İP; "Özgür Gençlik, Parasız Eğitim" başlıkları altında eğitim sistemimiz ile üniversitelerimize ilişkin görüşlerini ve ereklerini ortaya koymaktadır.

DYP, eğitim politikasını, "çoğulcu demokrasiyi özümsemiş, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, dış dünyaya açık, milli değerlerimizden kopmadan evrensel değerlere ve yeni düşüncelere açık, bireysel sorumluluk duygusu ile toplumsal duyarlılığı gelişmiş, bilim ve teknoloji üretimine yatkın, beceri düzeyi yüksek insan gücünün yetiştirilmesini sağlayacak..." biçiminde ortaya koymaktadır. Eğitim programlarının, öğretim yöntem ve tekniklerinin, eğitim araç ve gereçlerinin, millilik ilkesinden ödün vermeksizin, evrensel ölçülerde, demokratik ve özgürlükçü bir anlayışla yeniden düzenleneceği belirtilmektedir. Açıköğretim Lisesi uygulamasının geliştirileceği, özel okul ve üniversitelerin kurulmasının teşvik edileceği; bilgisayar destekli eğitim ile yabancı dil öğretiminin hızlandırılacağı; öğretim üyesi yetiştirmek amacı ile onbin öğrencinin yurtdışına lisansüstü eğitime gönderileceği; meslek yüksek okullarının her il ve büyük ilçelerde yaygınlaştırılacağı; üniversite sınav sayısının bire indirileceği; yüksek öğretimde okullaşma oranının yüzde otuza çıkartılacağı; üniversitelerimizin, bürokratik merkeziyetçilikten kurtarılarak, bilimsel özerkliğe kavuşturulacağı; Milli Eğitim Bakanlığı'nın makro düzeyde bir karar organına dönüştürülerek, bu alandaki yetki ve sorumlulukların Bakanlığın taşra birimleri ile yerel yönetimlere aktarılacağı, eğitimin finansmanında, özellikle yükseköğretimde hizmetten yararlananların katkılarının esas alınacağı belirtilmektedir.

ANAP eğitim politikasını "Tüm bireylerimizi milli, ahlaki ve kültürel değerlerimizi benimseyecek ve çağdaş bilim ve teknolojik gelişmeye ayak uyduracak şekilde bilgi çağı insanı olarak yetiştirmek..." biçiminde ortaya koymaktadır. "Milli Eğitim Bakanlığı'nın çağdaş eğitim ilkelerine uygun politikalar oluşturan, eğitim planlaması yapan ve denetimi yürüten bir yapıya kavuşturulacağı; Bakanlığa bağlı tüm okullar ile öğretmen ve öteki personelin atama yetkisinin il özel idarelere aktarılacağı, zorunlu eğitim dışında kalan eğitim aşamasında hizmetten yararlananların katkısının sağlanacağı; ilk ve orta dereceli okullarda, yerel istemler doğrultusunda seçimlik ders uygulamasına geçilebileceği; yükseköğretimin yeniden düzenleneceği; üniversitelerin mali bağımsızlığa ve bilimsel özerkliğe kavuşturulacağı; YÖK'ün sorumluluğunun yalnızca eşgüdüm ile sınırlandırılacağı; vakıf üniversitelerinin kurulmasının destekleneceği" bu alandaki öteki erekler olarak sıralanmaktadır.

CHP Seçim Bildirgesinde; eğitim politikasının ereği; "gençlerin, özgün ve özgür düşünebilen, demokrasiyi içlerine sindirmiş, kültürlü, hoşgörülü ve sağlıklı bireyler olarak gelişebilmeleri" biçiminde ortaya konulmuştur. "Öğrencilerin zorunlu bağış, yüksek harç ve zor geçim koşullarının baskısından kurtarılacağı; mali olanakları yetersiz tüm üniversite öğrencilerine karşılıksız "geçim ve eğitim bursu", isteyen her öğrenciye ise, uygun koşullu "eğitim kredisi" verileceği; öğrencilerin yurt ve barınma gereksinimlerinin eksiksiz olarak karşılanacağı; YÖK'ün kaldırılacağı; üniversitelerin akademik ve yönetsel özerkliğe kavuşturulacağı; rektör ve dekanların göreve seçimle gelmelerinin, araştırma görevlileri ile öğrencilerin yönetime katılmalarının sağlanacağı; üniversitelerin gerçek bilim-eğitim-kültür kurumları olarak yeniden yapılandırılacağı; üniversitede öğrenci örgütlerinin özgürce kurulabilmesinin sağlanacağı" sıralanan ereklerdir.

DSP, eğitim alanındaki ereklerini şu biçimde sıralamaktadır: "insan kaynağına yapılan yatırım en önemli yatırım olarak, kapsamlı bir eğitim reformuyla ülkemiz insan kaynağının bilgi ve beceri düzeyi yükseltilecek ve bu düzeyin sürekliliğiyle niteliğini güvence altına alacak çalışmalara öncelik verilecektir. Bir yandan yeni teknolojileri üretecek yaratıcı insanları yetiştiren seçkin kurumlaşmasına yardımcı olunurken, öte yandan teknolojiyi üretime uyarlayacak nitelikli işgücü hazırlayan eğitim kurumları iyileştirilerek yaygınlaştırılacak; sürekli eğitim anlayışı eğitim sistemine yerleştirilecek; eğitim sisteminin her aşamasında görerek, uygulayarak, anlayarak, sorgulayarak öğrenme temele ilke olacak; eğitimde öğrenim birliği ilkesini ve niteliği ön planda tutan, her yaşta, herkese parasız ve eşit eğitim ve öğrenim fırsat ve olanağı sağlanacak; mesleki ve teknik eğitim, saptanacak meslek standartlarına uyum gösterecek; Diyanet İşleri Başkanlığı dışında Kur'an Kursu açılması durdurulacak ve açılmışları Başkanlıkça denetlenecek; ortaöğretim kurumları ile üniversiteler kampüslü bir yerleşime yöneltilecek; YÖK, üniversitelerarası bir eşgüdüm kuruluna dönüştürülecek; üniversiteler, tam özerkliğe kavuşturulacak; öğrencilerin üniversite yönetimlerine etkin katılımı sağlanacak; çok sayıda güçsüz üniversite yerine, her bölgede güçlü üniversiteler kurulacak; her üniversitede gece ve yaz öğrenimleri düzenlenecek; çağdaş eğitim ve iletişim araçları ile eğitim olanakları herkese ulaştırılacak; her isteyene yükseköğrenim görebilme olanakları yaratılarak, üniversite giriş sınavları kaldırılacak; giriş sınavlarına gereksinim olduğu geçiş döneminde ise, devlet ve belediyeler isteyenlere, ücretsiz üniversite hazırlık kursları düzenleyecekler; ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin kullanımında olan bütün yurtlar, çoğaltılarak, Yurt-

Kur 'un denetimine bırakılacak, özel yurtlar etkili denetim altına alınacak; gençlere, her konuda iş ve yaz aylarında staj olanakları sağlanacaktır.

Eğitim politikası alanında en katı ve biçimleyici, belirli bir kalıba sokucu amaç güden ilkeler MHP Seçim Bildirgesinde yer almaktadır. MHP'ye göre eğitim politikasının uygulanmasında ve yetiştirilecek insanda; "milli kültürünü tanıma, inanma ve yaşama, dinine, geleneklerine, tarihine, kısacası milletin bütün değerlerine bağlı, milletini yüceltmeyi ilke olarak benimsemiş, şahsiyetli, milliyetçi, ülkücü, Müslüman-Türk aydını denebilecek özelliklere sahip olmak; atıldığı mesleğin temel bilgi, hüner ve metodlarını öğrenmiş, bilgili, akıllı, mesleki eğitimini en üst seviyede gerçekleştirmiş, üretici ve becerikli aydın denebilecek özelliklere kavuşmak" temel erek olarak belirmektedir. MHP, bu temel ereğe ulaşmak için; "öğretmenlik mesleğini çekici ve yüce mesleğe dönüştürecek, Yüksek Öğretmen okullarını yeniden açacak, yatılı ilköğretim okullarını yaygınlaştıracak, ortaöğretimde "yükseköğretime hazırlama" ve "mesleğe ve yükseköğretime hazırlama" olmak için iki program* izlenecek; her ilçede en az bir imam hatip lisesi açılacak; isteyen her gence yükseköğretim olanağı tanınacak; gençlere milli ülküler etrafında yarınlara hazırlanmaları yönünde özel programlar uygulanacak; yüksek öğtimdebilimsel zihniyet yaygınlaştırılacak; kişilikli, becerikli bilim adamı ve öğrencinin yetişmesi sağlanacak; üniversiteler bilimsel özerkliğe sahip kılınacak; üniversitelerin görevi, öncelikle, bilimsel araştırmalar yapmak ve araştırmacılar yetiştirmek, ikinci görev ise, dünya standartlarına uygun bir öğretimi gerçekleştirmek" olarak biçimlendirilecektir.

YDH Seçim Bildirgesinde eğitim, güçlü bir Türkiye ereğine ulaşmanın aracı olarak tanımlanmakta; eğitim hizmetlerinin çağdaşlaştırılacağı ve gençlere fırsat eşitliğinin sunulacağı; kamu eğitim harcamalarının, ilk beş sene içinde, Avrupa ortalamasının üzerine çıkartılacağı; dile getirilmektedir. YDH Temel Politikalarını anlatan yayımında ise, eğitim alanındaki ilkelerini daha ayrıntılı olarak açıklamaktadır. Bu belgeye göre; eğitim hizmetlerinin temel eğitiminden başlayarak, katkı payına konu kılınacağı; eğitimde Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerin yanısıra, yerel yönetimlerin ve okul birimlerinin söz sahibi olacağı; eğitimde resmi dilin Türkçe olmasının, genel kabul görmüş gelenek ve göreneklere yer verilmesinin, her türlü inanca saygı duyulmasının gözetileceği; Öğrenim Birliği Yasası ile Talim Terbiye Kurulu'nun tartışmaya açılacağı; zorunlu din dersinin kaldırılması ile bu alanda seçmeli uygulamaya yönelineceği; Milli Eğitim Bakanlığı'nın görevinin, ülke genelinde uygulanacak zorunlu dersler ile bunların içeriklerini saptamak, genel bütçeden aldığı payların dağıtımını sağlamak, öğretmenlik mesleğini tanımlayarak, öğretmen sertifikası vermek ile sınırlı tutulacağı; eğitim hizmetlerinin yürütülmesinin bütünüyle yerel yönetimler eli ile olacağı; yerel özelliklere dayalı olarak anadilin ve yerel kültürün geliştirilmesine dönük seçmeli derslerin yerel yönetimlerce belirlenece-

ği; eğitimde özel sektörün payının artması için her türden çabanın gösterileceği; dinî ve Kürtçe ile öteki dillerde eğitim verecek okul ve kurslann açılmasının özel girişime terkedileceği; yükseköğretimin paralı olacağı; YÖK'ün kaldırılarak, üniversitelerarası eşgüdüm sağlamak ve akademik kuralları gözetmekle görevli özerk bir kuruma dönüştürüleceği; her üniversitenin öğrenci seçim ölçütleri ile kendi programını kendisinin saptayacağı; üniversitelerin, yerel yönetimlerin de katılımı ile özerk bir yapıya kavuşturulacağı; öğrenci temsilcileri ile meslek,odalarının yükseköğretim kurumlarındaki eğitimde söz sahibi olacakları; meslek diplomalarının, meslek birliklerinin akreditasyonuna bağlı kılınacağı; yeni üniversite açma yerine, varolanların niteliklerinin yükseltileceği; yaz okulları ile üniversiteler arası sömestrilik öğrenci rotasyonu ile ortak yüksek lisans programlarının uygulanacağı" belirtilmektedir.

İP Seçim Bildirgesinde; "bütün okullarda ve üniversitelerde eğitimin parasız olması;, öğrencilerin ders araç-gereçleri yanında kültür, barınma ve beslenme gereksinimlerinin devletçe karşılanması; özel dershanelerin, parasız hizmet gören eğitim kurumlarına dönüştürülmesi; öğrencilerin okul yönetimine katılmaları" YÖK'ün kaldırılması; üniversitelerin bilimsel ve yönetsel özerkliğinin güvence altına alınması; eğitim hizmetinin temelden değiştirilerek, halka hizmet ruhu ile dolu, devrimci, özgür düşünceli, yaratıcı, başı dik, haksızlığa direnen, cesur, barışçı, dayanışmacı, emeğe saygılı, halk mülkiyetine özen gösteren, paylaşmacı, dünya emekçilerine kardeşlikle bağlı, yetenekli, bilgili, sorumlu kuşaklar yetiştiren bir eğitim sistemi" önerilmektedir.

Siyasi partilerin seçim bildirgelerinden çıkardığımız sonuçları şöylece özetleyebiliriz:

1. Eğitim sistemimiz, insan yetiştirme düzenimiz, MHP ve RP dışında, bütün partiler tarafında sorgulan makta, değiştirilmek ve yeniden yapılandırılmak istenmektedir. Bu türden değerlendirme ve yeniden yapılandırma isteği, yalnızca 24 Aralık 1995 seçimlerine özgü olmayıp, ondan önceki gerek seçim bildirgelerin de ve gerekse hükümet protokol ve programlarında da dile getirilmişti.

2. Bu ortak tanı ve yaklaşık ortak çözüm önerilerine karşın, eğitim sistemimiz çağdaş gereklerin gerisinde, laiklik karşıtı, etkinlikten uzak yapısını sürdürmekte, "kul ve köle üretimine" programlanmış olarak işlev görmektedir.

3. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra geçtiğimiz çok partili sistem sürecinde, merkez sağ siyasal çizginin hükümet etmesi sürekliliğini göstermesine karşın, eğitim sistemimizin ve insan yetiştirme düzenimizin, hiç olmazsa parti programları ile seçim bildirgeleri doğrultusunda, bir yönelime sokulmamasının nedeni, gerçek iktidar gücünün, hükümet eder görünen partiler dışındaki, dıştan güdümlü odaklarca kullanılıyor olduğu kuşkusunu çağrıştırmaktadır.

4. Kendi tanımlarına göre, merkez sağ ve merkez soldaki siyasal partilerin, program ve seçim bildirgele rinde ve hatta hükümet programlarında yer alan eğitim alanındaki çağdaş düzenlemeleri yaşama geçirmeleri, bu alanda asıl belirleyici olan "Türk-İslam Sentezciliği" ideolojisi ile bu ideolojideki kadrolarının egemenliğinin kırılmasına bağlıdır.

5. Bu egemenlik kırılmadan ve bu kadrolar dağıtılmadan, merkezdeki partilerin, 1950'den bu yana oldu ğu gibi, seçim kazanmaları, hükümet kurmaları, onlara, topluma karşı, parti programı ve seçim bildirgeleri ile yüklendikleri sorumluluğun gereklerini yerine getirme ve seçim bildirgeleri ile ortaya koydukları programları yaşama geçirme olanağı vermeyecek, bilgi çağına yaraşan bir eğitim sistemini, insan yetiştirme düzenini gerçekleştirmeyi mümkün kılmayacaktır. Eğitim sistemi ve insan yetiştirme düzenimiz, kendi leri hükümette olmamakla birlikte, görüş, düşünce, ilke ve kadroları iktidar etmeyi sürdürenlerin tutsağı olmayı sürdürecektir. Hele hele, 24 Aralık seçiminde birinci olarak çıkan RP'nin hükümet kurması yada kurulabilecek bir hükümette yer almasını bir yana bıraksak bile, eğitim kurumlarımızda varolan gericilik ve bağnazlık daha bir yoğunlaşacak, akıl yerini giderek nakle bırakırken, bilimsel yöntem, usa vurma gibi yönelmeler sona erdirilecektir. Eğitim kurumlarında "kara çarşaflı öğrenci ve öğretmenler" ile "sarıklı-şalvarlı mollaları" görmek daha bir aygınlaşacaktır. Önümüzdeki dönemin eğitim günleri, üzülerek belirtelim ki, bu tartışma konularının dışına taşmayacaktır.

6. Eğitim sistemimizin ve insan yetiştirme düzeni mizin çağdaş, laik ve demokratik ilkelerden uzak tutulması, ne üretken, yaratıcı ve özgür insan ereğimizi mümkün kılabilecek, ne de ulusal ve evrensel barışa katkıda bulunmamızı, ülkemizin bağımsızlığını, egmenliğin ulusallığını sağlayabilecektir.

Bütün partiler, özellikle merkez sağ ve soldaki partiler, bu gerçekleri görmedikçe ve bunun gereklerini yapmadıkça, programlarına ve seçim bildirgelerine yazdıkları ilke ve politikaları ile, yalın yurttaşı ve bu arada kendilerini aldatmaktan öteye geçemeyecekler, toplumu umarsızlığa mahkum etmiş olacaklardır. Toplumsal desteğini, parti programından ve seçim bildirgelerinden alması gereken siyasal partilerin, gerçek, iktidar erkini ele geçirememe nedeni ile yaratacağı düş kırıklığı, demokrasinin yaşam biçimine dönüşmemesinin en büyük nedeni olacaktır. İnsanlarımızın yetkinliği giderek küreselleşen dünyadaki yeri ve önemi, kurmakta ve geliştirmekte gecikmememiz gereken çağdaş, laik, demokratik eğitim sistemi ile insan yetiştirme düzenimizin, bilgi çağına uyarlılık göstermesine bağlıdır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail