Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 54 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NDE KAMU YÖNETİMİ YASA TASARISI: HİYEROGLİFYAZISIYLA VEİLEN ÖNERGE

Ali Nejat Ölçen

T.B.M.M'nin 18.2.2002 günlü 54.birleşiminde gündeme giren Kamu Yönetimi Temel Yasa Tasarı" bundan önce kamuoyuna sızdırılan tasarıdan kimi maddeleri değiştirilerek ve ortadan kaldırılarak gündeme alınmıştır. MEDYA'nın da katılımıyla söz konusu tasarı, kamuoyuna "Kamu Yönetimi Reformu" olarak kabul ettirilmiş ve hiç kimse Türkiye Sorunları kitap dizisi dışında tersine tasarının kamu yönetimi deform tasarsı olarak nitelememişti.

Türkiye Sorunları kitap dizisinin 52 ve 53.sayılarında söz konusu yasa tasarısına ilişkin eleştirilerimizin yanı sıra, T.B.M.M'ne sunulan biçimini yeniden incelememiz gerekti. Aşağıda okuyucularımızın bilgilerine sunduğumuz görüşler, aslında bu yasa ile Türkiye'nin nerelere sürüklenmek istendiğini yeterince açıklamaktadır. Bununla yetinmeyecek, Türkiye Sorunları Kitap dizimizin bu sayısını ilk kez, önemi nedeniyle Çankaya'nın bilgilerine sunacağız.

T.B.M.M'nin 54.birleşimde 18 Şubat 2004 günü görüşülmeye başlanan tasarıya karşı, CHP'den tutarlı, gerekli ve Cumhuriyet Türkiye'sinin nerelere sürüklenmek istendiğine ilişkin eleştiriler geleceği umuduna kapılmıştık. Oysa CHP Grubu adına yapılan konuşmaların hemen hiç birisinin, söz konusu yasa tasarısındaki amacın ne olduğuna ilişkin en küçük bir eleştiri kırıntısına rastlayamadık. Öyle anlaşılıyor ki, CHP yönetimi bu yasa tasarısına ilişkin ortak bir görüş oluşturmamış ve kürsüye çıkan sözcüleri de kendi kişisel yaklaşımlarıyla yasa tasarısını irdelemekle yetinmişlerdir.

Oysa Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı adını taşıyan bu belge aslında, Anayasa'nın erkler ayırımını ihlal eden ve merkezi hükümetlerin yürütme erkini yerel yönetimlere aktaran öylelikle ulusal egemenlik kavramındaki yasama-yargı-yürütme erkleri arasındaki bütünselliği ortadan kaldıran bir tasarıdır ve onun bu sakıncalı niteliği T.B.M.M'nin kürsüsünde dile getirilmemiştir.

Tasarı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Merkezi Hükümetini yürütme erkinden Yoksun bırakıyor.

Hukuk Profesörü olduğu anlaşılan Oya Aralı ve arkadaşlarının Anayasa Komisyonundaki karşı oy yazısı bu gerçeğin dışında kalmış "Hukukumuzda temel yasa kavramı yoktur" demekle yetinilmiştir. "Yasa tasarısının her maddesine yansımış olan felsefenin kabul edilemez felsefe olduğu " belirtilirken onun nasıl bir felsefe olduğuna ilişkin tek bir tümceye yer verilmemiştir. "Keyfi ve otoriter yönetim anlayışını getirmesi" eleştirisi acaba yeterli miydi?. Bundan daha sakıncalı , daha tehlikeli biçimde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütünselliğini yok oluşa sürükleyeceği gerçeğine karşı oy yazısında yer verilmeliydi. Bir söz ne denli doğru: Yapraklarla uğraşanlar ormanı göremezler.

Yasanın maddelerine geçmeden önce tümü üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne nasıl bir cüppe giydirilmek istendiği gündeme getirilmeli ve bunun demokratik savaşımı sergilenmeliydi. Hatta bununla da yetinilmeyip, tasarının görüşüldüğü birleşimlere CHP Grubu katılmama kararı alarak, AKP iktidarını tarihsel sorumluluğuyla baş başa bırakmalı ve Anayasa Mahkemesine başvurulacağı açıklanmalıydı. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin omurgası kırılacağı yerde AKP'nin elindeki vazo kırılmalıydı. Okuyucularımız belki anımsayacaktır, CHP genel Başkanı Baykal, AKP'nin elindeki vazoyu çatlatmayaca ğı vaadinde bulunmuştu.

Tasarının tümü üzerinde CHP'nin görüşlerini açıklayan deneyimli parlamenter Hasan Fehmi Güneşin "üniter yapıyı seyreltip federalizmi çağrıştırıyor" demekle yetindiğini görüyoruz. Çağrıştırmak ne demek?. Düpe düz, Türkiye Cumhuriyetinin kapılarını federalizme açıyor. Buna karşın CHP sözcüleri arasında en başarılı konuşmayı Hasan Fehmi Güneş'in yaptığını söylemeliyiz. Konuşmasında:

Tasarıda parmak izleri olan laik, demokratik Cumhuriyete inançsız karşı devrimcilerin derin ve karanlık hesabının aranıp bulunabileceği, ayrıca ulus devleti yıkım projesi olduğunu,vurgulaması, gerçeğin tam ifadesiydi.

Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devletinin "yasama-yargı-yürütme" erklerinden oluşan yapısı korunacak ise, Anayasa Mahkemesi bu yasayı yok sayacak kararı alabilmelidir.

Taşra Örgütsüz Yatırımcı Bakanlıklar.

Tasarının en sakıncalı ve bütünsel (üniter) devlet yapısıyla çelişen niteliği, merkezi hükümet organlarının "taşra örgütü olanlar ve olmayanlar olarak" ikiye bölünmesi ve tüm yatırımcı bakanlıkların taşra örgütünden yoksun bırakılmasıdır.

Yasa tasarısına bağlı 2 sayılı cetvel, taşra örgütü olmayan bakanlıkları ,Bayındırlık ve İskan, Ulaştırma, Sağlık, Tarım ve Köy İşleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Orman bakanlıkları olarak saptadığı içindir ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin karmaşaya sürüklenmesine kapılar açılmış olacaktır. Neden?.

Bir baraj yapımında komşu ilden birinin en verimli toprakları su altında kalacağı için buna karşı çıkarken, öteki il açılacak su kanallarıyla yarar sağlanacağı için, projeye destek verecek ve sonuçta aradaki, çelişki zıtlaşmaya, zıtlaşma da kısa sürede çatışmaya dönebilecektir. Enerji, ulaşım, bayındırlık gibi temel ve stratejik sektörlerde, Devletin planlama, karar verme ve uygulama alanlarındaki yürütme erkinin güçsüzleşmek şöyle dursun ortadan kalkması büyük sakıncadır. Bir süre sonra çelişki gerekçe olarak kullanılacak, ortadan kalkması için, bir başka yasa tasarısıyla bölge valiliklerinin kurulması yoluna gidilebilir.. Bir başka deyimle bu yasa tasarısının çelişkisi, ilerde bölge valilikleri oluşturulmasının gerekçesi olarak kullanılacaktır.

Yasa Tasarısı Türkiye'nin Topografyasına Ters Düşüyor.

Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı'na 1500 metre yüksekten helikopterle bakıldığında ortaya çıkan topografyanın Cumhuriyet Türkiye'sinin haritasına yabancı olduğu görülecektir. Bölge Valilikleri aslında Osmanlı dönemindeki eyaletlerin ikiz kardeşidir. Ülkenin tümünü kapsam içine alan ve Anayasanın gereği olan kamusal yatırımların belli bir ekonomik büyümeye göre sektörel ve yöresel dağılımına ilişkin karar almak olanaksızlaşacak ve planlı büyüme süreci parçalanacaktır. Yerel yönetimlerin yatırım gereksinmelerini genel kalkınma planları içinde tasarımlamak olanaksızlaşacaktır, çünkü yerel yönetimler arasında karar bütünselliğini sağlayacak otoriteyi bu yasa tasarısı ortadan kaldırmaktadır.

Örneğin, 9.maddede:

Merkezi idare birimleri, mahalli idarelerin sorumluluk alanlarına giren görev ve hizmetler için mahalli düzeyde teşkilat kuramayacak doğrudan ihale ve harcama yapamayacak" deniyor.

Buna karşın aynı maddenin son bendine göre, "mahalli idareler, yatırımlarını merkezi idare kuruluşlarına yaptırabilecek". Ne denli yanlış. Merkezi hükümet yerel yönetimlerin taşaronu olacak. Ciddi devlet yapısıyla bağdaşır mı bu?.

Üstüne üstlük, yerel yönetimlerin yatırım harcamaları, aynı maddeye göre " yatırımlara ilişkin ödenekler, ilgili kuruluş tarafından o yerel yönetimin bütçesine aktarılacak". Merkezi hükümet, genel bütçeden harcanmasını üstlendiği yatırımın taşaronu olacak, yani,genel bütçeden ödenek alan yerel yönetim, o parayı ödeyen merkezi hükümetin birimini buyruğunda çalıştırarak kendisinin karar verdiği yatırımın gerçekleşmesini sağlayacak! Bu, tüccar olan Başbakanın, bedelini bir başka firmanın inşaatını, bedelini ödeyerek onun buyruğunda üstlenmesi kadar mantık dışıdır.

Bir başka sakınca daha ortaya çıkacak:Genel bütçeden bu ödenekler ne tür bir ölçüte göre yerel yönetimlere aktarılacak, kısır siyasal tercihler nasıl önlenecek ve daha da önemlisi, kamusal yatırımlar arasındaki "plan bütünlüğü" nasıl sağlanacak. Biri birinden kopuk, bütünlüğü söz konusu olmayan yatırımlar arasındaki organik bağ nasıl kurulacak. Devlet Planlama Teşkilatının bu karmaşa içindeki işlevi ne olacak, yatırımların izlenmesinde ve uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümünde karar mercii neresi olacak? Birden fazla yerel yönetimin yetki alanları arasındaki eşgüdüm ve karar birliği nasıl sağlanacak.. .

Yasa tasarısındaki bu 9. madde aslında, merkezi hükümet kavramını ortadan kaldırmaktadır. Yerel yönetimleri, genel bütçeden pay koparma yarışı içine itecek ve ekonomiye yük olan gereksiz yatırımların önü alınamayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Topografyasına Ters Düşen Madde.

Tasarıda yer alan bir başka hüküm de madde 22'de göze çarpıyor. Maddenin ilk bendi şöyle :"Taşra teşkilatı, görev ve hizmet niteliğine, sosyal ve ekonomik şartlara ve nüfus durumuna göre farklı yapıda kurulabilir."

Öylesine sakıncalı bir maddedir ki bu, yerel yönetimler arasındaki bütünselliği sağlayacak olan yapısal özdeşlik te ortadan kalkacak ve bundan üniter devlet yapısı büyük zararlara, ayrışımlara uğrayacaktır. Ve birbirinden farklı yapıda kurulacak taşra teşkilatları 22.maddenin ilk bendine göre vali ve kaymakamlara bağlı olacak. Bir ilde, ilçelere göre farklı yapıda kurulan taşra örgütleri arasındaki bütünselliği vali nasıl sağlayacak. O vali bir ilden ötekine atandığı zaman ayni hizmet alanında farklı yapıda taşra teşkilatı ile karşılaşacak. Bu ters mantık içinde 22.maddede "bölge düzeyinde teşkilatlanan bakanlık" deyimine yer veriliyor, anlamak olanaksız. Bir bakanlık, bu maddeye göre, bölge düzeyinde teşkilatlanmışsa illerde teşkilat kuramayacak ve ilde teşkilatlanmışsa bölge düzeyinde teşkilatlanamayacak. Maddenin "c", bendi ne amaç taşıdığı belli olmayan böyle bir hükme yer veriyor. Oysa hizmetin türü, alanı, çapı boyutu bölge örgütünün bulunması yanı sıra illerde de birimlerinin bulunması gerekebilir. Yasa bunu önlüyor, niçin belli değil. Gerekçesinde de neden böyle bir koşul konduğu anlatılmıyor.

Türbanı Yasallaştıran Madde.

Yasa tasarısının kimi maddelerinde de art niyetin izlerine rastlıyoruz. Örneğin 4.maddede " kişilerin hak ve özgürlüklerinin önündeki engellerin kaldırılması" na yer veriliyor... Kafasını türban denilen çaput parçası ile sarıp sarmalamak, kimi genç kızlarımızın kişisel hak ve özgürlüğü olarak tanımlanacağından bunun engellenmesi olanaksızlaşacaktır.

Bir yasada, lastik gibi çekilip uzatılan maddeye yer verilebilir mi? 8.madde öylesi esnekliğe sahip: Mahalli idarelerin kanunlarla verilen temel görev ve hizmetleri ciddi şekilde aksatması, önemli ölçüde olumsuz etkilemesi durumunda aksamanın boyutu ölçü olmak kaydıyla.. kanunlarda öngörülen tedbirler alınır" deniyor. Aksamanın boyutu nasıl ölçülecek belli değil. Yargı, ciddi ve ciddi olmayan aksamayı birbirinden nasıl ayırt edecek. Kimi yerel yönetimlerin işi ciddi olarak aksatmadığı ve o nedenle önlem alınmasına gerek olmadığı kararının ortaya çıkmasına yol açıyor bu madde. Yasada böylesi subjektif, kişiden kişiye değişen kurala yer verilmesinin bilgisizlikten değil, art niyetten kaynaklandığını düşünmek olanaklıdır.

Zavallı Halk Denetçisi.

Türkiye Sorunları kitap dizisinin 53.sayısında "Halk Denetçisi" ne ilişkin eleştirilerimizi burada kısaca yinelemeye gereksinim duyuyoruz. Tek başına denetim yapacak olan bu kişi, karşısına gelen ve çeşitli disiplinlerde uzmanlığı gerektiren sorunlara nasıl çözüm bulacak?

Neresinden bakılırsa bakılsın, topluma reform olarak sunulan ve MEDYA aracılığıyla da bu yanlış nitelemenin kitlelere ve yerel yönetimlere benimsetildiği yasa tasarısı, yürütme erkini devletin elinden almakta, yerel yönetimlere hatta İl Özel İdareleri'ne aktarmaktadır. İl Özel İdareleri,yerel yönetimlerle Merkezi Hükümet arasında Anayasa'da yeri olmayan bir konuma yerleştiriliyor.Anayasada bir türlü gerçekleşmeyen sosyal hukuk devleti bu kez kavram olarak ta ortadan kakacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devletine sahip çıkmanın görevi Çankaya'ya ve onu izleyen dönemde de bu Anayasa Mahkemesine düşüyor.

CHP Neden Yasa Tasarısına Gereken Tepkiyi Göstermedi?

Bu sorunun yanıtını ne yazık ki, AKP iktidarının Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in konuşmasından öğreniyoruz. 18.2.2004 günlü 54.birleşimde şunları söylemiş ve CHP sıralarından tek karşı yanıt gelmemişti. O gün Mehmet Ali Şahin:

Araçlar, gereçler de il özel idarelerine ait olacak ve hizmetler daha çabuk görülecek, daha süratli görülecek, böylece halkımız köyüne asfalt istiyorsa bu asfalt daha çabuk gidecek, bunun neresine karşı çıkıyorsunuz ,

diyordu. Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti böylesi sakat bir mantıkla yönetilmeyi sürdürecekse, dış borçtan yakasını kurtaramayacak, kamusal kaynakların plansız programsız savurganca harcanmasının önüne geçemeyecek, bütçe açıkları sürüp gidecek, yatırımlar arası öncelikler kuralı ters yüz olacak ve popülizm sevdası devletin içten sömürüsünü bu kez kurumlaştırmış olacaktır. CHP sıralarında suskun bir dinleyiş var. Mehmet Ali Şahin konuşmasını sürdürüyor:

Bunun neresine karşı çıkıyorsunuz, ben anlayamadım doğrusu. Bakın, sizin şu seçim beyannamenize. "Yerel Çözüm 2000'e doğru". Bir bakın Allah aşkına yahu. Şunu okuduğunuzda, asıl üniter,işte o zaman bozuluyor. Diyorsunuz ki, "İl Meclisi, valinin vesayetinden çıkacak". İşte o zaman üniter yapı bozulur. Siz diyorsunuz ki, aynı zamanda " Yerel yönetimler vergi koyma hakkına sahip olsun". İşte o zaman üniter yapı tehlikeye girer, Siz burada Milli Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatlarını da belediyelere vermeyi düşünüyorsunuz. Bakın biz, ülkenin içinde bulunduğu şartlar nedeniyle bunu dahi tasarmızdan çıkardık, ama sizin önerinizde var. Demek ki biz Türkiye'nin bütünlüğü, üniter yapısının korunması hususunda sizden daha hassasız. Cumhuriyeti koruma ve Cumhuriyete sahip çıkma konusunda bizimle yarışamazsınız. (AKP sıralarından alkış, CHP sıralarından bravo sesleri, alkışlar).

Meclise sunulmadan önce dağıtılan ilk taslakta gerçekten yerel yönetimlere AKP iktidarı vergi salma yetkisi tanıyordu ve Orhan Özkaya, Türkiye Sorunları kitap dizisinin 53.sayısına gönderdiği yazısında bunu eleştiri konusu yapmıştı. AKP yanlışlığını fark etmiş taslaktaki 59.maddeyi ortadan kaldırmıştır. T.B.M.M'deki konuşmasından anlaşılıyor ki, CHP 'de AKP benzeri bir yerel yönetimleri yetkilendirme düşüncesinin sahibiymiş ve belki de söz konusu yasa tasarısının görüşülmesinde etkin bir karşı çıkışı bu yüzden, göze alamamıştır

Şimdi, T.B.M.M'nin düzeyini ortaya çıkaran bir olaya değineceğiz.

Hiyeroglif Yazısıyla Verilen Önerge.

TÜRKİŞ eski genel başkanı ve CHP'den milletvekili seçilen Bayram A. Meral ve arkadaşları 18.2.2004 günlü 54.birleşimde Kamu Yönetimi Temel Yasasıyla ilgili bir önerge verirler. Önergeyi okuması gereken divan üyesi, şunu söyler:
Katip üye Suat Kılıç (Samsun)-Sayın Başkan, yazının okunması çok güç; el yazısı..
Bayram A.Meral (Ankara)-Ağır ağır okursan çözülür
Katip Üye Suat Kılıç (Samsun)-Efendim.Sayın Küçük el yazılarını daha iyi tanıyabilir. Ben, Sayın Küçük'ü davet etmek istiyorum. Sayın Başkan, okunması mümkün olmayan bir şekilde, ilerideki sayfalarda tamamen okunması mümkün olmayan şekilde, adeta burada hiyeroglif yazı var; çivi yazısı..
Başkan- Sayın milletvekilleri, şu ana kadar, ben daha önce de burada arkadaşlarımız var, Kanunlar Dairesi Başkanı arkadaşımız da burada, geçmişteki uygulamaları incelettirdim. Esas itibariyle, sadece okunmuş, gerekçesi ve sairesi okunmadan oylamaya geçilmiş. Bu minval üzere devam eden olumlu görüşmeler noktasında, ben, yetkimi kullanarak bunu okuttum;ama şu anda, hakikaten, arkadaşlarımız bu yazıyı okumakta zorlanacakları aşikardır.
Haluk Koç (Samsun)-Sayın Başkan, diğer katip üye okusun.
Başkan- Geçmişteki uygulamalar doğrultusunda, önergeyi görüşmeden oylarınıza sunuyorum.
Halil Ünlütepe (Afyon)-Önergeyi bilmiyoruz. Neyi oylatıyorsunuz?
Başkan- Kabul edenler..Kabul etmeyenler. Kabul edilmemiştir.
Halil Ünlütepe -Başkanım neyi kabul etmedik?!
Başkan- Evet, soru-cevap kısmına geçiyorum.
Halil Ünlütepe- Neyi kabul etmedik?! Bilmediğimiz bir şeyi oylatamazsınız!
Başkan- Sayın milletvekilleri..Saygıdeğer milletvekilleri, uzatılmasını istiyorsunuz. Bakınız, defaatle..
Kemal Anadol (İzmir)-Sayın Başkan, daha sonraki uygulamalara çok kötü bir emsal olur.

Önergede imzası olan hiçbir üye, söz alarak önergeyi savunmadığı gibi Afyon milletvekilin Halil Ünlütepe'den başka hiçbir CHP'li Başkanın bu yanlış tutumuna tepki göstermiyor. Türk ulusu, böylesi bir Parlamento müstahak mı?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail