Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 62 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

OKRATES İLE DÜŞÜN ÜZERİNE SÖYLEŞİ

SOKRATES İLE DÜŞÜN ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

-Sokrates Araf’ta huzuruna çıkmanın bu denli kolay olduğunu düşünemezdik. Oysa ülkemizde, devletin görevlileriyle ilişki kurmakta sayılamayacak güçlükle karşılaşıyoruz. Ya toplan-tıdadırlar ya kendisini tanıyıp tanımadığımız sorulu ya da telefona yanıt veren seste, beni neden rahatsız ediyorsunuz gibilerden bir kanıya kapılırsınız. Oysa kendi dünyamızdan Araf’ta sana ulaşmanın hiçbir sıkıntısıyla karşılaşmıyoruz. Araf’ın kapısında bekleyen güler yüzlü zebaniler bile, kim olduğumuzu sormuyor. İster istemez, kendi kamu görevlilerimizin de böyle zebaniler gibi güler yüzlü olsunlar diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Şimdi gene sana geldik. Zihnimiz karma karışık. Kime inanacağımızı, kime güveneceğimizi bilemez olduk. Onlar niçin kendi düşüncesinin sahibi olmuyor, ne düşündüklerini ya da düşündükleri gibi mi konuştuklarını anlamaktan yoksun kalıyoruz. O yüzden sana geldik. Anlat bize, düşünce nedir. Bu idea dediğiniz olgu, düşüncenin kendisi midir? Bizleri acı acı düşündüren de, bizleri yönetenlerin düşüncesiz olmaları ve de söylediklerinin düşüncelerinden mi kaynaklandığını bilemezliğimizdendir. Söyle bize Sokrates, insan düşünen yaratık, mahluk mudur* eğer öyle ise, “ide” denilen düşünceyi nasıl ortaya çıkardı. Belki bizleri yadırgayacaksın. Düşünmeyi bilmeyenlerin yönettiği ülkedeki sıkıntımızı bizler kadar biliyor musun, bilemiyoruz. O yüzden sana geldik. Bizler nasıl doğru düşünebiliriz, anlat bize.

Sokrates:
İlk insan acaba zihninde düşünce yetisi ile mi ortaya çıktı, ya da devrim sürecinde mi düşünmeyi öğrendi, sorusunun yanıtı var mı bilemiyorum. Düşünerek bu soruya yanıt bulunacağını da sanmıyorum. Öyleyse, düşün yoluyla bilinmeyenleri bilinir yapmanın olanağı sanıldığı kadar geniş değildir.Bizler eski çağda gerçekleri düşünerek ortaya çıkaracağımızı sanıyorduk. Oysa şimdi sizler, düşüncenizin doğaya ya da olaylara uygun olup olmadığını düşünerek gerçeği ortaya çıkarıyor bunun için de gözlem yapmaya gereksinim duyuyorsunuz.O yüzden İde, zihnin bir aracıdır diye düşünüyorum. İnsanın düşünebilmesini yaratan doğanın kendisidir, diyorum. Doğadaki değişimler insanda düşünceyi yaratmıştır da diyebiliriz. Belki de kaynağını ve nasıl ortaya çıktığını bilemediğimiz olguların içinde üç kavramın varlığından söz edebiliriz. Bunlardan birincisi Tanrı ise, ikincisi de zaman kavramıdır. Şimdi siz bir üçüncü kavramdan söz ediyorsunuz “idea”. Ben ideayı, zamanın yarattığını düşünmekteyim. Zaman olmasaydı doğa da olmaz ve idea’yı da yaratamazdık. Öyleyse idea, zaman ile doğanın bileşkesidir. Şimdi acaba doğru düşünüyor muyum? Nasıl doğru düşünebiliriz? Ya da düşüncemizin doğru olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?Buna yanıt vermek için doğru’nun ne olduğunu bilmemiz gerekir. Nedir doğru olan? Doğru olmayan acaba yanlış mıdır? Ya da doğru ile yanlış birbirinin zıddı mı? Acaba, yanlış olmayanın doğru olması olanaklı mıdır? Kanımca doğru ile yanlış birbirinden bağımsız iki kavram, iki olgudur ve birbi-rlerinin zıttı olduğunu sanmıyor, düşünmüyorum. Doğru, kimi zaman yanlış olabilir. Doğruyu yanlıştan arındıracak olan, onun gerçek olabilmesidir.

Kanımca sizleri ilgilendiren de ülkenizde doğru düşünmenin nasıl betimleneceği, nasıl ortaya konulacağı ve yönetime gelem kadroların doğruyu nasıl düşünerek elde edecekleri sorunu olsa gerek. Zihninizi kurcalayan ya da gereksinim duyduğunuz olgu bu ise, önce şunu söylemeliyim ki, düşünebilmektir önemli olan. Düşünmek ise, zihnin olumlu ile olumsuz ya da doğru ile yanlış, hatta gerçek ile sanal arasındaki farkı idrak etmesi demektir. Yani düşünce, aslında zihnin içinde tez antitez çatışmasının kendisidir. Bir başka deyimle, insana gerekli olanı arayıp nasıl bulacağını tasarımlaması yetisidir düşünce. Ortaçağın felsefecileri gibi, idea’ların karşımızda nesneler gibi durup, onlardan kimilerini seçmemiz değildir. Ben kendi çağımda, idea’yı böyle tanımlayanlardan ayrılmışımdır. Düşüncenin içinde zihnin kendisiyle yüzleşmesi, kendisiyle tartışması, kendisini sorgulaması ve belli bir sonuca varması , öylelikle bilginin kaynağına yani ideaya ulaşılması, o bilginin geçerliliğinde doğru olanı algılayabilmesidir. O nedenle ben düşünceyi zihnin kendisi olarak betimliyorum. Eğer zihniniz belli bir erginliğe ulaşmış ise, o zaman düşüncelerinizin içinden hangisinin, doğru, gerçekçi ve yararlı olduğuna karar verebilirsiniz.

-Bağışla bizi Sokrates, zihnin erginleşmesi, dediniz doğru mu anladık; zihin, belli bir erginlik düzeyine ulaşmamışsa, kendisini sorgulayamaz ve düşünebilmesi de o yüzden eksik kalır. Bunu mu söylemek istediniz? Eğer öyle ise, ülkemizde bizleri yönetenlerin büyük çoğunluğunun ve belki de tümünün zihinlerinin yeterli erginliğe ulaşmadıkları sonucuna varmış olur muyuz?

Sokrates:
vet bunu söylemek istiyorum. Düşünebilmek demek, zihindeki farklı ve hatta çelişik düşüncelerin arasından doğru, gerçek, yararlı olanı seçebilmek demektir. Toplumu yönetim savında olanlar, düşüncenin doğru, gerçek ve yararlı olanını seçecek düzeyde olmaları gerekir. Bu düzeye ulaşmamış krallara, hükümdarlara tarihte rastlamışızdır. Çünkü onların kral ya da hükümdar olmalarında bizlerin düşüncesinin hiçbir etkisi söz konusu değildir. Fakat demokrasilerde bu böyle mi? Bizler doğru, gerçek ve yararlı düşüncenin ne olduğunu bilmeliyiz ki bu üç niteliğin bileşkesi olan düşündeki bireyler yönetime gelsinler.

-Fakat Sokrates, konuşmanızın başında doğru ile yanlışın birbirlerinin zıttı olmadığını, birbirinden bağımsız olduğunu söylediniz. Eğer öyle ise, zihin içinde doğru ile yanlış bir arada nasıl bulunuyor? Bunu açıklar mısınız?

Sokrates:
Zihnin içinde de çelişki olduğunu varsayarsanız, doğru ile yanlışın birbirinden bağımsız olduğunu fark edersiniz. Birey hem doğruyu ve hem de yanlışı aynı anda düşünüyorsa, bu onun kendisinin çelişkide olduğunu gösterir. Çelişkisiz düşünce, zihnin içindeki düşünce demetlerinden, doğru, gerçek olanını seçmesini, onu ideaya yakınlaştırmasını olanaklı kılar. Doğru ve gerçek düşünce yararlı ya da zararlı olabilir. Bu, o düşüncenin uygulama biçimiyle ilgili bir sorundur. Benim asıl değinmek istediğim, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt eden düşünceyi yakalayabilmektir.

-Fakat Sokrates, kimileri, düşünmeden mi konuşuyor ki, yanlışın doğru gibi algılanmasına neden oluyor ya da yanlışı bizlere doğruymuş gibi sunuyor. Bu tür düşünce biçiminin kaynağı ne olabilir?

Sokrates:
Bu sorunuzdan ben demagojiyi kasıtladığınızı anlıyorum. Yaşadığım antik çağda, 2300 yıl önceleri, doğruyu yanlış, yanlışı doğru göstererek halkı yanıltanlara demagog adını takmıştık. Demagoji, o nedenle popülizmle eşanlamlı kullanılıyordu. Burada salt düşünce, kendi iç çelişkilerinden arınmış olan düşüncedir. Ve eğer o düşünce doğada yansımasını buluyorsa aynı zamanda gerçek olan düşüncedir. O gerçek ve doğru düşünceyi yaratabilmişseniz, onun topluma olumlu yansıması söz konusuysa, o zaman sizler düşüncenin doğru, gerçek ve yararlı olanını var etmiş sayılırsınız.

-Şimdi daha iyi anladık Sokrates, ülkemize dönünce, tüm bildiklerimize önereceğiz ve diyeceğiz ki, düşünün, düşünceden ürkmeyin, fakat tüm düşünceler içinden doğru, gerçek ve yararlı olanını seçmeyi biliniz diyeceğiz. Sokrates, bizleri karamsarlıktan kurtardın, yolumuza ışık tuttun. İyi ki varsın Sokrates.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail