Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 11 Geri Tavsiye Et Yazdır


SARAY-BOSNADA PERDE ARKASI İLGİNÇ BİR KONUŞMA

Ankara Milletvekili Sy. M.Vehbi Dinçerler'in 18.7.1995 günü Dünya Radyosu sabah 9 programında bir konuşmasına tanık olduk. O konuşma, Bosna-Hersek dramının perde arkasını ve güdülen ayrılıkçı politikada uzun vadede neyin amaçlandığı ve Türk dış politikasının bu konuda ne denli edilgen, devredışı kaldığını göstermesi bakımından ilgi çekici, yol göstericiydi. Türkiye Sorunları dizisi olarak o gün kendisine başvurarak, konuşma metninin banda alınıp alınmadığını sorduk ve izin verirlerse kitap dizimizde okuyucularımıza konuşmanın içeriğini yansıtmayı arzuladığımızı belirttik. Ve o zaman öğrendik ki benzer konuşmayı TBMM'nin 143cü birleşiminde 19.7.1995 günü yapmış. Dileğimizi kırmadılar Meclis tutanaklarına geçen konuşma metnini gönderdiler. Bosna-Hersek dramının perde arkasına ilişkin gerçekleri okuyucularımıza yansıtırken kendilerine teşekkür etmeyi borç biliyoruz. Meclisteki konuşmaya başlamasından kısa bir süre sonra Sy. Vehbi Dinçerler, Bosna-Hersek Komisyonu olarak Saraybosna'ya gidişlerine ilişkin bir gözlemini anlatmaktadır ve konunun belki de en can alıcı noktası o gözlemdir. Şunları söylüyordu Sy. Dinçerler:

"İzzet Begoviç, Harris Sodziç ve diğerleriyle ve İzzet Begoviç'le beraber hareket eden Sırpların lideri Prof. Milko Perenoviç'le - çok aklı başında bir insan, iyi yetişmiş bir insan-yaptığımız görüşmelerde bize tercümanlık yapan bir kızcağız var, 20 yaşlarında, sülün gibi bir kızcağız, insan güzeli. Konuşmalar arasında dediki: Efendim, burada ölen insanların, şehit olan müslümanların, İstanbul'u da koruduğunu acaba siz fark etmiyor musunuz?

Evet soruyorum arkadaşlar, bütün Türkiye'ye soruyorum: Acaba, oradaki mücadelenin İstanbul'u koruduğunu acaba siz fark etmiyor musunuz? Evet soruyorum arkadaşlar, bütün Türkiye'ye soruyorum: Acaba, oradaki mücadelenin İstanbul'u koruduğunu fark etmiyor musunuz? Evet, bunu fark etmeliyiz, bu acıyı içimizde hissetmeliyiz. Ne diyorlar? Aynen dün burada yaşanan eşkiyalık gibi, 50 sene evvel, 100 sene evvel, 500 sene evvel bütün dünyada yaşanan eşkiyalıklar, zorbalıklar gibi, üç şeye inanıyor: Ya kırk satır ya kırk katır misali:

Ya öleceksin
Ya teslim olacaksın
Ya göç edeceksin.

Bu hangi akıl, hangi irade, hangi vicdan, hangi ahlak, hangi hukuk, hangi hukukun temel prensipleri, hangi Batı ilkeleri? Bunları yüzlerine söylüyoruz. Bütün bu işlerin gerisinde İngiliz politikası var. İngilizler başlangıçta çok büyük bir hata yaptılar. İkinci Cihan Savaşında, orda bulunan asker kökenli, okuryazar bir kişiyi bu işle görevlendirdiler. O da şunu söyledi: Sırpalar yenilmezdir. İkinci Cihan Savaşında Almanların 36 tümenini durdurdular, Hitler'in tümenlerini durdurdular. Bu yalandı ve bu yalana herkesi inandırdılar. O kadar ki bu yalana Amerikan Başkanı Clinton'ı bile inandırdılar. Robert Cupplan adlı bir adamın "Balkan Hayaletleri" diye bir kitabı var. O kitabı, bir sene evvel müda-heleye karar verdiği gece, Clinton'a götürdüler, kitabı okuttular, "bunu oku, ondan sonra ne yapacakan yap" dediler. Clinton müdahaleden vazgeçti.

Dediler ki (İngilizler) Sırpların gücü yok, Sırplar muhakkak yenilecek, askeri yok, yandaşı yok, öyleyse bu güç dengesizliğini ne kadar arttınrsanız o kadar iyidir. Yani Karadziç'e Miloseviç'e çeşitli yollardan yardım ediniz. Bosna-Hersek'in elini kolunu bağlayın, silahlarını alın, ambargo koyun ve eğer harekete geçerse, siyasi, idari ve şerefsiz yollarla Bosna-Hersek'i müdafaasız bırakın. Böylece güç dengesizliği savaşı önleyecektir. İşte bütün felsefeleri bu.

Buna karşı. Paul VVilliams ve Mr.Harris Dışişlerinden istifa ederek dediler ki bu düşünce yanlıştır, güç dengesizliği değil, güç dengesi esasına göre politika götürülmelidir, dünya bunu yapmalıdır, işte o zaman Sırpları durdurursunuz. İngilizler bunu kabul etmedi, hala da etmiyorlar. Bakınız, burada, o konuşmadan bir cümle okumak istiyorum. Bunu söyleyen Dışişleri Bakanı Vekili Douglas Hogg: "Zira, Boşnaklar için savaşa girmeye razı değiliz bölgede hayati menfaatlarımızın bulunmaması nedeniyle Bosnalı Müslümanlar için savaşa girmeyi göze alamayız". Aslında kimse savaş istemiyor, güç koyunuz karşısına, diyor. Peki, bu kadar sağlam görüşünüz vardı, hiçbir çatışmaya girmeyecektiniz, bir tek İngiliz askerinin ölmesine razı değildiniz, neden Batı Temas Grubunu kurdunuz? Batı Temas Grubunu size kurdunuz, Almanya, İngiltere, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, siz kurdunuz...

Şimdi, müsaade ederseniz, birde Danimarka'dan misal vereyim. Danimarkalı milletvekilleri toplanıyorlar bunların çoğu, Avrupa Parlamentosunun da milletvekili. Sırp şantajına boyun eğmeden, görüşmeler yoluyla, barıştan söz etmenin anlamsız olduğunu izah ediyorlar ve bu yazının altına imza atıp, bunu dünyaya ilan ediyorlar. Diyorlar ki "Bosna'daki Birleşmiş Milletler gücünün çekilmesi ve silah ambargosunun kaldırılmasından başka yol kalmamıştır." Hemen bunu teyiden, söylüyorum -yanımda da belgesi var- sanıyorum dün Dışişleri Bakanı Şakir Bey, Clinton'la görüştü. Clinton'la görüşmesinden önce verdiği beyanatta "Unprofor'un çekilmesini istiyoruz" dedi ve "halen istiyoruz; çünkü, biz savaşacağız. Hiç olmazsa, karşımızda, bir düşman kuvveti azalmış olur, bir düşman ordusu azalmış olur" diye de ilave eti.

Şimdi, olup bitenler hakkında da kısa kısa bilgiler verip, sonuca gelmeye çalışacağım. İşte Şakir Bey'in sözü:' "Birleşmiş Milletlerin görevi bitti, Suudi Arabistan'dan 13 milyon dolar yardım; hemen, anında. Srebrenica düştükten sonra, Zepa düşmekteyken, Gorazde'ye -her şey hazır- saldırılırken ve -biraz evvel, Sayın İnönü'nün dediği gibi- "alacağız hepsini, Saraybosna'yı da alacağız" diyorlar; çünkü, Saraybosna da güvenlikli bölge ve kuşatılmış durumda, biz ne yaptık bu üç gün içinde; onu soruyorum.

- İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa) - Biz de Galiyi davet ettik!
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Bakın, Suudi Arabistan 13 milyor dolar yardım göndermiş. Hemen, bir kere daha soruyorum ve burada, Sayın Mimaroğlu'nun, Sayın Başbakana gönderdiği bir yazı var; okudum, okumak istemiyorum; yazının tarihi 25 Şubat 1995...
- İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa) - Oku... oku...
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Vaktim az...
- İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa) - Oku, oku; millet duysun.
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Diyor ki "Bosna Hersek'le ilgili meseleleri takip etmek üzere Sayın Ayvaz Gökdemir'e yetki veren bir kararnamenin çıkarılması..." Çıkarılmadı. Kızılay, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu hiç olmazsa Zenica'da -emin yerde, birliğimizin olduğu yerde- birim açsın, sağlık, yemek, barınma ihtiyaçlarını karşılayacak bir örgüt kursun...
- İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa) - O da olmadı...
- M. Vehbi dinçerler (Devamla) - İddia ediyorum ve ilan ediyorum; lütfen, Hükümet gelsin, söylesin: Bosna-Hersek'te -birliğimizin olduğu yer dahil- bir tane Kızılay temsilcisi varsa; her türlü hakarete razıyım!..
- İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa) - Yuh olsun!..
- Cengiz Bulut (İzmir) - Kızılhaçla elele... Kızılhaça yardım ediyorlar.
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Yalnız, bu arada, Sayın Rifat Serdaroğlu'na teşekkür etmek isterim; çünkü, kış gelmeden önce, onların, çok ciddi bir fuil oil ihtiyaçları vardı; istediklerinin, az da olsa bir bölümünü, şahsi gayretiyle, Hükümetten temin edip, gönderdi.
- Zeki Ergezen (Bitlis) - İyi becerememişler..
- M. Vehbi dinçerler (Devamla) - Yani, iyiyi, doğruyu beraber söyleyelim. Güvenliksiz dedikleri Zenica'da 60 tane yardım kuruluşunun örgütü var; yanlız, Kızılayın bir tek görevlisi yok; nasıl oluyor bu iş!..
- Mehmet Seven (Bilecik) - Türkiye yok!.
- Zeki Ergezen (Bitlis) - Yazıklar olsun, yazıklar!..
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Evet... Daha fazla söylemek istemiyorum; çünkü, eninde sonunda, her iyi şeyi de Hükümete yaptıracağız.
- Başkan - Vaktiniz daralıyor
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Efendim, vaktimiz daralıyormuş; müsaade ederseni, bunu geçiyorum.
- Mehmet Seven (Bilecik) - Sorun, duysun... Söyle efendim... söyle...
- Halil İbrahim Çelik (Şanlıurfa) - Söyle, söyle; millet duysun!..
- Zeki Ergezen (Bitlis) - Allah rızası için söyle; bu mil let aydınlansın biraz!?.
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - "Vaktiniz yok" diyorlar.
- Mehmet Seven (Bilecik) - Vakit var, efendim; var..
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Almanya, mülteci lere insanî yardım gönderdi; nedir; 90 ton ilaç. Biz, askerî uçakla, Bosna-Hersek'e gidiyoruz. Bosna-Hersek'e gidiyoruz; 50 kişilik uçakta 14 kişiyiz, yani uçakta boş yerimiz var; rica minnet -sanıyorum Sayın Genel Başkan dahi araya girdi, Rıfat Bey ve diğer ar-kadaşlar araya girdiler- bize iki koli su verdiler; yani, serum; görürdük bizim birliğimize verdik. Kızılay'a soruyoruz; nerede "paramız yok" diyorlar; ne yapıyorsunuz "Hükümete gidiyoruz, Hükümet para vermiyor" diyorlar.
- İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa) - Yazıklar olsun; yazıklar!..
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Şimdi söyleyeceğim. Kızılay'ın..
- Başkan - Efendim, burada olmayan Kızılay'ı yargılayamazsınız. Lütfen..
İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa) - Yargılarız, millet olarak yargılıyoruz..
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Efendim, yargılarız; çünkü, dışarıda söyledik, burada değil; kendileriyle tar tıştık. Kızılay'ın, Kuzey Irak'ta, bir anda öldürülen insanının sayısı, sadece 3; birsürü insan var orada. Yapılan yardımlar, dışarıdan alınıp verilen yardımlar 100 milyon dolar.
- Faruk Saydam (Manisa) - Serum için yok!..
- M. Vehbi Dinçerler (Devamla) - Kızılay, sadece buradan gönderilen unların nakliye parasını ödüyor. Olmaz böyle şey!
- Zeki Ergezen (Bitlis) - Yazıklar olsun; yazıklar!...
M. Vehbi Dinçerler Oradaki Barış Gücünün Komutanı General Rupert Smith -şu Generalin haline ba kın- Sırplardan, Zepa'ya saldırılmamasını istedi, rica etti.İşte, Birleşmiş Milletler; işte biz... Şimdi, efendim, İngiltere bunu niye yapıyor tahlilimiz şu -beğenilir beğenilmez, kabul edilir edilmez- Almanya'nın bir güç olarak ortaya çıkması ve Almanya'nın Ad-riyatik'e inme kaygısı ve Avrupa'da liderliği muhafaza etme endişesi, İngiltere'yi harekete geçiriyor. Bakınız, Slavenya'da harp 15 günde bitti -tarihlerini verebilirim- 26 Haziran 1991'den 8 Temmuz 1991'e kadar sürdü; çünkü, ordusu vardı; çünkü, kuvveti vardı; çünkü, askeri vardı; çünkü, arkasında Almanya vardı; net, açık. Fakat, Slavenya'nın kıyısı az -50-60 kilometre kıyısı var-Almanya'yı tatmin etmiyor; daha büyük kıyıya ihtiyacı var; Dalmaçya kıyılarına inecek; öyleyse, Almanya'nın Bosna-Hersek'te ve belirlediği yerlerde hakim olması lazım. İşte, İngiltere'nin korkusu bu. İngiltere bu korkuyla, liderliği yitirmemek için savaşa giriyor, kavgaya giriyor ve Bosna-Hersek'in çökmesi için ne lazımsa yapıyor; çünkü, Büyük Sırbistan onun yardımcısı olacak, belki dominyonu olacak, büyük Sırbistan'la işini görecek, kendisi inecek oraya; fakat, ne çare ki planlar değişti; Chirac ortaya çıktı. Chirac diyor ki: "Hayır, ben Avrupa'nın lideriyim."

Evet, şimdi, Türk Hükümetinin Chirac'ı desteklemesi lazım, bütün dünyanın Chirac'ı desteklemesi lazım; çünkü, Bosna-Hersek'te bu meselenin çözülmesi için silah lazımdır diyen ilk güçlü sestir. (ANAP ve.RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Evet, onu desteklemek lazım ve ingiltere'yle olan meselelerini böyle çözecek.

Bunu sorarsanız: Avrupa üzerinde asıl savaş, asıl kavga, Avrupa'yı ABD mi yönetsin, Avrupa'yı Avrupalılar mı yönetsin. Bugün, Amerikan Dışişleri Bakanlığının koridorlarında sayfalarca yazı yazılıyor. Avrupalıları, Avrupalılara bırakalım mı, bırakmayalım mı; çünkü, bıraktılar Birinci ve İkinci Cihan Harbinde, başlarına gelmedik kalmadı. Soğuk harbi de, ABD, Avrupayla beraber yaşadı. Şimdi, hâlâ büyük bir kavga var; hayır, Avrupa, kendi meselelerini Amerikasız çözemez, bu mesele tartışılıyor. Dolayısıyla, Atlantik'in bu tarafıyla o tarafı da büyük bir kavga ve büyük bir nüfuz yarışı içerisinde. Bu yarışın içinde biz, ne yapabiliriz.

Evvela, müsaade ederseniz, kısaca Rusya'yı söyleyeyim. Bütün bu olayların içerisinde, günlük gazetelerde, bilen bilmeyen şöyle söylüyor: "Efendim, Rusya ile Ortodoks ittifakları var; Sırplar aynı kökenden geliyorlar; falan filan..." Hepsi doğrudur bunların, tarihi ilişkileri de

vardır; ancak, özellikle, bu son olaylarda ve biraz da tarihi karıştırırsak, görüyoruz ki, Rusya, Truva Atının kendisidir, içinde İngiltere var. Bu sözü büyük bir rahatlıkla söylüyorum; çünkü, bunu İngiliz yetkililerine söyledik.

Şimdi, bütün bunları söyledikten sonra, Prof. Adrian Hastings isminde bir zat var; teoloji profesörü, İngiliz ve papaz. Bakınız, ne söylüyor, şuradan orijinalinden okuyayım: "Bu kitap, Hitler'in ölümünden sonra Avrupa'da yaşanan en büyük cinayete, çürüme ve katliama bir protestodur." İngiliz söylüyor. "Batı'nın, Birleşmiş Milletlerin, İngiliz Hükümetinin, Avrupa Birliğinin Lord Owen'in, Akashi'nin Bosnalılara ve Bosna Devletine kendisini müdafaa için silah verilmemesini bilerek ve hesaplı olarak reddetmesi olmasaydı, bu katliam olmazdı." Kendi hükümetini suçluyor. "Ahlaken savunulama-yacak ve de tarihe uygun olmayan tutum için Mr. Hurd -eski Dışişleri Bakanı- herkesten daha fazla sorumluluk yüklenmelidir."

***

Ankara Milletvekili Sy. Vehbi Dinçerler'in yukarıya aktardığımız konuşması Türk dış politikasının ne denli olayların gerisinde kaldığını gösterirken aynı zamanda Avrupa içinde ve aynı zamanda ABD karşısında birleşik cephe olarak Avrupanın çıkar çatışmasındaki dengelerin savaş taktikleriyle korunmak istendiğine de tanık oluyoruz. O yüzden Say. Dinçerler dış politikamızın Bosna-Hersek olayları nedeniyle ne denli politikasız kaldığını sergilemektedir. Bosna-Hersek'e yardımın da ne denli göstermelik kaldığı anlaşılıyor. Kızılayın daha dün denecek kadar yakın , zaman da şube açması bile, Bosna-Hersek dramına seyirci kalmamızın göstergesi.

Burada sırası gelmişken kısa bir anımızı yansıtmalıyız. Bu satırları yazan kişi, 1962 yılında DPT uzmanı olarak Birleşmiş Milletler Bursuyla ekonomi eğitimi için Kiel Üniversitesine gittiği zaman, öteki ülkelerden gelen dışsatım mallarının üzerine yapıştırılan etiketlerden bir album oluşturmuş ve o albümün etiketlerindeki, fiyat, renk kompozisyon, boyut gibi niteliklerini karşılaştırarak ülkeler arası rekabette Türkiye'nin ne kadar gerilerde kaldığını ortaya çıkarmıştı. İspanya ve italya, beş adet zeytini küçücük saydam tüpler içinde 50 Pfenning fiyatla piyasaya sürerken, biz hala 5 kiloluk paslanmış tenekeler içindeki zeytinlerin satılacağını umuyorduk. İncir paketlerinin dışında eşek üzerine ters binmiş kavuklu adamın kim oludğunu bilen yoktu ve üstelik altında izmir yerine Symirna yazılmıştı. Büyük rakı şişelerinin üzerinde sadece T.C. inhisarlar İdaresi yazılmıştı ve bunun Afrikada yeni bir devlet olduğunu sanan Almanların sayısı az değildi.

Yugoslavya gönderdiği şarap şişelerinin üzerine büyük bir üzüm salkımı yanında at üzerinde bir savaşçının gravür türünde resmini koymuştu ve altına da iri gotik harfleriyle şunlar yazılıydı:

"Bu şarap Kosava savaşında can veren yurtdaşlarımızın kanlarıyla sulanan üzümlerden imal edilmiştir".

Bugün Bosna-Hersekte yaşananlar, 500 yıl süren kinin yeniden hortlayan soytarılığın ürünüdür.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail