Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 54 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

SOKRATES İLE BİLİM ÜZERİNE SÖYLEŞİ

SOKRATESLE BİLİM ÜZERİNE SÖYLEŞİ

-Sokrates, bu kez bizleri yakından ilgilendiren bir konuda düşüncelerini öğrenmek için geldik. Her geçen gün bizler daha çok bilgiçlik taslamaya başladık. Bilgisizliğimizden mi kaynaklanıyor bu? Ya da bilgili görünmek tutkumuzdan mı. Bugünlerde "bilgi toplumu" olacağımıza ilişkin sözler işitmeye de başladık. Nedir bilgi? Nasıl bilgi toplumu olabiliriz ya da bilgi toplumu olmak gerekir mi? Çok mu önemlidir bilgili kişi olmak. Bilgi de mi insanlara para gibi üstünlük sağlamaya başladı? Bu sorular zihnimizi burgu gibi kurcalıyor ve bizler de bilgiçlik taslayanlar karşısında bilgisiz görünmenin utancını yaşamaya başladık. Anlat bize, nedir bilgi. Nasıl bilgili olabiliriz ya da bilgili olmak bir üstünlük müdür?

Sokrates:

Buraya kadar bilginin ne olduğunu öğrenmek için gelmenize şaşırdığımı söylemeliyim. Araf'ta bizler bilgisizliğin bilgi olduğu bir ortamda yaşıyoruz. Hiçbir zaman burada, Araf'ta bilgili olmaya gereksinim duymuyoruz. Sizlerin nesnel dünyanızda bilgili olmaya neden gereksinim duyduğunuzu anlamış değilim. Çünkü bilgi bir üstünlük kurma aracı değildir. Bilgiyi böylesi araç biçimine dönüştürmek ise bilginin üstün değer gibi kullanılması demektir ki bunu yadsıdığımı söylemek zorundayım.

-Fakat Sokrates, bizleri eziklik içinde bırakan, bilgisizliğimizi bilgiçlik taslayanlar karşısında görmemizdir. Onlar daha çok okuyor, daha çok görüyor, daha çok düşünüyor da onun için mi çok bilgililer, diye zihin yormaktan kendimizi alamıyoruz. Söyle bize bilginin kaynağı nedir, bilgi zihnimize gelip nasıl yapışıyor ve o bilgi olmadan önümüzü göremez oluyoruz. Söyle bize, bu bilgi dediğimiz kırıntılar zihnimize nasıl giriyor ve onlardan hangisi gerçekten bilgidir?

Sokrates:

Bilginin ne olduğunu merak etmenizi ilgiyle karşılıyorum. Şimdi düşününüz, yaşadığınız nesnel dünyada, sizlerden başka canlı bulunmasaydı, gök gürlemese, gündüz gece söz konusu olmasa, renklerin hiç biri, ne bitkiler, ne kuşlar bulunmasa ve sizler dümdüz, uçsuz bucaksız ve de renksiz bir düzlükte tek başınıza yaşasaydınız, bilgi edinebilir miydiniz? Edinemezdiniz. O halde bilginin kaynağı, doğanın kendisidir. Tüm bilgilerimizi doğa bizlere öğretir. Öğrenmeyi burada o bilgilerin zihnimize yapışması olarak betimliyorum. Doğada birileri birimizle ilişki kurmaya başladığında doğanın zihnimize yerleştirdiği bilgilerde çeşitlilikler doğar. Öyle ise, bilgiyi zihnimize yerleştiren araçların içinde en kusursuz olanı gözlerimiz ve gözlerimiz ile zihnimiz arasındaki etkileşimdir, bilişimdir.

-Evet Sokrates, güzel söylüyor doğru biçimde betimliyorsunuz. Gene de anlamakta güçlük çektiğimiz bir nokta var. Doğadan edindiğimiz bilgiler içinde nasıl oluyor da yanlışlıklar yapıyor ya da yanlış bilgiler ediniyoruz. Tümümüzün bilgilerinin doğru ve gerçek olması gerekmez mi? Doğa da mı bizleri yanıltıyor?

Sokrates:

Sorunuza yanıt verdiğim zaman bir gerçek ortaya çıkacaktır: Doğanın bizlere verdiği bilgileri zihnimizde yan yana bir diziye yerleştirirken onlar arasında zihnimiz, yeni bilgiler türetir. Bir bakıma bu, bilginin bilgi yaratması demektir. İşte bizleri yanıltan da bilgiden bilgi türetme işleminin kendisidir. Pek çoğumuz, bilgiden bilgiyi türetirken, o türeyen bilginin gerçek, doğru olup olmadığını sorgulamaz, ya da sorgulayamayız.

-Evet Sokrates, şimdi anlıyoruz, bilginin bilgi türetmesini sorgulamak, onun doğru ve gerçek olduğunu ortaya çıkarmak doğru ve gerçek değilse o türetilen bilgiden vaz geçmektir bilim, demek istiyorsunuz, yanlış mı anladık.

Sokrates:

Hayır, zihnimden geçen tanımlamayı sizlerden işitmek beni mutlulandırdı. Bilim, aslında bilginin sorgulanmasıdır. Bilgilerin sorgulanmayan ve gerçek olup olmadığı bilinmeyenler, zihnimizde dogma, inanç olarak kalır ve kimileri o dogmaların etkisinde gerçekleri algılamaktan yoksun düşer. O halde bilginin üç önemli kaynağından söz edebiliriz. Bunların arasında mutlak gerçek olanı doğanın kendisidir. Bilginin ikinci kaynağı, zihnimizin kavrayamadığı, algılamaya gücünün yetmediği bilgi kategorileridir ki, bunların tümünü din ve inanç grupları içine yerleştirebiliriz. Bilgilerimizin üçüncü kaynağı da birlikte yaşayan insanların aralarındaki ilişkileri düzenleyen kurallar yığınıdır. Her halde sizlere bilgiçlik taslayanlar, doğa bilgileri dışında kalan bu iki kategorideki bilgilerle üstünlük sağlamaya çalışmaktadırlar.

-Evet Sokrates. Onlar bilgisizliğimizin örneklerini verirken zihinlerindeki bu birikimden yararlanıyorlar. Acaba bilginin kurallar bölümünü mü öne çıkarıyorlar dersiniz?

Sokrates:

Aslında, bilgi belki de en değişken olan olgulardan biridir. Bugün doğru ve gerçekçi olan bilgi, yarın geçersizleşebilir. Bilginin değişmezliğini ileri sürmek olanaksız gibidir. Doğa sürekli değişim ve devinim içinde olduğuna göre, onun zihnimizdeki izdüşümleri, yansımaları da, buna bilgi diyoruz, değişecektir elbet.

-Acaba bu söylediklerinizden bir sonuca ulaşabilir miyiz. Bilginin üç kaynağından ikisi, yani,doğa ve toplumsal kurallar, değişirken, üçüncü kaynak olan inançlar, başka bir deyimle dinler, değişime uğramadığı için geçersizleşirken neden hala geçerliymiş gibi işlem görüyorlar. Dinlerin ileri sürdüğü bilgilerin de zamanla değişmesi gerekmez mi?

Sokrates:

O zaman, onlar din olmaktan çıkarlar. Çünkü din toplumsal kuruma dönüşmüştür ve hemen tümünde inanç biçimlerinin yanı sıra topluma yön veren, düzen getiren kurallara da yer vermiştir. O kuralların değişmesine dinin bürokrasisi ve hiyerarşisi izin vermez. Kendilerinin var oluş nedenini o kurallar sağlar da onun için.

-Öyle ise, bilimi, tüm inançlardan arınmış, geçerli, doğru ve gerçek, aynı zamanda uygulanabilir teknikleri ortaya koyan sorgulanmaya açık bilgiyi yaratmak biçiminde betimleyebilir miyiz?


Sokrates:

Bilimsel düşünce budur. Ve her zaman bilgili adam ile bilim adamını biri birinden ayırmanız gerektiğini söylemeliyim. Bilgili kişilerin pek çoğu bilim adamı olmadığı gibi bilgisinin noksan olduğunu düşündüğümüz pek çok kişi aslında bilim adamıdır. Bilgilerini sorguladıkları, edindiği bilgilerin geçersiz olanlarını zihinlerinden kaldırıp attıkları ve yeni bilgiler edinmenin araçlarını gözlem, ölçü, deney yoluyla kanıtlamaya çalıştıkları için.. Bizlerin döneminde 2300 yıl önceleri, bilgimizin kaynağı daha çok mantığımız idi. Aramızda gözlemle yeni bilgiler edinenler yok değildi fakat büyük çoğunluğumuz bilgiyi mantık yoluyla ediniyorduk. Bugün sizlerin elinde sayısız araçlar ve teknikler var. O nedenle bilgi toplumu deyimini eksik buluyorum. Aslında bilim toplumunu yaratmak gerekir. Önemli olan doğada, insana yararlı bilgileri bulabilmek ve onlar için uygulama alanları yaratabilmektir. Uygarlıklar ancak böyle gelişebilir. Zaten kültür dediğimiz olgu da budur. Bilgilerin imbikten süzülerek geçip zihnimizdeki düşün alanının büyümesi, genişlemesi, derinleşmesidir. Zihnimizde bu alan ne denli genişler ve derinleşirse, kendimizi felsefenin içinde buluruz. Felsefe aslında bilim ile zihin arasındaki ara kesittir.

-Tam anlamadık Sokrates, bilimle zihnin arakesiti felsefe olarak tanımlanabilir mi? Bilim, zihnin ürünü müdür ki, felsefe ile ortaklık oluşturabilsin?

Sokrates:

Bilimde zihin sadece bir yardımcı ya da araçtır. Zihne aktarılan doğadaki bilgi ve bulguların o güne kadar bilinmeyenlerin, deney, gözlem, hesap yoluyla bilinir duruma getirilmesidir. Bilim bilinmeyenin sadece bir parçasını bilinir duruma dönüştürür. Zaman süreci içinde bilimin yöntemleri gelişerek, bilinmeyenin bilinmeyen yanlarını yeniden bilinir duruma getirir. O sayede taşın ağır olduğu için düştüğünü değil, yer küresinin çekimi sonucunda düştüğünü öğrenirsiniz. Bunu ben de 2300 yıl sonra Araf'ta öğrendim. Oysa kendi yaşadığım dönemde, taş ağır olduğu için düşüyor diye düşünüyorduk. Görüyor musunuz, bilim, gerçekleri zihnimizin ürünü olarak ortaya çıkarmıyor, zihnimizi sadece araç olarak kullanıyor. Oysa felsefe böyle mi. Zihnin kendisidir felsefe. Bilimin çaresizliğini gideren ve evreni bir bütün olarak düşünen ve onun özünü, özündeki değişimlerin yasalarını ortaya çıkarmaya çalışan düşünsel uğraşların tümüdür. O yüzden bilim ile zihnin ara kesitidir diye düşünüyorum.

-Şimdi daha iyi anladık Sokrates. Fakat gene de bir soru zihnimizi kurcalıyor. Bilimin yönteminin ne olduğunu biliyoruz. Her halde başlangıçta varsayımları temel alıyor ve onun gerçek olup olmadığını araştırıyor. Varsayıma baş vurmaksızın ilerleme sağlayamıyor. Belki de bilimin yetersiz yanı da bu. Varsayım, öngörü, faraziye gibi sözcüklerle adlandırılan çıkış noktası, bilinmeyeni bilinir kılıncaya kadar sürdürülüyor. Ulaşılan bulguların içinden yanlış görünenlerin ayıklanması ve doğru olan bulguların bir dizge oluşturması gerekiyor. O dizgelere bilimsel bulgular diyoruz ve geleceğe ilişkin tahminler yapmak olanaklı duruma geliyor. Felsefe böyle mi? Onun varsayıma, gözlem ve deneyime gereksinimi var mı?.Yok. O halde nasıl oluyor da kimilerine felsefeci diyoruz. Onlar bizlere hangi gerçekleri aktarıyor ve o gerçekler gerçekten gerçek mi?

Sokrates:

Felsefe, bilimsel bulguların özünü, nereden, nasıl kaynaklandığını ve evrende olup bitenlerin kaynağının nerde ve nasıl bir öz içinde bulunduğunu araştırmamızı, zihinsel gücümüzle kavramamızı sağlar. Bir felsefeci, fizikçi, matematikçi, kimyacı, doğa bilimci, sosyal bilimci gibidir. Ve tüm bilgilerin zihindeki izdüşümünü kullanır. Bilim somutu, felsefe de soyutu kavramamızı sağlar. Örneğin, bilim ışığın yasalarını ortaya çıkarmaya çalışırken, felsefe ışığın ne olup olmadığını, nereden nasıl doğduğunu varoluşunun nedenlerini araştırır. Bilim, zamanı ölçerken ve de bunu ölçerek devinimlerle ilintisini ortaya çıkarırken, felsefe zamanın ne olduğunu ve evrenden önce zamanın olup olmadığını düşünmeye çalışır. Zaman, evrenle birlikte mi doğdu, evrenden önce zaman var mıydı soruları felsefeyi ilgilendirirken, bilim tersine zamanı veri kabul eder ve onu ölçülebilir duruma getirir. O nedenle bilimin somutu, felsefenin de soyutu tanıma disiplini olduğunu düşünüyorum.. Öyle sanıyorum ki, somut dediğimiz kavramlar doğanın içyüz yani özü olmasaydı, zihnimiz onu kavrayamazdı. İşte bilim ile felsefenin arakesiti, ortak alanı buradadır.Soyuttan somuta geçebilirsiniz, bunu bilim üstleniyor. Somuttan soyuta geçemezsiniz.

-Sokrates, bizleri yadırgamamalısın, gene de zihnimizde yanıt bulmaya çalıştığımız bir soru düğümlenip duruyor. O düğümü çözer misiniz. Bilim bilinmeyenleri bilinir duruma indirgerken, bilinmeyenler giderek azalacak demektir. Bir bakıma, bilim bilinenler arasındaki ilişkileri hesaplanabilir, ölçülebilir duruma getiriyor. Oysa felsefe ölçüyle, hesapla ilintili değil. O uğraş alanında zihnin kuramlar koyması olayıyla karşılaşıyoruz. Anlattıklarından bunu anladık. Bilim, bir önceki bilinenlere yeni bilinenleri eklerken eski bilinenlerden yararlanıyor. Oysa felsefede böylesi bir yöntem yok. O sadece zihnin evreni kavraması, tanıması, özündekileri ortaya çıkarması gibi zihinsel uğraşların bütünüdür sanıyoruz.

Sokrates:

Aslında zihninizdeki düğümü bu sözlerinizle siz çözmüş oluyorsunuz. Şunu söyleyebilirim, bilimden felsefeye geçebilirsiniz fakat felsefeden bilime geçemezsiniz. Eğer geçmeye çalışırsanız, bilimin felsefesini yapmış olursunuz. Ve öyle sanıyorum ki, bilimin en önemli eksikliği felsefesinin olmayışıdır. Eğer bilimin felsefesi olabilseydi onun kimi bulgularını doğanın ve canlıların aleyhine kullanmak olanaksızlaşır ve doğa kirlenmesi söz konusu olmazdı, ve bilimin kimi bulguları savaşların aracına dönüşmezdi.

-Sana ne denli teşekkür edeceğimizi bilemiyoruz. Yalnız bugünkü yolumuzu değil, gelecekteki yolumuzu da aydınlattın. Araf'ta ölümüzlüğün felsefesini var edeceğinizi düşünerek esen kal diyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail