Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 50 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır


TÜM CEPHELERDE KAYBEDEN ÜLKE

Chistiana Schlötzer
Kaynak: Tager Anzeiger,22.4.2003
Çeviri: Dr.Hüseyin Pekin

Yaklaşık bir ay önce, Irak savaşı başladığında Türkiye adeta şoka uğramış gibiydi. Nedeni de, Ankara Hükümetinin kendi halkını dostu Amerika'nın Türkiye'yi yanına almadan Irak'ta savaşa girmeyeceğine kendi olmasıydı. Şimdi, eski Bağdat rejimine karşı girişilen silahlı saldırı sona ermiş ve Ankara'nın üst düzey politık kadrosu, psikiyatristlerin bir tür vurgun yeme (posttravmatik) hastalığı olarak tanımladıkları durum ile karşı karşıya kalmışdır.

Olup bitenin Ankara için acı veren yanı, "önem kaybı" olmuştur. Çünkü Türkiye'nin son kırk yıldan buyana sımsıkı elinde tuttuğu koz şu idi: Ülkenin jeopolitik konumu o denli önemlidir ki, buna karşılık ebedi ABD dostluğu, pek çok milyar doları göze alacak ve ayrıca ülke AB'ye de alınacaktır.

Ne var ki, şimdi artık Ankara, kartların yeniden karılması zamanı olduğunu anlamak zorundadır. Bundan böyle, Amerika'nın Türkiye'nin Güney Doğusunda askeri üsse sahip olmaya gereksinimi kalmamıştır. Sürekli çok yüksek fiyat ödediği İncirlik Hava Üssü yerine Washington, şimdi Kuzey Irak'ta çok büyük bir hava gücüne sahip. Ve Bağdat'dan geri çekilmesi durumunda, Amerika, Kuzey Irak'ın Kürdistanında kalmayı sürdürecek ve Iran-Suriye-Türkiye güç üçgeninde, Yakın Doğu'da sahip olduğu yeni "Joker"i sımsıkı elinde tutacaktır.

Böylece, Amerika, Türkiye'nin doğrudan sınır komşusu olacak ve Ankara ise, Irak sınırındaki denetimini yitirmek gibi fazlasıyla duyarlı bir durumda kalacaktır. Bundan böyle, artık Kuzey Irak'daki Kürtlerin ABD'nin yeni dostlarının yanında olmasını sürdürdüğü sürece, Türkiye'nin müdahelesinden korkmaları söz konusu olmayacaktır. Artık ne Türkiye'nin burnunun dibinde çok geniş otonomiye sahip bir Kürt oluşumu halinde ve ne de Washington'un bağımsız ( ya da yarı bağımsız) bir Kürt devletini istemesi durumunda, Türkiye'nin ABD ile askeri bir çatışmaya girişmesi olasılığı kalmamıştır.

Modası Geçmiş Komplo Teorisi.

Kürdistan adıyla Kuzey Irak'da bir devletin (ya da devlet benzerinin) kurulması, Türk Politikası yönünden "casus belli" (savaş nedeni) sayılıyor. Ne var ki, şimdi Ankara'nın bundan vaz geçmesi, pozitif bir davranış olacaktır. Ve nihayet böylece kendi ülkesinde Kürtlere olan önyargılı tutum da sona ermiş olacak.

Bununla birlikte Ankara'nın üst düzey politik kadroları, henüz epeyce uzaklarda görünüyor. Buna karşılık, modası geçmiş komplo teorileri revaçtadır. Bir gazete yöneticisiyle söyleşi yapan bir emekli Türk generali, Irak'da savaşın bu kadar kısa sürmesini, Washington'un Iraklı generalleri satın almış olmasına bağlıyor. Hiçbir aktif asker Nato müttefiki Amerika hakkında her halde bu biçimde konuşmazdı. Lakin Türkiye'de çoğu kez aktif generallerin düşüncelerini emekli askerler dile getirirler. Öte yandan Türk ordusu da, bu savaştan sonra kendisini, kazananın yanında hissetmiyor.

Ve Ankara , bir zamanlar askeri yönden kazandıklarını şimdi politikada yitiriyor. Erdoğan, Irak sorununda olduğu gibi Kıbrıs çekişmesinin sona erdirilmesinde de yürekli davranamıyor, rizikoyu üzerine almıyor. Bugünlerde Kıbrıslı Rumlar, Akdeniz adasının AB'ye üye olmasının bayramını kutluyor ve pek çok Kıbrıslı Türk'e kaybedilen şansa hayıflanmak kalıyor. Erdoğan, beş buçuk ay önce 68 milyon Türk'e Avrupa kapısını açacağını vaad ederek seçim utkusunu kutluyordu. Şimdi ise, bir türlü çözülmeyen Kıbrıs sorunu Türkiye'nin Avrupa yolunu tıkıyor. Ve elini çabuk tutmazsa (kırıntıları temizlemezse) Washington'daki eski dostları gibi Brüksel'deki yeni dostlarını da yitirecektir.

Dogmaların Tutkulusu.

Türkiye'de "devlet politikası" kavramı vardır. Şimdiye kadar gelip geçen tüm hükümetler, bu içeriği açıklanmayan dogmanın tutkulusu oluşlardır. Kürtlerle sürekli çatışma ve Kıbrıs'ın bö
lünmüşlüğünün sürüp gitmesi bu bağlamdaki örneklerdir. Erdoğan Hükümeti, ilk günlerde bu zincirlerden kurtulmak için irade gösterir gibi oldu. Lakin politik deneyimsizliği onu eski egemen güçlerin ayak topu yaptı. Ne var ki, bürokratların iflası, şimdilerde Erdoğan'a yeni bir şans kapısı açıyor. Bu şansı mutlaka iyi kullanmalıdır ve bunun için pek öyle fazla zamanı da yoktur.

Dış politikada başbakan yeni "reel politika" izlemelidir. Buna Kıbrıs düğümünün çözümü gibi, Irak Kürtleriyle de iyi komşuluk ilişkileri oluşturulması da dahildir. Bunun için girişilen ilk yeterlilik testi, Türkiye'nin Irak'daki "Barış Gücü" ne katkıda bulunmasıdır. Bu konudaki Washington'un önerisinde Türkiye, kazanandan yana görünme izlenimini vermek için adeta dört elle sarıldı.

TÜRKİYE SORUNLARI KİTAP DİZİSİNİN YORUMU:

Önce Christiane Schlötzer'in Tages Anzeiger gazetesinde yayımlanan makalesini dilimize çevirerek gönderen Dr. Pekin'e teşekkür etmeliyiz. Dışardan Türkiye'nin nasıl göründüğü ve ABD'nin Irak' saldırısında kararsız kalmış olmamızın sakıncalarına değinildiği ve kimi gerçekleri dile getirdiği için üzerinde önemle durulması gerekir. Türkiye'nin jeopolitik önemini yitirmesi konusundaki görüşüne katılmamak olanaksız. Yalnız buna tek yanlı bakış açısıyla yaklaşmak yanlış olur.. Çünkü ABD, hukuk benim, benim yaptığım hukukun kendisidir ve dünyaya egemen olmamın hibir engeli kalmamıştır, o halde dünyayı ben dilediğim gibi kullanırım demekte ve yaşlı Avrupa uygarlığı da buna boyun eğmektedir. ABD karşısında yalınız Türkiye değil Tüm dünya jeopolitik önemini yitirmiştir. Buna Almanya, Fransa ve İngiltere de dahildir.

ABD'nin Irak'a yerleşmesinin, oraya demokrasi götürmekle hiçbir ilgisinin olmadığını Christiane Schlötzer, anlamamış görünüyor. Ve yazısında Batı'nın iki yüzlü politikasının ip uçlarını da görüyoruz: "Türk ordusu bu savaştan sonra kendisini kazananın yanında hissedemiyor" demektedir ki, aslında kazananın yanında olmak oportunizmdir, çıkarcılıktır. Batı için doğal görülen bu davranış biçimini Anadolu kültürü yadırgar, haklı olarak. Bizim kültürümüzde güçlüden yana değil, haklıdan yana olmak vardır.

Irak'daki barış gücüne katkıda bulunmamızı öneriyor yazar. Irak'ta nasıl bir barış gücü var? Uluslararası ilişkilerde sadece Birleşmiş Milletlerin Barış Gücü vardır ve ona katkıda bulunmak ta görev olur. Oysa bu saldırıda ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararına karşı çıkacağını açıklayarak Irak'a saldırdı.

Irak'a kitle imha silahları, biyolojik silahlar olduğu gerekçesiyle saldırmıştı. Dünya kamu oyuna bunun hesabını vermek zorundadır. Irak'ta kitle imha silahları bulundu mu?

ABD'nin Iraklı generalleri satın almadığını söylemiyor Iraklı generallerin satın alındığını söylemeyi eleştiriyor. Öyle sanıyoruz ki, yazar, İskenderun'dan yola çıkan ve Irak sınırından içeri giren treyler konvoyunun son model binek arabaları taşıdığını görmemiş. TV ekranlarına yansıyan ve Türkiye'den geçip giden o treyler konvoyunun taşıdığı son model binek otomobilleri, limanların, hava alanlarının modernizasyonunda mı kullanıldı? Kimlere ne amaçla armağan edildi?

Türkiye'de ABD'ye katkıda bulunmayı öngören ikinci tezkereyi Hükümetin hiçbir üyesi geri çevirmedi. T.B.M.M' geri çevirdi. Demokrasiye saygılı olan, parlamento kararına da saygılı olmalıdır. Burada,Hükümetin politik yanlışlığı
söz konusuysa, bu, teskereyi oluşturan iki maddenin ayrı ayrı değil birlikte oylanmasını istemesinden kaynaklanmıştır. Oylama ayrı ayrı yapılsaydı.iİlk madde ile ABD askerlerinin Türkiye'den Kuzey Irak'a konuşlanmaksızın geçmesi sağlanabilirdi.

Türkiye'yi yönetenlerin en önemli yanlışlığı, ABD'ye başlangıçta açık bono vermeleri oldu ve sonra da sözlerinde duramadılar. Türkiye'yi güvenilmez devletler arasına iteklediler. Bağışlanamaz yanlışlık buradadır.

Bu konuda Nasrettin Hocanın fıkrasını anımsamanın zamanı gelmiştir. Evine hırsız girdiğinde tüm komşular Nasrettin Hocayı, ihmalinden ötürü eleştirir. Hocanın yanıtı ilginç:"Hırsızın hiç mi suçu yok".

ABD'nin Türkiye'de kısa süre içinde konuşlanan askeri birliğin başındaki generallerin hiç mi suçu yok. Teskere Meclisten geçmeden, AKP Hükümeti söz versin vermesin, limanların modernizasyonu için bunca tank ve füze bataryalarını getirmenin, arazi kiralamanın, tüm o savaş araç gereçlerini görünmesin diye siyah kaucuk brandalarla çevirip gizlemeye çalışmanın ve bir milletvekilinin bile İskenderun limanına girmesini engellemenin, üstelik işgal ordusu gibi davranmanın, yanlış olduğunu kavrayamayacak kadar katı, hoşgörüsüz ABD generallerinin hiç mi kusuru yok? T.B.M.M, Türkiye'ye giren ABD'li askeri birliklerin Türk toplumunda yarattığı tepkiye çevirmen olmuştur.

Ve ABD'li askeri birliklerin başındaki komutanları da Türkiye'nin tepkisini yaratmak için ne yapmak gerekirse yaptılar. Ve hem de AKP iktidarının yetkili ve sorumlularından hiç bir uyarı almaksızın. İşgal ordusu gibi davrandılar. Babalarının çiftliğine girer gibi girdiler topraklarımıza. Her halde, Başkan Bush'un çiftliğine böyle zaldır zop giremezler.

Yazar bir noktada da yanılıyor. Türkiye'de bir "Devlet Politikası" olduğundan söz ediyor. Tersine hiçbir konuda devlet politikası yok ki. Keşke olsaydı. Tüm politikalar, iktidara gelen siyasal partilerin kafasına göre biçimlenir ve uygulanır. Bu denli değişken olan politikaların etki alanı dışında kalmayı başaran bir tek kurum vardır, o da Türk Ordusudur. Ve Batının militarizm ile özleştirdiği Ordu, tersine demokrasinin, laikliğin ve Cumhuriyetin koruyucusudur. Onun bu niteliği ve gücü söz konusu olmasaydı, Türkiye, elindeki dinarı Arap Büyükelçilerinin bir toplantısında göstererek bizin paramız bu olacak diyen Erbakan gibilerin elinde şimdi Cezayire dönmüştü

Yazarın bir görüşüne katılmamak olanaksız. "Kartlar yeniden karılacak " diyor. Evet kartlar yeniden karılacak fakat ABD'nin hileli kartla oynamayacağını kim garanti edecektir. Birleşmiş Milletler mi?

Dr. Pekin,Tages Anzeiger'de yayımlanan ABD ile Polonya arasındaki mahalle nikahını anımsatan yakınlaşmaya ilişkin bir başka makaleyi de dilimize çevirerek gönderdi.Okuyucularımıza sunuyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail