Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 13 Geri Tavsiye Et Yazdır


TRT-İNT'DE EKONOMİK DURUM ÜZERİNE A:N:ÖLÇEN İLE SÖYLEŞİ

Söyleşi Yönetimi: Prof. Dr.Ahmet Gökdere

TRT-INT Kanalında "Merhaba" programını hazırlayan Prof. Dr. Ahmet Gökdere "Türkiye Sorunları" kitap dizisinin hazırlayıcısını 1996'nin ilk günü yayımlanmak üzere 15 dakika süren bir söyleşiye davet etti. Konu, ülkenin ekonomik durumu ve 1996 nın beklentileri. Geniş bir kadronun bir kaç saat karşılıklı tartışarak açığa çıkarması ve çözüm yollarını irdelemesi gereken bir konunun 15 dakika içine sığdırılması olanak dışı olmasına karşın yine de bir kaç temel noktaya değinilebilir düşüncesiyle o davete katılmakta yarar görülmüştür. Zaten TRT INT'in ne denli olanaksızlık içinde yayın yaptığı daha binanın içine girince anlaşılıyor. Siüdyo dedikleri mekan, genişçe bir marangozhaneden farklı değil. Ama özveriyle çalışan, güler yüzlü insanlarla karşılaşıyor ve olanaksızlıkların özveriyle nasıl aşıldığını görüyorsunuz. Eğer kameraman ve onu yöneten genç insanlara gözünüz kayıpta çekim esnasında bakabilmişseniz, sizi nasıl can kulağıyla dinlediklerini de görebiliyorsunuz. Çekimin sonunda yanınıza gelip elinizi sıktıklarını ve 15 dakikadan sonra, asıl programın o zaman başladığına tanık oluyorsunuz.

Prof. Dr. Gökdere, Türkiye Sorunları dizisini hazırlayan bir kişiyi böylesine -kısa da sürse- ilgiyle izlenen programa davet ettiği için acaba yanılmadı mı, ya da ekrana farklı düşüncenin de yansıması gerektiğini düşünerek özgürlükçü demokrasinin örneğini mi sergilemek istedi? Ama herhalde teksesli görsel MEDYA 'nın bundan alacağı ders var. Sansasyon abartıları içinde reklam avcılığını temel alan ve programlan soytarılık sınırını da aşan MEDYA'nın kimi üyeleri acaba kendilerinden ne zaman utancak diye merak ediyoruz. TRT INT o açıdan da, övünülecek bir çalışmanın öncülüğünü yapıyor. TRT Genel Müdürlüğü birgün belki geniş olanaklarından az bir bölümünü o kanalın gelişmesine ayırmayı düşünebilir. Konuyu dağıtmadan söyleşiyi okuyucularımıza olduğu gibi yansıtalım ve zaman darlığı nedeniyle ve biraz da sayın profesörün sık sık söze girmesinden ötürü, yanıtlamaya olanak bulamadığımız kimi sorulara burada yanıt vermeye çalışalım. O sorulardan biri ve en sona kalanı:

"Tam yetkili bir bakan olsanız, iki dakika içinde neler yaparsınız, özetlerseniz çok memnun olurum" idi. Ülkenin çığrından çıkan ekonomisini değil iki dakikada, iki yılda nasıl düzeleceğinin ipuçlarını ortaya çıkaracak bir bakan Türkiyeye gelebilir mi bilemeyiz. Hani bir atasözü vardır: Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış diye.

Ama yine de biz, okuyucularımızın merakını gidermek için bu sorunun yanıtını aramaya çalışacağız. Merak ettik, 15 dakikalık süre içinde söyleşide acaba kaç adet sözcük kullanıldı? Tam 1156 sözcük. Eksiği var fazlası yok. Prof. Gökderenin sorulan ve açıklaması 502 sözcükten oluşuyor, geri kalan 654 sözcük te yanıt verenin payına düşmüş. 654 sözcükle, ekonominin bugünkü perişanlığı anlatılamazdı elbet. Dinlemekle konuşmak arasındaki denge korunmamış olmakla birlikte, yine de o söyleşi ekonominin çürük yanlarını açığa çıkarmak ve izleyiciye yansıtmak bakımından yararlı olmuştur, diyebiliriz. Aşağıda söyleşiyi bütünüyle bulacaksınız:

Prof Gökdere: -Merhaba sevgili izleyiciler. Yeni yıla uyandığı mız bir günde akçasal konular, ekonomik konular görüşülür mü diyeceksiniz evet pek ala görüşülür, çünkü ne yapalım ki dünya yine dönüyor, dönmesini arzu ediyoruz, bu dönen dünyada yapılan masraflar, özellikle Batı ülkelerinde çalışan yürtdaşlarımızın aldıkları 13 cü maaşı kuruşu kuruşuna son Pfenğine kadar harcamış olması, fakat aybaşını nasıl geçireceği, özellikle bütçe açısından, yapılan zam lar, yılbaşı mahmurluğu geride kaldıkça, yavaş ya vaş ortaya akçasal sorunlar, ekonomik sorunlar çıkıyor. Tabii bu sorunları kişiler düşünürken, devlet büyükleri, sorumlu devlet adamları da düşünüyorlar, bütçe açıklarını ne şekilde kapatırız, enflasyonu ne şekilde düzeltiriz, ihracat-ithalat açığını nasıl
çözümleriz, ne şekilde düzeltiriz (diye). Fakat aynı konuları kendi köşesinde düşünen çok değerli bir eski plancı, eski CHP milletvekili var. Ali Nejat Ölçen. Hoş geldiniz.
Ölçen: Teşekkür ederim. Prof. Gökdere:
Gökdere: Aynı konuları 1995 (için) değerlendirip 96'ya bakış olarak sizinle görüşmek istedik. Planlama
dayken bu konuda çalışmalarınız olduğunu biliyoruz ve son zamanlarda bana da lütfedip gönderdiğiniz Türkiye Sorunları diye bir diziniz var. Bunları çıkartıyorsunuz. Genel olarak nasıl bakıyorsunuz efendim ekonomiye?
Ölçen: -Teşekkür ederim bu soruyu sorduğunuz için, önce beni davet ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Aslında
ben, eski bir plancı olarak ekonomiyi iyi ve eksik taraflarıyla kısaca anlatmak istiyorum. Çok önemli değişik
likler olmuştur. Türk toplumun, ekonomik yaşamında önce faturalı yaşama alışmıştır. Yani faturanın, fatura
almanın ve bununla ilgili disiplini özümsemenin getirdiği...
Göndere: -KDV li yaşam da değil mi?
Ölçen: -KDV ile Türk toplumu daha ilginci, faizin ne işe yaradığını, faizle birlikte yaşamayı öğrenmiştir. Çok
önemli gelişmeler.
Gökdere: Hangi tarihte, 80 den sonra.
Ölçen: 80 den sonra
Gökdere: Ondan önce o zamana kadar, negatif faizler sözkonusu değil mi?
Ölçen: Yalnız keşke o yenilikler, dengeli bir biçimde, birbirlerini destekleyerek devam edebilseydi. Faizi, gelirin kaynağı olarak kullanmasaydı Türk toplumu. Gelirleri nin karşılığında faizle ücret eksikliğini gidermeseydi. Bunlar tabii, faizle yaşamanın sürüp getmesi ve faizin çok yüksek düzeylere tırmanmasından meydana gelen yanlış yöntemler.
Gökdere: Evet ama bir saplama yapabilir miyim. Faizin belirli nedenleri var. Kişiler kazançları karşılığında
faiz diye bir ödül alıyorlar. Eğer bir takım makroekonomik dengesizlikler olmasaydı, belki faizler fahiş sayılan yüksekliklere tırmanmazdı. Ama tabii buna enflasyonun da iştirakini düşünmek lazım. Geçtiğimiz dönemlerde mesela yüzde 100'leri aşın ca, faizlerde satınalma gücünü koruma açısından onlar da yükseldi. Bunlar belki ortaçağ düşüncesi ama adil faiz yine yerinde kaldı.

Ölçen: Bir plancı olarak faizle yaşama alışkanlığı içinde çok yüksek faiz oranlarının yatırımları azalttığı, yatırım eğilimini düşürdüğü ve duraksayan yatırımlar nedeniyle de üretimin artmadığı olayına bakıyorum ve faizlerin bu denli yüksek olmasının makro-ekonomik açıdan Türkiyeye zarar getireceği kanısındayım. Nitekim 1985 te yatırımlardaki duraksamalar çok önemli, özellikle Kamu sektöründe. Şöyle: 1968 yılının sabit fiyatlarıyla dikkatle bakacak olursak, 1989 da 28 milyar TL lik kamu sektörü yatırımı 1994 de 31 milyar TL.

Gökdere: -Evet, rakam kalabalıklığına girmeyelim. Bakın makro-ekonomik dengesizlikler sonucu bir numaralı
belki iki numara. Türk ekonomisinin öbür sorunu, bana göre istikrarsızlık. Geçtiğimiz yıl yüzde 6 kü
sur oranında bir daralma oldu. Fakat yeni tamam ladığımız 95 yılı içinde yüzde 8'e varan bir büyüme
sözkonusu. Bu istikrarsızlıktır. Yıllık dış ödemeler blançosunda cari işlemler 94 yılında 1 milyar küsur
fazla vermişti, 95 yılında bu 620 milyon dolar açık haline dönüştü. Bu da istikrarsızlık. O bakımdan mesela makro-ekonomik değişkenlere bakarsak milli gelirin artışını nasıl buluyorsunuz?
Ölçen: Efendim, milli geliri değil, neden yatırımları ön plana almak istedim, izin verirseniz evvela bunu açık
layayım. Ben, bir ekonomide veya bir toplumda, tasarruf eğilimi değişmez ise yatırımın hızı doğruda doğ
ruya Gayrı Safi Milli Hasılanın büyüme hızına eşittir.
Gökdere: Evet ne kadar tasarruf yaparsınız, o kadar yatırım yaparsınız, yabancı sermaye?
Ölçen: -Yabancı sermaye konusunda.. ama ben yatırımları bir plancı olarak, arttırmayan bir ekonomide, üretimin artmadığı bir ekonomide, parasal işlemlerle hareket edildiği zaman doğal olarak bu konjonktürel dalgalanmalar söz konusu olacaktır (diyorum). Yatırımların duraksadığı ve GSMH'nın onun sonucunda artmadığı
bir ekonomi, parasal işlemlerle harekete geçildiği zaman ister istemez bu konjonktürel dalgalanmalarla kar
şılaşacağız.
Gökdere: Yani monetarizm bunları götüremeyecek diyorsunuz.
Ölçen: Monetar teorinin yapımcısı olan Friedman'ın çok güzel bir sözü var. Diyor ki, bir atı suya götürdüğünüz zaman ayna zamanda gemini çekmeyin. Gemini çekecekseniz su içmesine razı olun diyor. Parasal ekonomide yani monetar ekonomide, bu dengenin korunması lazım.
Gökdere: Şimdi sorunun en birincisi adaylar için seçimdir. Yayınladığınız Türkiye Sorunları kitap dizisinde veciz bir sözünüz var. Diyorsunuz ki, "ürettiğinden çoğunu tüketen ve harcadığından daha az yatırım yapan bir
ekonomiyi esenliğe kavuşturacak araçları demokrasi bile var etmeyebilir" .Şimdi birden bire çarelere geçebilir
miyiz. Bunlardan biri borçlanmadır. Ötekisi yabancı sermayedir. Özelleştirme, tasarrufları arttırma çarele
ri. Bunlar hakkında düşünceleriniz? Evvela eski devletçilik temelinde ona özlem duyan bir plancı şeklinde
mi yaklaşıyorsunuz, yoksa..
Ölçen: Ben aslında bütün ekonomik faaliyetlere müdahele eden devletçilikten yana değilim. Ekonomik faaliyetlerden çok uzaklaştırılmış devletçilik karşısında da değilim. Devletin özellikle değişen koşullar altında yatırımları sosyal refaha yöneltecek biçimde planlaması gerekir. Eğer devleti siz/yatırım faaliyetlerinin dışına
çekerseniz, onun bırakmış olduğu boşluğu özel sektörün doldurması gerekir. Halbuki bizim ekonomimizde
özel sektör sadece üç alt sektörde faaliyet gösteriyor. Bunlardan biri konut, diğeri ulaştırma, ötekisi de ya
turizm ya da başka bir alan. Ama enerji sektörü değil, metal sanayii değil, elektronik sanayii değil. Üç önemli
sektör, bazan turizm giriyor ama %6'nm üzerine çıkmış değil toplam yatırımları içinde. Özel sektörün %81 payı var kendi yatırımların içinde (bu üç sektörde). Bunlar ulaştırma, konut, imalat. 1965 den itibaren %80 civa
rında. Hiçbir artış yok. İmalat sanayii 25 yıl %30 civarında oynamış. Konut sektörü %35 civarında oynamış.
O halde devleti, temel mal ve hizmet sektöründen çektiğiniz zaman, onun yerine ya yabancı sermaye girmeli ya özel sektör girmeli. Özel sektör ulaştırmadan, konuttan ve imalattan başka bir sektöre girmiyor ve o sektörlere girmenin riski çok büyük, çünkü o sektörlere girmek için yeterince hukuki alt yapı olmuşmuş değil. Ve o sektörlere girmesi içni teknoloji tercihinde tıkanıklık...
Gökdere: Bakınız şu anda ekonomiden sorumlu bir bakan olsanız, Türk ekenomisinde ve bütün ekonomiler için geçerli neler sağlamanız lazım: İç denge. İkincisi ekonominin dış dengesi, dış borçlarımızda önemli
artış olmadan nasıl sağlayacaksınız. Üçüncüsü, makul bir kalkınma hızı, dört, adaletli bir gelir bö
lüşümü. Tam yeterli ekonomiden sorumlu bir bakan, başbakan olsanız, iki dakika içinde neler yaparsı
nız, özetlerseniz çok memnun olurum.
Ölçen: Acaba iki dakikada Türkiyenin ekonomisini düzetecek bir bakan olabilir mi, yani böyle bir bakan tasav
vur edebilir misiniz?
Gökdere: -Rekorlar kitabına geçebilirsiniz.
Ölçen: Şimdi izin verirseniz, Türkiyenin ekonomisinde 1980 de 1995'a kadar çok önemli fakat çok zararlı bir
gelişim oldu. Bu gelişim sürdüğü sürece Türk ekonomisini hiç bir bakan düzeltemez. Bunlardan bir tanesi,
dövizin mübadele aracı olarak devreye girmesi. 1987'de toplam para arzı içnde yabancı para, döviz, %24 ora
nındaydı şimdi %55 oranında. Yani Türk toplumu alışverişinin %55 ini yerli para yerine dövizle yapıyor.
Gökdere: -Zaten yapıyorlar(dı).
Ölçen: Türk parasını tedavülde geçerli hale getirmek için, faizlerin bu tırmanmasını önlemek gerekir, bir. Enflas
yonun artık ben Türkiye'de ekonomik bir olay değil, siyasal bir olay olduğunu düşünmeye başladım. Eğer
siz, ekonomiyi enflasyon olmadan yürütmeye çalışıyorsanız bunun karşısında özel sektörden büyük tep
kiler alabilirsiniz.
Gökdere: -Sayın Ölçen, yanılmıyorsam 1 numaralı kitabınızda da para arzının artışında en önemli sebepleri
incelerken, monetarist bir ekonomist gibi yaklaşmışsınız, enflasyonu siyasal olarak açıklayamazsınız.
Ölçen: İzin verir misiniz? Manetarist ekonomiye reel ekonominin aracı olarak bakıyorum. Halbuki bugünkü sis
tem, monetarist ekonomiyi amaç olarak alıyor, reel ekonomiyi araç haline getiriyor. Bu çelişkiyi ortadan
kaldırmak lazım. Bu çelişki ancak uzun vadede, demokratik plan anlayışıyla yani yatırımların sektörel
dağılımından tutunuz da GSMH içindeki ağırlığına kadar, belli bir demokratik plan sistemine bağlamak
gerekir.
Gökdere: Sayın Ölçen, teşekkür ederim, lütfederseniz yine konuşalım, konuşacağız. Değerli izleyiciler, yılba
şı mahmurluğu ve yeni yılın ilk günü biraz kafaları karıştırıcı bir şekilde yaklaştık konulara, ama ekonomik konuların ne kadar girift ve ne kadar çözülmesi güç olduğunu bir defa daha belki sizlere anımsatmış olduk. Önümüzdeki haftalarda daha somut bir gümden üzerinde yine birlikte olmak üzere değerli konuklarla gine birlikte olmak üzre hepinize mutlu bir yıl diliyoruz efendim.

***

Söyleşinin Yorumu:

Türkiye'nin ekonomik sorunlarının önünde yer alan daha önemli bir konu, sorunları yansız bir gözle, bilimselliğin ışığında ele almayışımız ve akla kara arasında başka renk tonların da bulunacağını kabul etmeyişimiz olsa gerek. Ekonomide bunun en çarpıcı örneğini devletçilikle özel sektörcülük arasındaki dengeyi kuramamış olmakta görüyoruz. Aslında Mustafa Kemal Ata-türkün iktisatçıları "karma ekonomi" ile buna ilişkin dengeyi kurmuşlardı. Daha sonraları karma ekonomi karmakarışık hale getirilmiş olmasaydı ve planlı ekonomi, ekonominin plansızlaşmasına dönmeseydi, bugünkü darboğazları yaşayan bir Türkiye ile karşılaşmazdık. Prof. Gökderenin belki de haklı olarak rakam kalabalığına girmeyelim demesine karşın, 1968 yılı sabit fiyatlarıyla kamu ve özel sektör yatırımlarının farklılaşmasına ilişkin bir kaç rakamı izleyicilerimize sunmamıza olanak tanınabilseydi şu gerçekle karşılaşacaktık:

1968 sabit fiyatlarıyla kamu ve özel sektör sabit sermaye yatırımları: (Milyar TL)

Yıllar ..... Kamu Sektörü ...... Özel Sektör

1985......... 30,6........................ 25,4
990........... 28,8........................ 48,7
1991......... 30,5........................ 49,1
1992......... 31,4........................ 49,0
993........... 31,0........................ 54,2
1994......... 31,8.........................58,7

1985 den sonraki 15 yıl içinde kamu sektörünün reel yatırımlarında hiç bir artışa izin vermemek, kamu sektörünün yatırım potansiyelini ortadan kaldırmış, özel sektörcü politika izlemek sonuçta özel sektörün de gelişmesine engel olan sonuçlar doğurmuştur.

15 yıl içinde kamu sektörünün yatırımlarında artış olmayışı, o sektörde de yatırım eğilimi sabit olduğuna göre, GSMH artışına davletin ekonomik çabalarından ötürü hiç bir katkı gelmemiş demektir. Bir başka deyimle, kamu sektörünün GSMH büyümesi üzerindeki etkinliği sıfır düzeyinde kalmıştır 1985 ten 1994 e kadar geçen 15 yıl içinde. Yukarıki rakamlardan bir gerçek daha ortaya çıkıyor, o da yatırım alanında devletin bıraktığı boşluğu özel sektörünün dolduramamış olmasıdır. Bunda paranın para kazandırması biçiminde ortaya çıkan ve çarpık işleyen monetarizmin rolü olsa bile, özel sektör kanadında yapısal değişimin olmamasının da payı var. Söyleşide de belirtmeye çalıştığımız gibi, özel sektörün yatırım alışkanlığı (buna yatırım geleneği de diyebiliriz) konut, ulaşım, imalat (tekstil, makarna ve deterjan, son yıllarda dayanıklı tüketim ürünleri beyaz eşya ve talebin yapay yollarla körülendiği otomobil sanayii, bu sanayi bunalıma girmesin diye, öğretmenlere özel kredi açılarak ekonominin kendi içinden doğmayan dış destekli talep yaratılması vb.) sanayiini aşabilmiş değil. 1965 ten 94 e kadar özel sek-törün toplam yatırımları içinde, imalat sanayinin payı gerçekten %37'den %31'e iniyor ama o civarda sabit kalmakta. Konut sektöründe de durum aynı. Artış yok, değişim yok.

Yatırım potansiyelini yitirmesi istenen kamu sektöründeki bu durağanlık önümüzdeki yıllarda en çok kendisini enerji darboğazında duyuracak. Kamunun toplam sabit sermaye yatırımları içinde enerjinin payı 1965 de %11 idi, 1970 de sağlıklı bir politikayla bu oran %17 çıktı ama 1975 e doğru %11 e düştüğü için petrol bunalımıyla birlikte Türkiye kendisini enerji darboğazı içinde buldu ve 1980'den 1990 a kadar enerji sektöründeki yatıırm düzeyi bu oranda korundu. Bilinçsiz özel sektörcü politika, devletin yatırım alanında çökertilme-siyle, 1992 den itibaren enerjinin kamu yatırımları içindeki payı %10'lara düşürüldü. Bugün hiç kimse, 1998 de olası enerji açığının nasıl kapanacağını söyleyemez durumdadır.

Prof. Gökdere'nin ekonomiden sorumlu bakan olsanız Türkiyenin ekonomisini nasıl düzlüğe çıkarırsınız sorununun yanıtı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Enerji dar boğazına girmekte olan Türkiye'de:

- Türk parasının değer yitirmesi ve yabancı para tarafından iç piyasadan kovulması,
- Yüksek faiz konjonktüründe yabancı para ile yerli paranın savaşımına enflasyonla körük tutulması,
- Yatırımını duraksatan ama cari harcamalarını olabildiğince ve savurganca arttıran bir kamu yönetimi,
- Serbest piyasa ekonomisinde tekelleşmeyi önleyecek hiç bir hukuksal alt yapının (belki de bilinçli olarak) oluşturulmaması, -Bütçe açığı ve kamu finansman açığının iç ve dış borçlarla giderilmeye çalışılması, gibi alışkanlıkları önlemeye hangi siyasal iktidarın gücü yeter. Yatırımları ve üretimi duraksayan bir ekonomiyi, parasal araçlarla, düzlüğe çıkarmak nasıl olanaklı olabilir? Faizlerin inip çıkması, dolar ile Türk parası arasındaki gel git olayını nasıl çözebilir?

Türkiye'nin ekonomisinde, arz-talep dengesizliği enflasyon, yerli paranın değer yitirmesi, kamusal finansman açıkları, devlet savurganlığı, yatırımların duraksaması, konjonktürel olmanın boyutlarını aşmış (kronik) kalıcı niteliğe dönüşerek, toplumsal tepkilere ortam hazırlamaya başlamadan önce, ekonomiden sorumlu bakan ya da başbakan şu kararları alıp uygulamaya koymalıdır. Ama herşeyden önce, devletin yolsuzluk, talan, vurgun, rüşvet araçlarıyla soyulmasına en ağır cezaları uygulayan yasa tasarısını hazırlayarak TBMM'den geçmesini sağlamalıdır. Ve o bakan bu tür olaylara göz yummayacak karakterde olduğunu önceki tavır ve davranışı, yaşam biçimiyle kanıtlayarak saygınlık kazanmış bir kişi olmalıdır. Alınacak kararlar ancak dürüst, namuslu, kamu yararını düşünen (mirim malına el uzatmamış) bireylerden oluşan bir hükümet tarafından uygulanabilir. Bu koşulu kendi öz niteliğine dönüştürmüş olan bir hükümet ve onun başbakanı ya da ekonomiden sorumlu bakan, süre yitirmeden şu kararları yürürlüğe koymalıdır:

1. Planlı ekonominin kaldıracı olan kamu yatırımlarını -özel sektörcülük taslamayı bir yana bırakarak- harekete geçirmeli ve inşaat sektörüne bu amaçla öncelik tanımalıdır.

2. Yatırım eğilimini frenleyen maliyeti yüksek faiz politikasını terk ederek, yatırıma yönelik kredi mekanizması için faiz düşürücü hareketi başlatmalıdır.

3. T.C. Merkez Bankası, döviz karşısında itibarsız duruma düşen Türk Lirasını koruyucu önlem almalıdır. Belli bir süre sabit kur ayarlaması yapar ve simitçi dükkanı açar gibi sorumsuzca ve kayıt dışı ekonominin kaynağını oluşturan döviz bürolarının pek çoğunu denetime alır, vergilendirir ya da kapatırsa bir ölçüde yarar sağlayabilir. Faiz düşürücü hareket ancak böyle olasılık kazanır. Şok tedaviyi sadece fiyat zamlarıyla yapmanın yarardan
çok zarar getirdiği anlaşılmıştır. T.C. Merkez Bankasına yönelecek döviz için prim uygulayabilir ve bu, faizleri yükseltmekten daha etkin rol oynar. Bir gün buna mecbur kalınacağı unutulmamalı.

4. Devletin elindeki iş makinelerini, ve insan gücü özel sektörcülük oyunu bir yana bırakılarak yatırımın ve üretimin girdisi haline getirmelidir.

5. Devletin cari harcamaları -makam otomobili, makam odalarının her atamada yeniden donatımı gibi- gösteriş düşkünü ellerden kurtarılmalıdır. Kemerleri sıkmanın zamanı şimdi devlete görev olarak düşüyor. Almanya, hiç bir genel müdüre, daire başkanı ya da iri kıyım bürokratına makam arabası tahsis etmez. Onlar kendi arabalarını kullanır, ya otobüs ya da bisikletleriyle gidip gelirler. Almanyanm kişi başına GSMH'sı (1994) 27592 dolar ile Türkiyeninkinin tam 14 katıdır. Ama orada hovarda bir devlete halk yaşam hakkı tanımaz.

Ağırlaşan ekonominin yükünü artık ulus değil, devlet sırtında taşımalıdır. Yatırıma dönüşmeyen hiç bir harcamayı ya da yatırımı dolaylı olarak hızlandırmayan hiç bir girişimi desteklememelidir devlet. Ve buna önce kendisinden başlamalı? Cumhurbaşkanından, başbakandan, bakanlardan, milletvekillerinden ve bürokrasiden.

Bu koşulları yerine getirecek yürekli bakan ve başbakanlar yetişmedikçe, kuyuya düşen ekonomiyi 40 akıllı çıkaramaz. Özetle: Türkiye her alanda adaletsizliği yaşıyor. Devlet hiç olmazsa, adaletsizliğin adil dağıtımını sağlamalıdır.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail