Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 7 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


MEDYA'DA KİRLENME

Medya'daki kirlenmeye çarpıcı bir örnek olarak 17.10.1994 günü TRT 1'de Reha Muhtar'ın "Ateş Hattı" programında yönettiği Barlas-Çölaşan tartışmasını gösterebiliriz. O programda Reha Muhtar ne denli kötü bir yönetici olduğunu göstermekle kalmamış, ahlaksal düzeyin düşmesine de neden olacak biçimde olayı amacından saptıracak beceriyi de sergilemiştir. Dinlemesini ve soru sormasını bilmeyen, konuşma meraklısı bir yönetimle, tartışan iki gazeteciden daha çok onlarla kendisi tartışmıştır. O programı ses bandına aldık ve yazıya döktük. MEDYA'nın kalitesini gösteren canlı bir belge olarak kalsın istiyoruz. Bir amacımız da devletin yönetimindeki bir TV programının böylesi ciddiyetsizliklere alan'oluşturmasını eleştirmek ve yönetimcilerin bilgi ve kültür düzeyine göre program yapmalarının ilke olarak benimsenmesini talep etmektir.

Reha Muhtar coşkulu kişi olabilir, toplumun ilgisini çekecek konuları da gündeme getirebilir ama temel hukuk ve görgü kurallarını görmezlikten gelmeye, onları zedelemeye, konuşucuların sözünü saygısızca kesmeye hakkı olmaması gerekir. Milyonlarca kişinin karşısında, kendisiyle birlikte bir devlet kurumunu küçük düşürmeye ama hiç hakkı olamaz. O programda ilkin Mehmet Barlas'a söz veriyor. Deneyimli gazeteci Barlas, nedendir bilinmez "Bir kaç gün önce, Emin Çölaşan'ın yazısını okudum" diyor, "Bizanslı Tayfun neredeydi. Bizanslı Tayfun denilen kişi..". Reha Muhtar tümcenin bitimini beklemeden Barlas'ın sözünü kesiyor:

"Biraz önce, yargıya intikal eden konularda karşılıklı cevap hakkınıoluşturacak bir konuya girilmemesini rica etmiştim. (Buraya rica sözcüğünü biz ekledik. Çünkü, Reha Muhtar'ın, sözcükleri ağzının içinde yuvarlayarak ve son heceleri yutarak Türkçeyi anlaşılmaz duruma soktuğu bir kez daha ortaya çıkıyor). Benim bildiğim kadarıyla, bir dava yargıya intikal etmişdurumda. Çok rica edeceğim. Bu konuda Çölaşan da cevap vermek zorunda kalacaklarsa, mutlaka cevap değil ama cevap verebilir."

Barlas: Bir gazeteci olduğum kadar hukukçuyum da. Cevap hakkı doğmayacak şekil..

Reha Muhtar: Hayır, bu konuda yargıya intikal ettiği için, sayın Barlas, sizden rica edeceğim, burasıTRT kurumu, şu anda TRT'de tartışılması, yargıya intikal etmişmesele vardır, TRT Genel Müdürüile sayın Emin Çölaşan arasında. Emin Çölaşan'ın bu konuda cevap vermesini sağlayacak herhangi bir atıfta lütfen bulunmayınız.

Program, daha ilk aşamada Reha Muhtarın karışmasıyla bir çıkmaza sürüklenmiştir. Bundan sonraki konuşmaların kısa bir bölümünü hep birlikte gözden geçirelim:

Emin Çölaşan - Bana sorarsanız, özgürce konuşsun arkadaşımız.
Reha Muhtar - Siz de konuşacaksınız. Ben de özgürlükten yanayım. Yalnız, sizler iki büyük gazetenin köşe yazarısınız. Şunu çok iyi biliyoruz hepimiz. Hukuk çerçevesi içinde yargıya intikal eden konular yargıyı etkilemesi açısından televizyon kameraları karşısında kullanılmıyor.
Mehmet Barlas - Bakın, ceza kanunu, medeni kanunu hepimiz biliyoruz. Öyle bir konuya direkt olarak girmeyeceğiz efendim.
Reha Muhtar - Bu konu yargıya intikal etmiş, çok rica edeceğim.
Mehmet Barlas - Bakın, biz bu akşam sanıyorum, 1983-91 arasında ANAP icraatını konuşacağız. Neticede..
Reha Muhtar - (Tümcenin bitimini beklemeden yine söz kesiyor) Birbirinize karşı olan tartışmaları görüşeceğiz, konuşacağız efendim. Yargıya intikal etmemek kaydıyla..
Mehmet Barlas -Türkiye'de her şey yargıya intikal ediyor. ANAP icraatının %80'i yargıda. Bakın isterseniz konulara isim vererek elma diyelim, armut diyelim, bütün konulardan hareket etmeyip.. memurlar gibi konuşalım. Eğer bir şeyi başından sınırlandınrsanız..
Reha Muhtar - Konuları sınırlandırmak değil efendim. Burada sizler gazetecesiniz. Konulan çok iyi biliyorsunuz. Türkiye'de yargıya intikal eden konulann tartışılması, yargıyı etkilemesi açısından sakınca yaratmaktadır. Burası TRT kurumudur, sizler kadar bizler de saygılı...

TRT kurumunun kendisine ne ölçüde saygı duyduğunu bilmiyoruz. Çünkü eğer saygı duysaydı onun başındaki genel müdür, ekranı işgal ederek tek yanlı söylevle yargıya intikal etmiş bir konuda kendini savunmayı göze almazdı. Yargıya intikal etmiş İSKİ, Civan'ın rüşvet olayı gibi konulan ekrana taşımazdı. Reha Muhtarın, yargıya intikal etmiş bir konuyu ekrana getirmenin sakıncalı olduğu yargısına da katılmak olanaksız. Yargıya intikal etmiş konular kamu oyunda tartışılabilir ve hatta tartışılmalıdır da. Bu tartışmanın sonucunda yeni kanıtlara ulaşmak olanağı doğar ve yeni tanıklar ortaya çıkabilir. Yargıya intikal etmiş konularda, Anayasanın kuvvetler ayınmı ilkesine göre, yasama organı görüşme açamaz ve icranın başı olan hükümet üyeleri düşün ileri süremezler. Bu, halkın konuşmayacağı, TV ekranlarında konu edilmeyeceği anlamına gelmez. Reha
Muhtar'm genel müdürünü bu gerekçeyle ekranda tartışılır olmaktan kurtarmayı amaçladığı anlaşılıyor. Konunun yargıya intikal etmiş olması sadece bir bahanedir.

Burada yadırgadığımız bir başka konu, Mehmet Barlasın, gözümüzün içine baka baka, kendisinin her devrin adamı olduğunu söylemesidir. Bir gazeteci nasıl her devrin adamı olabilir. Devirlerin birbirine zıt karar ve eylemlerinin aynı zamanda tasvipkârı (onaylayıcısı) nasıl olabilir? Ateş Hattı programında tartışmanın o bölümünü aşağıya aktarıyoruz:

Mehmet Barlas - Benim dedem Yargıtay Başkanıydı. Benim babam bakandı. Ben tek partili devrin bakanlarından birinin oğluyum. Yani ben dönemin adamıyım. Ben İsmet İnönüyle çocukluğumda misket oynardım. Yani bizim eve İsmet İnönü de gelirdi. Biz tek parti döneminde bütün bunları gördük. 1950leri alkışladık. Vehbi Koç'un hayatını 1974 te yazdım.
Emin Çölaşan - Kendisi polemik yapmadan benim sorularıma yanıt versin.
Reha Muhtar - Buyurun efendim kısa bir şekilde..
Mehmet Barlas - Polemik yapmadan, yani şunu söylemek istiyorum, size. Her devrin adamıyım ve olacağım.
Reha Muhtar - Yani her dönemde.
Mehmet Barlas - Her dönemde. Ailemden gelen benim itibarım var. Yani kökten barışı kutlamış biriyim, doğuştan. Başbakan, Cumhurbaşkanı, kim Cumhurbaşkanı olursa..
Reha Muhtar - Ben evime davet ederim diyorsunuz. Mehmet Barlas- Tabii davet ederim, bununla iftihar ederim. Benim evimi Cumhurbaşkanı, başbakan, sanatçılar, yazarlar ziyaret edebilir ama küfürbazlar asla gelemeyecek.
Reha Muhtar - Pekiyi, işadamları açısından da aynı. Bu sizin özgürlüğünüzü engellemiyor mu?
Mehmet Barlas - Zenginlerle, mal sahipleriyle, politikacılarla yakınlık basın özgürlüğünü engelleseydi,
elimde bir başka kupür var, o gecenin birinde, Emin Çölaşan, halasının oğlu Hüsamettin Cindoruk'u almış, Hikmet Çetin'li buluşturmuş ve koalisyonu evimde kurdum diyor. Eğer iş adamlarıyla, politikacılarla yakınlık, insanın gazeteciliğini engellese, gelip kendisi evinde iki politikacıyı buluşturup koalisyonu kurdurmaz. Yani insanlar ilişkilerini her düzeyde, bazan fakiri vardır, bazan zengini vardır, bazan politikacısı vardır, bazan secaat arz ederken, koalisyonu ben kurdum diye övünme yapar. Başbakan Çiller'e insanları götürüp, Çiller de ret edip.. Kendisi yazdı o gece, diye, evimde Hüsamettin Cindoruk ile Hikmet Çetin'i buluşturup koalisyonu kurdurdum diye.
Emin Çölaşan - Şirketleri var mıdır buna cevap..
Reha Muhtar - Bir dakika efendim.. Tartışmanın niteliği iyice düşüyor. Mehmet Barlas'ın iş takipçiliği konusundaki düşüncesinin ne olduğunu da bu arada öğreniyoruz. Meğer bir köşe yazarı, gazete sahibinin devletteki bir işini takip edebilirmiş. Bunu şöyle savunuyor.
Mehmet Barlas- Hayır ihale takipçiliği yapmadım. Gazetelerin genel yayın müdürü, Ankara temsilcileri, gazetenin eğer maddi bir işi olursa, patronların işi olursa, takip edebilir. Ben bunu hiç şey etmiyorum. Tartışmıyorum.
Reha Muhtar - Normal diyorsunuz.
Mehmet Barlas - Yöneticinin, eğer sermayede bir işi varsa, fakat ben bunu yapmadım, o da ayrı mesele, bu gibi, mesela şu anda, çalıştığı gazeteye Ankara temsilcisi, gazete sahibinin devlette bir işi varsa, diyelim ki adam turizmci, bir de kamu arazisi var, kamu arazisini devlet verirse, 49 yıllık kiralarsa, o iş olacak. Bu gazete temsilcisi o iş için turizm Bakanıyla, Başbakanla görüşür.
Reha Muhtar - Yani bugün gazetecilik kadrosunda bulunan kişiler bu tip şeyleri yaparlar... Mehmet Barlas- Yaparlar. Bu olayda benim görüştüğüm olayda, iş patronun işi değildi. Patrona gelmiş adamın işiydi.

Gazetece temsilcileri, yazarlar, köşe yazarları, sermayenin eline geçen basının emekçileri olursa elbette patronların buyruklarını yerine getirmekle ödevli olduklarını kabul etmek zorunda kalacaklardır. Bugün Türkiye'de yazılı ve görsel basın, yani MEDYA, tümüyle sermayenin eline geçmiştir. Aralarındaki çok çirkin savaşım da, sermayenin MEDYA üzerindeki izdüşümüdür. Ansiklopedi savaşımıyla başlayan çirkin rekabet, armağan kuponlarıyla sürüp giderken, toplumun değer yargılarında hangi yıkımın olduğu kimseyi ilgilendirmez oldu. Çünkü yazılı ve görsel basın, yani gazete ve televizyonların tek amacı vardır: Kâr etmek. Bu amaç, tüm kültür, sanat ve ahlak öğelerinin üstünü kirli çul gibi örtmüştür. Armağan dağıtmadığı zaman o mev-

kuteyi kimsenin alıp okumayacağını gazete patronu çok iyi bilmektedir. Görsel basın, televizyon reklamlarında kimi zaman ağlamaklı bir sesle ve kimi zaman kulaklan tırmalayan çığırkanlıkla, kaç kişiye kaç otomobil ya da barınak vereceğini, şımarık kişilerin ağzından duyuyoruz. Reha Muhtarın "burası TRT kurumu, saygınlığı var'" sözünün, devlet televizyonunda soytarılığa kaçan komedi ya da iğrençliğe bürünmüş sözde erotik filimleri izlerken, ne denli havada kaldığını görürsünüz. Saygınlığını yitirmemesi gereken devlet televizyonu da, sermaye gibi daha çok kişi tarafından izlenmeyi ölçüt almış, kendisinin bir eğitim, kültür, sanat aracı olduğunu unutmuştur. Saygın olması gereken devlet MEDYA sı da, kendi başarısını blanço rakamlarıyla ölçmeye alıştırılmıştır. Kar ile ahlak, kazanç ile değer yargısı arasındaki çelişkiyi görmekten yoksun bırakılan bir toplum belki tüketim harcamalarının artışıyla geliştirildiğine inandırılabilir ama birgün kendisini uçurumun kıyısında gördüğü zaman, bir kurtarıcı beklemekten başka çare elinde kalmamış olacaktır. Bugün Türk toplumu bu dönemi yaşıyor. Oluşturduğu parlamentosuyla, işbaşına getirdiği iktidarıyla ve peşinden koştuğu parti liderleriyle, içine yuvarlandığı bunalımın kaynağının kendisi olduğunu fark edememektedir. Her zaman olduğu gibi kendi mutluluğunu, peşinden koştuğu lidere ya da onun yönetimindeki partiye sipariş etmekte ve bunu da demokrasinin gereği sanmakta. Oysa gerçek demokrasi, kendisinin siyasete değil, siyasetin kendisine bağlı olmasını sağlayan iradeden geçtiğini görememektedir.

Bir zamanlar basın, parlamento görüşmelerinde, küfürlü ve kavgalı sahneleri kınayarak gazete sütunlarında kamu oyuna duyurur, köşe yazarları o çirkinliği, önemli olay olarak gündeme getirirdi. Parlamentodaki konuşma uslubu ve küfürleşme basına bulaştı ve basını da içine çekti. Reha Muhtarın yönettiği Ateş Hattı Programında buna bir kez daha tanık olduk.

Şöyle: Mehmet Barlas-Yanlış bir şeyi, bir hakareti yazıp, bir düşünceyi kırıcı bir şekilde söylemek, doğruyla aynı şey değildir. Yani ben orda anlattığım şeyi çok kırıcı, onur kırıcı şekilde yazmışım.

Emin Çölaşan - Fakat, Sabah gazetesi sahibi sizin için şöyle manşet attı: "Mehmet Barlas bir iftiracıdır". İftiracı mısınız?
Mehmet Barlas - Siz alçak mısınız?
Emin Çölaşan - İftiracı mısınız? Çalıştığınız Sabah gazetesi yazıyor bunu.
Reha Muhtar - Müsaade eder misiniz?
Emin Çölaşan - Mehmet Ali Birand, TRT'yi dolandırmaktan 11 ay 20 güne mahkum oldu.
Mehmet Barlas - Ben size bir şey soracağım, Mehmet Ali Birand..
Reha Muhtar - Bu şartlar altında küsura bakmayın, çünkü burası Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, çok rica edeceğim.
Emin Çölaşan - Kendisine söyleyin bunu.
Reha Muhtar - Tartışırken normal, seviyeli bir düzen içinde yapmaya çalışın.
Emin Çölaşan - Ben hadiseyi, lütfen öyle götürüyorum.
Mehmet Barlas -Ben de öyle götürüyorum.
Emin Çölaşan - Siz...
Mehmet Barlas - Onursuz, alçak, bu musunuz?
Reha Muhtar - Sözünüzü kesmek zorunda kalacağım..

Eskiden olsaydı acaba bu konuşmalar parlamentoda mı yapılıyordu diye kuşkuya düşerdiniz. Hayır devletin televizyonunda yani kamusal MEDYA'da.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail