Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 2 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


AZ OKUYAN ve ÇOK SUÇ IŞLEYEN ÜLKE: TÜRKİYE

Ali Nejat Ölçen.

1.Okuyanı Az Türkiye.

1991 yılında Türkiye'de 6365 kitap yayımlandı. Okul kitapları ile broşür biçimindeki yayınlar bu rakamın dışında. Her 1 milyon kişiye 110 kitap yayımlanıyor demektir. Komşularımıza göre ne durumdayız? Özellikle Osmanlı döneminde birer vilayetimiz olan Balkan Yarımadası’ndaki komşularımıza göre. Bulgaristan’da 1 milyon kişiye ve 1991 yılında yayımlanan kitap sayısı 363 tür ve Türkiye'nin 3 katıdır. Yunanistan’da aynı yıl, 4066 adet kitap yayımlandığını görüyoruz. 1 milyon nüfusa 400 kitap rastlıyor. Bizim 4 katımız. Romanya'da 135 kitap. Bizden yine de fazla. En az kitap okuyan ülkeyiz.

Ülkemizdeki durumu biraz daha yakından inceleyelim. Önceki yıllarda durum nasıldı? UNESCO'nun istatistik yıllıklarından aşağıdaki çizelgeyi elde edebiliriz ve bu çizelgede Türkiye de her 1 milyon kişiye yayımlanan kitap sayısının hızla azalmakta olduğunu görürüz.

1973’ de 1 milyon nüfusa 190 kitap yayımlanırken bu sayı şimdi 110'a inmiştir. Anadolu insanının daha az okuması ve daha az düşünmesini sağlayacak biçimde sürekli kağıt fiyatlarına zam yapılmasının doğal sonucu olduğu gibi 20 nci yüzyılın son yıllarında tüm dünyayı saran görsel kültür etkinliğinin (TVprogramlarının yozlaştırıcı) yayımlarının dâ etkisi olduğu yadsınamaz. Sovyet Blokunun sadık bir üyesi olan o dönemin Bulgaristan’ ında da kitap yayımının giderek azaldığını görürüz. Örneğin 1973 te, Bulgaristanda 1 milyon nüfusa 460 ki-tap yayımlanırken bu sayı 1991'de 363'e inmiştir. Azalış Türkiyedeki kadar ürkütücü olmasa bile yine de 19 yılda yüzde 21 oranında azalışa uğramış görünüyor. Türkiye'de e azalış 19 yıl içinde yüzde 47.

Çizelge 1. Tükiye'de Yayın Azalışı.

Yıllar.....Yayımlanan Kitap......Nüfus......1 Milyon Kişiye
.............sayısı......................1000)........kitap sayısı.

1972........7032......................37250........188
1973........7479......................38119........196
1976........6320......................41090........154
1977........6830......................42134........162
1983........6869......................49558........138
1984........6685......................50550........132
1990........6261......................56080........112
1991........6365.......................56950.......110.
Kaynak UNESCO. Statistical Yearbook, 1985,1993.
Number of titles by UDC classes.
(Nüfus rakamları entrepolasyon ile hesaplandı)

Yayımlanan kitapların konulara göre dağımı da ilginç olarak ülkenin kültür düzeyini yansıtır. Örneğin Türkiye'de 1973 yılında yayımlanan kitapların % 23.7 si bilimsel ve % 3,2 si dinsel nitelikteyken 1985'te dinsel yayım 7,8'e yükselmiş ve bilimsel olanlar da % 17.6'ya inmiştir. Türkiye daha az okudukça bilimden uzaklaşıyor ve dinsel yayınlara daha çok eğilim duyuyor türünde bir sonucu ulaşabilir miyiz? Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, günün koşullarındaki umudun çöküşü, Anadolu insanını giderek bu dünyada kavuşamayacağı mutluluğu öteki dünyaya erteleyen bir yaşam felsefesine sürüklüyor olmalı. Aşıroı enflasyonla iç içe yaşamak insanları uhrevi dünyanın kutsal kitapta yazılı mutluluğuna muhtaç hale getiriyor. Türkiye’de enflasyon acaba siyasal bir tercih mi?

Bulgaristan'da ya da Yunanistan'da durum nasıl?

Bulgaristanda 1973 yılında yayımlanan 3963 kitabın binde 3 ü dinsel ve yüzde 37.2 si bilimsel konudadır. Bul-gar insanı'çok az dinle ve fakat çok fazla bilimle ilgile-niyor. 1990'da durum değişik değil. Yayımlanan 3412 kitabın sadece bin de 5 i dinsel konuda. Yunanistan'da 1973 yılında yayımlanan 2007 kitabın % 9.7 sinin dinsel ve % 12.5 inin bilimsel konulan kapsadığını görüyoruz. 1990'da yayımlanan 4066 kitap içinde dinsel olanların ağırlığı % 7.1'e inerken bilimsel olanlar hemen hemen değişmemiş.

Yukarıdaki kültür yapısını etkileyen unsurlardan biri de kuşkusuz, ülkede var olan bilimsel potansiyel ve araştırma ile gelişme projelerinde çalışan bilim adamı, mühendis ve teknisyen sayısıdır. 1985 yılında UNESCO kayıtlarına göre, araştırma ve gelişme projesinde çalışan bilim adamı, mühendis ve teknisyen sayısı Türkiye'de 18643 iken bu sayı Bulgaristan'da 62 247 ve Romanya'da 102 000 idi. Yani her 1 milyon nüfusa ülkemizde isabet eden 361 bilim adamı, mühendis ve teknisyen, araştırma gelişme alanında çalışırken, bu rakam Bulgaristan'da 6410 ve Romanya'da 4430 idi. Türkiye çağ atlamadan önce Balkanlardaki komşu ülkelerin düzeyine gelebilmeyi başarmalıdır. Avrupa ortalamasına göre 1985 yılında araştırma ve gelişme alanında çalışan bilim adamı, mühendis ve teknisyen sayısı her 1 milyon nüfus 48600 dır ve gelişmekte olan ülkelerde de bu sayı 8263 düzeyindedir ve Türkiye gelişmekte olan ülkelerin bile bu alanda çok gerisinde.

Ülkeyi yöneten siyaset adamlarımızın toplumu yanıltarak gereksiz böbürlenmeye başvurmak yerine bu acı gerçeği görmeleri ve eğitim politikalarında sürüp gi-den çarpıklığı düzeltmeleri gerekmez mi?

2.Suçlusu Bol Türkiye.

Gerek Devlet İstatistik Enstitüsü (DIE) ve gerek Devlet Planlama Teşkilatının (DPT), adalet istatistiklerini yanlış yorumladığını görüyoruz. Her iki devlet kurumu da, Türkiye'de suç işleme oranının "okur-yazar" nüfusta daha fazla olduğunu ileri sürebilmektedir. Okur-yazar nüfusun daha az suç işleme eğiliminde olması gerekirken, bunun tersini ileri sürmenin, görünürdeki amacı, Milli Kültür Raporunda da açıkça belirtildiği gibi, Cumhuriyet döneminde, din temeline dayalı eğitimden uzaklaşılmış olmasına haklılık kazandırmak içindir. Nitekim, 1983 yılında DPT’de hazırlanan Milli Kültür Raporunun "Din ve Ahlak" bölümünde şu iki rakama dayanılarak:

"Hapse girenlerin sayısı, okur-yazar'larda, okuma yazma bilmeyenlerden daha fazladır" sonucuna varılıyor. Verilen ve kanıt olarak gösterilen istatistiksel bilgi şöyle:

Hapse giren mahkum sayısı:

Yıl…. Okur-yazar…Okumasız-Yazmasız

1965.….46 323……..37377
1969…..42 802………8 712

Din temeline dayalı öğrenim yapılsaydı "okur-yazar" nüfus bu denli fazla suç işlemezdi. Böyle düşündüler Türk-İslam sentezinin savunucuları ve Milli Kültür Raporunu hazırlama fırsatını ele geçirdikleri zaman, laiklik ilkesine bu iki rakamın kanıtıyla karşı çıkmâya çalıştılar. Din ve Ahlak bölümünü hazırlayan komisyonun başkanı, bir üniversitede profesör olmasa ve bir başka üniversitedeki asistan da doktora tezine bu yanlış bilgiyi olduğu gibi aktarmasaydı, adalet istatistiklerini inceleyerek gerçek durumu ortaya çıkarmak gereğini belki de duymayacaktık. Din uğruna bilimin kirletilmesine razı olmadığımız için, adalet istatistiklerini kaynağında ince-leme gereksinimi duyduk. O istatistiklerin, 1982 yılındandan itibaren, düzenli biçimde, bilimsel yöntemlerle tutulmaya başlanması kıvanç verici bir gelişmedir. Adalet İstatistiklerine böylesi bir ciddiyeti kazandıran, Adli Sicil ve îstatistik Genel Müdürleri Umur Tamur, Ali Naci Tuncer ve Dr. Mustafa T. Yücel ile Bilgi İşlem Uzmanı Gürkut Koçak'ı burada hayranlıkla kutlamayı ödev biliyoruz. Eğer şimdi, Türkiye’nin adalet anatomisini görebilmek olanaklıysa, bu, doğrudan doğruya bu genel müdürlerin, adalet istatistiklerine kazandırdıkları bilimsel kayıt sisteminin ürünüdür. Üniver-site ve planlama düzeyinde suç olayına bakan kişilerin bilime saygı duyarak, istatiksel verileri incelemeleri, karşılaştıkları rakam karşısında kendilerine şu soruları sormaları gerekirdi:

• Suç ya da suçlu sayısını temel almak yerine, suçun ya da suçlu sayısının populasyon yani ait olduğu kitle içindeki oranı ne durumdadır ve bu öğrenim durumuna göre nasıl değişim gösteriyor?

• Her hangi bir okula gitmeden okuma yazma öğrenen grup ile, okula giderek okuma yazma öğrenen grup arasında suç işleme eğilimi nasıl değişiyor?

• Çeşitli öğrenim, meslek ve yaş gruplarının suç işleme eğilimleri nasıl değişiklik gösteriyor ve zaman aşımında nasıl artıyor ya da azalıyor?
• Çeşitli suç türleri üzerinde ekonomik unsurların etkisi var mı, reel ücret ya da kişi başına Gayri Safi Milli Hasıla etkin rol oynuyor mu vb?

Konuyu böylesi bilimsel bir çerçeve içinde ele almadan, Üniversite öğretim üyelerinin olaya sadece dinsel eğitimin varlığı ya da yokluğu açısından bakmaları hem bilimi ve hem de dini basite indirgemek olmaz mı?

Biz konuya objektif ölçüler içinde, istatistiksel bilgilerin olanak tanığı bilimsellikle yaklaşmak amacındayız. Önce suçun en çok hangi yaş grubunda işlendiğini görelim. Ancak hemen şunu belirtelim ki, araştırmamıza temel aldığımız bilgiler, cezaevine giren hükümlü sayısından çok, yargıç önüne çıkan sanık sayısına dayanacaktır. Sanık sayılarının, cezaevine girenlerin sayısına göre suç işleme eğilimini daha gerçekçi olarak yansıttığına ilişkin, konunun uzmanlarındân (örneğin Dr. Mustafa T.Yücel'den) bilgi edindik.

a. Suçun en çok işlendiği yaş grubu.

Türkiye'de istatistiksel veriler, 22-29 ve 30-39 yaş gruplarında suç işleme eğiliminin en çok olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. 20-29 yaş grubunda, her 10 bin kişiden 16 sı sanık olarak 1984'te yargıç önüne . çıkmıştır. 1984'te her 10 000 kişiden 12 si sanık olarak yargılanmıştı. 1991 yılında da bunun iki katına yükseldiğini görüyoruz. Şekil l'de olayı grafik olarak göstermeyi tercih ettik. Grafik incelendiği zaman, 1984 yılında 30-39 yaş grubunun 22-29 yaş grubundan daha az suç işlemesine karşın, 1986 dan sonra tersine, değişen sosyo-ekonomik koşullar altında, 20-29 yaş grubuna göre çok suç işler duruma geçtiği görülüyor. Bunun 30-39 yaş grubundaki işsizlik oranın daha fazla olmasıyla ilişkisi olduğunu sanıyoruz. Konumuz dışında kaldığı için şimdilik olayın bu yönünü incelemeyi düşünmüyoruz.

b. Sanık sayısının en çok olduğu suç türü: Hırsızlık.

Adli Sicil ve îstatistik Genel Müdürlüğünün yayımladığı, Adalet İstatistiklerinden edindiğimiz bilgiler çizelge 2'de verilmiştir, 1980'lerden sonra 10 yıl içinde Türkiye daha az kumar oynarken, daha çok hırsızlık ve daha çok adam öldürme suçlarının işlendiği ülke haline gelmiştir. Hırsızlığın toplam suç içindeki oranının 1982 de % 12 den 1992 de % 17'ye yükseldiği görülüyor. Devlet'in kendisi, Milli Piyango aracılığıyla kumar oynadığı için, kumarcılık sektöründe gerileme oldu. Suçların 1982 de % 2,3 ü kumar oynamayla ilgiliyken bu oran 1992 de % 1,7 ye inmiştir. Buna karşın adam öldürme suçunun % 5,3'e yükseldiği görülüyor.

1983 yılından itibaren, uygulanan din temeline dayalı eğitim ve yönetim biçimi, Türkiye'yi daha az hırsızlık suçu işlenen ve daha az adam öldürülen ülke haline getirememiştir.

Çizelge 2. suçların yıllara göre değişimi ve üç tür suça dağılımı.

Yıllar...Sanık sayısı...Hırsızlık..Oran.....Kumar.....Oran......Cinayet....Oran

1982.....487472......59077......0.12........11191......0.023.....18321.......0.038..
1983.....583494......65015......0.11........14974......0.026.....20549.......0.035
1984.....515222......65297......0.13........12561......0.024....18254........0.035
1985.....525920......72632......0.14........15416......0.029.....22360.......0.043
1986.....500302......64935......0.13........17526......0.035.....22221.......0.044
1987.....499226......67721......0.14........14755......0.029.....25645.......0.051
1988.....599208......94101......0.16........11887......0.020.....30202.......0.062
1989.....562444......94987......0.17........11449......0.020.....31180.......0.054
1990.....573587......92755......0.16........12416......0.022.....31180.......0.054
1991.....568089......95531......0.17.........8909.......0.016.....29845.......0.053
1992.....570078......97769......0.17.........9471.......0.017.....30188.......0.053
Kaynak.Adalet Bakanlığı, Adli Sicil İstatitikleri.

Hırsızlık suçunun artışı üzerinde reel gelir düzeyindeki düşüşün rolü olduğu gibi, 1980 den sonra kamu yönetimindeki yolsuzluk olaylarının ve özellikle siyasal iktidarın aymazlığının etkisi olduğu da düşünülebilir. Özel sektörde ve kamu sektöründe işçi ücretlerinin reel düzeyindeki değişimi merak eden bir araştırmacı, Maliye Bakanlığının Yıllık Ekonomi Raporuna başvurarak gerekli bilgileri edinebilirdi. Ama ne yazık ki 1986 yılından sonra Maliye Bakanlığı yıllık ekonomik raporlarında işçi ücretlerine ilişkin istatistiksel bilgi vermeyi sakıncalı görmüş ki, bu bölümü ortadan kaldırdı. O nedenle biz, DPT-Sosyal Planlama Başkanlığının 1990 yılında "Çalışma Hayatı ve Sosyal Güvenlik Konusunda Veri Tabanın Oluşturulması" adıyla yayımladığı çalışmaya başvurarak özel kesimin "İşgücü maliyeti" rakamlarını edinebildik. Esas ücrete eklenen sosyal yardım, ikramiye, prim ile birlikte toplam işçi gündeliğinin cari ve reel değerleri ile hırsızlık olayı arasındaki kaba ilişkiyi yakalamamız mümkün oldu. Çizelge 2'de reel ücret düzeyinin 1988 yılına kadar düştüğünü ve buna paralel olarak suç içinde hırsızlık olayının da arttığını görüyoruz. 1989 dan sonra ücret zammı ile reel ücrette artış olmasına karşın, hırsızlık olayındaki artış eğilimi devam etmiştir. Çizelge 3nin grafikle gösterilişi, şekil 2'deki bu olayı daha da belirginleştiriyor. Yoksullaşan ülkede hırsızlık olayının artışının doğal bir açıklamasıdır çizelge 3 ve şekil 2. Din temeline dayalı eğitim ve yönetim biçimi ne ölçüde uygulanırsa uygulansın, yine de gelir ile hırsızlık arasındaki tersine ilişkiyi ortadan kaldıramadı.

Çizelge 3. Hırsızlık ile Gelir Arasındaki İlişki ve Yıllara Göre Değişimi.

Yıllar....Reel Ücret .....Fiyat Endeksi.....Reel.Ücret....... Hırsızlık

..............TL/gün.............1982=100.............endeksi..........oranı

1982........2603.............100..................100...............%12,0 1983........2428.............131....................93..................11,0.
1984........2292.............195....................88..................12,7.
1985........2150..............282...................83..................13,8
1986........2082..............380...................80..................13,0
1987........2209..............529...................85..................13,6
1988........2171..............926...................83..................15,7
1989........2815.............1571.................108..................16,9
1990........3855.............2470.................148..................16,2.

Kaynak : Ücretler için: DPT Sosyal Planlama Başkanlığı Yayın,Kasım ISBN 975-19-0295-9
Fiyat Endeksi için DİE.Suç kaydı için: Adli Sicil arşivi. T.Ceza Yasasına göre toplam suç içindeki hırsızlık olayı son sütünda verilmiştir

Hırsızlık suçu yanında Türkiye'de önemli bir suç türü de "zorla ırza geçme" olayıdır. 1982 de 12 yaş üstü nüfusta her 10 000 kişiden 14'ü zorla ırza geçme suçundan yargılanırken, bu sayı 1970 yılma kadar değişmeden sabit kalmıştır. Bu seksüel suç, ekonomik ve sosyal etkilerin dışında, patalojik doğa olayı olarak algılanabilir.

c. En çok suç işleyen: Yarı cahil.

Türk-İslam Sentezinin savunucuları, Cumhuriyetin laik eğitiminde, okur-yazar nüfusun daha çok suç işlediğini (kanıtsız ve belgesiz) ileri sürerken, bu yanılgıları, okur yazar nüfusun eğitim düzeyine dağılımını gözardı etmekten kaynaklanmıştır. Adalet İstatistikleri, ilk okul öğrenimiyle yetinenlerde, suç işleme oranın en çok olduğunu gösteriyor. Çizelge 3 incelenecek olursa, 1980 yılında ilk okul mezunlarından her 10000 kişiden 7 sinin suçlu olarak yargılandığı görülür. Bu sayı 1990 da 14'e yükselmiş, iki katı artmıştır. Buna karşılık, 1980'de yüksek okul veya fakülte bitiren nüfusun her 10 000 kişisinden sadece 1,5 i sanık olarak yargıç önüne çıktı. 1990 da bu sayının 3.9'a yükseldiği anlaşılıyor. Yüksek öğrenim düzeyindeki suç oranı, ilk okul düzeyindekinin 5 te l'i kadardır. İlkokul öğreniminde, 1982 yılından sonra din ve ahlak dersi onları suç işlemekten alıkoymamış ve tersine suç işleme düzeyi iki katma çıkmıştır. Zaten okutulan din ve ahlak derslerinde öğrenciye verilen bilgiler gözden geçirilirse, o bilgilerin ne denli basma kalıp, yaşamın gerçeklerinden uzak ve çağın dışında soyut oldukları görülür.

Çizelge 4. Suç işleme eğiliminin ilk okul mezunlarındak
(1000 kişi) Suçlu sayısı)

Öğrenin durumu........ 1982.........1985.........1990

İlkokul mezunu..........14212.......188775.......22680
İlkokul sanık sayısı.......10,4..........14,9..........32,8
Oran (binde)..................7,3............7,9..........14,4

Y.Okul-Fakülte.............844...........953.........1497
Sanık sayısı................1,27...........2,85.........5,84
Oran (binde).................1,5............2,9..........3,9.

a. Genelevsiz Sivasta Zina.
Refah Partili Belediye Başkanı, Sivas’da genelevleri kaldırarak, din demeline dayalı) yerel yönetim biçimini uygulayan kişidir. Acaba Sivas’da zina suçundan yargıç önüne çıkanların sayısında azalma oldu mu? Çizelge 5 bu soruya yanıt getiriyor.

Çlzelge 5 Sivas il merkezi, zina suçundan yargılanan kişi sayısı.

Yargıya yansıyan:.............1986............1989............1992
14 yaş üstü. nufus.........129045........131415.........133100
Zina sanığı...........................24...............43................49
Oran (milyonda).................18,5.............32,7............36,8
Kaynak: Adli Sicil arşivi. Nüfus için DIE. 14 yaş yukarı nüfus toplam sivas nüfusunun 1985 te % 625'i ve 1990 da % 64.6 sı olduğu için, ara yıllar enterpolasyon yoluyla hesaplandı.

Genelevler kaldırıldığı halde Sivas kentinde, 1986 da-ki zina suçu, 6 yıl içinde iki katı artmış görünüyor. Sivas Belediye Başkanı Milli Selamet Partisinin eski Milletvekili olan mühendis Temel Karamollaoğlu'nun bu sonuç karşısında ne söyleyeceğini merak ediyoruz.

Dinsel eğitim ve yönetim biçimi insan doğasındaki suç işleme eğiliminin azalmasına yetmiyor. Okullarda "Ahlak" adı altında soyut, çağ dışı bilgilerin öğrenciye belletilmesi de ahlak için yeterli olmamaktadır. "Din kültürü ve Ahlak Bilgisi" adını taşıyan ders kitabından aşağıya aktardığımız bilginin, ne denli çağ dışı ve miskin kuşaklar yetiştirmeye yönelik olduğu yadsınmaz. Kitap, lise öğrencisine şunları öğütlüyor:

"İnsan, bütün yaptıklarını, ettiklerini düşünerek ve denetleyerek gerçekleştirmek zorunda kalsaydı, her eylem için karar vermesi gerekirdi, bu yükün altında ezilirdi. "Buna göre davranışlarını düzenleyecek öğrenci, yeterince meskin olamayacağı için hemen ardaşık öğüt şöyle:

"İnsanın kendisini ilme, sanata, mesleğine ve Allah'a adaması ve böylece hiç bir çatışmaya ve kavgaya karışmaması gerekir".

Yani ahlaklı olmak isteyenin, çevresinde olup bitenleri seyretmesi, haklı olanın savaşımına katılmaması, ne melazımcı olması gerekiyor. Böyle olunca da o toplum, batının dinamik, çevresinde olup bitenlere duyarlı ve haklı olanın savaşımına katılan kuşaklan tarafından yönetilmeye tutsak düşecektir elbet.

e. En çok suç işlenen ülke: Türkiye

Her 100 000 nüfusta cezaevinde bulunanların sayısına ilişkin istatistiksel veriler, en çok suç işlenen ülkenin Türkiye olduğunu göstermektedir. Bu sayı Yunanistanda 3300, İspanyada 22750, İtalyada 36515 ve Almanyada 63649 iken 1 Ocak 1985 verilerine göre Türkiye'de 73279 tur. (Bakınız: Dr. Mustafa T.Yücel. Suç ve Ceza. Adalet Teşkilatım Güçlendirme Vakfı Yayını, 1986, s. 330).

Sonuç:

Ulaşılabilen istatistiksel veriler kullanılarak yaptığımızı bu incelemede, konunun Milli Kültür Raporundaki gibi çarpılarak, okur-yazar nüfusta suç işleme eğiliminin daha fazla olduğu biçimindeki önyargılı bir sonuca ulaşmanın ne denli yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır. însan yapısı ve kendi yaşam biçimi ve içinde bulunduğu koşullar nedeniyle suç işleme eğilimini daima taşır. Önemli olan bu eğilimin dışa vuruşunu en aza indirebilmek ve yasal düzenlemeleri suç işleme olasılığım azaltacak biçimde yapabilmektir. Bu bakımdan Anadolu insanın şanslı durumda olduğu söylenemez. Osmanlı devletinin dinsel ve yönetsel yapısı, suç tanımının çok fazla olduğu ve doğal biçimde de ona uygun suç işlemenin daha çok olacağı bir sistem ortaya çıkarmıştı. İmparatorluğun son döneminde "Hürriyet" (Özgürlük) sözcüğünü kullanma-nın suç sayıldığı dönemin benzeri Cumhuriyet Türkiyesin ‘de de yaşandığı yaşanmakta olduğu yadsınamaz. Bir soruya


"Lenin" yanıtını veren ortaokul öğrencisinin tutuklan-ması çok uzak bir tarihte yaşanmış olay değil. Bir ağacın dibinde kırmızı kağıtla kaplı ışık altında gitar çalan ortaokul öğrencisinin de koğuşturmaya uğradığı bellek-lerden henüz silinmedi.

Bu örnekler, suç ile onu tanımlayan kural arasındaki ilişkinin ne denli göreceli olduğunu ortaya koyuyor. O nedenle, bu incelemede suç unsurunun, evrensel tanım açısından hırsızlık, cebren ırza geçme, kumar türündeki bölümlerine değinmekle yetindik.

Bu suç türleri de Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal koşullarına bağlı olarak kişilerin eğitim, kültür, yaş ve gelir düzeyine göre zaman aşımında farklılıklar göstermekte ve bu farklılıklar ceza hukukunun yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Ceza hukukunun burada konuyla ilgili iki önemli boyutunu belirlemek ge-rekir. Bunun ilk ve en önemli boyutu, cezaevlerinin çağdaş koşullara göre yeniden yapılandırılmasıdır. Suçlunun cezaevinden özgürlüğüne kavuşurken topluma karşı düşmanca duygulan artmış olmamalı. Ne var ki Türkiye’deki cezaevi koşullan, suçluyu daha da suçlu hale getirmeye hazırlamakta ve o koşullar intikamcı düzenin niteliklerini taşımaktadır. Sorunun ikinci boyu-tu, eğitim sisteminin ve yasal düzenlemelerin, suç işleme olasılığını azaltıcı biçimde yeniden tanımlanması olabilir. Türkiye’nin suç anatomisinde şu niteliklerin önemli olduğu görülüyor:

• Suçun en çok işlendiği 22-29 yaş grubu
• Suçun en çok işlendiği ilk okul mezunlarına ilişkin öğrenim düzeni
• Suçun en çok işlendiği hırsızlık ve zorla ırza geçme, adam öldürme olayları.

Adalet Bakanlığında bir araştırma birimi oluşturarak, cezaevine her yeni giren hükümlünün bir anket formu doldurması ve bu formların değerlendirilerek Türkiye’nin “Suç Anotomisi” nin çıkarılması mümkün olabilir. Böylesi bir anket formunda özellikle hükümlünün yetiştiği aile ve çevre koşullarını açıklayıcı sorulara yer vermelidir. Bu sorular, aile içinde geçimsizlik olup olmadığını, ana baba evliliğindeki uyum ya da uyumsuzluk, aile geliri, ailenin öğrenim düzeyi, hane halkı üye sayısı, yaşanılan çevrenin fiziksel özelliği, yaşam standartlarını açıklayan bilgiler vb. noktalara yönelik olabilir. Kanımızca her cezaevi aynı zamanda suçbilim (kriminoloji) için bir laboratuar görevi üstlenmelidir. Birkaç yıl içinde bu araştırma birimi, suçun anatomisini ortaya çıkaran verileri uzmanların ve hukuk bilgilerinin masasına getirebilir ve yasal düzenlemelere çok sağlıklı kaynak bu yoldan sağlanabilir. Öylelikle, 1982 yılında başlayan “Adalet İstatistikleri” sistemi sadece suçun fotoğrafını çekmekle kalmamış, o fotoğrafı ortaya çıkaran nesnel, psikolojik, sosyal, çevresel, genetik, ekonomik koşullarını da açığa kavuşturmuş olur.


 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail