Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 7 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


ÖZELLEŞTİRME YA DA DEVLETİN ÖZELLEŞMESİ

Ali Nejat Ölçen

26.4.1994 akşamı TRT 1'in televizyon haber programında Başbakanın (Tancu Çiller)"Halka Sesleniş" söylevini görüntüsüyle birlikte dinleyenler herhalde Hükümetin başına gelip oturan bir kişinin kendisini nasıl bu denli kolay kandırabildiğini, düşünmüştür. Bizim başbakanımız halkı da kendisi kadar kolay kandıracağını sanıyor olmalı ki, özelleştirme yasasıyla Gulliver'in harikalar diyarına nasıl benzeyeceğimizi anlatmaya koyuldu. Bizim halkımız kadar kandırılmaktan hoşlanan başka bir halk yer yüzünde kalmamış olmalı ki gözümüzün içine bakarak rahat konuşuyor ve inandırıcılığını arttırmak için de elini burnumuza doğru uzatıyordu. Özal, kalem uzatırdı. İnandırıcı olmanın teknolojisi değişmiş anlaşılan. Şimdi kalem yerine parmaklar uzanıyor burnumuza.

Aynı gün Atatürkçü Düşünce Derneği'nin özelleştirmeyle ilgili bir paneli vardı. Dil Kurumu'nun salonunda. O panel, TÜSİAD ya da özel sektörün bir örgütü tarafından düzenlenmiş olsaydı, kesinkes, MEDYA, görüntüleme araçlarıyla gelir ve de aynı akşam Başbakanın konuşmasıyla birlikte o panel hakkında halkımızı bilgilendirirdi. Bir süredir bizim MEDYA'mız halkın yeterince aldatılmadığını gözlemlemiş olmalı ki şimdi artık sadece özel sektörümüzün güzelliklerini ekranlara aktarmayı görev biliyor..

O paneli düzenlediği için Atatürkçü Düşünce Derneği Yönetim Kuruluna başta Suphi Gürsoytrak olmak üzere teşekkür ediyoruz. Hele yüreği yurt sevgisiyle çarpan genç bilim adamlarımızı dinledikçe, Başbakana Gulliver'in harikalar diyan senin olsun ver bize dolarla kirlenmeyen yoksul ülkemizi, daha çok kirletme, alınterimizle onu yükseltmesini biliriz, diyeceği geliyor insanın.

Okuyucumuza Özelleştirme Yasası'yla ülkeye nelerin kazandırılacağını anlatırken Başbakanın söylediklerini ses bandına aldık. Size sunuyoruz. İçinizden birileri, bir kaç yıl sonra özelleştirme yasasının ülkeye hangi felaketi getirdiğini gördüğünde aşağıya aktardığımız konuşmayı onun suratına çarpabilsin. 5 Nisan kararlarını açıkladığı gün de "bana üç ay verin, sonra hesap sorun" demişti. (5.4.1994 Hürriyet). Aradan yedi ay geçti. Ne enflasyon düşürülebildi, ne Türk parasının değer yitirmesi önlenebildi ve ne de yatırımlara özel ve kamu sektöründe canlılık getirildi. Başta sosyal demokrat partilerin ve MEDYA'nın aklına soru sormak ta gelmedi. Böylesine suskun bir toplumu kandırmak için başbakan olmaya gerek yok ki. Neyse biz dönelim sayın başbakanımızın bizleri nasıl kandırmaya çalıştığına. Halka Sesleniş söylevinde şunları işitiyorduk:

" Sevgili vatandaşlarım, zaman zaman sabahlara kadar çalışarak, TBMM'den Özelleştirme Kanunu"nu geçirdik. Çoğukez, bilerek söylüyorum, Mecliste yalnız bırakılarak yasayı geçirdik. Özelleştirme ile yeni bir devrin kapısı açılmıştır. Bunun önemim anlatmak istiyorum.

Özelleştirme, sadece bir ekonomik reform değildir. Siyasi bir reformdur. Çünkü, ülkede güç, el değiştirmektedir. Güç, devletten çıkıp halka yani size geçmektedir. Bu başlı başına önemli bir olaydır. Ayrıca, özelleştirme ile ekonomi şeffaflaşmaktadır. Çünkü, artık her şey halka mal olacaktır. Halkın olacaktır. Özelleştirmeyle halkın menfaatları azınlık menfaat-larının önüne geçecektir. Kamu bankaları KİT'ler ve kamu kesimi kanalıyla azınlık gruplarının çıkarlarının korunması mümkün olmayacaktır. Şeffaf ve açık bir milli düzen kurulacaktır.

Sevgili vatandaşlarım, Kamu İktisadi Kuruluşları (KİT'ler) önemli bir dönemde ülkemiz için önemli görevler yapmışlardır. Ama, önemleri ve dönemleri çoktan kapanmıştır. Türkiye, ekonomik görünüm itibariyle bölgesinde, adeta son sosyalist ülke olarak kalmıştı. KİT'ler büyük borçlara sebep oluyordu. Borçlar KİT açıklarını kapatıyor ve borçlanıyor, KİT açıklarını kapatıyoruz. Dört yılda bir, sizin vergilerizden, sizin paranızdan, 1 trilyon TL faiz ödeniyor, KİT'Ler tarafından ödeniyor. Hatırlayacaksınız, bundan önce özelleştirme yasası iki defa engellendi. Engellenmeseydi bir çok sıkıntımız hafiflemiş olacaktı. 5 Nisan kararları çerçevesinde, özelleştirmeyi yapacağımızı söylemiştik. Biz kanunu ya çıkaracağız ya çıkaracağız demiştik. Sözümüzü yerine getirdik. Önemli bir değişimdir. Ulusça sevinelim. Özelleştirme belli bir sürede hızlanacak, zamanla borçların yükseliş hızı azalacak, faizler düşecek, enflasyon yavaşlayacaktır. Hayat pahalılığı daha da katlanabilir hale gelecektir. Halkın parasını halkın parası yacağtz. KİT'ler dolayısıyla borçlar, dolayısıyla tıkanmış olan yatırımları açacağız. Ve iş sahaları genişleyecektir. Aslına bakarsanız özelleştirme, diğer ülkelerde görüldüğü gibi, çok önemli ölçüde artacaktır. Sevgili vatandaşlarım biliyorsunuz, bir kısım işçi kardeşimiz endişeli. Bakın açıkça söylüyorum. İşçilerimizi sokağa bırakmayacağız. Onların bütün haklarını koruyacağız. İşçinin selameti için radikal kararları beraberce uygulayacağız. Endişe etmeyin, özelleştirme sayesinde yer yer işçiler fabrikalara ortak olacaklardır. Bu imkanı getiriyoruz. Zamanla, göreceksiniz, devlette ya da özel sektörde çalışan işçiler ve işsiz gençlerimiz en çok yararlanan kesim olacaktır. Özelleştirmenin yapıldığı diğer ülkelerde bakın Arjantin, Meksika, Doğu Avrupa'da hep böyle olmuştur. Özellikle işçi kesimi, bundan karlı çıkmıştır. Özelleştirme fabrika kapanması değildir. Aksine özelleştirme olması, KİTlerin hacizle satılmasını önler. Türkiye'ye yarar getirmez hacizle satışlar. Özelleştirme ile yatırım artacaktır. Sermaye tabana yayılacaktır, halka yayılacaktır, halka mal olacaktır. Zenginlik olacaktır. Özelleştirme sayesinde, KiT'lere akan kaynaklan eğitim ve sağlık reformlarına aktaracağız. Çiftçimiz eline dünya düzeyinde fiyat ve zenginlik geçecektir. Dünya fiyatları düzeyinde hatta gereğinde daha ucuz "girdi" sağlamak suretiyle tarımsal desteklere aktaracağız. Çiftçimiz rahat edecek. Organize sanayi iş yerleri açabileceğiz. Tabiki, darbe yemiş hayvancılığımızı da destekleme durumunda olacağız. Buna da kaynak çıkacak, mesleki okul ve üniversitlere layık oldukları desteği sağlayacağız."

Başbakanın bu konuşmasından bir gün önce, Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanı Tezcan Yaramana, televizyonun aynı ekranında "Özelleştirmeden kısa vadede mucizeler beklemek yersizdir" demiş ve 1995 te ancak 5 milyon dolar gelebilir, diye bir tahminde bulunmuştu. Bu 5 milyon doların gelmesi için acaba ne kadar masraf yapılacak. Kamu Ortaklığı İdaresinin maliyeti ne olacak? Türk-iş Genel Başkanı Bayram Meral, Mülkiyeliler Birliğinin 9 Nisan günü düzenlediği panelde, KiT'lerin özelleştirilmesinde 10 trilyon gelir yağlanmış ama 6 trilyon da harcama yapılmıştır demişti. Ekonimden sorumlu devlet bakanı Aykon Doğan'ın yanıt verdiğine tanık olmadık. Kurulacak Özelleştirme İdaresi KiT'lerin özelleştirilmesinden sağlayacağı gelirden daha fazla harcama yaparsa ne olacak? Bunun da kolayı var, KİTleri özelleştirecek olan Kamu İdaresi de özelleştirilir. Gelirlerinden daha fazla harcama yapan ve bütçeyi zararla kapatan devletimiz için ne yapmalı? Bayan Başbakanımız sayesinde bir gün devlerimiz de özelleştirilir, müreffeh ve büyük Türkiye'ye belki o zaman kavuşuruz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİNİN DÜZENLEDİĞİ PANEL: ÖZELLEŞTİRME .

Derneğin genel başkanı Suphi Gürsoytrak'ın yönettiği panelde, CHP eski senetörü ve Enerji Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görevde bulunmuş İhsan Topa-loğlu ile Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Cem Eroğul ile Prof. Dr. Alpaslan Işıklı konuştular. Onları dinlerken bilimin, deneyimin ve yurseverliğin nasıl kaynaştığını görerek Mustafa Kemal Atatürk'ü ve onun "bilim en hakiki mürşittir" sözündeki erdemi daha iyi anladık. Ana-doluya bilimin ışıklan Atatürkle birlikte yayılırken, tüm olumsuzluklara karşın günün birinde bilimle ve deneyimli yurtsever kadrolarla bu soygun düzenini sırtımızdan atacağımıza olan inancımız tazelendi.

İhsan Topaloğlu, "trilyonları bulan KİTleri kimler, nasıl satın alacak" diye soruyordu, "Etibank 1000 ton bor mineralinden yılda 200 milyon dolar gelir sağlamaktadır. Özel sektör, onu sadece ham madde olarak ihraç ediyor. İşlemeden, Ama Etibank tesisler kurmuştur ve Bor yataklarını işleyerek değerlendirmektedir. Bir gün özelleştirme sırası Etibank'a da gelecek ve yazık olacak". Konuşurken yüreği titriyordu To-paloğlunun.

Prof Korkut Boratav, özetle şunları söylüyordu:

"Bir özel sektör girişimcisi istediği zaman tesisini zarara uğratabilir, battrabilir. Bu kural siyasi iktidar için de geçerli. Bir siyasi iktidar, kaynak ayırmayarak, yatırım yapmasına olanak tanımayarak bir KİT'İ istediği zaman battrabilir. KİTlerin zarar etmesi onların yanlış işletilmelerinin sonucu değil.

Türkiye'de kamu açığına KİT'ler neden olmuyor, tersine kamu açığı KİTlerin açtklarınt yaratıyor. İktidar, Bütçeyi batırarak açık bütçelerle, KiT'leri kaynaksız bırakmıştır. Sermaye sınıfından vergi alamayan devlet, KİT'leri satışa çıkarmakta. Özel sektör elbette buna bayrak açacaktır. Vurgun peşinde koşan sermaye kesimi de KiT'lerin satışım alkışlayacaktır. Vergi ödeyerek bütçe açığının kapanması yerine, KİT'lerin satılarak açığın kapanmasından yana olacaktır özel sektör, elbette. KİTlere bilinçli olarak kaynak ayrılmıyor. Yani (zarar etsinler). Onlar %130 oranında faiz ödeyerek harcamalarını karştlarken, sonunda bunu Hazine ödemekte ve Bankalara gereksiz faiz geliri peşkeş çekilmektedir.

Kamu yatırımları düşerse özel sektör yatırımları da onu izler. Sanılmasın ki kamu sektörü daha az yatırım yaparak özel sektöre daha fazla yatırım olanağı sağlamış olacaktır. Özelleştirme bir ekonomik sorun değil siyasal tercih sorunudur ve devleti piyasa-laştırmanın ilk halkasıdır. Bundan sonra adaletin piya-salaşmasına sır gelecek. Emniyet piyasalaşacaktır, eğitimin piyasalaştığı gibi.

Prof. Boratav'ın ne denli haklı olduğunu zaman gösterecek. Zaten Başbakan Tansu Çiller, özelleştirmenin siyasal bir reform olduğunu Halka Sesle-niş'inde söylemişti. Gücün devletten çıkıp halka geçmesi, demişti. Hangi halka. Halk hangi varlığıyla KiT'lerde pay sahibi olacak ve pay sahibi olsa da güç denilen şeyi nasıl elde edecek?

Prof. Cem Eroğul'un konuşmasından özelleştirme yasasının neden Anayasaya aykırı ve ne tür bir ideolojinin eseri olduğunu öğreniyoruz:

" Özelleştirme yasasıyla yalnız KİT'ler değil, devletin pay sahibi olduğu tüm kurumlar ve de taşınmaz mallar elden çıkarılıyor. Delvet mülkiyeti devrediliyor. Özelleştirmeyi savunurken neyi savunduğumuzu bilmeliyiz. Rejim değişikliğini savunuyoruz demektir özelleştirmeyi savunmak. Nasıl bir rejim değişikliğini? Genel sınıfsal bir dönüşüm sözkonusudur. KİTierin verimsizliği, zarar etmeleri sadece bir kılıftır. Aslında bu bir sınıf savaşımıdır. Sermaye gruplarına servet aktarılmasıdır. Ve Dünya çapında küreselleşme adı altına "ulusal devlet"in yokediliş eylemidir.

Acaba Özelleştirmenin Anayasa karşısındaki durumu nedir? Her KİT bir yasa ile kurulmuştur. Öyleyse her KİT ayrı bir yasa ile ortadan kaldırılabilir. TBMM, hangi Killerin hangi yöntemle özelleştirileceğini, o KİT le ilgili yasa çıkararak sağlayabilir. Tüm KTTierin özelleştirilmesini öngören yasa, TBMM'nin yetkisinin devredilmesi sonucunu getirmiştir. TBMM'nin yetkisi devredilemez. Birbirinden çok farklı olan KTTierin özelleştirilmesine karar verilerek TBMM'nin yetkilerine el konulmuştur.

Bu yasa, tekelleşmeye engel hükümleri de kaldırıyor. Oysa Demokrat Parti zamanında bile yabancı sermayenin girişine olanak sağlayan yasada tekelleşmeyi önleyen hükümlere yer vermişti. Yasa yerli ve yabancı girişimcilere KTTierin satışını öngörüyor, tekelleşmeye kapıları açıyor. Kamu tekeline karşı ama özel girişim tekeline karşı değil. Bu konuda hiç bir denetim de öngörülmemekte. Özelleşen KİT, TBMM'nin KİT Komisyonu denetminin dışına çıkmakta. Danıştay denetimi de artık söz konusu değil. Özetle yağmaya açık bir özelleştirme.

Kanımızca bu yağmalama, bir sistem içinde yürütülecek doğal olarak. Tekelleşme düşey mi olacak yatay mı. Önce düşey olacak elbette. Ne demek düşey tekelleşme. En yakın örneğini burnumuzun ucundaki Konya çimento fabrikasından verelim. Bu fabrika da kapalı kapılar arkasında bir Fransız firmasına peşkeş çekildi. Firma kötü mü çalıştı. Hayır, fabrikayı kar eder duruma soktu. Ama sonra ne yaptı? Niçin sadece çimento satsın. Onu yaş beton haline getirerek te satamaz mı yaptı. Niye sadece yaş beton satsın? Madem, köpeksiz köyde dolaşıyor, çimentoyu çimento olarak değil de beton elemanlar olarak satabilir. Kentlerin elektrik direklerini imal ederek. İşte düşey tekelleşme bu. Yani bir üretim dalının girdileri ile çıktılarını peşpeşe üretip satmak. Eğer yutsever milletvekillerimiz varsa süre yitirmeden tekelleşme ve kartel ve holding karşıtı yasayı parlamentoya sunup ivediyle çıkarmalıdır. Yoksa Ulusun vebalini boyunlarında taşımaktan kendilerini kurtaramazlar.

Prof Işıklı da özelleştirmenin çalışma yaşamımıza ne kötülükler getireceğini anlattı. Başbakanın 2 yıl önce KiT'leri kapatmanın devlet terörü olduğunu söylediğini anımsattı bize. Ve şunları vurguladı:

"Demokrasiye musallat olan yerli ve yabancı özel sermayenin büyümesi ve siyasete daha çok ağırlığını koyması olayıyla karşılayacağız. Sendikasızlaşma süreci başlayacaktır. 1980 den sonra sendikaları toplumun gözünde düşürme stratejisi özelleştirmeyle yasallık kazanmıştır. İzmir Belediye başkanı kamu kesiminde çalışanlara "sülük" demişti. Şimdi bizim sülük olmaktan kurtulmamız için bir özel üniversitede ders vermemiz gerekecek. Kamu kesiminde çalışanlar fazladır, deniyor. Hayır fazla değil. Hizmet ve yatırım durak-saytnca elbet çalışanların sayısı fazla görünür. Hizmet ve yatırım eksikliğiyle, çalışan kesimi kamu sektöründe atıl bırakarak, özel sektöre alan yaratılamaz. "

Başbakan Tansu Çiller hanımın o günün akşamında yaptığı konuşmayla, panelde bilim adamlarımızın düşüncelerini karşılaştırmayı okuyucularımıza bırakıyoruz.

BAŞBAKAN ÇİLLERİN HALKA SESLENİŞ SÖYLEVİNDEKİ YANILGILAR.

Türkiye'yi sosyalist ülke olarak nitelemesindeki mantığın ne olduğunu anlamak olanaksız. Özelleştirme yasasıyla "bölgesinde ki son sosyalist ülke" böylece tarihe karışıyor ve "yeni bir devrin kapıları açılıyor" demişti o günün akşamı. 933 sayılı yasayla özel sektörün teşvik edildiği, bankaların faizlerini %100 lerin üzerine çıkardığı, hayali ihracat kapılarının ardına kadar açık tutulduğu, vergi borçlarının bağışlandğı, kamunun yol açtığı akıllara durgunluk veren ye dolar cinsinden alınan rüşvetlerin örtbast edildiği ve özel okul ve üniversiteler aracılığıyla eğitimin varlıklı kesime yöneldiği, sağlığın piyasa koşullarına bağlandığı bir Türkiye'yi bölgesinde son sosyalist devlet olarak nitelemek için mantığın nerelere uçup gitmesi gerekiyor bilemiyoruz. Sosyalist bir ülkede fiyatlar alabildiğine böylesi artabilir mi? Kim hayali ihracat yapabilir ve ödenmemiş sigorta primleri borcunu kimler kimin adına bağışlayabilir? Başbakanımız, Türk halkını söylediklerine inancak kadar aptal ya da bilgisiz mi sanıyor.

Özelleştirmenin ekonomiye saydamlık getireceğine inanmak ta olanaksız. Saydamlık kendiliğinden gelebilir bir şey değildir. Saydamlığın ekonomiye eklenebilmesi için halkın katılımı gerekir. Özelleştirmeye halkın katılımını sağlayacak hükümlere yasada yer verildi mi? Hayır. Özelleştirme kararı alınırken ya da satış işlemi yürürlüğe girerken halkın haberi olacak mı. Müzayede salonunda mı yapılacak KiT'lerin satışı. Hayır? Halk nasıl bilgilenecek. Kurulması düşünülen Kamu Özelleştirme İdaresi binasının duvarları mı saydam olacak, dışardan bakınca çalışan personel görülecek? Hayır. Özelleştirme yoluyla ekonomiye saydamlık gelecekse bunun kendine özgü koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Özelleştirme kararlarının alınmasına emekçi kitlelerin temsilcilerinin katılımı sağlanmak istenseydi yasada buna olanak tanınırdı. Karar veren sadece beş kişi olacak ve kararı da Kamu Özelleştirme İdaresi uygulayacaktır. Zaten Başbakanın da kararlara kimsenin katılımını sağlamaya niyeti yok. Halka Sesleniş söylevinde bunu üstü kapalı biçimde belirtiyor. "Bakın açıkça söylüyorum" diyor, "İşçilerimizi sokakta bırakmayız. Onların bütün haklarını koruyacağız. İşçinin selameti içirt radikal kararlan beraberce konuşarak uygulayacağız. "Kararların alınması aşamasında kimse karışmayacak sadece uygulamayı konuşarak yapacak. İşçi sendikalarının patronlarıyla ko-nuşupta anlaşmaya varmamak olası mı.

Kamu İktisadi Kuruluşlarının önemli dönemlerde önemli görevler üstlendiği doğru. Ama önemlerinin ve dönemlerinin kapanmış olduğu savı yanlış. Kamu İktisadi Kuruluşlarının temel mal ve hizmet üretiminde bırakacağı boşluğu Türkiye'de özel sektörün dolduracağını beklemek hayaldir. Bizim özel sektörümüz, alt yapı yatırımlarına girmez ve giremez. Zaten iktisatçı olanlar bilir ki yatırımlar iki ana gruba ayrılır. Bunlardan bir gruptakiler tüketim artışının yarattığı yatırımlardır adına uyarılmış yatırım (induced investment) diyoruz. Öteki gruptakiler gelir artışının yarattığı yatırımlardır onlara da otonom yatırımlar diyoruz. İyimser bir bakışla, özel sektör, uyarılmış yatırım alanının sadece bir bölümüne girer ama hiç bir zaman otonom yatırım alanına girmeyi kendisi için kazançlı bulmaz. Ne olur bunun sonucunda? Bu gün kamu finansman açığını kapatmak için sattığımız KİT'ler yerine yann yenilerini kurmak zorunda kalırız. Devletin elindeki teknik potansiyeli özel sektörün emeceğini sanmak hayaldir. Zaman, ne denli haklı olduğumuzu gösterecek.

KİT'lerin açıklarının zaten açık olan devlet bütçesiyle karşılandığı savı da pek doğru değil. İşletmeci KİT'ler 1989 da 527 milyar TL kar sağlamış durumda. 1988 de de 925.7 milyar TL kar etmiş. (Bakınız: DPT, Temel Ekonomik Göstergeler, Aralık 92 ve Şubat 94) Sonra ne olmuş ta birdenbire zarar eder duruma gelmişler. Nedeni prof. Boratav'ın belirttiği gibi KİT'lere yatırım görevi ve-

riliyor ama kaynak ayrılmıyor ya da ayrılan kaynağın Bütçeye yük olduğu kanısı yaygınlaştırılmak isteniyor. Şimdi olayı rakamlarla gözden geçirelim:

1988 de KİT'lere 5129.7 milyar TL yatırım görevi verilmiş. KİT'ler sadece 2434.3 milyar TL düzeyinde kaynak yaratabilmiş. Devletin verdiği yatırım görevinin gerçekleşmesi için aradaki 2695.4 milyar TL.nın elbette Bütçeden transferi gerekecekti. Devlet te bunu yapmış. 1024.5 milyar lirayı Bütçeden aktarmış ve 1605.3 milyar TL yi dış proje kredisi olarak KİT'ler üstlenmiş. "O yıl KiT'lerin 29 991.0 milyar gelir sağladığını ve giderlerinin 28 992.6 milyar olduğunu görüyoruz. Bu kazançlı görünüm karşısında KİT'lerden yakınılabilir mi? Hayır. Üstelik bir yasa çıkararak Devlet Yatırım Bankasını ortadan kaldırıp ta finansman kapısı kapatıldığı halde.

Aradaki yıllan bir yana bırakarak 1992 ye bakalım. Acaba geçen süre içinde ne oldu da KİT'lerin başbelası olmasından sözediliyor. 1992'te KİT'ler 194 279 milyar gelir sağlayıp 153 960 milyar harcama yaparak 40 318 milyar zarar etmiştir. Elbette zarar eder. 1988'de maaş ve ücretler, harcamalar içinde %14.7 pay taşırken 1992'te bu oran iki katıyla %26 ya çıkmıştır. Açığın kaynağını körükleyen bir başka olay da KİT'lere 20 340-6 milyar TL. düzeyinde yatırım görevi verilmesi finans ihtiyacı olan 11 355.4 milyar TL.nın Bütçeden aktarılmasındaki tıkanıklıktır.

Başbakan Çillerin Halka Sesleniş Söylevindeki bir başka yanılgı da özelleştirme yasasıyla devletten gücün halka geçmesi savıdır. Kirlerin ortadan kalkmasıyla devletin elindeki güç halka geçecekse, KİT'ler halkın gücünü bu güne kadar elinden alıyor olmalıydı. Nasıl alıyordu acaba? PTT'nin karlı olan "T"si yani "telefon" işletmesi satılınca halk nasıl o "T" nin elindeki gücü almış olacak. Her halde Başbakanımız, KiT'lerin halka satılacağını söylemek istiyor. Yani halka satılır diye bir hüküm yok yasada halka satılmaz diye de bir hüküm yok. Halk ta satın alabilir. Ama hangi parayla? Yani halk devletin elindeki gücü parayla mı satın alacak? Burada güç denilen "erk" siyasal bir kavramdır ve tanımı Anayasada verilmiştir. Halkın elinde yargı gücü yoktur. Yürütme gücüne sahip değil. Yasama gücünü ise parlamentoda sözümona temsilcileri aracılığıyla uyguluyor. Prof. Eroğul'un belirttiği gibi bu güç te özelleştirme konusunda beş kişiden oluşan kurula devredilmiş. TBMM artık özelleştirmenin gidişi hakkında ne denetim ve ne de söz hakkına sahip. Başbakan bizleri güç elimize geçecek diye kandırmak istiyor. Bakalım kanacak mıyız?

Başbakanımızın sık sık yinelediği bir sözünü daha burda eleştirmeden geçemeyeceğiz. "Halkın parasını halkın parası yapacağını" söylüyor. İnsana sorarlar İstanbul Bankasındaki halkın paralan kimin cebine girdi diye. Daha bir kaç ay önce halkın paralarını batıran öteki bankalardaki halk paralan halkın parası oldu mu? Şunu söylemek zorundayız artık: Cebimizden ellerinizi uzak tutunuz bu yeter.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail