Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 2 Geri Tavsiye Et Yazdır


KARŞI DEVRİM TRAJEDYASININ ÖYKÜSÜ- I

Hayri Öner
CHP eski Senatörü

"Türkiye Sorunları" dizisine inançla başlarken, evrensel ilkelerle kurulmuş bir Cumhuriyet'in insan yaşâmını dahi tamamlamadan nasıl bu denli kısa sürede yozlaştırılmış, çıkmaza sürüklenmiş olabildiğine ilişkin nedenleri, 'ana doğrularıyla gözden geçirmeden, doğruyu bulmak ve çözüm üretmek olanaksızdır.

O devlet ki, emeği ve alınteri ile geçinen herkesi kap-sayan halkçılık, doğa gerçekleri, bilimsel gerçekler ve tek Tanrı inancının bağdaştırılmasını sağlayan, din ve devlet işlerini ayıran laiklik, çağa göre yenileşmenin anahtarı olan devrimcilik, kalkınmada sınıflararası, katmanlar arası dengenin vazgeçilmezliğini vurgulayan devletçilik, misak-ı milli sınırları içinde, gerçek, çağdaş ulusçuluğun tanımına getiren milliyetçilik'le bütünleşerek, çok partili siyasal yaşamın tamamını demek olan cumhuriyetçilik ile birlikte evrensel yapısını tamamlamıştı.

O devlet ki, Spartaküs'ün "köle ordusu"ndan başlayıp Fransız Büyük Devrimi ve Simavnalı Şeyh Bedrettin'le süren, ezen-ezilen, soyan-soyulan çelişkisine çözüm getiren, bağımsız kalkınmanın ve demokrasinin çözümüdür. Çağdaş ve evrensel ilkelerin tanımıdır. Simgesi de, halkla bütünleşerek, "Kurtuluşun,

Savaşı"nı kazanan ve bunu dehası ile gerçekleştiren Mustafa Kemal'dir.

O devlet ki, Osmanlı döneminde üst düzey yöneticilere rüşvetler yedirilerek verilmeye başlanan ve împaratorluğu bir sömürge haline getirmiş olan düyunu umumiye (Osmanlı Borçlan) nın yükünü de taşıyarak, demir-çelik fabrikası, Şeker fabrikaları, lokomotif fabrikası, Sümerbankı, Etibankı kurabilmiştir. Bunlar gerçek sanayileşmenin temelleriydi. Ama şimdi, bu-laşık,çamaşır makinelerini lisanslarıyla üretebildiğimiz Batı'nın sanayi devleri bile, 1nci Dünya Savaşının mağluplarıyken bugün ileri teknolojinin sahipleri olabil-diler. Oysa, 1 nci Dünya savaşına girişte, Batı, uçaklarıyla göğe uzanırken, Osmanlı İmparatorluğu, 1450'lerde, Fatih'in çağın gelişmiş teknolojisini ithal ederek döktürdüğü toplarla İstanbul'u fethettiğini unutmuş, çakmaklı tüfengi ve piştovu görmenin şaşkınlığını hala üstünden atamamıştır.

O devlet ki, harf devriminin ardından, "Köy Enstitüleri" ile, hiç bir devletin tarihinde görülmemiş bir ulusal eğitim seferberliğini gerçekleştirmiştir. Kuruluşunun daha onbeşinci yılını tamamlamadan, tıp, hukuk, siyasal bilgiler fakültesi ve Teknik Üniversite mezunlarına Batı Üniversitelerinin kapılan ardına kadar açılmıştı. Bırakalım üniversite kapılarının ardına kadar açıldığını K.Maraş'a gelen' Alman Profesör ve doçentlerinden bizler dinledik. Oysa, Kurtuluş Savaşı öncesi, împaratorlukta sömürge eğitimi tam bir ortaçağ karanlığına gömülmüştü. Azınlıkların oluşturduğu okullarda öğrenim görmüş, yan yabana dil bilen yan Osmanlıca konuşan "maganda'ların dışında, sayılan pek az, Osmanlı eğitim görmüş bir avuç genç te çaresizlik içindedir.

O devlet ki, kuruluşunun hemen ardından, evrensel demokrasi ilkelerinin gereği, yüzyıllar sonrasının koşullarım görebilen dehanın ürünü olarak, "İktisat Kongresi"ni gerçekleştirmiş, özel girişimin gereksinimi olan teknolojiyi ve eğitimli personeli KİT'ler aracılığıyla, hem de karşılıksız altın tepside onlara sunmuştur. 2 nci Dünya Savaşından sonra dahi, tüm dünya, milliyet, ırk, din, mezhep ve deri rengi kavgaları içine düşerken, tarihin en onurlu ve köklü uniterliğine sahipti Türkiye Cumhuriyeti. Başından beri kısaca ve özetle, ama açık ve net olarak belirtmeye çalıştığımız sadece ana doğrular ve temel esaslardır.

Bir lider düşününüz ki, geride bıraktığı ve kendisinden başka kimsesi kalmayan öz kardeşine dahi, sadece yaşamını kimseye muhtaç olmadan sürdürebilmesini sağlayacak aylık gelir bırakacak, kalanını başta, dilini ve tarihini araştırıp geliştirecek iki "kurum"a, ulusa bırakacak. Dehası ve gerçekleştirdiği evrensel kurumlar bir yana, bunun bile tarihte bir başka örneğini görmek olanağı yoktur. İnsanlık tarihinin bu büyük dehasına, "piç" diyebilecek kadar alçalan ve Lozan kazanımlarını Sevr yanlılarına altın tepside sunanlar için, karanlık bir diziye başlarken, bu açık ve net tarihsel gerçeğin altını çizmek gerekir. Düne bu tarihi gözlükle bakmadan, împaratorluğa ihanet ödülü olarak bağışlanacak şeyhliklerin temelini atan ve çağdışı bırakılmış kabilelerce "uçan' şeyh" diye çağıran Lawrence gerçeğini görmek olanaksızdır. Yaşama yeniden geçmiş ya da geçirilecek Lawrence'leri tanımak olanaksızlaşır. Bu gerçeklerin altını çizmeden, kuruluşundan hemen 30-40 yıl sonra, ailece, yılda 264.- TL vergi öderken, bu ülkede sayılı bir kaç zengin aile arasına hem de vergilerini dahi ilginç kılıflardan geçirerek ödemeden nasıl yerleştiğinin ve bunun yüzlerce örneğinin hesabını sormak olanaksızlaşır. Açık ve net gerçeklerin altım çizmeden, "Kurtuluş Savaşı sonuna kadar ki Mustafa Kemale evet, Kurtuluş Savaşı sonrası Mustafa Kemal'e hayır" senaryosunu sahneye koyanların tezgahlarını yüzlerine çarpmak olanaksızlaşır. Çünkü onlar, emperyalizmin uşaklığını ancak, Mustafa Kemali ilkelerinden, devrim-lerinden ve dünya görüşünden soyutlayarak, bağımsız kalkınmayı ve gerçek demokrasiyi rafa kaldırabileceklerini sanmaktadırlar. Çünkü onlar, laikliği gerçek tanım ve anlamından soyutlayarak, sadece din ve vicdan özgürlüğü olarak kabul ettirmekle ancak tarikat-lar ve mezhepler desteğinde kendi iktidarlarını sağlayabilmişlerdir. İttihat ve Terakki artıkları, az da ol-sa millici yanlarından ötürü emperyalizmden bu senaryoyu ve desteği alamadıkları için tarihin karanlığına karışıp kaybolmuşlardır.

CHP'yi ilkelerinden uzaklaştıran feodalizme denk kanadını yanınıza alacaksınız, deneyimsiz kadroların slo-gan solculuğundan yararlanarak gençliğin sokağa dökülmesini körükleyerek akan kanlara seyirci kalacaksınız, "benim sokak taşlarım granittendir, ayakkabıları kösele tabanları onu aşındırmaz" diyeceksiniz, Kahramanmaraş ve benzeri trajedilerden yararlanıp, 12 Eylül faşizmi ile 1923'te kurulan evrensel ve çağdaş Cumhuriyeti, Osmanlıya endeksli 2 nci Cumhuriyetle revizyona^tabi tutmak isteyeceksiniz, arkasından da isim babalarınızın yapamadığını yapmakla öğünerek, "1919 muhalefeti ve devamı biziz" cakasıyla kendinize tarihte yer arayacaksınız.

1919 muhalefetinin isim babalarını da aşarak, mason kimliğinize rağmen kökten dincileri kullanarak, önce, 1 nci Cumhuriyeti, arkasından da Kahramanmaraş örneği.

"Sivâs senaryosu"nu sahneye koyacaksınız, bu oyunla onları, Mustafa Kemal'e inanmış, devrimlerin gerçek dostları alevileri, karşı karşıya getirip tarihin en acı zulmüyle Sivası kana bulayacaksınız, arkasından yine "anarşi hortladı; vatan elden gidiyor" çığırtkanlığı ile inanmış güçleri provake edecek her birine birer darbe vurarak emperyalizm uşaklığını ve iktidarınızı sürdüreceksiniz.

1976'lardan bu yana, hem de bugüne kadar bunları görmüş ve dile getirmişizdir. Bu sürecin adını da koymuş, hatta 1982'lerde bu günün siyasal parti liderlerinden kimilerini isimlendirmişizdir. 12 Eylülün kime karşı yapıldığını daha ilk günden itibâren biliyorduk. CHP'nin ortadan kaldırılacağını ve Filistin Kurtuluş örgütünün sonunun geldiğini, çünkü, Dünyanın yeniden paylaşılacağını ve OrtaDoğu haritasının değiştirileceğini, 1979 Aralık ayından beri söyleye gelenlerdeniz. Karşı devrim öncüleri ve yandaşlarının bunları anlamaya gereksinimleri yoktu, zaten anlamazlığa gelmeleri de açıktı.

Hind'in oğlu Muhammete ne kadar inanmış, İslamiyeti ne kadar benimsemişse,1 Mc Carty'nin dublörleri Abraham Lincoln'e rie ölçüde saygı duyuyorlarsa, emperyalizmin öncüleri Olof Palme'nin cenaze töreninde ne denli içtenlik taşıyorlarsa, Abdulhamit hayranları, Hürriyet ve îtilaf kalıntıları, İngiliz Muhipleri Cemiyeti artıkları da o kadar Atatürkçüdürler, o denli halkçıdırlar.

Mustafa Kemal Atatürk’e ve O'nun evrensel sisteminin bütünlüğüne karşı çıkanların destekçileri kimler ve hangi güç olursa olsun, bağımsız kalkınma ve gerçek demokrasi için kararlı mücadele, O'nun ilkeleri doğrultusunda sürecek demektir. Koşullar ne olursa olsun, gerekiyorsa bu mücadelede, demokrasinin koşullan içinde, sapma ve saptırmaların daima karşısına çıkılacaktır. Sistem yerine yerleşinceye kadar, bağımsız kalkınma ve gerçek demokrasi rayına oturuncaya kadar, çağımızdaki duyunu ümumiye benzeri borçların hesabı soruluncaya kadar devam edecektir. Bağımsız kalkınma ve gerçek demokrasinin unsurları, devletin, halkın, yurt içinde üretilmesi gereken teknolojinin, işçi kitlelerinin, ekonomik bağımsızlığın temeli ve güvencesi adalet önünde sonuç alınıncaya kadar hesabı sorulacaktır. En azından 1967-1980 arası örtünün kalktığım, göreceğimize inanıyoruz. Mustafa Kemal ne diyordu: "Rabbim, mar-ı sermâ dîdeye (soğuktan donmuş, yılana güneş göstermesin".

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail