Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 12 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


GÜMRÜK BİRLİĞİNE SIĞINMAK

Ali Nejat Ölçen

Cumhuriyet için hazırlanan bu yazıyı Türkiye Sorunları dizimizde kullanmayı konu bütünlüğü açısından uygun gördük

Batı'da oluşturulan bir topluluğa girebilmeyi, dışlanmamak, bir ölçüde de batılılaşmak biçiminde algılamaya alıştırıldığımız için, siyasal iktidarlar, bunu övünç kaynağı kabul etmekte ve" halk kitlelerine de öyle sunmaktadırlar. Bunun ulusal onuru zedeleyen en kötü örneklerine şimdilerde tanık oluyoruz. Yitirilen ulusal onur karşılığında yarar sanıldığı da sanılmamalı, tersine ülkeyi uzun erimli kayıplara uğrattıklarının ya farkına varmıyorlar ya da içteki başarısızlıklarını böylesi yapay başarı söylemleriyle gözden saklamaya çalışıyorlar. Avrupa Birliği kazamndaki kaynar suya elini sokmak için böylesi istek sahibi iktidarlara başka ülkelerde rastlanacağını sanmıyoruz. Siyasal iktidarın sağdaki ve soldaki kanadını yöneten kadrolar ve genel başkanları, ülkenin sırtına Gümrük Birliği'nin ateşten gömleğini giydirmek için Avrupa yollarına düştüler, birbirleriyle yarıştılar. Türkiye'nin Batı'ya gereksiniminden çok, Batı'nın Türkiye'ye muhtaç olduğu dünyamızda, dış politikayı böylesi ayağa düşürerek, ülke ekonomisini ve ulusal egemenliği Birliğin vesayetine terkeden siyasetadamlarına öyle sanıyoruz ki başka ülkelerde rastlanamaz .

Kaynak: Die Neue Gezelschaft,December,1994,s.1092, Harald Goldhahn. (Karikatür, Avrupa Birliğini içi kurtlu elmaya benzetmektedir.)

Avrupa Birliği'ni oluşturan ülkeler, henüz kendi aralarında yetki ve sorumluluk dengesini kuramadılar. Birliğin derinleşmesi ve genişlemesi konusunda düşün birliği oluşmadığı gibi, bunun olası sakıncalarına karşı daha şimdiden ikircikli davranılarak, "Birlik içinde çekirdek" oluşturulması yönünde tezler tartışma alanına çıkarıldı. Die Neue Gesellschaft adlı Almanya'daki siyasal bir dergide, Harald Goldhahn'ın Avrupa Birliği'ni ortasından bıçakla kesilip ikiye ayrılmış, yarısı kurtlu elmaya benzeten bir karikatürü yayımlandı. Türkiye herhalde elmanın kurtlu yanında yer alacaktır. Ve buna şimdiden kendi isteğiyle razı oldu. Avusturya Bundes Kanzler'i (Başbakan) Franz Vranıtzky, yayımladığı makalede, (bakınız: Die Neue Gesellschaft, October 1994, Heft 10, s. 876), Avrupa Birliği'nin Doğu Avrupayı ve Rusyayı içine alacak biçimde genişlemesiyle, dünya barışının sağlanabileceğini vurguluyor. Avrupa-Asya bütünleşmesi savını ileri sürmektedir. Aynı dergide, Prof. Gilbert Ziebura ise "Genelleşmiş bir neoliberalizm modeliyle, Avrupa Birliği'nin gerçekleşmesi olanaklı mıdır" diye soruyor ve yine kendisi yarat veriyor: "Avrupa Birliği nedir, deniz anası gibi bir yaratık mı? Birleşik devlet mi ya da devletler birleşimimi?". Bu makalenin hemen altında da H. Goldhahn'ın bir karikatürü yer almakta: İri başlı at postu altında birbirine dolaşmış ayaklar.

Avrupa bile kendii kurduğu Birliği böyle nitelerken ve ona kuşkuyla bakarken, onun bir parçası olan Gümrük Birliğine girebilmek için çalmadık kapı bırakmayan siyaset adamlarına sahibiz. Utanç duymakta haklı değil değilmiyiz acaba?

Bu suçlamayı haklı gösterecek nesnel kanıtları şöyle özetleyebiliriz:

1. Avrupa Birliği'nin hukuksal ve ekonomik ön koşullarını saptayan Maastricht sözleşmesinde öyle hükümlere yer verilmiştir ki, ne Yunanistan ve ne de Türkiye'nin uzun yıllar o koşullan yerine getirmesi söz konusu olamaz. Örneğin üye ülkenin kamu borçlan kendi GSYİH'ran %60'ını aşmayacak. Yunanistan'da bu oran %104.7 idi 1992'de, şimdi %112.4'e yükseldi. Enflasyon oranı, fiyatlan en az artan üç üye ülkenin ortalamasından ancak %1.5 daha fazla olabilecek. Yunanistan'da enf lasyon bu koşulun 2.5 katı Türkiye'de 20 katı. Konsolide bütçe açığının GSYİH'nın %3'den fazla olmaması gerekiyor. Yunanistanda bu oran 3 katıyla %9.2, Türkiye göreceli olarak daha iyi durumda, %4.3. Türkiye dışlanırken, Yunanistan Birliğe üye olmuş ve Türkiye'ye ilişkin kararlarda oy sahibi haline gelmiştir. Avrupa Birliği'nin çifte standart uygulamaktan kendisini arındırmadığı anlaşılıyor. Batı şovenizminden ancak bubeklenir.

2. Gelişmekte olan ülkeleri, Birliğin koşullarına hazırlamak amacıyla saptanan yardım porgramı da çifte
standart içinde yetersiz ve ciddiyetten uzaktır. Örneğin Türkiye'ye beş yılda öngörülen mali yardım yarıya indirilmiş, 3.2 milyar ABD dolannın çoğunun da kredi olarak ödenmesine karar verilmiştir. Oysa 1989-90 arası, Yunanistan'a 15.4 milyar ABD doları ödeme yapıldı. Türkiye karşısında sözüne güvenilir Birlik mevcut değildir. Vaad ettiği yardım koşulunu uygulamaktan cayması karşısında, içerde sert ve dışarda yumuşak başlı iktidarımızdan bir tepki gelmiş değil.

3. Gümrük Birliği'ne tek yanlı girmeyi başarı sayan Türkiye, Birlik tarafından sömürülmekte olduğunu farkedebilmiş te değil. Birlikle arasındaki dış ticaret açığı, giderek bozulmakta ve aleyhimize dönmekte. 1989'da
Birliğe ihracatımız 5427 milyon ABD dolanylâ, ithalatımızın %89'unu karşılıyordu. Bu oran 1990'da %74'e ve 1993'te de %56'ya düştü. Gümrük eşitlemesi bu oranın daha da düşmesi sonucunu getirecek.

4. Avrupa Birliği ekonomik alanında 1989-93 arası 5 yılda ihracatımız 5427 milyon dolardan 7288 milyon'a çıkarak %34.4 oranında büyürken aynı dönemde ithalatımız %215 oranında arttı. Avrupa Birliği karşısında daha az satıp daha çok satın alan ülke durumundayız.

5. Birliğe üye ülkeler karşısında, dış ticaretimizin giderek daha çok açık vermesi bir yana, daha şimdiden, toplam ihracatımız içinde Birliğin payı %45 dolayında sabit kalırken, tersine o ülkelerden ithalatımızın toplam içindeki ağırlığı 1989'da %38.5'den 1993'de %44'e yükseldi. Birliğin ithalatımız üzerindeki ağırlığı artıyor ama, ihracatımız karşısında bizim kadar eli açık değil. Cimri bir Avrupa Birliği karşısında, ihracat potansiyelimizde
artış olmayacağı, olası artışın da Gümrük Birliği tarafından emileceği kendini belli etmeye başlamıştır.Mallann serbest dolaşımı ve gümrük oranlarının eşitlenmesi sonucunda, Türkiye'de gelişmekte olan sanayinin ne denli darbe yiyeceğini önümüzdeki yıllar gösterecek.

1838 Osmanh-Ingiliz Ticaret Sözleşmesi de, gümrük vergilerinin indirilmesini öngörmüş ve zamanın dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa'nın bu başarısını izleyen on yıl içinde, yeşeren Osmanlı sanayii yerli bir olmuştu. Aradan 150 yıl geçti, Avrupa değişti mi, biz kendimizi Avrupaya avuç açmaktan kurtardık mı? Hayır, Avrupa'nın kurduğu Birliğin yanlı tutumu ve uyguladığı çifte standarttan, bizim de avuç açmayı, Batının Birliğine sığınmayı başarı sayan mantığımızdan, hiç bir şeyin değişmediğini görüyoruz.

Gümrük Birliği'ne girmek için verilen ve halkımızdan gizlendiği anlaşılan ödünlerin neler Olduğunu bilemiyoruz. Ama biri su yüzüne çıktı. Kıbrıs Rum tarafı 1998'de Birliğe üye kabul edilecek. O zaman Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin hukuksal varlığı ortadan kalkacak ve bugün aldatılan kamu oyu nasıl bir tepki gösterecek bilemiyoruz, iç ve dış politikasını ABD'nin güdümünde onun izni kadar geliştirmeye kendisini alıştırmış bir ülkenin sırtına, ABD'nin gücü karşısına ekonomik ve siyasal denge oluşturmayı amaçlayan Avrupa Birliğinin ne tür sorunlar yükleyeceğini de bilemiyoruz. Devletin hoşgörülü ve özendirici bakışları altında rüşvet sektörünün bundan sonra cari işlemlerini Birliğin ortak para birimi ECU üzerinden yapmak zorunda kalacağını biliyoruz. Şimdilik bilebildiğimiz bü kadar.



 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail