Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 56 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ne yazık ki, yargı, yasa ve yürütme erkleriyle birlikte umutsuzluk nedeni olan bunalımlara sürüklenmektedir. Bunun gerisinde yatan temel nedenini, kendi ayakları üzerinde durmayı beceremeyen na’ehil kadroların çok sorumlu katlara çıkarılmış olmasının yanı sıra, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Anadolu uygarlığının özüne uygun düşen devrimlerinin yadsınması girişimlerinde görüyoruz. Bunların başında kuşkusuz laiklik ilkesinin, bilimin en gerçek yol gösterici olmasının, tam bağımsızlık, ulusalcı devlet yapısının korunmasının dışlanması sorunu yatmaktadır. Bu ilkelerin hemen tümü, Anadolu uygarlığının yüz yıllar boyu özlemini duyduğu yaşam ve yönetim biçimiydi. Toplumumuzu yazgıcı çizgiden ve alışkanlıklarından kurtararak kendine güvenen, us kullanmayı bilen, onurlu ve gönençli yaşamayı kendisinin kendi elleriyle gerçekleştireceği bilincindeki ulus, bugün ne yazık ki, IMF’ye avuç açan, Avrupa Birliğine üye olmanın aşağılayıcı koşullarına boyun eğen düzeylere düşürülmüştür. Bunun acısını yüreğinde duyumsayan her yurtsever, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’sini yeniden var etmenin sorumluluğunu üstlenmek sorundadır.

TBMM’nin Gizli Celselerinde O’nun konuşmalarına yer vermemizin bir nedeni de bu gereksinmeyi geçerli ve canlı tutabilmektir. Türk ulusunu yurtsever temiz ve ilkeli siyaset ve devlet adamlarının yöneteceği günler uzaklarda kalmamalıdır.

Yalnız devletin değil bir aşiretin bile yönetiminde değişmemesi gereken kurallar ve ilkeler vardır. Oysa bugün ülkemizin başta gelen en önemli sorunu kamusal yönetimdeki kuralsızlıklar yumağı, ilkesizlikler ağı ve us kullanmayı dışlayan karar ve uygulamalardır. Hızlandırılmış tren cinayetinde bunu görmekteyiz. Türk Ceza Yasasını değiştiren tasarıdaki zinanın suç sayılmasını öngören maddede bunu görmekteyiz, Avrupa Birliğinin öngördüğü tüm koşullara boyun eğerken ve o öngörüleri buyruk olarak yerine getirmeyi görev sayarken birden bire iç işlerimize karışmaya hakları yoktur diyerek celallenmekte görmekteyiz. Türkiye’miz kuralsızlıkları kurallaştırmanın örnekleriyle bunalımdan bunalıma sürüklenmektedir.

TBMM’nin 16.1.1338 (1922) günü başlayan ve Merkez Ordu Kumandanı Nurettin Paşa’nın görevden alınarak yargılanmasına ilişkin önergenin görüşülmesinde, Mustafa Kemal’in kurallara ne denli bağlı kaldığının sayısız örneklerinden birine daha rastlıyoruz. Aslında Mustafa Kemal, Merkez Ordu Komutanlığına getirdiği Nurettin Paşayı beğenmemektedir. Onun mebus seçilmek için yayımladığı özgeçmişine ilişkin yanlışlıkları büyük Nutkunda acı bir dille eleştirmektedir. Ne var ki O, kişileri kusurlarıyla birlikte kabul etmesini ve görevde başarılı olup olmayacağını ölçüt almasını biliyordu. Lazistan mebusu Ziya Hurşit Bey, 29.10.1337 (1921) günlü gizli celsede söz alarak şunları söylemekteydi:

Geçen sene Merkez Ordusu kumandanlığına Nurettin Paşa tayin edildi. Bu tayinin akabinde Umraniye, Koçgiri hadisesi oldu. Bir çok Müslüman köyü yandı. Ve Nurettin Paşa bu faaliyetini sahile doğru teşmile(genişletmeye) kalkıştı. Benim anladığıma göre buraları da yıkmaya kastetmesidir. Şimdi bunu isbat edeceğim. Samsun, Ordu ve o havalide Pontuscu bir çok Rumlar vardır. Hepimizin bildiği gibi bunlar bir istiklal (bağımsızlık) peşinde koşuyorlar, bir Pontus Cumhuriyeti yapmak arzusundadırlar. Belki de Rum düşmanıdırlar, içtihadına bir şey diyemem. Fakat tarzı tatbikleri fenadır. Nurettin Paşa Samsun’dan elli yaşından on beş yaşına kadar olan Rumları tehcire (göçe) tabi tuttu ve ilk kafile daha Samsun’a varmadan altı saat mesafede taarruza uğradı. Nurettin Paşa’nın Rum tehcirinde bu, Samsun’un içinde Amerikalıların, ecnebilerin gözü önünde taktil (öldürme) yaptırdığı ısrarla söylenmektedir… Nurettin Paşa bu işi gayri resmi çetelere yaptırıyordu. (Gürültüler, devam sesleri). Eğer bu hareket adam akılı tatbik edilseydi bir şey olmayacaktı ve Rum çeteleri Nurettin Paşa’nın idaresizliğinden ve takibatı idame edememesi (uygulamayı yürütememesi) yüzünden Müslüman köylerine taarruz ettiler. Bu suretle şimdiye kadar otuz Müslüman köyü yanmıştır ve Müslümanların erkekleri hep cephede olduğu için, bunların kadın ve çocukları hep doğranmıştır. Diyorlar ki Büyük Millet Meclisi azalarını nezdine (yanına) almıyormuş. Demek ki bu adam, Büyük Millet Meclisi’nin fevkindedir (üstündedir) ve kendisi orada bir aile hükümeti teşkil etmiştir. Damadı Erkanı Harbiye Reisi, bir kardeşi bilmem ne mutasarrıfıdır ve bütün bunlarla memlekette misli görülmedik bir şekavet (eşkiyalık) faslı açılmıştır. Nurettin Paşa fevkalade selahiyeti nereden almıştır? Meclisi Ali bu adamı derhal görevden almalıdır. Ricam budur. Dakika fevti (kaybı) lazım değildir.

Görüşmeler sonunda Ziya Hurşit Beyin önergesi çoğunluk oyu ile kabul edilir ve Nurettin Paşa görevden alınır. Öyle anlaşılıyor ki görevden alınmasıyla da yetinilmemiş ve kendisi hakkında muhakeme olunmasına da karar verilmiştir. 16.1.1338 (1922) günlü gizli celsede bu konu görüşülür. İlk sözü Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa almıştır şunları söyler:

Kararı aliniz, Hükümetçe tamamen ifa edilmiştir. Kendisi işten el çektirilmiş ve berayı muhakeme merkeze celb olunmuştur. Kendileri buraya muvasalat ettikten (geldikten) sonra, Başkumandan sıfatıyla bendenize müracaatı vardır. Diyor ki:Meclisi Ali’nin hakkımdaki vermiş olduğu karara burada muttali oldum. Ancak bunun esbabı hakkında tamamen tenevvür etmedim (aydınlatılmadım). Rica ederim bunun esbabı hakkında beni tenvir edinUzun bir rapor yazmış bendenize göndermiş. Baştan nihayete okudum; Heyeti Vekileye takdim ettim… Bendenizde hasıl olan kanaat şudur: Heyeti Celilenizce verilmiş olan bu karar biraz ağır bir karar olmuştur… Heyeti Vekile de bu kararın ağır olduğunu söylediler…Nurettin Paşa vazifeden infizal ettirilmiştir (azledilmiştir). Mamafih bunu adilane bir surette tatbik etmek yine Heyeti Aliyelerinin elindedir. Nasıl münasip görürseniz öyle yaparsınız.

Kuralların adaletle bağını koparmamayı ilke edinen bir devlet adamı ancak böyle karar verebilirdi. Onun bu davranışı, bugün Başbakana, YÖK başkanına, Yargıtay Başkanına örnek olmalıdır.

Mustafa Kemal’in Nurettin Paşayı koruduğu ve onu beğendiği sanılmamalı. Fakat devlet ve de parlamento kararlarının sınırını adaletin yani hukukun çizmesine özen gösterdiğini anlıyoruz. Hukuk devleti olduğumuzdan bugün söz edebilir miyiz?

Büyük nutkunda onu acı bir dille eleştirir. Mebus seçilmek için özgeçmişini açıklayan yayınındaki tüm yanlışlıkları ortaya koyar. Örneğin, kendisini “ Kütülemare muhasırı, (muhasara edeni) Bağdat müdafii, Yemen, Selmanipak, Garbi Anadolu, Afyon Karahisar, Dumlupınar, İzmir muharebatı (savaşları) galibi ve İzmir fatihi”, olarak tanıtmaktadır. Bununla da yetinmez Nurettin Paşa, kendisini anlatan yayının 18.sayfasında “ vatanı tehlikeden kurtaran büyük zaferin kazanılmasında hakkın lütfuyla başarılı olmuş ve ulusal tarihe benzeri olmayan şerefli bir sahife eklenmesini sağlamıştır”,der. Oysa Nutuktan öğrendiğimize göre Nurettin Paşa, büyük taarruzda Birinci Ordu Kumandanlığında bulunuyordu. Mustafa Kemal büyük bir alçak gönüllükle: kazanılan utku için “ Türk ordusunun ve ordumuzun büyük, küçük bilcümle kumandanlarına, zabitlerine ve her neferine şamil olmak tabii bulunan muvaffakıyet ve şerefi, Nurettin Paşanın şahsına hasretmek kadar manasız, esassız, ayıp bir şey olamaz”,der.

Mustafa Kemal böyle bir kişiydi. Büyük utkunun kazanılmasını böyle açıklamaktaydı. O başarıları sahiplenmek yerine güçlükleri, sorumlulukları üstlenmeyi tercih ediyordu. Bugünün devlet ve siyaset adamlarımızın tam tersine.

Şimdi Nutuktan bir önemli alıntıyı da okuyucularımıza sunmak gereksinimi duyuyoruz. Nurettin Paşa, büyük taarruz günü, savaşın en kritik aşamasında buyruğundaki Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşaya emirler vermeye kalkışır. Aralarında geçen sert tartışmaya tanık olan Mustafa Kemal, Nurettin Paşayı yanına çağırır ve şunları söyler: “Komutanlar emir vermek için emir vermezler”, der. “Gerekli ve uygulanabilir hususları emreder ve emir verirken, kendini o emri uygulayacak olanın yerine koymak ve emrin nasıl ifa ve tatbik olunacağını düşünmek ve bilmek lazımdır”.

Bu düşüncede, yönetim tekniğinin bir önemli ilkesinin varlığını görüyorsunuz. Emri veren yönetimci, kendisini emri alanın yerine koymalı ki, nasıl uygulanacağını bilsin ve düşünsün. Türkiye şimdi böyle mi yönetiliyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail