Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 66 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


MİLLİYETÇİLİK

Ali Nejat Ölçen

Milliyetçilik kavramının Türkiye'miz için çok ayrı ve önemli olması onun nasıl ne amaçla kullanılmasından kaynaklanıyor. Zaten bu kavram, henüz literatürde de belirgin bir açıklığa kavuşmuş değil. Kimi tanımlar, milliyetçiliğin bir tasarım, bakış açısı olduğunu iler sürüyor. Örneğin, Meydan Laroussa, Ana Britanica, ";milliyetçilik"; kavramını, siyasal hareket, siyasal bakış açısı olarak betimlerken, Ahmet Cevizli'nin Felsefe Sözlüğü, onu "devletin büyüklüğünü sağlayacak ve koruyacak biçimde devletin ihtiyaçlarına uygun davranış" olarak yorumlamaktadır. Bu tür tanımların milliyetçilik kavramını yansıtmadığı açıktır. Çünkü o, bir tasarım, bir bakış açısı, davranış biçimi değil, bir tarihsel süreçtir. Onun nasıl ve niçin doğduğunu ve hangi sonuçları ortaya çıkardığını anlamak onu doğru betimlemek için gereklidir. Bu yazımızda konuyu o açıdan ele alacağız.

Türkiye'min ABD-AB kıskacında, oradan gelen dayatmalara boyun eğdikçe, ulusal varoluş gereği, milliyetçilik akımının ivediyle güncelleşmesi olayını birilikte getirmektedir. Acaba ülkemizin milliyetçilik akımının yörüngesinde temel sorunlardan uzaklaşması mı isteniyor gibi bir kaygı da zihnimizi kurcalamaktadır. O yüzden milliyetçilik akımının nasıl doğduğunu merak ettik ve bunun en düzgün açıklamasını Encyclopedia International'da bulduk: Encyclopedia International, milliyetçilik öncesinde insanların ait olduğu, klana, kabilesine, kent devletine, feodal ağaya, hükümdara ya da bir dine sadakatı, yaşamın birlikteliğini sağlıyordu, diye yazar ve devam

Bu tür sadakat duygusu ile insanlar, savaş gönüllüsü olabilirler, ölmeyi ve de öldürmeyi göze alırlardı.Hatta zamanla düşünsel ve dinsel farklılık insan topluluklarını birbirinin düşmanı durumuna getirdiği de tarihin gerçekleri arasındadır. O ölümcül eylemler, Avrupa'da bile 17.yüzyıla kadar şiddetini sürdürdü. O yıllarda siyasal yaşam, ne uygarlığa, ne eğitime ne de sanata dayanmıyordu. Bilim ve edebiyat bile ulusal dilde değil, örneğin Batı'da Latince, Ormanlı devletinde Farsca ya da Arapça ile yazılıyordu. Hatta hükümetler için bile bu böyleydi. Ulusal bilincin üzerindeydi bireysel bilinç. 19.yüz yılda milliyetcilik akımı ortaya çıkıncaya kadar bu durum devam etti. Halkın ana dilini kullanması ise, onun ayrıcalığından kaynaklanıyordu. Çağımızın modern milliyetçiliği, Fransız devriminin sonucudur. O devrim kralın yetkilerinin halka ait olduğu bilincini ve o bilincin kurumlarını ortaya çıkardı. O devrim aynı zamanda Fransa'daki feodalizmin yıkılması ve burjuva sınıfının doğuşunu getirdi.

Encyclopedia International, diyor ki, tarihte ilk kez, tüm ulus, tüm katmanlar, tüm bireyler, yurt savunmasında mobilize oldu ve yeni bir örgüt biçimi doğdu. Bu olay, monarşinin yenilebilirliğini kanıtlamıştı. 1920'lerde de Mustafa Kemal Atatürk'ün, emperyalizmin yenilebilirliğini kanıtladığı gibi. Fransa'da doğan bu yeni milliyetçilik olgusu, kısa sürede Almanya ve İtalya'yı etkisi altına aldı. Bu analize bizim bir başka olayı eklememiz gerekiyor. O da 1830'lı yıllarda Dışişleri Bakanı Lord Palmerston'un liberal Movement (özgürlük eylemi) kuramıdır. İleri sürdüğü kuram gereği, Osmanlı devletinin yönetimi altındaki ulusların liberal movement içinde milliyetçilik akımını özümsemeleri olayını ortaya çıkardı. Bir yandan Balkan yarımadasındaki ulusların milliyetçi duygularının gelişmesini sağlarken, Güneyde Arap yarım adasında Thomas Edward Lawrence de Arap kavimlerini liberal movement içine çekmenin savaşımını veriyordu. 18.yüzyılın ortasında Lord Palmerston' un, özgürlük eylemi kuramı, Osmanlı devletine bağımlı olan ulusların milliyetçi'ik ülküsüyle birer bağımsız devlet olmalarını sağlamış oldu.

Öyle ise, milliyetçilik kavramının bir birine zıt iki etkinliğin yaratıcısı olmak gibi özelliği vardır. O nedenle modern milliyetçiliği ";silah"a benzetmek olanaklıdır. Silah yurt savunmasında kullanıldığı zaman ulusu işgalden kurtaran yararı söz konusu olur. Aynı silah barışta cinayet işlemenin de aracı olabilir. Bu, aynı silahın kötü kullanımı demektir. Milliyetçilik akımı da böyle. Çeşitli etnik grubun bir arada barış içinde yaşamaları olgusunu milliyetçilik akımı tahrip ettiği gibi, dışardan gelen saldırıya karşı bütünleşmeyi de sağlayabilir. O halde önemli olan milliyetçiliğin ne amaçla gündeme girmesi, yani nasıl siyasal amaç için kullanılması sorunu ortaya çıkmaktadır.

Osmanlı'nın kendi iç sorunlarının yanı sıra Lord Palmerston'un ";özgürlük eylemi" kuramı, Osmanlı mozaiğinin parçalanmasını hızlandırmıştır. Aslında adı konmasa bile milliyetçiliğin ilk kez kötüye kullanımıdır bu. Burada kötülük sözcüğünün de iki boyutu var kuşkusuz. Osmanlı için kötü olan, Osmanlıdan kopan uluslar için iyi sözcüğü geçerlidir. Görülüyor ki, milliyetçilik kavramının bir birine zıt iki tür işlevi söz konusudur. Milliyetçilik, emperyalizmin elinde ne amaçla kullanılıyor sorusuna tutarlı, bütünleştirici yanıt aramak zorundayız.

Türkiye'de milliyetçiliğin farklı biçimde yorumlanmasından çok daha önemli olanı, onun, gözü Anadolu'da olan emperyalist güçler tarafından ne amaçla kullanacağı sorunudur. Eğer, milliyetçilik kavramını, MHP'nin milliyetçiliği, CHP'nin milliyetçiliği, Mustafa Kemal Atatürk'ün milliyetçiliği gibi farklı bölmelere ayırırsak, bu, Anadolu bütünlüğünü ayrıştırmak isteyen güçlere yardım etmek olur. Emperyalizme karşı savunma, emperyalizmin kültürüyle olur demişti Mustafa Kemal Atatürk. Bu özdeyişde onun davranış biçimi ve emperyalizmi yenil-giye uğratmasının gizi gizlidir.

Umudunu yitirmiş Anadolu'da, "ulusal bütünlüğü"; sağlamasında görüyoruz, ondaki gizli olan gücü. Milliyetçilik budur: Ulusal bütünlük. Ülkemizde yeniden yükselişe geçen milliyetçilik akımının Lord Palmerston'un "0;özgürlük eylemi" ne yol açacak olan ayrışmayı değil, Mustafa Kemal Atatürk'ün özümsediği biçimde bütünleşmeyi sağlayacak anlayışa, tüm aydın, demokrat, ilerici yurtsever kadroların ulaşması gerekir. Böylesi milliyetçiliğin sanılmamalı ki, AB ülkelerinde benzeri yok. Tersine onlardaki milliyetçilik kavramı daha hoşgörüsüzdür. İngiltere'de onların dilini yanlış konuşmanıza hoş görülü davranmazlar ve girdiğiniz lokantadada yemek yiyemeden çıkabilirsiniz.

AB ülkelerinin hemen tümünde bireyselleşen din, devletten bağımsızlığı sağlarken, kişileri daha da bağnazlaştırmıştır. Üstelik Batı uygarlığının temsilcisi olduğunu sandığımız ülkelerin hemen hepsi, tarihsel olayların kinini hala zihinlerinden atamamıştır. Bugün karşılarında iki büklüm duran siyaset ve devlet adamlarımıza AB üyeliği için olmadık sorunlar çıkarmaları, Osmanlı devletinin karşısındaki ezikliğin yarattığı aşağılık kompleksinden ve doymak bilmeyen emperyalizmin azgın iştahından kaynaklanmaktadır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail