Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 63 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


ATATÜRK GİBİ DÜŞÜNMEK.
Ali Nejat Ölçen

Atatürkçü olmak gereklidir fakat acaba yeterli midir? Bu yazımızda, Atatürk gibi nasıl düşünülür konusunu ele almaya çalışcağız ve onun aşağıda belirteceğimiz üç temel niteliğine değineceğiz.

1.Atatürk Gibi Düşünmek.

a.Olaydan Daha Önemli Olan Onu Yaratan Nedendir.

Atatürk, kendi düşün sisteminde olayı temel alarak onun ayrıntısına kendisini kaptırmazdı. Onun için olayın kendisi değil, onun gerisindeki nedenler önemliydi. Olay nasıl ortaya çıkıyor onu hangi neden yaratıyor? Bunu anlamadan, olayın gerisindeki nedenleri çözümlemeden onun diyalektiği kavranamaz. Atatürk gibi düşünmek, karşılaştığımız olay ve olguların gerisindeki nedenleri bilmeyi, irdelemeyi ve “neden-sonuç” ilişkisini kurmayı gerektirir. Bilimsel düşüncenin de özü budur. Eğitimcilerin büyük çoğunluğu, Kurtuluş Savaşı sürerken, Maarif Şurasını toplamasını büyük bir hayranlıkla karşılar. Elbette hayran olunacak bir davranış biçimidir. Fakat aslında O, buna nasıl karar verdi sorusunu sormamız gerekir. Savaşın kazanılacağından nasıl bu denli güvenliydi?

Yunan ordusu, İngiltere’den lojistik destek görmeseydi, İzmir’i işgal ederek Anadolu’ya ayak basamazdı. Bunun ayrıtındaydı Mustafa kemal. O halde hattı Müdafaa değil, Sathı Müdafaa’ ilkesini ileri sürmeli, stratejisini bu ilkeye dayandırmalıydı. İngiltere’de savaş karşı kamu oyunun oluştuğu anda ve Yunan ordusunun ilk yenilgisinde İngiliz desteğinin kesileceğini de sezinliyordu. Nitekim ilk görüşme girişimi Fransa’dan geldi. Çünkü Güney Anadolu’da ummadığı halk direnci ve gerilla savaşıyla karşılaşmıştı. Mustafa Kemal de kendisine “Heyeti Temsiliye Başkanı” nitelemesiyle yapılan başvuruyu geri çeviriyor, Büyük Millet Meclisi’nin onlar tarafından tanınmasını koşul olarak görüyordu. Onu da başardı. İtilaf Devletleri, TBMM’ini tanımak zorunda kaldılar. Türk ordusu artık yalnız bırakılan Yunan ordusuyla karşı karşıya idi ve onu haklamak ta zor olmayacaktı. Görülüyor ki, Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşını, alandan önce masa da kazanmaya başlamıştı.

İstanbul hala uykudaydı ve Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa, Fransız kamu oyunun gücendirilmemesini Mustafa Kemal’e önerecek kadar gaflet içindeydi. Gönderdiği şifreli telgrafta şöyle diyordu:

Fransız efkarı umumiyesini rencide etmemek için Kilikya taarruzundan tevaki edilmesi (sakınılması, vaz geçilmesi), hayırhahlığında (iyilikten yana) şüphe olmayan bazı Fransız ricalinin tavsiyesi üzerine Paris murahhaslarından ehemmiyetle bildirildiği (8.2.1921)

Oysa, o günlerde Mustafa Kemal görüşmeler için Londra Konferansına katılacak heyete TBMM’nin 21 Mart 1921 günlü gizli celsesinde buyruk niteliğinde şu öneriyi iletiyordu:

İstiklalimizi temin ve müdafaa için Londrya’ya giden murahhaslarımızın elinde ki düstur “Misakı Milli”dir. Bundan sarfı nazar edemeyiz. Onlar, bütün cihana karşı bunu müdafaa edeceklerdir, diyecektir.

b. Doğru Düşünme, Dogmadan Arınmaktır.

Türkiye Sorunları kitap dizimizin bu sayısında Atila Sarp’ın okuyacağınız yazısına ekleme niteliğinde Mustafa Kemal’in komünizim hakkında ne düşündüğünü ve asıl davranmak gerektiğine ilişkin tutumuna değinmek istiyoruz. TBMM’nin 22 Ocak 1921 günlü gizli celsesinde, onun konulara ne denli ön yargıdan uzaklaşarak baktığının ilginç bir örneğine rastlıyoruz. Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey’in komünizmi yermesine ve Mustafa Suphi’yi “serseri” olarak nitelemesine karşın, Mustafa Kemal, olaya şöyle bakıyordu:

Bu fırkayı teşkil eden zevatın bence yakinen malum olan zihniyetini kısaca izah etmek istiyorum ki, sui tefehhümat zail olsun.(yanlış anlamalar ortadan kalmış olsun). Bu zevat bir defa, huhudu milli dahilinde halkın istiklalinin temin ve istihsali için hadim (yararlı) olmak istiyorlar. Yine onlar da hepimiz gibi, milletin refah ve saadeti hakikiyesini maddeten istihsal edebilmek için, idare makinesinin islahı ahvali ictimaiyemizde mümkün olduğu kadar milletin kabiliyeti hazmiyesi derecesi nispetinde terakkiyata mazhariyeti (devlet yönetiminin ıslahı, toplumun özümsemesi yetisi oranında gelişmeye layık olduğunu) düşünen insanlardır. Binaenaleyh, bu fırkayı teşkil edenler, Komünizmin ne olduğunu millete anlatmak ve bunun ne olduğunu bütün esasları, prensipleri, bütün milletçe malum olmadıkça olsa olsa onların içinden halkın kabiliyeti ve istidadına mümkün olduğu kadar hadim olabileceklerini, kabiliyeti ta-tbikiyesi görüldüğü takdirde, tatbik zihniyetinde idi. Fakat gayet mutaassıp oldukları nokta, o da, bu memleket içinde ve bu millet içinde her türlü inkilabatı içtimaiyenin, muzır dahi olsa, her türlü inkilabın sahibi hakikileri yine bu millet olmalıdır. Yine bu millet vekili olmalıdır ve çok mutaassıp oldukları bir nokta varsa, bu memleket içinde ecnebi ile hiçbir inkilap vücuda gelmesine alet olanları tahkir ve terzil etmek idi. İşte bu işi niyatı hasene (güzel niyetleri) ile yapmak arzu eden arkadaşlardan teşebbüsü Hükümetçe muvafık görülmüş ve kendilerinin vukuu müracaatları üzerine resmen müsaade edilmiştir.

Ondan sonra gelen bücür devlet ve siyaset adamları, Mustafa Kemal’in bu sözlerini (eğer yaşamda kalanlar varsa) okuyup utanç duymalıdırlar.

Mustafa Kemal, konuşmasını sürdürüyor:

Yalnız bu müsaadeyi yapmakla Hükümet, bir şey düşündü. Evet, Komünizm içtimai bir meseledir. Bunun her türlü esasatı ve hakayini istenildiği gibi söylemekte beis yoktur. Yalnız maksadı teşebbüsü belli olmayan, mahalli dahi istenildiği anda meçhul bulunan bir takım kimselerin komünizm namı altında, Bolşevizm namı altında teşkilat yapmasını katiyen men etmek istedik. Teşkilatın hükümete verdiği bir teminat vardır ki, o dahi her önüne geleni teşkilata memur etmeyip,bilakis aklı başında mukaddesatı milliyeyi, icabatı diniyeyi, şeraiti umumiyei millet ve devleti müdrik insanlar ancak bu gayei milliyeye sadık kalmak şartıyla tenviri efkar edebilirler ve ben eminim ki, Rus bolşevizminin yapmış olduğu tahribatı çok iyi bilmektedirler.

Mustafa Kemal, Osmanlı eğitiminden geçmesine karşın nasıl oluyor da bu denli objektif, önyargısız ve çağcıl düşünebiliyordu. Çünkü aynı gizli celsede şunları söylemekteydi:

Fikir cereyanları cebir ve şiddet ile kuvvetle reddedilemez. Bilakis takviye edilir.Buna karşın en müessir çare, gelen cereyanı fikriyeye mukabil fikir cereyanı vermek, fikre fikirle mukabele etmektir.

c.Devlet Adamı Ulusun Simgesi Olabilmelidir.

Mustafa Kemal’in bir niteliği de kendi onurunu ulusun onuruyla bütünleştirmesiydi. Bugün devleti yönetmek ve yönlendirmek savıyla başa geçenlerde bu niteliği görmekten yoksunuz. Bunun yalnız acısını değil, zararını da gören ve duyumsayanların sayısı çığ gibi büyümekte. Devlet adamının abur-cubur konuşmaya hakkı olamaz. Devlet adamı saygın olmak, saygı uyandırmak zorundadır. Hatta bu onun görevleri arasında en önemli olanıdır. Ayak üstü, düşüncesizce verilen demeçler, tüm ulusu yaralayan sonuçlar doğurabilir.

Atatürkçü Düşünce Derneği Ankara Yenimahalle Şubesi Başkanı Derya Kocabay’ın bu yazıyı hazırladığımız sırada bilgisayardan gönderdiği bir iletiyle karşılaştık. Kendisine en içtenlikli teşekkürlerimizi sunuyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün üstün devlet adamı niteliğini bundan daha çarpıcı bir belge ortaya koyamazdı.

Avrupa Birliği’ne üye olmak için ulusun yararını ve onurunu görmezden gelen bunu kendi onuru düzeyine indiren devlet ve siyaset adamları, aşağıya aktaracağımız o belgedeki Mustafa Kemal Atatürk’ü tanımalı ve ulusal onurun nasıl korunacağına ilişkin öğretiyi alabilmelidirler.

Cemiyeti Akvam (Bugünkü adıyla Birleşmiş Milletler) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Birliğe üye olmak için başvuruda bulunmasını belirten 1932 Temmuzunda bir yazı gönderir. Cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal’in ilettiği yanıt şöyle:

Başvurmayı düşünmüyoruz, fakat davet eder-seniz katılırız.

Birleşmiş Milletler Konseyi, yöntemini değiştirmek zorunda kalır ve Türkiye’yi Birliğe davet etme karar alır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini davet eden yazı gönderir.(Temmuz 1932). Kararın büyük harflerle yazılı başlığı şöyledir: Proposal Regarding an Invıtation to Turkey to become a member of the League of Nations. (Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere üye olması için davet edilmesine ilişkin öneri)

O kararın son bölümü de şöyleydi:

Proposes to the Assemble that the Türkish republic should be invited to enter the Leage of Nations and give it the benefit of its valueable co-operation. (Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Birleşmiş Milletlere girmesi için davet edilmesi bunun değerli işbirliği için yararlı olacağı Konseye önerilir)

Ulusların önemini ve gücünü yalnız ordusu değil, yalnız üzerinde bulunduğu cağrafya değil, fakat aynı zamanda onu temsil eden devlet adamlarının davranış biçimi de kanıtlar.

Mustafa Kemal Atatürk sağ olsaydı, AB’den davet yazısı gelmedikçe onların suratına dönüp bakmaz ve 3 Ekim 2005 günlü ülkemizi küçümseyen ve buyruk altına almayı amaçlayan Çerçeve Belgesini de elinin tersiyle iterdi.

Hiçbir siyasal iktidar, “Avrupa Birliği Müktesebatını Üstlenme” gibi, içinde o birlikten direktif alındığı belirtilen bir Kararnameyi Çankaya’ya göndermeye cesaret edemezdi.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail