Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 11 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


PLANLANAN PLANSIZLIK

Ali Nejat Ölçen

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanış biçimi ve TBMM'de görüşülmesi, planlı ekonomiye gösterilen ilgisizliğin ne ölçüde artığını kanıtlıyor. 2000'li yıllara Türkiye’yi taşıyacağı ileri sürülen kalkınma planının, yurtiçi ve yurt dışı kollogyumlarda tartışılması gerekirdi. Kapalı kapılar ardanda hazırlanmamalıydı. Toplum, parlamentoya sunulmadan önceki uğraşların hiç birinin içine çekilmemiş, bilinçli olarak dışında tutulmuştur. Zaten TBMM'deki görüşmeler de tam bir düş kırıklığı uyandırmıştı. Kimi zaman kürsüdeki konuşucu, kendisinden başka dinleyici bulamadı.

Serbest piyasa ekonomisine bel bağlayan umutların tükendiği bir noktada, uluslararası rekabete hazır olmayan ve hala kendisini devletin desteğine muhtaç gören özel sektörün, kaynakların plansız ve gelişigüzel kullanımı ya da savurganca harcanması karşısında yine kendisinin sıkıntıya düşeceğini görebilmelidir. VII. Planın özel sektörcü tutumu, uzun vadede özel sektörü karşısına alan sonuçlar ortaya çıkaracak. Aslında planlı kalkınma, hiç bir zaman ekonomik kararların bir merkezden alınıp çevreye buyruk olarak yansıtılması değildir. Ama ne ya-zıkki, plan disiplininden yakınan sağ görüşlü siyasal iktidarlar asıl planı icranın içine çektiler ve asıl o kadrolar, Devlet Planlama Teşkilatını 1000 kişiyi aşan personeliyle, mikro kararlara bile müdaheleci hale getirdiler. Ekonomik makro kararlar bir yana itilerek, hangi firmanın teşvik edilip hangi firmaya ihracat primi verileceği bu örgütte görüşülür oldu. Hayali ihracatın gölgesi de bu örgüte o yüzden yansıdı. Plandan yana görünüp plana karşı olmanın içtenliksiz çelişkisi 12 Eylül 1980 sonrası iktidarların bir başka niteliğidir.

Eğer bugün Devlet Planlama Teşkilatı, siyasal iktidarlara danışmanlık görevini yapamıyor ve makroekono-mik tercihlerde sağlıklı seçenekler sunamıyorsa, aradaki kopukluğun vebali de serbest piyasa ekonomisini bilinçsizce savunan ve kullanan o iktidarların omuzundadır. Yedinci Beş Yıllık Kalkınma planının genel bir eleştirisini yapmaktan yine de kendimizi alamıyoruz. İhracattaki abartı ve yine dış borç VII. Plan, neresinden bakılırsa bakılsın geleceğe ilişkin hedefleri abartılı biçimde ortaya koymuştur. Ortaya konan hedeflerin nasıl, ne düzeyde ve nereden sağlanarak karşılanacağı içtenlikli biçimde belirtilmiyor. Örneğin, 1995'te 20.4 milyar dolar olan ihracatın 2000 yılında nasıl olup ta 43.5 milyar dolara ulaşılacağı anlaşılır değil. Beş yılda iki katı artış nasıl sağlanacak. Bugüne kadar hiç bir dönemde 5 yıldaki büyüme 1.5 katını aşmamıştı. İhracat patlaması olduğundan övünçle sözedilen 1989-94 yılları arasında bile 11.6 milyar dolardan 18.1 milyar dolara çıkarak sadece 1.5 katı büyümüştü ihracat. İhracatın 2000 yılında 43.5 milyar dolar olarak gerçekleşeceği kabul edilse bile, VII. Plan, ithalatın 65.7 milyar dolar olacağını öngörerek yine büyük bir dış-borçla ortaya çıkıyor. Ekonomik ve siyasal yönden dışa bağımlılığımız sürüp gidecek demektir. Herhalde "Büyük Türkiye"nin başbakanları Pentagon'dan aldıkları buyruğa uyarak Kıbrıs barış harekatının yıldönümü kutlamalarına kendi F-16 uçaklarımızı gönderemeye-cek ve Yunanistanla arasındaki gerginliğin tırmanmasına engel olduğu için ABD'ye teşekkür edecektir. Vergi Adaletsizliğine devam

Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) nın yılda yüzde 5.5 büyümesi durumunda toplam vergilerin payının yüzde olacağı öngörülüyor. Bunun gerçekçi olduğu kabul edilse bile, uzun vadeli kalkınma planı nasıl olur da bu artışı fiyatlar içine gizlenen dolaylı vergilerle sağlamayı kabul edebilir? VII. Plan bu yanlışlığın resmi belgesi olmuştur. Açık deyimiyle enflasyon baskısı altında değer yargılarını bile yitirmeye başlayan bir toplumda tüketici nüfusun dolaylı vergilerdeki payı kazanç vergilerinin üzerine nasıl çıkarılabilir? Plan belgesinde, dolaylı vergilerin GSMH içindeki payı yüzde 12'lere yükselirken dolaysız vergilerin payı yüzde 7.7'lerde tutuluyor? Vergi adaletini hiçe sayan böyle bir plan başka ülkelerin parlamentolarına acaba sunulmuş mudur? Bilemiyoruz. 1985'e kadar dolaylı ve dolaysız vergilerin payları arasında belli bir denge vardı. Yetersiz de olsa ekonomik büyümenin yükü tüketici nüfus ile sermaye sahipleri arasında dengeli biçimde dağılıyordu. O yıllarda bu dağılımı bile vergi adaletine ters buluyor ve eleştiri yazıları yayımlıyorduk. Ama bu VII. Plan şimdilerde var olan adaletsizliğin artarak sürüp gitmesine neden olmakla kalmıyor üstelik ona resmi politika niteliği de aşılıyor. Örneğin 1980'de GSMH içinde dolaysız vergiler yüzde 11 oranında pay taşırken, dolaylı vergilerin payı yüzde 8'idi. 1985'de durum tersine çevrildi. Dolaylı vergilerin payı yüzde 12'ye çıkarılarak, dolaysız vergilerin ağırlığı da yüzde 7.5'e indirildi. Şimdi VII. Plan vergilerdeki bu adaletsizliği kabul ediyor ve kaynak açığını yeniden tüketici nüfusun sırtından yüklemeyi amaçlıyor. Vergi adaletinin böylesine bozuk olduğu bir ekonomide toplumsal barıştan ve iç huzurdan sözedilebilir mi? Bu haliyle anarşik olayların bastırılması için devlet daha çok harcama yapacak demektir.

Söz vergiden açılmışken, VII. Planda vergi yükünün GSMH'ya oranla sadece 2 puan arttırıldığını görüyoruz. Vergi yüzsüzlüğünün kamu sektörüne de bulaştığı bir ekonomide, vergi konusunda kalkınma planının çekingen ve ürkek davranmasını onun bağışlanamaz kusuru kabul ediyoruz. Ne gariptir ki, 1975'de GSMH içinde vergilerin ağırlığı yüzde 18'lerdeyken 2000 yılında aynı düzeyi koruyacaktır. Vergisini ödemeyen kesim devletten hala teşvik görecek ve kalkınma planı da bunu hoşgörüyle karşılayacak. Nasıl olur, böyle bir plana ulusal plan denebilir mi? Siyasal iktidarın sosyal demokrat kanadı böylesi bir planı içine nasıl sindirebiliyor?

Ekonomi büyüdükçe toplum küçülecek.

VII. Plan, ekonomik büyüme için iki seçenek öngörüyor. Biri ekonominin yılda yüzde 5.5 oranında büyümesi ötekisi de yüzde 7.1 büyümesi. Birbirinden farklı bu iki seçenekte de, ne yazıkki vergi gelirlerinin payı birbirine eşit. 2000 yılında yüzde 5.5 büyüme için GSMH'nın yüzde 20'si vergi alınmasını öngörürken, yüzde 7.1 büyüme için de öngörülen vergi payı yüzde 20.4. Vergi eğiliminde artış yok ama büyümeler farklı. Neden farklı? Çünkü vergi adaletsizliği kalkınmanın aracı olarak kullanılıyor. Dolaysız vergilerin payı her iki farklı büyüme seçeneğinde sabit yüzde 7. Buna karşın fiyatlara sığdırılan dolaylı vergilerin payı yüzde 12.3'ten yüzde 12.6'ya çıkarılıyor. Yani yedinci plan diyor ki, yüzde 5.5 yerine yılda yüzde 7.1 büyüme mi istiyorsun, tüketici nüfus tükettiğinden daha fazla vergi ödemelisin, özel sektörün kazandığından daha çok vergi ödemesini istemeye yüzümüz yok çünkü biz yüzsüzlerden yanayız. Bu politikanın siyasal söylemdeki çeviri de şu: ekonomi büyüyorsa sen küçülmelisin, küçülmelisin ki özel sektörümüz büyüsün. Tüketicinin büyümediği bir ekonomide özel sektör nasıl büyür, bilemiyoruz. Herhalde bayan başkanımız biliyordur.

VII. Plan'da yadırganacak bir öneri de şu: "Vergi yükünün dağılımındaki bozukluğun giderilmesi için 1995 yılında yüzde 18.1 olan vergi gelirlerinin GSMH içindeki payının yüzde 20 civarına yükseltilmesi hedeflenmiştir. (s. 242) Yüzde 2 dolayında vergi yükü arttığı zaman vergi adaleti sağlanır mı? Tersine o yük, dolaylı vergilere aktarılacağı için adaletsizlik daha da büyüyecek.

Geleceği kapıda bekleyen tehlike

Teknolojik tercihlerde, girişimcilik kültüründe varolan eksikliğin ve piyasa ekonomisindeki risklerin ve hukuksal alt yapı boşluklarının bir sentezi olarak, kamu sektörünün yatırım çabalan dışına çekilmesi çok önemli sakıncaları beraberinde getirecektir. O yüzden, VII. Planda, 2000 yılı için özel sektör yatırımlarının GSMH içindeki payını yüzde 19'lara yükseltirken, kamu yatırımlarını yüzde 6.5'lara indiriyor ama, bu büyümeyi olumsuz yönde etkileyeceği gibi, sanayileşme hızını da frenleyecektir. Gerice yörelerin sorunları da bunların üzerine katlanacak. Özel sektörün yatırım için tercih etitği alanların ekonomik büyüme üzerindeki etkinliği sınırlıdır da onun için. Bizdeki özel sektör, teknoloji yaratamadığı gibi teknoloji tercihinde de çekingen ve ürkek, yabancı sermaye karşısında çelimsiz ve kendisini hala devlet desteğine muhtaç görmekte ve bundan ötürü konut yapımını ya da gıda sanayini ve tekstil alanını tercih etmekte. Enerji ve ulaştırma sektörlerine girebilmiş değil. Anonim ortaklık olayında sermaye arttırımı kararları ortaklardan en güçlüsünün egemenliğiyle sonuçlandığı için de aile şirketleri çemberinin dışına çıkılmamakta. Nitekim VI. Plan döne-

minde özel sektör konut alanına yüzde 44 ve imalat sanayiine de yüzde 25.8 oranında yatırım yapmıştı. Enerji, ulaştırma ve hatta tarım sektörlerindeki toplam yatırımı ise yüzde 5'in altındaydı.

VII. Plan özel sektörü konut alanından nasıl geriye çekecek, çektiği zaman da konut açığı nasıl kapanacak? Konut kiralarının aylık maaş ve ücret düzeyinden yüksek olduğu bir ülke buna daha kaç yıl dayanabilir? Bu soruların VII. Planda yanıtı yok. Özel sektörü, enerji, ulaştırma ve hatta tarım kesimlerine çekemedikçe, kamu sektörünün yatırım çabalarındaki ağırlığını frenlemenin adı, kısaca planlanan plansızlık olabilir. Özel sektörcülük eğer bu ise bundan en büyük zararı özel sektör görecek. Bizden söylemesi.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail