Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 2 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


HASAN MEZARCIYA KIZMAYA HAKKINIZ VARMI?

Ali Nejat Ölçen.

Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Büyük Millet Meclisi'nin çatısı altında ona çirkin sözlerle saldırmaktan utanç duymayan Hasan Mezara'ya, Türkiye'de hiç bir kişi ve kurumun kızmaya hakkı olduğu sanılmamalı. Çünkü, o, Cumhuriyetin özünü oluşturan laiklik ilkesini yadsıyan eğitim sisteminin bir prototipidir. Bu günkü gerici siyasetin bir izdüşümüdür o. Kendiliğinden ortaya çıkmış ta değildir. 1930’larda Serbest Fırka ile hortlayan gericiliğin, bu günlerin Cumhuriyet Türkiyesine egemen olmayı başaran siyasetinde, parlamentoya yerleştirdiği çakıl taşlarından sadece birisidir o.

Almanya'da Atatürk'ün modelini sopalarla döverek, boynuna ip geçirip yerde sürükleyen Kara Ses'in çömezlerinin her biri birer Hasan Mezarcı değil mi? Sosyal Demokrat Partiler, Cumhuriyetin ve sizlerin partisinin kurucusu ve ilk genel bakanı olan kişi yerde sürüklenirken neredeydiniz? Örgütünüz bu çirkin olayı niçin kınamadı. Şimdi kızmaya hakkını var mı? Ey sağcılar, dini siyaset piyasasında meta olarak kullanırken birgün onu sizden daha çirkince sömürü aracı yapacakların ortaya çıkacağını göremediniz mi? Hasan Mezarcıları yetiştiren eğitim kurumlarına dîne saygı aldatmacısıyla sizler kurmadınız mı? Kur'an kurslarında, çocuk yaştaki öğrencileri, cumhuriyetin ve demokrasinin özünü oluşturan laiklik ilkesine düşman olarak yetiştirilmesine seyirci kalan sizler, o kurslarda nasıl yemin ettirildiğini duymadınız mı? Kuşkusuz biliyor, duyuyor ve görüyordunuz. Yetişecek Mezarcıların sizlerden yana olacağı varsayımı içinde seyirci kalıyordunuz. Çocuk yaştaki öğrenci, Kur'an kursuna adımını attığı anda:

"Ben Muhammedin müslüman ümmetindenim" di-e yemine başlıyordu. "Türkiye, dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir, diye yeminini sürdürüyor ve devam ediyordu:-"Hayatımı, Mustafa Kemalin dinsizliğine karşı savaşa adaya-cağıma, Türkiye Cumhuriyetini bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devletinin kurul-ması için, devlet idaresine söz sahibi olacak mevkilere gelmek için çalışacağıma, dinim, Allahım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim"1

demek zorundaydı o küçücük öğrenci. Şimdi onlar büyüdüler ve çoğu birer Hasan mezarcı oldu. Ne varki, Hasan Mezarcı, laik cumhuriyeti tersine çevirmeye yemin etmiş yığınlar içinden sadece birisi ve belki de en deneyimsiz olanıdır. O yığınlar bu gün sizi de sürüp götürecek güce ulaşmak üzereyken, kızmakta geç kalmadınız mı? Hasan mezarcılar, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Eğitimde Birlik" ilkesini yok etmenizin şimdi önünüze çıkan faturası değil mi? O faturayı sizlerle birlikte bütün ülke ödemek zorunda kalmıştır.

Einstein'ın bir sözü var: Sonsuza fırlattığınız ok sırtınıza batar. Şimdi Türkiyenin Laik Cumhuriyetine doğru fırlattığınız gericilik oku, sırtınıza batmaya başlamıştır. Kızgınlığınız bundan ötürü. Sizler de Ha-san Mezarcı gibisiniz. Laiklik ilkesinden yana olsaydınız, orta okul ve liselerde "Din ve Ahlak" adı altında öğrencilere belletilen çağ'dışı, gerici ve bağnaz bilgileri ders programlarına aldırır mıydınız? Sizler laikliğin gerçek savunucuları olsaydınız, Devlet Planlama Teşkilatında hazırlanan "Milli Kültür Raporu"ndaki laiklik karşıtı önermeleri resmi ideoloji haline getirir miydiniz? Sizler gerçekten laikliğin erdemini kavramış olsaydınız, ne imam ve ne de müezzin olması olanaksız küçük kız çocukları için imam hatip okulları açtırır mıydınız.2 O okullarda Hasan Mezarcıların analarının yetişmesini sizler amaçlamadınız mı? Kur'an kurslarında ve imam hatip okullarında gerçek din adamı mı yetiştirilmekte olduğunu sanıyorsunuz? O okulların pek çoğunda, şeriat düzeninin alt yapısının oluşturulmakta olduğunu bilmiyor muydunuz ve amacınız bu değil miydi? Bu gün Elazığ'da Başbakan Yardımcısının demokrasiden söz eden konuşmasına karşı "Şeriat istiyoruz" diye bağıran kitleler nerelerde eğitildiler?

Otuz yılı aşkın süredir, hedef şaşırtmacasıyla, dirlik-düzenin bozulması olasılığım, soldan gelecek tehlikeye dayandırmış resmi devlet ideolojisi şimdi asıl tehlikenin nereden gelmekte olduğunu görebilmelidir. Çağdaş görünümlü bir hanım Başbakan, kendi partisi için "ezandır, imandır, Kur'andır" diyerek oy kazanmayı amaçlamışsa, onun laiklik ilkesinden yana olduğunu düşünmek güçleşir. Hazan Mezarcılar, dinin siyaset pazarındaki rekabetinde fiyatı elbette daha da kıracaktır. Atatürk'e saygı kılığı altında, Atatürk'e olan saygısızlığı gizlemek artık olanaklı değildir. Bu gün yeniden hortlayan ve gemi azıya alan gericilik, şimdi sizin de karşınıza dikildiği için, karşı çıkmak zorunluğu içinde artık laiklik ilkesine sarılmaya mecbur kaldınız. Laikliğe gerçekten inandıkları ve onu özümsedikleri için değil, varlıklarını sürdürmenin aracı olduğu için onu savunmak ona sığınmak zorundadırlar. Bir gün Hasan Mezarcı da, kendi mezarını başka mezarcıların daha derin kazacağını gördüğü an, laiklik ilkesine sığınmâk zorunda kalacaktır. Laikliğin iç barış olduğunu, farklı inanç kategorilerinin bir arada olabilmelerine olanak tanıdığını kavrayacak bilgi ve bilinç düzeyine ulaştıkları zaman, laikliğin kendilerini de kurtarıcı çıkış yolu olduğunu göreceklerdir. Kendi mezarlarının başka mezarcılar tarafından kazılmaması için laikliğin erdeminden söz edecekler ve bu ilkeyi bir gün bizlerden daha fazla savunur hale geleceklerdir. Şeriat düzeninde hırsızlık edenin elinin kesilmesini öngören ayetin, bir Anonim Ortaklıkta nasıl uygulanacağını bilemeyecekler ve belki de kendi genel başkanlarının elini kesmek zorunda kalacaklar.

Refah Partisinin genel başkanı, halâ Devlet Su İşlerine sattığı ve karşılığında 1967 yılında 7 milyon TL alıpta, tüm motorlar kırıldığı halde hiç birini onarmayı üstlenmediği, aldığı parayı da geri ödemeye yanaşmadığı için, şimdi şeriat düzeninden yana olan Ha-san Mezarcı, bıçağı eline alıp, molla Erbakanının bileğini kesmeye hazırlanmalıdır. Bu olay hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyen okuyucumuza T.B.M.M'nin 19.2.1976 günlü 60 ncı Birleşimin 2 nci oturumundaki tutanakları incelemesini öneriyoruz. O oturumda, şimdi bu satırları yazan kişi, CHP milletvekili olarak kürsüde şunları açıklamıştı.

-Alay köyünde 100 metreye kadar derin su kuyu-lan açılmış ve bu derin su kuyuları için yeraltı pompalan imal edilmiş ve motorlarla teçhiz edilmiştir. İnşaat bittikten sonra, ilk denemede bu motorların hepsinin kırıldığı görüldü... Motorları imal eden firma, Devlet Su İşlerinden parasını aldıktan sonra o motorları tamir etmemiştir, tamir etmediği halde parası kendi yedindedir ve hektarlarca arazi bu gün (yani 1976'da) sekiz yıldan beri sulanmaz haldedir. Maneviyatı kuvvetli kişi, o pompaların kırılması karşısında gelir, Devlete yani ulusa, parayı iade eder veyahut o motorları, o pompaları yenisiyle değiştirir. Onlar, Gümüş Motor tarafından Sy. Erbakanın imal ettiği motorlardır ve maneviyatı bu denli kuvvetlidir kendisinin".

Şimdi Hasan Mezarcı, şeriat düzeninde, gelip te bu soruna bir çözüm bulmalıdır. En iyisi uzat elini molla Erbakan demeli.

Hasan Mezarcı'nın bunu yapabileceğini hatta şeriat düzeninde bile yapmaya hakkı olduğunu sanmıyoruz. Çünkü, o, Kur'anın Nur suresinin 4 ncü ayetini çiğnemiş bir kişidir. Şeriat ilkelerine göre "baştan çıkmış" bir kişidir. Yaşamı ile düşüncesi, davranışı ile sözleri arasındaki çelişkilerin psikolojik sıkıntısını çekmektedir. Ona kızmak yerine acımak gerekir. Türkiyenin kent sokakları, nasıl bu kadar çok otomobili taşıyamıyor ve metro inşaatları bile trafik sorunu çözemeyecek ise, sanayileşmek zorunda olan Türkiye'nin kültürü de bu kadar çok imam hatip okullarını, Kur'an kurslarını taşıyamayacaktır. Sanayileşen toplumun çağa açılan kapı aralığında Hasan Mezarcılar sıkışıp kalacaktır. Onlar, Türkiyenin, geriye özlem duyan gerici yığınların son modası geçmiş prospektüsleridir.

Kimseyi kimsenin gücendirmemesi, İslamın gereğidir diyen Hasan Mezara, Mustafa Kemal Atatürk için TV ekranından "senin Atan gibi veled-i zinamıyım ben, Se-lanikten gelmedim, Batumdan geldim" diyebilecek kadar gaflet, dalalet ve hıyanet içine düştüğünün farkına vara-mamıştır. Şeriat devletinden yana olduğuna göre, şimdi kendisi için Nur Suresinin 4 ncü ayeti uyarınca işlem yapılması gerekir. Çünkü Nur suresinin 4 ncü ayeti böyleleri için şu cezayı öngörüyor:

"Namuslu kadınlara (zina suçu) atıp ta sonra tanık getiremeyenlere 80 deynek vurun ve artık onların şahitliğini kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir".

Şimdi 80 deynek yemesi için Mezarcının sırtını dönmesi gerekecek. Ve bundan sonra da tanıklık edemeyecek. Çünkü Tanrı katında o, baştan çıkmış bir kişidir. Aynı sürenin 5nci ayetine göre, tövbe edip uslanırsa ancak tanıklığı ya da tanıkları kabul edilebilecek. Bakalım tövbe edip uslanacak mı Hasan Mezarcı.

Dip Notlar:

1. Dr. Niyazi Köymen. Dinsel bunalımdan gerçek hak yoluna, Izmir, 1971.

2. İmam Hatip okulları ve öğrencilerinin sayısındaki olağan üstü artışını ve Erkek Teknik Öğretmen okullarındaki öğrenci sayısının üstüne çıkması olayını görmek için aşağıdaki çizelgeye bakınız:

Yıllar............İmam Hatip ..........İmam Hatip............E.Teknik Okulu.......E.Teknik Okulu
...................okul sayısı............öğrenci sayısı.........sayısı.....................öğrenci sayısı

1965..............49..........................13478...................240..........................52237
1970............101..........................42443...................178..........................42260
1975............174..........................48900...................189..........................77918
1980............588........................178013...................276.........................121780
1985............716........................229973...................414.........................166920
1989............733........................269439...................542.........................244903
Kaynak: DIE İstatistik Cep Yıllığı 1971-90

3. Yaygın Eğitim dalında, 1984-85 yılında 2543 Kur'an kursunun 102838 öğrencisi 12-14 yaş grubunda idi. O dönemde sadece 31 pratik sanat okulu mevcuttu ve öğrenci sayısı ise 1504 idi. Teknik adamdan çok imam yetiştiren bir Türkiye, kendi ekonomisini nasıl düzenleyebilecektir. Dış yardıma muhtaç olacak, bağımsızlığını yitirecek ve uhrevi güçlerden yardım bekler hak gelecektir elbet.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail