Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 6 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE DEVLET ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ .

Ali Nejat Ölçen

-Ey bilge kişi, yine çaresiz kaldık, sana geldik.. Shoemaker Levi 9 kuyruklu yıldızın Jupitere çarptığı sırada, Araf'ta seni bulup, düşünceni almaya gereksinim duyduk, bağışla bizi. Ülkemizde danışacak adam yokluğu olduğunu sanma. Var, ama onların yanıtlan gerçeği ne ölçüde yansıtır bilemiyoruz. Çünkü yaşıyorlar ve çıkar ilişkilerinin etkisi altındadırlar. Kimileri iktidarın/kimi leri MEDYA nın, kimileri de dinin güdümü altına girip koşullandı, gerçekleri göremez ya da görüp te söyleyemez oldular. Sen, yaşamdan uzak olduğun için,
gerçeğin ne olduğunu en güzel sen görebilirsin, diye düşündük. Sen, büyüklüğünü belli etmeyen büyüksün. Oysa bizim ülkemizde, insanlar büyüdükçe küçülüyor ve küçüldükçe de büyüyor. Sen öyle değilsin, olduğun gibisin.

Sokrates:
Beni övmenizden hoşnut kaldığımı sanmayınız. Çünkü şimdi ben, ölümsüzlüğü olan, varlığı var olmayan bir yerdeyim. Öyle bir yer ki, ne zamanı var, ne boyutu. Mekansız konumdayım. Akıl da öyle değil mi? Zihnin gücünün de mekana ve zamana gereksinimi var mı? Yok. Çünkü zihin, aklın doğaya yansımasıdır. Araf'ta doğa da yok. Yokluğu var olan la varlığı yok olan, burada yan yana, iç içe. Öyleyse tüm gerçeklerin içindeyiz biz. Shoemakerin Jupitere çarpmakta olduğundan sözettiniz. Çarpmıyor ki Jupitere. Ona kavuşuyor. Onunla birleşip bütünleşiyor, onda eriyor. Onda yokoluşun erdemini yaşıyor. Şimdi söyleyin bana, niçin geldiniz, neyi soracaksınız?

- Ey bilge kişi. Aklımız iyice karıştı. Biz, devleti devlet olmayan bir ülkeden geliyoruz. Niçin bizim devletimiz hala doğru dürüst devlet olmadı. Noksanı nedir? Savurgan, zalim, yolsuzluğa araç olan bu devletin, gerçek devlet olması için ne yapmalıyız? Nasıl davranmalıyız. Adam gibi devlet sahibi olmak istiyoruz biz. Sözüne güvenilir, gerçekleri bizlerden gizlemeyen, varlıklıyı yoksula üstün tutmayan bir devletimiz olsun istiyoruz. Çaresi nedir bunun, söyle bize.

Sokrates:
Her sorun karşısında çare aramaya alıştırmışsınız kendinizi. Farkında denilmişiniz ki, çare sorunun içindedir. Tarihsel bilgim beni yanıltmıyorsa, sizler devleti kendi dışınızda, sizlerin üzerinde, buyruk veren güç, otorite, egemenlik kabul ediyorsunuz. Yüzyıllar boyu sürüp giden yanılgınız burada. Sizler devletin dışında değilsiniz ki, onunla iç içesiniz. Devleti devlet yapan sizsiniz ve onu devlet olmaktan uzaklaştıran da siz. Öyle ise, bu soruyu bana değil, kendinize yöneltmelisiniz. Devlete biçim veren, ona öz kazandıran sizin iradeniz. Ama gördüğüm kadarıyla, sizin ulusunuz, kendisine saygı duymayı henüz öğrenmemiş. Eğer siz, ulus olarak, ahlakınızın nesnel koşullarını, doğruluğa, eşitliğe, adalete ve özgürlüğe dayandırabilmiş olsaydınız, bu
gün kendi devletinizden yakınmazdınız. Siz savurgan olma sanız, devletiniz savurgan olabilir mi? Siz haksızlık yapmak tan utanç duysanız, devletiniz haksızlık yapabilir mi? Sizler hırsızlığı yadırgasanız, devletiniz hırsızların ve soyguncu ların etki alanına girebilir mi?

- Ey Sokrates, bizleri suçlamakta haklısın . Ama bizimkurumlaştırdığımız devlet, şimdi bizi başka biçimde oluşturacak araçlara sahip. Bu araçlar, eğitsel, kültürel, parasal ve de çok etkili. Beyinlerimizi, dilediği yönde yıkıyor ve buna karşı çıkamıyoruz. Demokrasi belki çaredir, çok partili siyasal yaşam belki çözümdür, diye düşündük. Ama gördük ki, değil. Biz hantal, ağır işitir, görme özürlü, savurgan, adaletsiz bir devlet biçimiyle karşı karşıya geldik. Bunda zamanın da, adına "Tarih" dediğimiz zamanın da sorumluluğu yok mu?

Sokrates:
Tarihle yerinmek ya da tarihle övünmek, çaresizliğin, kendine güvensizliğin ürünüdür. Sizin toplum, tarihiyle
böbürlene böbürlene, kendi tarihinin gerisinde kaldı. Bırakın tarihi bir yana. O geçmiş zaman. Gelecek zamanla bağı kalmadı artık. Shoemaker, Jupiterde eridi. Tarih oldu. Oysa o Jüpiter bazılarımızın Tanrısıydı. Ama şimdi o Jüpiter olmaktan çıktı. Araf'ta ne tarih, ne hal, ne de gelecek var. Zaman yok çünkü. Sizlerden daha gerçekçi düşünmemizin gizi burada. Siz de zamansız ve mekansız bir konumda olayları, olguları yorumlamaya, çözmeye, anlamaya çalışmalısınız. Eğer Araf'ta zaman olsaydı, belki ben de olayların bir bölümünün kaynağında zamanı sorumlu tutardım. Madem ki nesnel dünyanızdan bana kadar geldiniz, öyleyse, orunlarınızı zaman boyutundan bağımsız düşünmeye başlayınız. Çözümü daha kolay yakalayabilirsiniz. Nasıl mı? Yüzüme neden öyle kuşku dolu gözlerle bakıyorsunuz? Devlet, toplumsal kitlenin düzenleyici gücüdür. Bu güç, çarpık işliyorsa, o çarpıklık ya sizin içinizden kaynaklanıyor ya da o gücü siz çarpık oluşturmuşsunuz demektir. Ne mi yapmalı? Bunu sormak için mi Araf'a kadar gelip, beni buldunuz. Kötü yönetilmemeye razı olmamak sizin elinizde.

- Ama ey bilge kişi, güc karşı gücü yaratır. Devlete karşı güc kullanmanın gücünü, kendinizde nasıl bula caksınız? Gücünüzü ona teslim etmişsiniz bir ket. Teslim ettiğiniz gücü onun elinden güc kullanarak nasıl geri alabilirsiniz? Bunun gizini söyleyin bize. Yönetim ve karar gücünü uygulamaya sokan devlet gücünün haksız, adaletsiz, savurganca kullanılmasına nasıl engel olabiliriz? Haksız servet edinmeyi kendisinde hak görenlerin elinden devlet gücünü nasıl kurtarabiliriz?

Sokrates:
Devlet, böylesi çürümüşlüğün içine düşmüş ya da düşürülmüşse, demokrasinin erdeminden uzaklaşmışsa, onu değiştirmenin yolu açılmış ve kolaylaşmış demektir. Nasıl mı? Ulusun ulus olma bilincinde, haksızlığa karşı gelmenin, adaleti savunmanın, bu uğurda güç kullanmanın koşulları oluşur. En kolay yıkılan iktidarlar, yolsuzluğa ve haksızlığa araç olan iktidarlardır. Eğer Ur ulus, düşün ve eylem düzeyinde dağınık, bölük pörçük duruma gelmişse, elbette sahip olduğu gücü kullanamaz. Kullanmaya girişirse, beceremez, başaramaz. Halkı, toplumu, tüm ulusu, ortak amaç . doğrultusunda devinime iten koşullar olgunlaşmamış demektir. Bu durumda, aydınlar kesimine önemli görevler düşer: Toplumun yaşam felsefesini değiştirecek olan ortak amacın şiiri, romanı, resmi ve müziği doğar. Yaşam felsefesiyle birlikteliğe dönüşür. Başlangıçta kitlelerin bu devinimleri, kendi gelenekleri ve alışkanlıklarından ayrılarak kolayca kabul edecekleri sanılmamak. Her yerde halk, gününü ve aydınlar geleceği düşünür. Halk yaşar, aydın düşler. Ortak amaç, yaşam ile düş arasında bir yerdedir. Halkın yaşamı, sizin düşünüzü yadsıyorsa, iki çareniz var demektir. Ya düşün soyuttur ona nasıl somuta indirgeyeceğinizi düşünmelisiniz, ya da halkınız düşünüzdeki gerçeği kavramaktan yoksundur. Öyleyse onu, düşünüzdeki gerçeği ancak yaşam biçiminizdeki dürüstlük, doğruluk, ve yürekliliğinizle akıl kullanarak kanıtlayabilirsiniz. Unutmayın ki, her ulus, kendi içinden kahramanlar yetiştirmek isteğiyle yanıp tutuşur. Kahramanlık sadece bir yaradılış sorunu da değildir. Kültür, strateji ve eylem sorunudur da. Anadolu insanı, uzun bir süredir, güveneceği, peşinden devinime geçtiği zaman düş kırıklığına düşmeyeceği, saygın siyaset adamını ve onun varedeceği kadroyu yaratmanın sancısını çekiyor. Bunu göremiyor musunuz? Şimdi ben soruyor ve öğrenmek istiyorum. Aydınlarınız arasında, kahır çekmeye razı, bilge kaç kişi var. Neden susuyorsunuz. Yok mu? Öyleyse yaratınız. Büyük sermaye girişimciliğiyle gönenç sağlamayı amaç edinen ve o gönencin yoksul kesimlere yansıyacağını varsayan her devlet, eninde sonunda, sermayenin etki alanına düşer ve zalim olmak zorundadır. Halkı avutmanın demogojisini uygulamayı yeğler. Haksız kazanç kapılarını kapatmak gücüne sahip olamaz. Emekten yana karar alma olanakları giderek daralır.

- Ey bilge kişi, kalbimizden geçenleri okuyor gibisin. Ekonomik büyümeyi ve teknolojik gelişmeyi gözardı et meden, emekten yana bir siyaseti nasıl oluşturabiliriz. Doğal kaynaklan devinime geçirirken, tüm toplumu girişimciliğin içine çeken bir siyaseti nasıl ortaya çıkarabiliriz?

Sokrates:
Anlattıklarınızdan edindiğim izlenim şu: Büyük serma ye, ülkenizde ekonomik büyümenin ve gönenç sağlamanın çaresi kabul edilmiş. Istihdam olanakları, küçük girişimcilerin doğuşu, hep büyüklerin izinde ve gölgesinde oluşur varsayımından yola çıkmış görünüyor sizin devletiniz. Hareket noktası yanlış. Doğaya ters. Organik büyüme yasasıyla çelişiyor. Devlete ve büyük sermayeye avuç açmış bir ulus mu
yapılandırmak istiyorsunuz? Ulusun bireysel etkinliği, insiyatifi geri plana kaymış Öyleyse. Toplumsal çelişkilerin boyutu ister istemez çatışmaya dönüşecektir.

-Böylesi umutsuz mu durum. Karanlık mı?

Sokrates:
Yaşamın amacı, eğriyi doğru, çirkini güzel, yoksulu varlıklı yapmak değil mi? Oysa sizin yaşama felsefenizde bunun tersi gerçekleşiyor. Ve de ulusal bir yanılgınız var: Teoriyi doğru, pratiği yanlış görmeye alıştırılmışsınız. Oysa sizin teoriniz yanlış. O yüzden, tüm kurumlarınız bu çarpıklığı yaşıyor ve durmadan kural değiştirmeye kalkışıyorsunuz. Anayasasını sizin kadar sık değiştiren bir başka ülke var mı? Yasaları sizden çok değişikliğe uğratan ülke yeryüzünde kaldı mı? Niçin kendinizi değiştirmeyi düşünmüyor sunuz? Öğrencilerime bir gün şöyle söylemiştim: "Benim tek bildiğim, hiç bir şey bilmediğimdir". Bu sözüm benim kendimi zehir içerek öldürmemden sonra da tekrar edildi. Neden öyle söylemiş ve öyle söylerken neyi kasıtlamıştım? Bilmek bilmemenin de kendisidir. Önemli olan düşünmektir. Düşün üreterek o düşünün, doğaya ve toplumun gereksinmelerine, ahlakına yanıt verecek uygulama alanına dönüşmesidir. Siz bunu yapmıyorsunuz. Bilmek ve bilgili olmak peşinde koşuyorsunuz. Oysa çevrenizde olup bitenler, sizlerin bilgisiyle çelişiyor. Gözlem gücünüz olsa o çelişkileri görecek ve çaresini bulmayı düşüneceksiniz. Düşünemediğiniz için, başka ülkelerden düşünce ithal etmeye başladınız. Öyleyse kendi sorunlarınızı çözmekten kendinizi uzaklaştıran yine sizlersiniz. Okullarınızda ve aile içindeki eğitiminiz sakat, yanlış, geçersiz ve de zararlı. Çağınızın gerisinde. Eğitimdeki yönteminiz, bilgi değil, bilgi üretme bece-risi olmalı. Bilginin kendisi kadar, bilginin üretiliş biçimidir önemli olan. Buna sizin çağınızda bilim deniyor. Bizler felsefe derdik. Sorunlara zihnimizle çözüm bulmaya çalışırdık. Gözlem yapma olanaklarınız arttı. Deney yapmanın erdemine kavuştunuz. Ama hala devletiniz ve tüm ulusunuz, metafizik peşinde. Metafiziksel devlete sahipsiniz. Metafizik düşünce biçimini yıkamazsanız, akılcı, dürüst, tutarlı ve adil devlet yapısını oluşturmanız olanakstzlaşır. Benim bir öğrencim vardı. Plato. Siz ona Eflatun diyorsunuz. Oysa asıl adı Aris-tocles'tir. Ama omuzları o denli genişti ki arkadaşları ona, Plato adını takmışlardı. Tarihe de sanırım bu ad ile geçti. O da bana bir gün, sizin yönelttiğiniz bu soruyu sordu: "Dürüst, eşitlikçi, adil bir devleti nasıl oluşturabiliriz? Ona verdiğim yanıtı bugünkü gibi anımsıyorum. Şöyle söylemiştim: "Neyin gerçek ve doğru olduğunu bilirsen, onu uygulamalısın". Şimdi de sizlere bu yanıtımı yineliyorum: Bir düşünceniz ne zaman doğru ve o doğru ne zaman gerçek ve o gerçek ne zaman yararlı ise, yaşamınız bahasına onu uygulayınız. Siz öyle olunca devletiniz de ister istemez doğru, gerçek ve yararlı olacaktır, ister istemez ".

- Ey bilge kişi, bize yeniden yaşama coşkusu aşıladın. Bu öğrendiklerimizi ülkemize dönünce herkese anlatacağız.

Sokrates:
Hayır, söyleyeceklerim bitmedi. Anlatmak yetmeyecek. Ülkenizde gördüğüm kadarıyla herkes anlatıyor, herkes konuşuyor, susanınız ve düşüneniz çok az. Belki de kim en az düşünüyor ve en çok konuşuyorsa onu iş başına getiriyorsunuz. Sizleri düşüncesizlerin yönetmesi başka türlü nasıl olanaklı olabilir? üşüncesizlerden kurtulmayı başarabilmeniz için nasıl düşüneceğinizi öğrenmeniz gerekir. 2300 yıl önce yaşamış olan öğrencim Plato'nun devlet hakkındaki düşüncelerini kendi aranızda tartışmanızı, irdelemenizi öneririm. 2300 yıl geri kalmış olduğunuz söylediğimi sanmayınız. Ama herhalde demokratik devlet kavramını ancak 70 yıllık bir süre içinde öğrenmeye, denemeye ve özümsemeye çalışıyorsunuz. Devlet biçimlerinin içinde, dengesi en tez bo
zulabilen demokratik devlet türüdür. Küçük bir yanılgıyla odevlet kolayca demagogların, çıkar düşkünlerinin eline geçer ve kandırılmaktan hoşlanan çoğunluğu cahillerden oluşan bir ulusu, demogogların elinden kurtarmak ta güçleşir. Şimdi siz bu güçlüğü yaşıyorsunuz. Devletinizden hak ve adalet, güçlünün çıkarını korumaya dönüşmüş görünüyor. Plato'nun bir sözünü anımsatmak isterim. "Mübadele, insanların iyiliğine yönelik olmalıdır". Anadoluda mübadelenin biçim ve türleri, insanların değil, bir belli zümrenin mutluluğuna yönelmiş görünüyor. Bu toplumsal çöküntüyü beraberinde taşıyacak olan ayrıcalıklı devlet yapısını ortaya çıkarmıştır. Toplumun tüm bireylerinin eşit haklarla üretim ilişkilerine ve mübadele biçimlerine dolaysız katılmasının gizini bulmak zorundasınız. Yine size Plato 'nun bir sözünü anımsatmak istiyorum: "Bir toplumun başına gelen tüm felaketler, halktan, üretimcilerden ve zanaatkarlardan değil, askerlerden ve yöneticilerden gelir". Şimdi anladınız mı, neden Plato'nun devlet hakkındaki düşüncelerini kendi aranızda irdelemenizi istediğimi?

- Anladık, ey bilge kişi, Sokrates, anladık. Hemde çok iyi anladık. Yolumuza ışık tuttun. Zaten sana ne zaman gelsek, yüreğimizde umudun ışıltısı, düşüncenin, erdemi, sabırlı ve yürekli olmanın coşkusu doğuyor. Bir sözün kulağımızdan hiç gitmiyor:"İçeriği araştırılmayan hayat, yaşanmaya değmez". Hayatı yaşamaya değer hale getirmenin savaşımını vermeyi senden öğrendik. Yaşamak, özgürlüğün kendisi değilse, yaşamamak belki de en erdemlisi. Şimdi anlıyoruz, yaşamına neden kendi ellerinle sona erdirdiğini.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail