Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 11 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE ERDEM ÜZERİNE SÖYLEŞİ

- Ey Sokrates, sana ulaşmak seninle konuşmak bizlere öğretilerin öğretisini öğretiyor. Seninle konuşurken, evrene ve evrendeki küçücük dünyamıza sığmayan olaylara bakış açımız değişiyor, sığlıktan kurtuluyor, olayların dördüncü boyutunu zaman içindeki diyalektiğini anlamaya başlıyoruz. Küçücük dünyamıza sığmayan büyük olayların aslında hiç olmaması gerektiğini, anlıyoruz. İnsanı onurlandıran, yücelten, kibirli ve kuruntulu yapan o büyük olayların hiçliğini görüyor ve seninle konuştukça bir şeyler sezinliyoruz. Küçük insanları büyülten, olayların büyüklüğü mü yoksa o olaylardaki erdem yokluğu mu etken? Kitleleri peşinden sürükleyen kişilerin erdemden yoksunluklarını gördükçe, bu denli küçük olmak için büyük mü olmak gerekir diye düşünmeye başlıyoruz. O yüzden yine sana geldik. Erdemin ne olduğunu öğrenmek gereksinimi duyuyoruz. Anlat bize neden erdemsizleşi-yoruz. Bizlere egemen olan kişilerin, erdemi araç olarak kullanmalarına neden tanık oluyoruz. Erdemli kişilerin erdemsizleşmesi mi gerekir ki bizleri yönetebilsin. Yönetim yöntemleriyle erdem çelişiyor mu? Birbirlerini tamamlamak yerine birbirlerine ters mi düşüyor. Anlat bize nasıl erdemli olabiliriz ya da söyle bize erdem içimizde mi var yoksa sonradan bize ekleniyor mu? Senin tanımladığın erdem mi yanlış ya da biz mi erdemin ne olduğunu bilmiyoruz. Çünkü sen insan oğluna erdemin toplumsal boyutunu ilk öğreten kişisin ve onun bilgiden kaynaklandığını söyleyensin. 2300 yıl önce o söylediklerin mi yanlış ya da biz mi o söylediklerini hala anlamadık.

Sokrates:
Uçsuz bucaksız evrende, ufacık dünyamızın ne denli sorunlarla uğraştığını bana geldiğinizde görüyor ve kendi zamanımın dünyasıyla sizinkini karşılaştırınca pek te fazla gelişmiş olmadığınızı anlıyorum. Uygarlığın ve önemli olmanın ölçütü, tüketim araçlarına bağlandıkça, erdemin aşınıp tükenmesi kaçınılmaz değil midir? Sizler şimdi öneminizin, tükettiğiniz miktar ve onun çeşitliliğiyle ölçüldüğü bir dünyada yaşıyorsunuz. Bu ölçüt erdemle çelişiyor ve erdemin yerini alıyor. Bana soruyorsunuz: Bizleri neden erdemsizler yönetiyor diye. Aslında bu soruyu benim sizlere sormanı gerekir. Sizleri neden erdemsizler yönetiyor? Sizler o denli mi erdemden yoksun kaldınız ve erdemin yüceliğini umursamaz oldunuz? Sizler birey ve toplum olarak erdemlilerin erdemini bilecek ve ölçecek kadarerdemli değilseniz, sizleri erdemsizlerin yönetmesine tüm yolları açıyorsunuz demektir. Kimdir öyleyse erdemli insan. Onun ne tür nitelikleri var. Ya da nedir erdem, ne değildir. Sanıyorum bu konudaki düşüncelerimi merak ediyorsunuz. Ben de kendi düşüncelerimin ne olduğunu merak ediyorum. Bu merakım yaşadığım zamanki düşüncelerimde geçen süre içinde değişiklik oldumu sorusunu kendime yöneltmekten kaynaklanıyor. Böyle düşününce bir niteliğiyle karşılaşıyorum erdemin. Zaman içinde ve zaman dışında uzayda ya da Araf'da, mekanlı veya mekansız mekanda niteliği değişmeyen tek olgu erdemin kendisidir. Onun varoluşu/tüm zaman, mekan boyutundan bağımsız, her zaman her yerde her toplum ve her kişi için aynıdır, değişmez, tüm davranışlarımızın denetleyicisi evrensel bir olgudur. Erdem, özünde kişinin kendini tanıması, bilmesidir, kendisinin neden olacağı haksızlık ve yanılgıdan özeleştiri yoluyla sa-kınmasıdır. Egoyu dışlayarak öteki bireylere ve topluma karşı sorumluluk taşıma yetişidir. Ya da böylesi bir yetiye sahip olmakya da sahip çıkmak erdemin kendisidir. Engeniş kapsamlıdır erdem. Vicdanı, adaleti, iyiliği ve güzelilği de içine alır. Ama o kavramlar gibi bir resim, tablo, çizelge ya da edilgen nitelik değil, tersine dinamik, uygulayıcı özelliklerin sentezidir erdem.

-Tümden zihnimiz karıştı. Vicdandan daha geniş kapsamlı ne olabilir ki? Erdem mi vicdanın içinde, vicdan mı erdemin içinde onun bir parçasıdır. Dünyamızda bizler vicdanla erdem arasında böylesi fark olacağını sanmıyorduk. Oysa şimdi bize düşündüğümüzün tersini söylüyorsun. Yanılıyor muyuz.

Sokrates:
Hayır ne yanılıyor ne de yamlmıyorsunuz diyebilirim. Yorulmadığınız halde inancınız ve düşünceniz yanlış, eksik olabilir. Yanılmakla yanlışı bilmek arasında fark olduğunu unutmamalısınız. İşte erdem yanlışı bilmekle yanlış olan arasındaki farkı anlamak demektir .

- Biraz izin ver düşünelim. Yanlışı anlamakla yanılmak arasında ne tür bir ilişki olabilir ve erdem bu durumda zihnimizde hakem rolü mü oynuyor?

Sokrates:
Görüyorum ki beni benim kadar iyi anlamaktasınız ve ne demek istediğimi anladığınız içindir ki soru sorarak aradaki farkı açıklamama ilişkin örnek vermemi istiyorsunuz. Erdemli ve erdemsiz iki kişi mi tasarımlayalım. Bu yanlış tasarım olur ama, sizler dünyadan geldiğiniz için bir kavramı somuta indirgemedikçe ve onun tersinin yanlış olduğunu düşünemedikçe o kavramı kabul etmeye alışmamışınız. Kişi yalan söylemiş olsun. Size göre onun söylediği hem yanlış ve hem de yalandır. Eğer yalansa, söylediği sözde gerçeklik yok demektir. Gerçek olmayanı gerçekmiş gibi söylemesi sizi kandırmak içinse o kişi erdemden yoksun demektir. Onun size söylediği gerçek dışılıkta, sizin yararınız, esenliğiniz, iyiliğiniz varsa, o yalanı söyleyen kişi aynı zamanda erdemli de olabilir. Hekimlerin pek çoğu hastasına sağlıklı olduğunu söylerken gerçek dışına çıkmıştır. Öyleyse yalanın içinde kişisel çıkar yemliyorsa, erdemsizliğin örneği ortaya çıkmış olur. Yalan size göre yalan olabilir ama, karşınızdakinin yanılgısıysa o yalan için yine o kişiye erdemsiz diyebilir misiniz? Hayır. O halde erdemin birincil niteliğinde yanılgıyla yanlışın bireysel çıkar dışında farkına varıldığı zaman giderilmesi yeralır. Erdemli birey, yanılgı ve yanlışını görür, sezer ve buna ya bilgisi ya da vicdanı öncülük eder. Bu biraz da erdemin subjektif niteliğidir. Ama onun asıl niteliği objektif oluşundan evrenselliğinden kaynaklanır. Erdem, kişiye özgü, tekil, onunla varolup onda kalan bireysel boyutunu aşarak, toplumsal ve evrensel nitelikte olmak zorundadır. Hoşgörüyü, sevgiyi, iyilik ve güzelliği, adalet ve hakkaniyeti, doğa ve toplum yararını kuşatan davranış biçimine dönüştürmenin sentezidir erdem. Erdemin özünde kendini tanıma, kendini gerçekçiliğe, adalet ve dürüstlüğe ulaştırma çabası vardır ve o çabayı gösterenlere erdemin kapıları açılır.

- Sokrates, kalbimizi okuyor gibisin. Ama erdemin bu tanımında biraz da romantizm yok mu? Oysa bizler maddesel dünyada yaşıyoruz. Kendimizi çoğu zaman başkalarından daha yetenekli, varlıklı, daha etkili statüye ulaştırmak zorundayız. Sizin erdem tanımınız, insanlar, toplumlar arası rekabetin ortadan kalkması ve toplumların durağanlaşması sonucu getirmez mi?

Sokrates:
insanlar arası rekabet, insanları geliştirici, yeti ve yeteneklerini artırıcı ve daha yararlı olmaya yönelik biçimde işlemelidir. Bu işleyişin tersine dönüşü, asıl bireyler arası eşitliği, olması gereken adaleti ve dayanışmayı ortadan kaldırır, rekabetin yerini hasım olma güdüsü ve gereksinimi alır. Öyleyse, erdem, toplumdaki bu tersyüz oluşun, ha-sımlaşmanın ve çözülüşün önüne geçen bireysel ve toplumsal denetim güdüsüdür, kuramsal ve kuralsal denetimin yetersiz kalması durumunda en etkin denetim türüdür, insanın kendi kendisini denetlemesi, içindeki egoyu dışlaması bilincidir erdem. Çıkar çatışmalarını önlemek elbette olanaksız ve çıkar çatışmalarının olmadığı bir toplum dura-ğanlaşır ve tarihten silinir. Ne varki çıkar çatışmaları erdemi yokedici özgürlüğe yol açmamalıdır. Kurumsal ve kuralsal denetimin bu durumdaki yetersizliği, çıkar çatışmalarını sömürüye dönüştürür. Erdemli birey ve erdemli yönetim, çıkar çatışmalarının sömürüye dönüşmesini engellemek zorunda.

- Şimdi anlamaya başladık erdemin ne olduğunu. Öyleyse, bizler erdemli insanlar olduğumuz halde niçin bizlere erdemsizler egemen? Bireylerin çoğunluğunun erdemli olduğu toplumlarda erdemsiz kadrolar nasıl yönetime geliyor anlat bize. Erdem, erdemsizliğe nasıl dönüşüyor.

Sokrates:
Erdemi, yönetsel erdem ve bireysel erdem olarak ikiye ayırırsak bu soruya yanıt vermek kolaylaşır. Yönetsel ve bireysel erdem arasında beliren çelişki aslında toplumun değişen koşullarıyla, onu yöneten kurallar uyumsuzlaştığı zaman erdemin iki farklı niteliği birbirinden uzaklaşır. Toplum, kendi gelişmesi doğrultusunda gelişmeyi izleyen kuralları birlikte yapılandırıyorsa, erdemin bu iki tanımı arasındaki fark azalır. Öyleyse toplum gereksinimi olan yenileşmeye uygun kuralları birlikte varedebilmelidir. Kuralların geride kalışı, katılaşması, geçerliliğini yitirmesi ne karşın o kurallar yine de yürürlükteyse ve bireylerin ona uyması zorunlu hale gelmişse, yönetici kadrolar kendi erdemlerinden soyunmak zorunda kalır ve erdemsizleşirler. Bireysel yaşamında erdemli kişilerin iktidar erkini ele aldığında erdemini yitirmesi, onu buna zorlayan kuralların eskimişliğinden kaynaklanır. Sizler bunun tarihsel örneklerini kendi yurdunuzda benden daha çok yaşamış, görmüş-sünüzdür. En yakın tarihinizde ittihat Terakki Partisinin iktidarıyla Demokrat Partinin iktidarı arasındaki benzerlikte erdemle yola çıkıp erdemsizliğe hızla dö'nmelerindeki benzerlikte yaşadınız. Her iki parti de sizin deyiminizle meşrutiyet ve demokrasi koşullarım yaratmak savıyla yola çıktılar ve meşrutiyeti, demokrasiyi yadsıyan despotizme başvurmak zorunda kaldılar. Çünkü her iki iktidar da, toplumun değişim sürecini yakalayamadı, toplumun yenileşen yapısını tanıyamadı ve toplumun yeni isterlerine elindeki eskimiş kurallar, kurumlar, yasalarla çare aramaya koyuldu. Partinin liderler kadrosu, özel yaşamlarında erdemli oldukları halde kamusal yaşamlarında erdemlerini yitirdiler. Acaba bu onların mı eksik yanıydı ya da erdemli olmanın koşullarını toplum onlar için yaratmamış mıydı. Sanıyorum sorunuzun özünde yatan buna aradığınız yanıt olsa gerek. Bana göre her ikisi de doğrudur. O halde her ikisi de doğruysa, erdem denilen olgu, değişken bir düzlem üzerindedir. Onu vareden ya da yokeden içinde bulunduğu koşulların kendisidir.

- Sokrates doğru söylüyor, güzel söylüyorsun. Ama bireysel erdemi toplumsal erdeme dönüştürmenin gizi nedir? Kişileri kendi iradeleri ve istekleri dışında erdemsizliğe iten koşulları nasıl değiştirebiliriz. Eğer o koşullar toplumun değişim isterlerinin gerisinde kalmışsa, nasıl olur da toplumsal erdemi bireysel erdemle eşdüzey yapabiliriz? Erdemin erdemsizliğe kolay dönüşmesine karşın, erdemsizlikten erdeme ulaşmak çok daha zor değil midir?

Sokrates:
Zor bir soru sordunuz. Bunun doğru ve geçerli yanıtını ne ben ne de bir başkası verebilir. Çünkü hiç kimse bir toplumun gelişme ya da gerileme yönünü önceden yeter doğrulukta kestiremez. Ama bazı önermelerden sözedilebilir.

Ancak bu önermeler kimi soruların içinden geçer: Ülke gerçek demokrasiyle yönetiliyor mu? Yönetime halkın katılımını olanaklı kılan kurumlar oluşmuş mudur? Aile içinde, demokratik kitle örgütlerinde hatta siyasal partilerde demokratik kurallar yeterince işlerliğe kavuş mudur? Sermaye ve emek arası çelişkide alınan karar ya da varılan sonuçlar, üretim ilişkilerinin nesnel gerçekleriyle uyum içinde midir? Her iki taraf sadece kendi çıkarını mı gözetiyor? Öğretim kurumlarında ve aile içinde çocuk ve gençler kolayı mı, zoru mu, aklı mı kurnazlığımı seçiyor? Çocuk, genç ve yetişkin bireyler, kendisine güvenerek mi ya da başkasına sırtını dayamakla mı daha başarılı oluyor? Bu sorulara olumlu yanıt veremeyen toplumlarda erdem nasıl yeşerir? Madem ki bireysel ve toplumsal erdem tanımlarına ulaştık, öyleyse bu iki erdem türünden hangisini başa koymalıyız. Acaba aralarında neden-sonuç ilişkisi var mı? Elbette var. Birbirinden bağımsız olmayan ve etkileşim içinde olan iki olgu ile karşı karşıyayız. Toplumsal erdemin bireysel erdem üzerindeki izdüşümü, bizim kimliğimizi, kişiliğimi yansıtır. 2300 yıl öncesi erdemin özünde kahramanlık öğesi yer alıyordu. Erdem ile kahramanlık birbirini tamamlayan ve kişiyi ötekilerden farklı yapan üstün bir nitelikti. "Virtus" ya da "honestum" sözcükleriyle betimlenen erdemli kişi, öylesine yürekli ve adaletten yanadır ki, Tanrıların kötülük yapması ya da adaletsiz davranmasının karşısına bile çıkar ve Tanrıyla savaşır. Prometheusun, Zeus'a karşın yeryüzüne insanlığı ve uygarlığı getirmek için gönderilmesi gibi. Prometheus, antik çağın ilk erdemlilik simgesidir bir bakıma. Sizin uygarlığınızda da var, erdemliğin simgesi olarak anlatılan Deli Dumrul öyküsü. Ama siz o öyküye gerçekliği yakıştırmadığınız için hep "masal" olarak nitelediniz. Oysa deli Dumrul, ölüme karşı çıkan ve ölümü Tanrının haksızlığı olarak yorumlayan ilk simgesel erdem kahraman tiplemesidir. Erdem bu öykülerde antik ve yeniçağın adaletlilik ve doğruluk kavramları üzerine kahramanlığı yerleştirmiştir.

- Ama Sokrates bizim çağımızda kahramanlık tarihin çok gerilerinde kaldı. Onu tek boyutlu olarak savaşta, yurt savunmasında yaşamı hiçe sayan özveri olarak tanımlar olduk. Ama hiç kimse o savaşın kimin çıkarını korumak ve yeni çıkar kategorileri yaratmak için yapıldığını düşünmüyor. Evrensel boyutta kahramanlığın erdemle arakesiti nedir acaba. Ya da çağımızın koşullarına uyarlanabilecek kahramanlığı örnek verebilirsiniz.

Sokrates:
Çevrenize bakındığınız zaman yirminci yüzyılın başlangıcında sayısız kahramanlara rastlarsınız. Onlar yaşamlarını savaş alanında hiçe saymadılar ama bilimde insanlığa yarar sağlamak için yaşamlarından özveride bulundular. Sizin çağınızda erdemin toplum için toplum yararına gerekirse yaşamdan özveride bulunacak ölçüde savaşıma katılım yürekliliği, eşitlikten, adaletten ve özgürlükten yana tavır koyma bilinci olarak tanımlamalısınız erdemi .

- Sokrates, bize ışık tuttun, yolumuzu aydınlattın. Ama bir sorumuz var, ona yanıt bulamıyoruz. Bireysel ve
toplumsal erdem arasındaki etkileşimi yeterince anlayabilmiş değiliz. Erdemi oluşturan parçalardan hangisini
başlangıç noktasına koymalıyız. Yoksa erdem içine girmesi gereken o nitelikler birbirinden kopup ayrılamaz
bütünün öğeleri midir. Yüreklilik ile, akıl bağdaşır mı ya da erdemli olmanın gereği iyilik yapmak her zaman iyilik midir ve o kötülüğün kaynağı olamaz mı?

Sokrates:
Erdemi oluşturan nitelikleri bir bütün olarak ele almanızı onaylamak isterim. Doğru düşün biçimidir bu. erdemi bireysel olsun toplumsal olsun kuram yani tanım ya da teori evresinden pratiğe yani uygulamaya dönüştürdüğünüz zaman erdemli kişide kimi başka niteliklerin de bulunması gerekir. Siz bana bu sorunuzla erdemin pratiğinden sözedi-niz demek istediniz, yanılıyor muyum?

-Evet Sokrates, dolaylı yoldan bize erdemin pratiğini anlatabilir misiniz diye sorduk sorumuzu.

Sokrates:
Erdemin pratiğinde yürekli davranış yer alıyorsa o davranışın bireysel çıkar için değil, ezilen, haksızlığa uğrayan birey ve katmanlar için ya toplumun yararı, esenliği, özgürlüğü ya da gelişmesi için uygulanmasında kuşkusuz, aklı, akıllıca, serinkanlı, örgütlü biçimde kullanmanın yöntemi de yeralmalıdır. Bu objektif koşul, erdemin başarılı pratiğinin vazgeçilemez gereğidir.

-Erdemin içinde strateji de vardır demek istiyorsunuz.

Sokrates:
Erdem iyiliği, eşitliği, adaletli ve yürekli olmayı, aklı akıllıca kullanmaya gerektiriyorsa, dinamik karakterdedir ve toplumsal amaç için kullanılmasında da strateji kaçınılmaz olur. Aslında her uygulama bir stratejiye dayanmak zorunda. Strateji herhangi bir uygulamanın sonuçlarının nasıl ortaya çıkacağını uygulamayı destekliyen sonuçlardan nasıl yararlanılıp, engel olanların nasıl aşılacağtnı planlamak demektir. Uzun vadeli kararlar setidir. Eğer erdemi, toplum yönetimine uyarlayan bir siyaset adamından sözetmek istiyorsanız, o siyaset adamı kendi bireysel erdemini topluma yansıtmak ödeviyle karşı karşıyadır. Topluma yeni erdem modeli getirmeyi amaçlamıştır. Antik çağda bunun en ilginç örneklerinden birini Roma'ya karşı başkaldırıyı örgütleyen Spartacuste görürüz. Spartacus, Romalı komutan Marcus Licinius Crassuz tarafından kuşatılarak kölelerden oluşan birliğin içinde kimin Spartacus olduğunu soran komutana tüm kölelerin "Spartacus benim" demesi, bireysel erdemin toplumsal erdeme yansımasının ilk ve belirgin örneğidir. Şimdi ben sizlere sorayım. Ülkenize geri dönünce, siyaset arenasına bakınız "Spartacus" benim diyen bir kişiye rastlayacak mısınız?

-Sokrates, ne yanıt vereceğimizi bilemiyoruz Yanıtımızı bilseydik gelip te erdemin ne olduğunu anlat bize dermiydik.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail