Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 66 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


GAZİ ÜNİVERSİTESİNDE BİR PROF.

Ali Nejat Ölçen

Gazi Üniversitesinde adı Atilla Yayla olan bir prof'un, "Kemalizm'in ilerlemekten çok gerilemeye tekabül ettiğini" söylemesine karşı gösterilen tepkilere katılmamak olanaksız. Biz o tepkilerin nasıl bir duyarlılıktan kaynaklandığını biliyor ve yüreğimizde duyumsuyoruz. Bunun yanı sıra bizi asıl dehşete düşüren, adı geçen prof'un: " Ben akademik bir analiz yaptım. Söylediğim her şey ifade özgürlüğüne girer. İşim gücüm okumak, konuşmak, yazmaktır. Bu tür tahlilleri yaptığım için değil, yapmadığım için ayıplanmam gerekir. Yapmasam ilme, akla saygısızlık yapmış olurum" sözleridir. (Hürriyet,21.11. 2006)

Asıl üzerinde durulması gereken konu, üniversitede öğretim üyesi olan bir kişinin, Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine karşıtlığını bilim denilen evrensel olgunun içine sığdırmaya cüret etmiş olmasıdır. O, sadece Mustafa Kemale ihanet etmekle kalmamış bilime de ihanet etmiştir. Bilim, ileri sürülen savın kanıtlanmasını gerektirir. O prof, acaba hangi kanıtları ortaya çıkararak, Anadolu aydınlanmasını gerileme olarak ileri sürebiliyor? Onun Kemalizm'i ilerlemeden çok gerileme olarak nitelenmesine karşı en doğru ve gerçekçi eleştiri, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Genel Sekreteri Suay Karaman'dan gelmiştir. (Cumhuriyet, 25.11.2006):

Söylenen sözler, dış güçlerle iş birliği demektir, vatana ihanet anlamını taşımaktadır. "Emperyalist merkezlerin isteklerini ve kendi özlemlerini dile getirmektedir. Bu ülkenin nereden gelip nereye gittiğini bilememektedir, anlayamamaktadır. Ulusal egemenliğe son verilmesini isteyenler, Kemalizm'le çatışıyor. Şeriatçılar, bölücüler, numaracı cumhuriyetçiler hep birlikte Kemalizm'e düşman. Doğruyu söylüyor Suay Karaman. Prof.Atilla Yayla gibi sapkınlar, bu ülkenin nerden geldiğini çok iyi biliyorlar. Nereye gitmesini istediklerini de. Eğer bilmeselerdi onlara öğretmemiz olanaklı olurdu. Oysa doğmaların karanlığında kendi çıkarlarını emperyalist güçlerin amaçlarıyla bütünleştirmeyi biliyor onlar.

Mustafa Kemal Atatürk hakkında ne düşünüp ne söylediği değil, o düşünce ve sözlerin "ifade özgürlüğü" ve "bilim"; gibi iki kavrama sığdırılmak istenmesindeki sapkınlığı göze alan bir prof, bilim adamı olamaz. Atilla Yayla, Mustafa Kemal'e ihanet ettiği gibi bilime de ihanet etmiştir. Çünkü bilim, ileri sürülen savın kanıtlanmasını koşul görür. Kanıtlanamayan savlar, bilim tarafından redde uğrar. Bu kişi Kemalizm'in ilerlemeden çok gerilemeye neden olduğunu kanıtlayabilir mi? Onun bu sözleri, kişinin prof olabileceğini ve fakat bilim adamı olamayacağını kanıtlıyor.

Bilimsel düşünce, bilimin gereklerini yerine getirmeyi gerektirir. Bu yönünden Prof.Atilla'nın henüz bilimin erdemini kavramaktan uzaklarda olduğu anlaşılıyor. Belli bir sav, bir prof'un ağzından ya da kaleminden dökülüyorsa, kanıtlanmadığı sürece o sava "bilimsel sonuç" olarak bakmanın olanağı yoktur. Prof.Atilla Yayla'nın Mustafa Kemal Atatürk'le ilgili sözleri ve Kemalizm'i yorumlama biçimi, kendisinin düzeyiyle ilgilidir; şimdilik bizim konumuz dışındadır. O sözlerin Adalet ve Kalkınma Partisi gibi şeriat özlemcilerinin çoğunlukta olduğu bir siyasal kuruluşun toplantısında söylenmesi karşısında, biz sadece kendisine Zümer Suresinin 7. ayetini anımsatmakla yetiniriz: Kullar için küfre razı olunamaz.

Prof. Atilla Yayla'nın, Kemalizm' irdelemeden onun diyalektik bütünselliğini kavramadan ve Osmanlı devletinin enkazı üzerinde nasıl çağdaş yeni bir devletin ve ulusun yaratıldığındaki gizi algılamadan, o ideolojiyi gerileme nedeni olarak nitelemesini, bilimsel bulgu gibi ileri sürmesidir, asıl bizi dehşete düşüren. Kemalizm’in ilerlemeden çok gerileme nedeni olduğunu bilimsel bulgu olarak ileri sürmesi için: Kemalizm'in özünü oluşturan:

1 .Sekular devlet'in, 2. Tam bağımsızlığın, 3. Planlı sanayileşmenin, 4 .Devlet-özel sektör birlikteliğini yapılandıran karma ekonominin, 5. Kâr-zarar çatışmasının sentezi olan KİT'lerin, 6. Ulusalcılık ve emperyalizmin çatışmasını çözümleyen ulus devletin, 7. faşizm-demokrasi çatışmasına çözüm getiren Cumhuriyetin ve 8 .Dogmalar yerine bilimi gerçek yol gösterici kabul eden felsefenin gerileme nedenleri olduğunu kanıtlaması gerekir.

Kemalizm gerileme nedeni olması, ancak, o ideolojiyi yapılandıran köşe taşlarının gerililiğe neden olduğu kanıtlandığı zaman ortaya çıkar. Bu düşün biçimi bilimin gereğidir ve eğer bilimden söz edilecekse, Prof.Atilla Yayla, Kemalizm'i yapılandıran köşe taşlarının her birini analiz etmek ve geriliğe neden olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bunu yapmadıkça bilimsel bulgudan söz edilemez ve o kişiye bilim adamı gömleği giydirilemez. Belki bir başka gömlek giydirilebilir.

Bilim, bilgiden kuşku duymak onu kanıtlamaya çalışmak yöntemidir. Bilgiyi tartışma dışında tutan bireyler hangi akademik düzeyde olursa olsun, kendilerini şarlatanlıktan kurtaramazlar. Prof. Atilla Yayla'nın, köşe yazarı Emin Çölaşan'ın eleştiri yazısı nedeniyle ona: "Ben size fikir açısından meydan okuyorum. Sizinle nerede isterseniz Kemalizm'i tartışmak istiyorum. ..Çıkın karşıma. Benim yaptığım şövalyeliktir. Geçin karşıma, geçin kolaysa beni perişan edin" (Hürriyet, 22.11.2006) ,diyen bir kişi nasıl bilim adamı olabilir?

Bilim adamının şövalye olmaya gereksinimi olabilir mi? Bilim adamı sabırlı, hoşgörülü olmak zorundadır. Bilimin doğal gereğidir bu. Bilim adamı, bilgisini kılıç gibi kullanma hakkını kendisinde göremez. Bir düşünceyi ya da bulguyu eleştirebilir fakat eleştiri ile aşağılama arasındaki farkı bilim adamı ölçmesini bilen kişidir.

Bilim adamının ifade özgürlüğü yoktur. Aklına geldiği gibi konuşma hakkına sadece ve sadece bilim adamı sahip çıkamaz. Onun düşün ve ifade özgürlüğünü bilimin koşulları sınırlar. Bu sınırları aşan kişiler ise bilim adamı olamazlar. Atilla Yayla da Prof. olmuş ve fakat bilim adamı olamamıştır. Bilim adamı, sözlerini sav olarak ileri sürerken, kanıtlarını da açılamak zorundadır. Bilim adamı güçünü kaba saba sözcüklerden alamaz, ulaştığı kanıt-lardan alır. Bilimde kanıtlar, matematiksel bulgulara, deneylerin ve gözlemlerin istatistiksel sonuçlarına o so-nuçların nasıl bir dizge oluşturmasına dayanır. Bilim ile felsefe arasındaki fark ise, zihin ile olay arasındaki farktan kaynaklanır.

Bilim olayları ölçülebilir , sayılabilir, hesaplanabilir duruma getirir (Galile Galileo). Bilim, olayları zihne taşır, felsefe ise zihni olaylara götürür. Her iki disiplin de "olay-gözlem-zihin" üçgeni içinde doğanın yasalarını açıklayıcı çabalar bütünüdür.. Prof. Atilla Yayla, aslında inceleme konusu olmalıdır. Çünkü onun zihinsel yapısı, ülkemizdeki eğitim düzeninin aksaklığının, geçersizliğinin, canlı kanıtıdır. Üniversitelerimizin çokluğundan ve pek çoklarının lise düzeyine indirgenmiş olmasından kaynaklanan bir örneklemdir Prof. Atilla Yayla.

Bu kadar çok Atatürk heykeli için AB soru sorarsa ne yanıt verir mişiz. Atatürk' e olan bağlılığımız seni ilgilendirmez diyecek yürekten de yoksun olduğu anlaşılıyor bu zavallı Prof'un. Hürriyet gazetesinin köşe yazarı Emin Çölaşanı açık oturuma çağırarak meydan okuyan bu kişiye buradan sesleniyorum. İki konuda kendisinin uygun gördüğü yerde ve zamanda tartışmaya, asıl onu ben çağırıyorum. Avrupa Birliğinden bilmem kaç yüzbin EURO'ya aldığı ";İfade Özgürlü"; araştırmasını açıklamasını bekliyorum. O projeyi benimle bir açık oturumda tartışmasını öneriyorum. O araştırmanın bilim dışılığını kanıtlayamaz isen, bir daha bu ülkede ne yazmaya ve ne de konuşmaya cüret etmeyeceğim.

Eğer o araştırmanın bilimsel değeri olmadığı ortaya çıkarsa, kendisinin Mustafa Kemal Atatürk'ten özür dilemeyi ve Anıtkabir’e giderek bir demet karanfil bırakmasını da üstlenmeyi kabul etmelidir. Sözü geçen ararştırmasını görmeden, incelemeden bilim dışı olduğunu nasıl biliyorsunuz gibi bir soru akla gelebilir. Bunun yanıtını Prof. Yayla zaten kendisi sergiliyor. Onun kafa yapısından bilimsel üren çıkar mı? Emperyalizm, göz diktiği ülkelerin içini o ülkede yaşayanlardan öğrenmenin daha ucuz olduğunu anlamıştır. Birkaç bin dolara, araştırma projesi adı altında, kendisinin zor ulaşacağı bilgi ve belgeleri kolayca edinebil-mektedir. Şimdi sormak gerekir adı geçen Prof'un ";İfade Özgürlüğü" adı altında araştırma projesi ile ülkemizden hangi bilgileri Avrupa Birliği'ne aktarmıştı? O aktarımın bilimselliği olabilir mi?

Bu yazımızın sonunda Sakıp Sabancı Üniversitesi ile Brookings Institution'un bir araştırma ödülü yarışmasından söz edeceğiz. Bu tür araştırmaların, uzaktan kumanda ile içimizdekilere yaptırıldığının ilginç bir örneğidir bu. Adı geçen Prof'un da böylesi araştırma adı altında ülkemizin dışardan ulaşılması güç olan bilgileri dışarıya sunması söz konusu olabilir. O yüzden kendisini iki alanda açık oturumda tartışmaya çağırıyorum. Buradan ona sesleniyorum: Ey, Prof. Yayla, bilim satın alınmıyor parayla.

* * *

Sakıp Sabancı Üniversitesi- Brookings Institution'un Ortak Araştırması. "Sakıp Sabancı Uluslar arası Araştırma Ödülü" adlı proje bakınız nasıl tanımlanıyor: "Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar ve Ortadoğu'da bıraktığı tarihi, kültürel, ekonomik ve politik mirasa dair algılamaları incelemek ve analiz etmek. Juri değerlendirmesinde, önde gelen akademik yayınlarda yayınlanma potansiyeli taşıyan çalışmalara öncelik verilecek" deniyor. Bu tümcelerdeki Türkçe bizlerin değil. Birinciye 20 bin, ikinciye 10 bin ve üçüncüye de 5 bin ABD doları ödenecek. Görüyor musunuz 35 bin dolar karşılığı, Osmanlı'nın Balkanlarda ve Ortadoğu';da bıraktığı kültürel, siyasal ekonomik mirasın nasıl algılandığına ilişkin onlarca bilgi ve belge ellerine geçecek. Osmanlılık özlemiyle de bütünleşiyor bu araştırma. Bir ülkenin kalelerinin içerden ele geçirilmesinin yöntemle-inden birdir bu. Umuyoruz ki, Sabancı Üniversitesi bu oyuna araç olmasın.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail