Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 54 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır


ABD'NİN YÜRÜTTÜĞÜ SAVAŞLAR:POLİTİK ÇIKMAZ SOKAK MI?

Albert A.Stahel
Çeviri: Dr.Hüseyin Pekin

1990'dan bu yana dünya, boyutları giderek büyüyen pek çok savaşla karşı karşıya gelmiştir. Savaşlar, özellikle Afrika ve Asya'da ortaya çıkmakta. Bu savaşların en belirgin özelliği de, pek çoğuna ABD'nin doğrudan ya da dolaylı yoldan karışması ve yine onun tarafından sona erdirilmesidir.

Afrika halklarını ve siyasal yapılarını yok eden savaşların ana nedeni, uluslararası tekellerin bu kıtanın ham maddelerine olan kabarık iştahlarıdır. Örneğin Kongo, haydut ordularının saldırıları sonucu uluslararası tekellere satılmış oldu. Bir başka örnek, Doğu Afrika'nın zengin elmas yataklarıdır. Savaşın efendileri, bu amaçla, sivil halkı gözlerini kırpmadan katleden çocuk askerleri kullandılar. Bu özel orduların misyonu, kısa sürede bölgede huzuru sağlamak ve meydanı savaşların efendilerine pürüzsüz teslim etmekti. Bu savaşlara da ABD dolaylı yoldan katılmıştır. Afrika'daki savaşların tersine, ABD, Asya'daki ve Orta Doğu'daki savaşlara doğrudan girişmiş ve kendi adına kendi askerleriyle yürütmüştür. Bunun ilk nedeni

* Prof.Dr.Albert A. Stahel, Zürih Yüksek Politeknik Okulu (ETH) askeri Stratejiler Kürsüsü Başkanıdır. Ve ayrıca Askeri Akademi'de de öğretim görevlisidir.


ABD'nin Avrasya'da sayısız askeri üsse sahip olması, ikinci nedeni de petrolün kendisi için çok önemli oluşu ve üçüncüsü de Ortadoğu'da savaşı sürdürmenin Amerikan geleneğine uygun düşmesidir. ABD, savaş araçlarının ve dolayısıyla ateş gücünün üstünlüğü sayesinde, kendisi az kayıp vererek güçsüz karşıtlarını yerle bir edebilmektedir.

Afganistan'a girişinde ABD, çok şiddetli hava saldırılarının yanı sıra, CIA ajanlarının oluşturduğu özel birliklerden, Kuzey İttifakı'ndan (Dostum, Ata, Fahim ve İsmail Han gibilerin) Taliban komutanlarının rüşvet karşılığı taraf değiştirmesinden ( 20-40 bin dolar arasında rüşvet verilerek) yararlanmıştır. Son aşamada Paşnut komutanı Aga Ghul, tam zamanında Amerikalılarla işbirliği yaparak Taliban yönetimi çökertildi. Amerikalılar, uzun yıllar ABD'de yaşayan ve ABD yurttaşı olan Karzai'yi geçici Devlet Başkanı ilan ettiler. Ne var ki, Kuzey İttifakı güçleri arasında hala çatışmalar sürmektedir.

Irak'a Düzenlenen "Özgürlüğe Katlanma" Operasyonu.

Irak'a düzenlenen "Özgürlüğe Katlanma" (Enduring Freedom) operasyonunun resmen söylenilen gerekçesi, 11 Eylül 2001 'de New-York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin ikiz kulelerine ve Washington'daki Pentagon'a yapılan hava saldırısıdır. Bush yönetimine göre bunun baş sorumlusu, Suudi Arabistan yurttaşı Usame bin Ladin ve ona bağlı terörist El-Kaide örgütüdür

Bin Ladin, 1996 Mayısından beri Afganistan'da oturmaktadır ve Taliban yönetiminin işbirlikçisidir.

ABD'nin Irak'la ilişkisi daha değişiktir. ABD ve CIA, Baas Partisinin Irak'ta iktidarı almasına yardımcı olmuştur. Amerikalılar ve Avrupalılar, Saddam Hüseyin'e biyolojik ve kimyasal silahlar sağladılar. Saddam bu silahları kullanarak İran'a karşı savaş açmıştır. Savaşın İran lehine dönmesi ve 1984'de İran askerlerinin Irak'a girmesi üzerine ABD, Irak'a, İran mevzilerinin uydulardan alınan fotoğraflarını teslim etmiş ve bunlar sayesinde Saddam'ın kuzeni "Kimya Ali", kimyasal silahları kullanarak İran cephesini çökertmiştir. Öyle ki, Basra ve dolayları, İran askerleri için bir tür "kimya mezarlığı" olmuştur.

Ne var ki, ABD ve Saddam Hüseyin işbirliğinin bu sadece bir yüzüdür. ABD, kendi stratejik hedefleri yönünden büyük önem taşıyan petrol zengini bu bölgede, Saddam Hüseyin'i kendisine rakip görmüş ve bu engeli ortadan kaldırmayı kararlaştırmıştır. O nedenle "Merkezi Komuta Örgütü" (Central Command'ı) kurmuş ve 1989'da da örgütün başına yetenekli general Norman Schwarzkopf'u getirmişti. O da göreve başlar başlamaz, Irak'a karşı operasyon planlarını hazırlamaya koyuldu.

Saddam Hüğseyinin nasıl olup ta Kuveyt tuzağına düştüğünü kanıtlamak güçtür. Bilinen gerçek Şu ki, ABD'nin 1990'lardaki Bağdat Büyükelçisi (bayan), Saddam Hüseyin'i Kuveyt'e saldırması için kışkırtmış ve aynı zamanda Schwarzkopf, Irak birliklerini Kuveyt'ten atmak için harekete geçmiştir. Suudi Kralı ve Prensleri de süre yitirmeden Amerikalı dostlarının yardımına koştular. Bunun nedeni de sözüm ona kutsal kentleri korumaktı, fakat aslında kendi halklarından korkuyorlardı.

Amerikan görüşüne göre, Saddam Hüseyin geleneksel silahlarını yitirdikten sonra şimdi de kimyasal silahlardan arındırılmalıydı. Bu amaçla BM devreye sokuldu, Irak'a ambargo uygulandı ve kuzeydeki Kürt bölgesi ve güneydeki Şii bölgesi üzerinde Irak uçaklarının uçuşuna yasak konuldu, kimyasal silahların varlığı öne sürülerek, BM'in Güvenlik Konseyinin 3 Nisan 1991 günlü.687 sayılı kararıyla ile silah denetçilerini gönderdi. Şimdi tam bir kedi-fare oyunu sergileniyordu.

Bush yönetiminin Irak'a karşı savaş açma konusundaki kararlılığı baba Bush'un yönetiminin sonlarında ve Clinton zamanında formüle edilen, Cumhuriyetçi savaş yandaşlığı politikasının araştırmaları sonucudur. Bu çerçevede, 1992'de Paul Wolfowitz, hazırladığı "ABD Askeri Gücünde Reform" (Defence Policy Gaidance) başlıklı raporunda, Irak'a saldırıyı ve de Orta Doğu'daki uzlaşmazlığın silah gücüyle çözülmesini öneriyordu. Benzer biçimde, Rumsfeld de Başkana yazdığı 13 Eylül 2001 günlü mektubunda aynı öneride bulunmuştu. Amerikan Senatosu'nun 31.7.2002 ile 1.8.2002 günlerinde yaptığı görüşmelerde Cumhuriyetçi Senatör Richard Lugar, "Savaş açarak petrol piyasasını elimize alacak, Irak'ı yeniden yapılandıracağız. Çünkü orada para vardır" diyerek Bush'u destekliyordu.

Öylelikle ABD'nin Irak petrollerine konması için saldırıya yeşil ışık yakılmış oluyordu. Resmi olmayan verilere göre, Irak'ın petrol rezervi 300 milyar varil ile Suudi Arabistan'dakinden de fazladır. Bush yönetimi, Irak'ta saldırmak için aslında başka nedenlere de gereksinim duymakla birlikte, yine de kimi başka nedenler de öne sürüyordu. Bunlar şöyle sıralanabilir: Irak'ın kitle imha silahlarından arındırılması; Irak'ın kötüler eksenin bir parçası olması, Saddam Hüseyinin devrilmesi; Terörle ve öncelikle El-Kaide ile savaşım; Orta Doğu'da güçler dengesini yeniden sağlamak ve nihayet Bush yönetiminin dinsel anlayışı.

Sayılan bu nedenlerden birincisi ve en önemlisi, Irak'ın kitle imha silahlarından arındırılmasının boş ve yalan bir varsayım olduğu silah denetçisi Key'in baskı karşısında istifası ve ABD Dışişleri Bakanı Powell'in ifadesiyle sabit olmuştu.

Bu savaşta tarafların kaybı ne kadardı? Operasyon süresince 150 kadar koalisyon askeri ölmüştür. Ne kadar Iraklı askerin öldüğüne ilişkin elde bilgi yok. Hastanelerden alınan bilgiye göre sivillerden 20 bin yaralı ve 6 bin kadar da ölü var. Savaşın başından beri sürüp giden saldırılarda 500 Amerikan, 56 İngiliz, 36 öteki ülkelerden asker öldürülmüştür. Ağır yaralı Amerikan askerinin sayısı 1000 kadardır. Bununla birlikte koalisyon askerlerinin 100 kadar ölü 10 binin üzerinde yaralı verdiğine ilişkin haberler gelmektedir. Savaşta Amerikalıların maddi giderleri 62.6 milyar dolar ve savaşa bağlı sair giderler de 75 milyar doları kadardır. İngilizlerin ki 4.5 milyarla sınırlı kalmıştır.

Savaş kazanılmıştır fakat gerilla savaşı sürmektedir. Operasyon sadece "ileri teknoloji" ile yürütülmemiş aynı zamanda ve özellikle 60,70 ve 80'li yılların geleneksel silahları da kullanılmıştır. Iraklı sivillerin ne kadar kayıp verdiği bilinmiyor. Ne kadar Iraklı asker öldüğü de gizli tutuluyor.

Bush yönetimi, Afganistan'da Taliban rejimini çökertmekle kalmamış, El-Kaide 'yi ve lideri Usame bin Ladin'i de etkisizleştirmiştir. Ayrıca Orta Asya'da askeri üsler edinmiş, gösterdiği kararlılık nedeniyle Amerikan halkının arasında prestij kazanmıştır. Irak'ta ise kitle imha silahları bulunduğu yalanı ortaya çıkmış olmakla birlikte, uzun erimde Amerikan petrolü güvenceye alınmış, firmalar zenginleşmiş, İsrail'in düşmanları yok edilmiştir.

Her iki savaşın kazanılmasında B-52H, B-1B, GSP tipi ağır bombalar, özel birlikler kullanılmış, Taliban'ın başkomutanı satın alınmıştır. Amerikalılar kural olarak 19.yüzyılda İngilizlerin sömürgelerde savaştırdıkları gibi paralı askerleri kullanmıştır. ABD, her iki savaşta da saldırdığı ülkeniniletişim sistemlerini çökertmiş, birlikler arasındaki haberleşme ağını koparmıştır.

Ancak, her iki operasyonda da Bush, savaşın sona erdiğini çok önceden duyurduğu halde, gerçekte savaşlar sürmektedir. Afganis'tandan Taliban ve El-Kaide savaşçıları Pakista'na saldırmakta, Kuzey İttifakı'nda Atta'nın ve Dostum'un askerleri birbiriye çarpışmakta, uyuşturucu ticareti ana sorun durumuna gelmiş bulunmaktadır. Bush, 1 Mayıs 2003'te Irak savaşının bittiğini açıkladığı halde, her gün özellikle Sünni üçgeninde Amerikan askerleri, Iraklı polisler öldürülmektedir. Bu durumda Irak'ta savaş henüz sona ermemiştir. Umulmalıdır ki, gerilla savaşı, düzenli ordu savaşına dönüşmesin.

ABD'nin Afganistan ve Irak'ta Sürdürdüğü Savaşın Sonuçları.

ABD'nin Afganistan ve Irak'ta yürüttüğü savaşın sonuçları hakkında henüz açık ve seçik bilgiler ortada yoktur. Bilinen gerçek, her iki ülkede de savaşın sürdüğüdür. Savaşlar, ülkeleri ve halkları harap etmiştir. Ulaştırma, sağlık, enerji, eğitim alanlarında henüz ciddi iyileşmeler görünmemektedir. Benzer eksiklik demokratik devlet kurumlarının yeniden yapılandırılmasında da göz çarpıyor. Gelecek için her hangi bir umut ta yok. Buna göre ABD'nin savaşı diktatörlerin devrilmesiyle sınırlı kalmakta, devletin demokratikleşmesi de politik açıdan anlamsız kalmaktadır. Benzeri bir başarı ya da başarsızlık savaş açılmadan da sağlanabilirdi. Bu bağlamda ABD'nin savaşı başarısızlıktır ve politik yönden tam bir çıkmaz sokaktır.

TÜRKİYE SORUNLARI' KİTAP DİZİSİNİN YORUMU:

Dr.Pekin'in dilimize çevirdiği makale önemli bir gerçeği daha gözler önüne sermektedir. ABD ekonomisinin savaşla beslendiği gerçeği. Prof. Albert A.Stahel, aslında çıkmaz sokağa giren ABD dış politikasının artık savaşla beslenemeyeceğini gözler önüne seriyor. Vietnam'da boyunun ölçüsünü alamayan ABD bu kez Irak'taki direnişte alacaktır. Biz de Türkiye Sorunları kitap dizisinin bir yıl önceki Şubat 2003 tarihli 47. sayısında:

Irak, Arap yarım adasında öteki İslam ülkelerinden çok farklı bir yapıya sahiptir. Mezapotamya uygarlığının torunlarıdır.
Daha dayanıklı ve savaşçıdırlar. Yurt savunmasında belli bir bilinç düzeyindedirler. ABD'nin saldırısını şu ya da bu biçimde karşılıksız bırakmazlar ve çok pahalı ödetirler,
diye yazmıştık.

O sırada ABD henüz saldırıya geçmemişti. Şimdi kanlı ve acımasızca yürüttüğü saldırının bedelini ödemeye başlamıştır.

Prof. Albert A.Stahel'in makalesinde, İrak'taki petrol kaynaklarına el koymak için ABD'nin saldırıya yapay bahaneler uydurduğu Batılı bilim adamının yorumunda daha da belirginleşiyor. Biz burada bir başka gerçeği okuyucularımıza yansıtmaya çalışacağız: "BBC Turkish.com"sitesinden edindiğimiz bilgi aslında ABD'nin New York'taki ikiz kuleye havadan saldırı olacağına ilişkin bilgileri göz ardı ettiği anlaşılmaktadır.

FBI'da çevirmen olarak görev yapan Sibel Edmons, ABD'nin Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice'nın elinde bu tür bilgiler bulunmadığını büyük bir yalan olarak tanımlamış ve aylar önce, bilgi sahibi olduklarını açıklamıştır.

İnternetten edindiğimiz bilgiye göre, Sibel Edmons, 2001 bahar ve yaz aylarında, yani 11 Eylül saldırısından aylar önce, uçaklar kullanılarak saldırı düzenleneceği ve teröristlerin eyleme hazır olduğunu kanıtlayan bilgilerin FBI'ın elinde bulunduğunu söylemiş ve bu konudaki bilgileri üç saati aşan kapalı bir oturumda üyelere aktardığını bildirmiştir.

Sibel Edmons, Independent gazetesine verdiği açıklamasında "Komisyona, konuyla ilgili soruşturma dosyalarını, tarihlerini, özel istihbaratı ve soruşturmadan sorumlu olan kişilerin adlarını verdim" diyerek komisyonun isterse bu belgelere dayanarak söylediklerinin izini sürebileceğini de sözlerine eklemiştir. Bu savlar karşısında ABD yönetimlerinde terörle savaşım uzmanı olarak görev almış olan Richard Clarke tarafından konu gündeme getirilmiş ve Bush yönetimini El-Kaide konusunda yaptığı uyarıları dikkate almamakla suçlamıştır.

Görülüyor ki, savaş yanlısı Başkan Bush ve çevresindekiler böylesi bir saldırıyı bekleyerek Irak operasyonunda gerekçe olarak kullanmayı yeğlemişlerdi.

Irak'ta uygulanan savaş aslında geniş ölçekli soykırım eylemidir ve Batı uygarlığında öyle anlaşılıyor ki soy kırım uygulama kendilerinin kendilerine tanıdığı bir haktır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail