Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 12 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


AVRUPA BİRLİĞİ SONUN BAŞLANGICI

Gilbert Ziebura
Kaynak: Die Neue Gesellschaft,December 1992,Nr.12

Çeviri: Ali Nejat Ölçen

Maastricht Avrupasının içinde manevra yaptığı çıkmaz sokakta, kararsızlığın seli gırtlağa kadar çıkarsa hiç şaşmamalıdır. Hükümetler arası 1996 konferansı da yaklaşıyor. Tüm sorunların tepeden inme çözümü umuluyor olmalı. Mutlu gelecek uğruna geri çekilerek bir ikinci Maastricht anlaşması mı yapılacak? Ama hangi gelecek için? Zaten verilmesi gerekli olan her karar bu ilkesel sorunu zorlayacaktır. Bilinçlenme de giderek ciddi biçimde ortaya çıkacak. Bütünleşme sürecini yaratmak zorunda görünen hangi ilke sonuç verebilir? Yanıt ise daima eksik, yetersiz kalacak.

Maastricht sözleşmesi, Para Birliği'nin on yıla kadar oluşmasını istiyorsa, bunun son derece gerçek dışı olduğu hemen ispatlanabilir. Avrupa Birliğine giriş için öngörülen ve uygulanan ölçütler korunmalı ya da gevşetilmeli, yumuşatılmak mı? Bunun gerisinde -şimdilerde pek az tartışılıyor- bir temel sorun da, Avrupa Çekirdeğinin (Birliğe üye üç gelişmiş ülkeyi ka-sıtlıyor, Almanya, Fransa, İngiltere, ç) gelişme modeli, parasal ekonomiye, itirazsız bağlanacak mı? Ortak para birimi ve ondan kaynaklanan ekonomi politikalarının armonize edilmesi, devlete benzer kurumlar oluşmadan, acaba uzun ömürlü olacak mı? Geleceğin Avrupasında, politika, ekonomi, toplum ilişkileri nasıl ortaya çıkacak? Birliğin genişlemesi, neoliberal model korundukça olanaklı mıdır? Bu genişleme, küreselleşme, bölgeselleşme ve rasyonalleşme arasında nasıl ortaya konacak?

Dahası var: Kurumlarla ilişkisi nasıl olacak? Federal Anayasa Mahkemesi (Almanya'nın Anayasa Mahkemesini kasıtlıyor) karşısında Avrupa Devletler Birliği nedir? Birleşik devletle, devletler birleşimi arasında konumlanan denizanası türünde bir yaratık mı? Bir bayram havası içinde ilan edilen "dayanışma" ilkesi ne tür bir kurum tarafından sağlanacak? Oybirliği kuralıyla ilişkisi nasıl olacak? Ve bu bağlamda, akademik aşırılık sözkonusu olmayacak tersine radikal değişime uğrayan dünyamızda, ulusal devlet-hükümetler arası zihniyet-milliyetçiliküstü-toplumsal çıkar türündeki gerilimli ilişkilerin ortaya çıkması gibi, milliyetçilik içinde, en azından ulusal çıkarların yeniden telaffuz edilmesi mi su yüzüne çıkacak?

Bunalım içgüdüsünün daha da derinleşeceği anlaşılıyor. Avrupa Birliği, bugün daha çok güçsüz devletler yığınına dönüşebilir. Eğer aşağıdan yukarıya doğru gelişmiyorsa demokrasinin gerekli oluşundan sözetmenin anlamı olur mu? Birliğin, işsizlikle, yoksullukla, toplumsal bölünmeyle savaşımı için yapacağı yardımlar ne durumda? Birlik kendi içinde ku-rumlaşmadığına göre, dünya politikasındaki önem-sizleşmesine de şaşmamak gerekir. Düzmece dış ve iç güvenlik politikası bir kez olsun belli bir çerçeveye oturmuş değil. Birliğin böylesi çelişkiler içindeki bütünleşme eğilimi, çözülüp dağılma olasılığı karşısında, dünyanın güç dengesindeki yeri neresi olacaktır? İs-tikrar unsuru mu ya da oyun topu mu olacak?

Her şey ohikilerin Avrupası içindir. Kuzeye doğru genişleme olurken, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri . daima, üye kabulünde etkin olmayı isteyecek. Konsey ise, 31 Ekim 1994'te ilk kez Lüksemburg'ta ülkelerin dış işleri bakanlarını, dörtköşe uzun bir masa etrafında topladı. Bir kez daha böyle tarihi bir gün ne zaman olacak? Ki o toplantı da (sadece gündeme alın'mış) tüm soruları yineleyip durduklarını çocuklar bile öğrendi. Hiç kimse Birliğin derinleşme ve genişleme sürecinin paralellik içinde güçleneceğine inanmıyor. Tam tersine: Birbirlerini her seferinde öylesine dışladılar ki, bü-tünleşıne sürecinin uzaması, derinleşme anlamına geldi. Bu nasıl devam edecek? Acaba tekdüze bir bütünün, genişlemesi ve biçim değiştirmesi mi düşünülüyor? Analizin bu noktasında hemen bozguna uğramak gibi bir durum ortaya çıkar. CDU-CSU muhalefetinin 1 Eylül 1994'te yayımladığı bildiride, sürüp giden tartışmalara bir köşe taşı yerleştirmiştir. Durum başlığını taşıyan ilk bölümde, batı toplumunun kapsamlı sivilleşme bunalımını konu alıyor. Avrupanın bütünleşme sürecinin, kendi gelişmesinde kritik bir noktaya ulaştığını belirtiyor. Başa kakılan bir iğne gibi. Şimdiye değin, böylesi küçümseyici düşünce, hıristiyan demokrat ağızdan işitilmemişti. Belki de, ileri sürülecek yanıtın akla yakınlığını yaratmak amacıyla durum böyle karamsal gösterilmiş olabilir.

Tüm Çıkmazsokaklar Kral Yoluna Varır.

Avrupa Birliğini yapılandıran üye devletler üzerinde şimdiye dek, bütünleşme dinamiğini sınırlandırmak, bir "Çekirdek Avrupa" oluşturmak, Almanya ile Fransayı "Çekirdek içinde Çekirdek" olarak algılamak önerisi, Kolombus'un yumurtası gibi görünüyor. Bu öneride herhalde Alman çıkarları ön plana çıkıyor. Buradan, farklılıkların Avrupasmda her şeyi en iyiye götürecek bir senaryo bari çıkabilse. Birlik üyelerinin ağıraksak yönlendirilmesi de anlaşılır gibi değil. Öneri sahipleri de bugüne kadarki Birlik içinde, toplumsal, bölgesel eşitsizliklerin olduğu ve İngiltere ile Danimarkanın Maastricht sözleşmesinde istisna oluşturduğunu raporlarına ekliyorlar. En azından, farklı tuzlardaki Avrupanın gerçeklere hazırlıklı olması gerekir. Eşit yönlendirme daima bir düş olarak kalacak gibidir. Şimdiye kadarki demeçler bir taşla ikiden fazla kuş vurmaya benziyor. Şöyleki:

• Maastricht'in öngürdüğü ortak para birliği, belki ilki Fransız-Alman iç çekirdeğinde uygulanabilir, eğer
süre elverişli değilse, bu daha sonraları gerçekleşebilir. Çekirdek Avrupa, biçimi belirlenmiş büyük birleşik
Avrupadan daha etkin ve vurucu güç oluşturabilir. Ama her şeyden önce, Maasricht sözleşmesinin ön
gördüğü dış ve iç güvenlik politikaları (BAB) ortak savunmaya temel oluşturabilir. Konrad Seitz, çekirdek
Avrupanın yaratılmasında, ABD, Japonya ve Schwellen ülkeleriyle yüksek teknoloji yarışına girmeyi koşul
görüyor.

• Çekirdek Avrupa'da federatif devlet yapısına göre kurumlar oluşturmak bir temenniden ibarettir. Yalnız
bu çerçevede oybirliği kuralı yerine oyçokluğu kabul edilebilmelidir.

• CDU- CSU muhalefet kanadının bildirgesi (raporu) açıkça, Avrupa Birliği içinde Kuzey-Güney gru
bunu Almanya'nın, Doğu-Batı grubunun da Fransa'nın yölendirmesihe bırakmakla yaygınlaşmada çatlaklık
oluşturabileceği tehlikesine değiniyor. Buna uygun belki de Fransız-Alman iç çekirdeğini güçlendirmek
gerekebilir. Ama her iki ülke ilişkisine, soğuk savaş sonrasında Almanyanın artan gücünü dengelemek ba
kımından yeni bir nitelik eklenmelidir. Henüz açıkça söylenmemiş olsa bile, Fransa Avrupanın yeni jeopolitik durumunda nasıl bir yol izleyeceğini saptamakta başarılı değildir. Bütünleşme sürecinin motorunda kuralına uygun bir ikili oluşmalıdır.

• CDU-CSU raporu, derinleşmeye özellikle Doğuya doğru yaygınlaşmaya karşı çok belirgin olan muhalefeti aşmak için, çekirdek Avrupa kavramına haklı nedenler buluyor. Bir yandan Almanyanın çıkarları için çekirdek Avrupayı gerekli sanmak ve öte yandan Orta ve Doğu Avrupanın, gelişmiş birlik bölümüne tam üye kabul edilmesini olanaksız görmek. Bu değerlendirme, yadsınamaz biçimde gerçeğin kendisidir. Örneğin, Orta Avrupanın en gelişmiş ülkesi Macaristan, Avrupa Birliğinin en yoksul ülkesi olan Yudaha da yoksuldur. Bu her iki ülkede GSYİH, da tarım sektörünün payı ve istihdamdaki önemi, Avrupa Birliğinin öteki ülkelerinden daha büyüktür. Burada aşamalı bir bütünleşme olanaklı çözüm olarak görünüyor.

•CDU-CSU raporunun yazarları, çekirdek Avrupa kavramının tüm savunucuları gibi, fakat açıkça söylenmiş olsun olmasın çok tehlikeli bir perspektifi de ileri sürüyor: Avrupanın kalbinde istikrarsızlık halinde Birliğin derinleşmesi ve veya genişlemesi başarısızlığa uğrayabilir ya da gerçekleşmesi çalkantılarla güçlükle sağlanabilir. O zaman Birlik olabildiğince çok az değişime uğrar ya da çeşitli hızlar Avrupası (ekonomik büyüme hızı, üretim potansiyeli, dış ticaret hacmi gibi makroekonomik göstergeleri bir birinden farklı Avrupa ülkelerini kasıtlıyor.) rahatça devinebilir hale gelir, deyim yerindeyse, zarardan yarar doğar.



 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail