Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 2 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


Maliye Eski Bakanı Alptimuçin'e yanıt:

HAYALİ İHRACAT KOMİSYONUNDA
MALİYE ESKİ BAKANLARI ALPTİMUÇİN VE
AKDEMİRLİ'NİN YANLIŞLARI

Ali Nejat Ölçen

T.B.M.M'nin oluşturduğu araştırma komisyonları içinde herhalde, Hayali İhracat Komisyonu kadar, konuyu ayrıntılar içine sürükleyip, asıl amacın ne olduğunu unutturan ve de kötü yönetilen bir başka komisyona rastlanamaz. Parlamentonun içine sürüklendiği umursa-mazlığı, bilgi eksikliğini, davranış bozukluğunu görmek için bu komisyonun çalışmalarını tutanaklardan izlemek yeterli. Yalnız parlamentonun düzeyini mi? Devlet yönetimin en üst katlarına tırmanmış bürokrat kesiminin de ne denli çağın gerisinde, içtenliksiz ve sorumluluk anlayışından uzak kaldığını görebilirsiniz. Böyle parla-mentoya, böyle devlet deyimine hak kazandıracak ölçüsüzlüğün kanıtlarını, somut, elle dokunurcasına ya-kalayabilirsiniz. Ülkeye döviz girsin de hangi ahlak dışı yollarla girerse girsin mantığının devleti de parlamento-yu da ne denli küçültücü durumlara soktuğuna bu komis-yonun tutanaklarında tanık olabilirsiniz. Hayali İhracattan milyarlarca liralık servete sahip olanların müruru zamandan yararlanmalarına iri kıyım bürokratlann ne denli yardımcı olmaya çalıştıklarım görürken, Hayali Ihracat Komisyonu başkanmm, amacımız sorumlu aramak deği, sadece bilgi edinmektir sözleriyle karşılaşıp şaşırabilirsiniz. Bilgisine başvurulan hemen her bürokrat, Komisyonun bu gönüllere su serpen hoşgörüsüyle karşılaşmakta ve olayı örtbas eden senaryonun dekorunda, siyasal iktidarca kendisine verilen rolü oynamaktadır.

Hayali ihracat olaymı sadece kişilerin yolsuzluk ey-lemleri olarak nitelemenin ne denli yanlış olduğunu düşünmekteyiz. Basının, bu olaya kişilerin işlediği suç ölçeğinde bakmasın da yadırgamak gerekir. Çünkü olay, kişisel suç ölçeğini aşarak "suçlu devlet" olgusunu ortaya çıkarmıştır. O dönemin iktidarınca hayali ihracat bir devlet kurumu haline getirilmişti. Yapılmayan ihracat karşılığı Merkez Bankasına döviz yatıranların devletten teşvik primi almasının yasal dayanakları o dönemin iktidarı tarafından oluşturulduğu için, bu gün kimi, nasıl ve hangi yasa maddesiyle suçlamak olanaklıdır? Öyleyse bu Hayali ihracat Komisyonu niçin kuruldu? Neyi araştırıp hangi gerçekleri ortaya çıkaracak ve sonuçta devletten başka ortada suçlu olarak kim kalacak? Hayali Ihracat olayının mimarları, bunu bildikleri için, komisyonun üyeleri olarak koltuklarında mütebessim, konuşulanları dinleyip arada sırada da ne anlama geldiği belli olmayan sorular yönetmekle yetinmişlerdir. Devleti hayali ihracat olayına araç haline getiren asıl suçluların, araştırma komisyonunda neyi araştırdıklarını merak etmemek mümkün değil. Biz, Hayali ihracat olayını, bu boyutuyla ele alacak ve görevi kötüye kullanma, suistimal, yolsuzluk, haksız kazanç sağlama gibi deyimlerle tanımlanan hazineyi zarara sokma eylemini kurumlaştıran kararlan irdelemeye çalışacağız. Ama şimdilik bu kitapta sadece Maliye eski iki bakanın komisyonu irşad eden (aydınlatan) konuşmalarındaki temel yanlışlıklara değinmekle yetineceğiz. Tarihsel gerçekleri saptırmaya çalışmanın manevi bedelini en azından bize karşı böylelikle ödemiş olsunlar istiyoruz.

Hayali Ihracat Komisyonu'nun 16.2.1993 günlü toplantısında Maliye eski bakanı şunları söylemişti:

"1979-83 döneminde gerçekleşen 268.5 milyar TL vergi iadesi, buna esas teşkil eden 1 Trilyon 334 milyar TL. hk ihracatın % 20.1'i ve 1974- 1978 döneminde aynı oranlamadan çıkan sonuç ise % 18.3’ü.

1984-1988 döneminde gerçekleşen 32.2 Trilyon değerinde ihracat var demiştik. Bunun 17 Trilyon 616 milyar TL.lık bölümüne vergi iadesi uygulanmıştı. Bu, 120 Milyar 51 Milyon TL. haksız ödendiği tespit edilen-biraz önce ifade ettim-vergi iadesinin toplam vergi iadesine oranı yani 1.146 Trilyona oranı % 10.4. Haksız olarak ödendiği hesap edilen 1 Trilyon TL.lık ihracat değerinin toplam ihracata yani, 32.2 Trilyona oranı ise % 3.56. Bir başka rakam, yine haksız su-rette, iade edilmiş bulunan 120 Milyar 51 Milyon TL.nın, ait olduğu dönemde, gerçekleşen ihracata yani, 32 Trilyona oranı onbinde 37. Vergi iadesin-den yararlanan 17 Trilyonluk ihracat değeri içindeki payı onbinde 68. Bunları söylerken şu sual aklımıza gelmesin sakın: Alptimuçin, neden bunları anlatıyor? Acaba ,haksız ihracat hiç önemli bir hadise değil, onbinler mesabesinde bir olay mı filan. Hayır, bunu demek istemiyorum İhracatın dünü, bugünü, yarını tespit edilsin, araştırılsın diye, bu komisyon kuruldu dediğiniz için bu bilgileri sunuyorum". Maliye eski bakam Alptimuçin, bu bilgileri verirken içtenlikli değil. iki olayı unutmuş görünüyor:

1. 1984- 1988 döneminde haksız ödemelerin, top-lam ihracata oranı önemli değil, önemli olan ödenen vergi iadesinin ne kadarının haksız olarak ödendiği ve bunun olması gereken vergi iadesine oranı. Bu oran, yolsuzluk 2. Eğer hayali ihracatın dünü, bugünü araştırılacaksa, 1979-1983 ve 1974-78 dönemleri için de benzer oranlar verilmelidir ki, hayali ihracatın gerçek ihracat içindeki ağırlığı ortaya çıksın.oranın gerçek boyunu ortaya çıksın.
3. Maliye eski bakanı Alptimuçin oranları küçük göstermek amacıyla, vergi iadesindeki haksız ödemeyi o dönemin toplam ihracatına bölerek onbinde 37 rakamını elde ediyor. Daha küçük rakam elde etmek için iyi ki Gayri Safi Milli Hasılaya bölmemiş. Oysa bir karşılaştırmayı ciddiyet içinde yapmış olsaydı, haksız vergi iadesinin top-lam vergi içindeki payını hesaplaması gerekirdi. Bu hesabı biz yaptık: 1984-88 döneminde haksız ödendiği beliren 120 Milyar Tl'nın toplam vergi iadesinin bin de 37'i değil onbinde 631'i olduğunu gördük. Burada bu haksız ödemenin kaç kişinin cebine girmiş olduğu da' ayrı bir sorun. Ve bunların arasında kamu yönetiminin en üst düzeyine tırmanmış Müsteşar ya da Bakan gibi kimseler var mı? Sorunun üzerinde durulması gereken yanı da aslında bu? Hayali ihracat araştırma komisyonu bu sorunun göz ardı edilmesi için kurulmuş gibi bir izlenim uyandırıyor.

Maliye gibi çok önemli bir bakanlığın sorumluluğunu taşımış kimse, sorunu bu denli basite indirgerse, devlete musallat olmuş yolsuzlukların önüne geçilebilir mi?

Şimdi devletin ne durumlara düşürüldüğünü hep birlikte görelim. Komisyonda Kamer Genç soruyor:

-İzmit Defterdarlığına 400 milyon TL.hk KDV iadesi için bir yazı geliyor. Ancak tesadüfen o sırada Defterdarın yanındaki kontrol memuru, Kontrolör: "Ben bu olayı inceledim, red cevabı verdim. Bunu nasıl ödüyorsunuz?". Ankara'ya derhal telefon açılıyor. Bu defa, "Vay, böyle yazı yazmadım" diye Altan Tufan tahkikat açtırıyor. Yalnız bu tahkikat yazısı, bu yazı kayıp. Yani Gelirler Genel Müdürünün imzası taklit edildiği denilen yazı ortadan kayıp. Bu konuda herhangi bir bilginiz var mı, soruşturma var mı? Alptimuçin:

-Gayet tabibi, büyük bir hadise oldu.
-Gelirler Genel Müdürün yazdığı taklit yazısı kayıp?

Alptimuçin:
-Ne bileyim, ona bakmanız lazım. Dosyalara bakın, inceleyin. Ben bilmem, kim kaybetmiş, niye kaybetmiş, yani nereye varmak istiyorsunuz? .Altan Tufan'a sorun...

Olayın bundan sonraki bölümünü Komisyonun bir gün sonra 17.2.1993 tarihindeki toplantısından izleyelim: 1984 yılının 25 Temmuzundan 1992'nin 5 Temmuzuna değin Gelirler Genel Müdürü olarak görev yapan ve 5 Temmuz günü o yıl Cumhurbaşkanına danışmam olan Altan Tufan'm bilgisine başvurur Komisyon. Kamer Genç aynı soruyu bu kez Altan Tufan'a yöneltir. Şöyle:

Kamer Genç:
- Şimdi, Sy. Genel Müdürüm bir Izmit olayı var. Orada sizin imzanız taklit edilerek bir KDV iadesi var... Ancak sizin taklit diye olan yazınız dosyada yok. Bu yazı, Genel Müdürlüğünüze doğrudan Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilmiş ve dosya ortada yok. Bu konuda acaba bir açıklama yapar mısınız.

Altan Tufan:
- Sayın Başkan, bu komisyonda Sy. üyenin getirmiş olduğu olay, hiç yer almaması gereken bir olaydır. Bu gün sabah, Maliye eski bakanı Sy. Kurtcebe Alptimuçin, bu şekilde bir olayı bana intikal ettirdi, ben de ilgili arka-daşlarımdan gerekli belgeleri toplamaya çalıştım. Biraz önceki ifademi tekrarlayayım. Sy. üye, herhalde TBMM adına, yüce Millet adına, bu araştırmayı yapan Komisyon üyesi, başkan vekili olarak, getirdiği bu olayı tetkik etmemiş olmalı. Başka türlüsünü kabul etmek hem benim görevim yönünden, hem de sy. üye yönünden son derecede sakıncalı sonuçlar verir.

Kamer Genç:
yönümden neden sakıncalı. Yani bilgi almak tehlikeli mi benim için.

Altan Tufan:
-Hayır, sy. Genç.

Komisyon Başkanı:
-Kamer bey şöyle arz edeyim.

Kamer Genç:
-Hayır, isterseniz cevap vereyim. Komisyon Başkanı:

-Sy. Tufan, cevap yeterlidir efendim. Ve konu kapanır. Böyle devlete, böyle parlamento diye düşünmekte haksız mıyız acaba? Şimdi gelelim Maliye eski Bakanı Pakdemirli'nin konuşmasındaki yanlışlıklara. Bu yanlışlıklar, yakın tarihimizin önemli bir kesitini eleştirirken bilerek ya da bilmeyerek yapılân yanlışlıkla ilgili olduğu için burada yeniden gözden geçirmeyi ve yanlışın yerine doğruyu yerleştirmeyi gerekli gördük.

Maliye Eski Bakanı Pakdemirli'nin yanlışı Hayali îhracat konusunda bilgisine başvurulan Pak-demirli o gün hoca olmanın rahatlığı içinde ve biraz da Komisyondaki üyelerin bilgi noksanlığından da yararlanarak yaptığı konuşmada şunları söylemektedir:

-Türkiye'de ödemeler dengesi tanzimattan beri devam ediyor. (Her halde ödemeler dengesi açığı demek istemektedir Pakdemirli). İkinci Dünya Harbinin başlangıcıyla bir bozuluyor. 1950 seçimiyle gelen Demokrat Parti, liberal bir ekonomiyi gündeme getirmesine rağmen elde 1958 yılında büyük dengesizlik oluyor ve bildiğiniz gibi 1960 yılında ihtilal oluyor. Bana göre, ihtilaller ülkenin döviz darboğazına girmesi ve sistemin dejenere olmasından kaynaklanıyor...

Pakdemirli'nin bu son sözlerini liberal ekonomiyi uygulamaya çalışan iktidarların iyice işitmesi gerekir. Sistemi nasıl dejenere ettikleri ve ülkeyi nasıl darboğaza sürükledikleri ve asker müdahalesine davetiye çıkardıklarını görebilmeleri için. Sırf bu açık sözlülüğü nedeniyle Pakdemirliyi kutlamanız gerekir. Ama bir yanlışlık yapıyor ve Türkiyenin yakın tarihindeki ödemeler dengesini incelemediği anlaşılıyor. Aşağıdaki ödemeler dengesi çizelgesini, bu günün bozuk düzen ekonomisindeki çarpıklığın mimarlarına ders olur umuduyla aşağıya aktarıyoruz:

Yıllar........Dışalım...........Dışsatım...........Fark

1939.........147 552..........151 452....... +3 900
1932..........85 980...........106 272......+15 324
1933..........74 647............96 168.......+21 521
1934..........86 784............92 148.........+5 364
1935..........88 824............95 856.........+7 032
1936..........95 532..........117 732.......+22 200
1937...........114 384............137 988..........+23 604
1938...........149 832.............144 948.......... - 4 884
1940..........68 928..........111 444.......+42 516
1941.........74 820...........123 084.......+48 264.
1942........147 708..........165 036.......+17 328
1943........203 040..........257 148........+51 108
1944........164 940..........232 536........+67 596
1945........126 168..........218 928........+92 760
1946........223 932.........432 096.......+208 164
1947........685 008.........625 248......... -59 760
1948........770 148.........550 040.......-219 000
1949........812 616.........693 912.......-118 704
1950........799 860.........737 292........- 62 268
1951......1125 828.........878 444.......-246 408
Kaynak:Konjontür Dergisi,T.C.Ticaret Vekaleti Yayın 10-12,s.xxxıı..
Rakamlar 1000 TL.dır.

Çizelge önemli bir gerçeği ortaya çıkarmaktadır. Türkiye'nin 1946'ya kadar dış ticaret dengesi ABD'nin Marshall planı ile açık vermeye başlamış ve o tarihten sonra da iki yakası bir araya gelmemiştir.

İkinci Dünya Savaşında da, Pakdemirlinin söylediklerinin tersine, ödemeler dengesinin açığı yok, fazlalığı vardır. Türkiye ekonomisi, o dönemin KİT'leriyle, savaşın olumsuz koşullarına rağmen ayakta kalmayı başarmış, dışalımından daha çok dış satımı gerçekleştirebilmiştir. O dönem, ekonominin altın çağıdır. Dışa bağımsızdır ve dış ticaret ilişkisi bu bağımsızlık içinde gelişmesini sürdürmektedir. Ödemeler dengesi Ikinci Dünya Savaşı ile değil tersine o savaş bittikten sonra bozulmuş ve Demokratik İktidar döneminde de, Pekdemirli'nin itiraf ettiği gibi sistemin dejenerasyonu, asker müdahalesiyle noktalanmıştır. 1950 yılında dışsatımımızın % 8.7 si kadar ödemeler dengesi açık vermekteydi. 1959 un sonunda 321 milyon dolar olan dışsatımın % 46.7 si ödemeler dengesinde açık olarak görünür. 1980 yılında durum çok daha onarılmaz düzeye ulaşmış 3500 milyon dolar dışsatımın yarattığı açık % 110'a ulaşmıştır. 1990 da dışsatım 12960 milyon dolar olmasına karşın, ödemeler dengesi onun % 172'si kadardır. Bu denli büyük oranda açık veren bir dış ticaret politikasıyla, hükümran devlet anlayışım bağdaştırmak olanaksızdır. Ve elbette, ABD uçaklarının hava alanlarımızdan kalkarak komşu ülkeyi bombalamasını Başbakanımız ya CNN Televizyonun-dan ya da ertesi gün gazetelerden öğrenecektir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün, dış borca muhtaç olma-dan ekonomik büyümeyi sağlayan öğretisine yeniden başvurmanın zamanı gelmiştir. O öğretiyi çağın koşullarına uyarlayabilen bilgili ve yurtsever kuşaklan' acaba Türkiye yetiştirebildi mi? Temel sorun budur.

Pakdemirli sözünü ettiğimiz konuşmasında bir yanlışlığın içine daha düşüyor. O konuşması içinde şunları söylemekteydi:

-Şimdi 1970 yılından sonra ne oldu? 1970 yılından sonra her yıl vergi iadeleri listeleri oynanmaya başladı, bunu kompoze edebilmek için. Bildiğiniz gibi, yine yeterli döviz elde edemedik ve 1977 yılından itibaren, Şubat ayından itibaren, o zaman Başbakan Ecevit, "Ben özel sektörün dinamizmine inanıyorum" dedi. Yani biz Merkez Bankası kanalıyla döviz tahsis ediyoruz, ama şimdi tahsis edemiyoruz, siz bildiğiniz yollardan dövizinizi transfer edin. Bu, şunu açtı: Sistemde tama-men bir karaborsayı açtı. Millet mecbur oldu, karaborsadan malı getiriyordu, çifte ödemeyle meseleyi yürütüyordu. Tabiatıyla burada karaborsa ister istemez yürüdü. Bu karaborsayı hiç kimse istiyor muydu? Siya-si görüşlerimiz ters olmasına rağmen Sy. Ecevit te istemiyordu.

Pakdemirli bu anlattıklarında yerden göğe kadar haklıdır. Ama bir noktada haksız. O zaman dış bankalarda döviz sahibi olan kimi girişimcilerin bu yolla o dövizlerini Merkez Bankasından geçirerek kullanmalarını sağlayan o kısa vadeli çözüm biçimi, daha sonda 1985 li yıllarda ANAP iktidarının döviz gelsin de hangi ahlak dışı yollarla gelirse gelsin mantığına dayalı hayali ihracat olayına haklılık kazandıramaz. Dahası da var. Pakdemirli konuyu açıklarken:

-Yanılmıyorsa, 14 Nisan 1979 yılında 25 liraydı döviz (doları kasıtlıyor). Sy. Ecevit, "bana dövizini getirene % 40 prim vereceğim, yani 15 lira daha ödeyeceğim. 10 lira daha ilave prim vereceğim, şu tarihe kadar, üç ay içinde. Yani döviz getirebilmek için hayali faiz getirdi. Yani o zaman "üç yıllık faizini peşin ödüyorum. Yani bana dolar getirirseniz size üç yıllık peşin faiz ödeyeceğim" dedi. % 27 daha ilave verdim dedi. Bunu niye yapıyordu. Döviz darboğazına girmiş, hayali de olsa faiz veriyordu.

Pakdemirli, dövize uygulanan resmi kur dışında prim uygulamasını "hayali faiz" olarak nitelerken, bir gerçeği görmezlikten gelmektedir. O tarihte Almanya'da 624 Mark yasası adıyla anılan yeni bir düzenleme getirilmiş ve işçi dövizlerinin Almanyada kalmasını sağlamaya başlamıştı. Her yüz Markı 7 yıl süreyle Almanyadaki bankada tutan bir yabancı işçiye o 7 yıl sonunda 624 mark ödenecekti. Almanyanm aldığı bu karar, işçilerimizin Türkiye'ye transfer ettikleri Mark düzeyinde önemli ölçüde düşüşe neden olmuştu. Almanyanın yasaya bağladığı bu hükmün anlamı, Pakdemirlinin sözünü ettiği "prim" deyimiyle karşılığı şudur: Yüzde 8 oranındaki banka faizine ayda ayrıca % 21.9 oranında prim uygulamak demektir. Yani 100 Mark düzeyindeki mevduat, 7 yılda ancak % 29.9 oranındaki getiri ile 634 Mark düzeyine çıkar. Ecevit iktidarın o tarihte almak zorunda kaldığı önlem, Almanyanın bu prim uygulamasına, prim ölçeğinde yanıt vermekten ibaretti.

Ecevit iktidarının yaptığı yanlışlıklar yokmu? Var. Sırası geldikçe o yanlışlıklan da burada sorgulayacağız. Ama o yanlışlıkların tümü, deneyim ve bilgi eksikliğinden kaynaklanıyordu. Hiç biri "Ahlak Eksikliği" nden kaynaklanmış değildi.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail