Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 66 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SOKRATES İLE İRTİCA ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

-Sokrates zihnimiz gene karmakarışık. Ülkemizde kavram kargaşası içinde neyin ne, kimin kim olduğunu bilemez duruma düştük. Şaşkınlığımızı bağışlamalısın. Araf'tan bizleri nasıl görüyorsun bilemiyoruz. Orada da kavram kargaşası var mı? Nasıl bir yerdir Araf, bilemiyoruz. Yokluğun yok olduğu bir yer mi. Kaç boyutludur, mekansız mıdır? Tanımlanamaz kederler içindeyiz. Ne oldu bizlere, neden bu denli anlaşmazlıklar içinde yaşamaya başladık? Söyle bize, ne demektir irtica. Nedir, ne değildir? İrtica yanlılarına gerici, mürteci demek yeterli midir? Onlar neden irticadan yanadırlar? Gelişmeye, ilerlemeye karşı olan bir kavram mıdır irtica? Söyle bize.

Sokrates:
Neden bu denli kaygılandığınızı anlamış değilim. Önce şunu söylemeliyim ki, Araf, sizlerin yaşadığınız üç boyutlu mekandan çok farklıdır. Onun ne boyutu vardır, ne mekanı ve ne de zamanı. Zamansız, mekansız, boyutsuz bir boşluğun boş olduğu yerdeyiz. Bulunduğumuz yer aslında yer alarak ta tanımlanamaz. Çünkü bedensiz varlıklarız. Varlığı var olmayan yokluğu yok olmayan bir yaşam biçimi içindeyiz. Salt gerçeğin kendisiyiz. O nedenle kavramlarımız yok ki kavram kargaşasına düşelim. Salt gerçek aslında nesnel gerçeklerinizden de farklıdır. Burada bizler sadece zihinden ibaretiz. Varlığımızın özüdür bizlerin zihinleri. Bedeni olmayan zihiniz bizler. Sizlerin nesnel dünyanızda öyle bireyler ve onların oluşturduğu gruplar görürsünüz ki, eskiye bağımlı olmayı sürdürürler, değişime karşı çıkmaları doğaları gereğidir. Bunun temeldeki nedenini zihinlerindeki gelişme merkezlerinin işlevini yerine getirememesi olabilir. Eskiye bağlı kalmalarında özel amaçları yoksa, onların geriden tad almalarını doğal karşılamak gerekir. Gelişmedikleri için gelişmeye karşı çıkarlar. Dünyaları dardır, tek boyutludur. Olayların içindeki özü ve onun gerçekliliğini kavrayamazlar. Eskinin alışkanlıklarını zihinleri dogmalaştırmıştır.

-Evet Sokrates, zihinlerindeki azgelişmişlikten kaynaklanan eskiye bağlılıklarını belki de hoş görüyle karşılamak olanaklıdır. Ne var ki ülkemizde irtica kavramına uygunluk içinde olanlar, öyle sıradan insanlar değiller ki! Akılları hınzırlıklarını sürdürmelerine engel değil. Çıkar-larını korumayı bildikleri gibi, irticayı sürdürürken, irticaya karşıymış gibi karşı çıkmayı da becermektedirler. Gericidirler fakat gelişmiş araç ve gereçlerin tümünden yararlanmayı bilmektedirler. O zaman şöyle bir kuşkuya kapılıyoruz, ister istemez. İrtica onlar için bir yöntem, bir yönetim biçimi, bir strateji mi? Zihinleri ve görünümleri ve konuşmaları irtica tanımına uygun iken, yaşam biçimleri, gelişmişliğin en son aşamalarına da uygun. Servet edinmek, emeksiz gönenç içinde yaşamak onlara özgü. İrtica acaba kendilerinin elinde bir araç mıdır?

Sokrates
ireyler bu denli iki yüzlü olabilir mi? Bu, sözleriniz asıl beni şaşkınlığa düşürmüştür. Bizlerin yaşadığı eski çağda, insanlarımız bu denli iki yüzlü olamazdı. Kimse iki yüzlü olmanın yarar sağlayacağı bir düzenin içinde yaşamıyordu. Ülkenizde nasıl toplumsal bir düzen oluşmuş ki, kimileri çağın gelişmişliğinin nimetlerinden olabildiğince yararlanırken, eski yaşam biçimini sürdürmeye özlem duydukları izlenimini yaratmaya çalışıyorlar! Konunun ahlak dışılığını bir yana bırakırsak, sözünü ettiğiniz gruplar, yönetimde yer almış ise, onların amaçları kişisel çıkarlarını en çoğa çıkarmak için, yö-nettiği kitlelerin geride kalmalarını, nesnel dünya ile moral dünya arasındaki çelişkileri görmemelerini sağlamayı amaç alırlar. Eğer öyle ise, irtica onlar için amaç değil araçtır. Ve en tehlikeli olan da irticanın kendisi değil, irticayı araç biçimine dönüştürmektir. Sizler bu nedenle mi bu denli kaygıyla Araf' a kadar gelerek benimle konuşmaya gereksinim duydunuz?

-Evet Sokrates, ülkemizde irticanın kendisinin değil, irticayı araç olarak kullanmanın irticadan daha tehlikeli olduğunu mu söylüyorsunuz?

Sokrates:
Doğa irticadan, geri kalmaktan yana değil, gelişmekten yanadır. Tüm canlılar ve hatta cansız olduğunu sandığımız tüm nesneler, birliktelik içinde bir bütün olarak doğayı oluştururken kendilerini sürekli gelişmeye açık tutmuştur. Bugün irticayı araç olarak kullanan ve bundan yarar sağlayan iki yüzlü kadrolar bir süre sonra ortadan kaybolup gidecekler ve doğanın gelişme sürecinde yenil-giye uğrayacaklardır. Saygınlıklarını yitirecekler ve adları anılmaz olacaktır. Eskide kalmış, geçekliliğini yitirmiş, uygulanmasından yarar çıkması olanaksız, inanç ve davranış biçimlerini irtica olarak tanımlarsak, o yaşam ve davranış biçimlerinin tümü doğanın gelişme süreci içinde eriyip kaybolacaktır. Doğa'nın en ağır gelişme sürecinin yaşandığı alan hangisidir, biliyor musunuz, zihnin kendisidir. Ve zihin, doğa ile kendisi arasındaki çelişkiyi sezip gördükçe gelişir. Ve o gelişmenin kaynağında içgüdünün adı nedir biliyor musunuz, "merak" tır. Tüm canlı varlıkların zihninde merak denilen içgüdü vardır ve gelişmenin itici gücüdür o.. Kaygılanmayınız, ülkenize geri dönün ve merak etmeyi sürdürünüz. Doğayı anladıkça ve yorumladıkça, sevdikçe ve irdeledikçe, toplumsal özelliklerinizde de akıl almaz olağan üstü gelişmelere tanık olacaksınız, Düşünmeyi, irdelemeyi ve sorgulamayı seviniz. İrticayı araç olarak kullananları ancak böyle yenilgiye uğratabilirsiniz. Onları utandırınız. Bir gün gerçekler onların da utanç duymalarını sağlayacaktır.

-Evet Sokrates, zihnimize düşüncenin ışınlarıyla yörüngemizi aydınlattın. İrticadan artık korkmayacağız ve irticayı araç olarak kullananların utanmazlıklarını sergilemeyi sürdüreceğiz. Doğayı sevmenin erdeminden uzaklaşmayacağız. Araf'ta iyi ki sen varsın.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail