Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 67 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


KİM HAİN:
HÜRRYET GAZETESİNDE AHMET HAKAN'IN "HAİN TESTİ" YAZISINDAKİ YANLIŞLAR.

Ali Nejat Ölçen .

15.2.2007 günlü Hürriyet gazetesinde “Hain Testi” konulu yazısında Sy.Ahmet Hakan’ın göze aldığı yanlışlar, kendi düşüncesi mi ya da böylesi yanlışlara kapılmış olanlara bile hain denilemez savını mı ileri sürüyor belli değil. Kendisine özgü espiri anlayışına göre, yurtseverliğe ters düşen düşünceleri yadsıdığı halde, inanıyormuş gibi görünerek, Türk anadan Türk babadan doğan, dönme olmayan Ahmet Hakan hain midir? Hele bir deneyin, diyerek meydan okumak mı istiyor, anlaşılır değil. Ya da bizim irfanımız, anlamaya yetmiyor.

Petrol Kanunu’nu vatana ihanet ya da işbirlikçilik olarak görmüyorum, derken gerçekten öyle mi düşünüyor, ya da öyle düşünmese bile kimse bana hain diyemez mi, demek istiyor. Amacı ne olursa olsun, o yeni yasanın ihanetle suçlanıp suçlanmayacağına bugün kimse karar verme hakkına sahip olmasa bile, sonuçlarına göre en doğru kararı “Tarih” verecektir.

Bugünün devlet ve siyaset adamlarından kiminin hain olduğuna ilişkin kararı da, kimsenin kuşkusu olmasın ki, “Tarih” denilen acımasız bilim dalı, ortaya çıkaracaktır. Dünün hainlerinin bugün ortaya çıktığı gibi.

Sy.Ahmet Hakan’ın bizce en önemli yanılgısı:Devleti koruyan vatandaş durumunda olmak istemiyorum. Devleti tarafından korunmak istiyorum, biçimindeki özetlemesinde ortaya çıkıyor. Çok ta yanlış bir sav. Yurttaşların korumadığı devlet, eninde sonunda yurttaşlarını koruyamaz olur. Burada “koruma ve korunma” birbirinden ayrılmaması gereken bir bütünün iki parçasıdır. Bu iki kavram, birbirinden ayrılırsa, koparılırsa, o devlet, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne dönüşür. Aslında,devleti korumalıyız ki, ondan korunmayı istemeye hakkımız olsun. Emperyalizmin sömürüsüne ancak bu koşulla karşı çıkılabilir. Devletini yaratan ulus, onu sahipsiz bırakmamalıdır. Devlet, bizim uzaktan bakıp seyredeceğimiz bir yanar dağ değildir. İçinde yaşadığımız, yazgısını bizimle paylaşan, bizim parçamızdır.

Sy.Ahmet Hakan’ın devleti, yurttaşların hamisi durumuna indirgeyen bu görüşü yadsınması gereken en önemli yanılgılarından biridir.

Şimdi yazısındaki öteki inandığı ya da inanmadığı yanılgılarına değinebiliriz.

1.Yeni Petrol yasasının sakıncalı olmadığını savunuyor ya da savunur görünüyor. Oysa, yabancı firmalara “arama ve üretim” olanaklarını tanıyan ve bu enerji kaynağının işletilmesi özgürlüğünü yerli ve yabancı firmalara armağan eden bu yasanın en sakıncalı hükmü, “ulusal çıkarların korunması” koşulunu ortadan kaldırmasıdır. Devletin bu doğal kaynak üzerindeki payını yüzde 2’ye indiriyor. Böylesi düşük düzeye indirilen devlet payını da il özel idarelerine bağışlıyor. Oysa, bu hükmün, bir süre sonra bölgesel adaletsizliği ve dengesizliği giderme yerine, tam tersine daha tehlikeli boyutlara tırmanmasına neden olacaktır. O nedenle yaşamsaldır; ulusal birliğin zedelenmesinin kaynağı olabilecektir.

Bu durumda, yeni petrol yasanının “ihanet” dışında kalacağına şimdiden karar vermeye kim yetkili olabilir? İhanet olarak nitelenecek sonuçları ortaya çıktığı zaman, doğal olarak Sy.Ahmet Hakan’ın ne düşündüğünü sormaya gerek duymadan “Tarih” hükmünü verecektir.

2.Sy.Ahmet Hakan, Kıbrıs’ın satılmadığını, tam tersine elimizin hayli güçlendiğini, yazıyor. Buna inanıyor mu bilemiyoruz. İnanıp inanmadığı bizi ilgilendirmiyor. Avrupa Birliği denilen, içinde birlik ve dirlik olmayan “devletler topluluğu”, Türkiye’nin karşısına onu aşağılayıcı bunca güçlüğü çıkarırken, Kıbrıs Rum kesimini bir gün içinde üye kabul ederek, onu “devlet” olarak tanımış değil midir? AB’ye kabileler değil, devletler üye kabul ediliyor.

Bugünkü ayakları havada siyasal iktidarı, başbakanı aracılığıyla ek protokola imzasını koyarak, uluslar arası hukuk geleneğine göre, Kıbrıs Rum kesimini “en ziyade mahzar-ı müsaade” devlet olarak kabul etmediğini iddia edebilir mi?

Ek protokol’u imzaladığı içindir ki, bugün limanlarımızın Kıbrıs Rum kesimine açmamız önerisiyle karşılaşıyoruz. Kıbrıs politikasındaki yanlışlarımızı yanlışlarla düzeltmeye çalışan bir iktidar varsa, o iktidar, şimdi bizleri yönetendir.

Kıbrıs Rum kesiminin lideri Tasos Papadopulos ve Dışişleri Bakanı Yorgos Liliakis, Kıbrıs karasularında petrol aramalarını Türkiye’nin önlemeye hakkı olmadığı savını ileri sürerek, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne şikayette bulundular. O konseyin, Türkiye’nin elinin Kıbrıs’ta güçleneceğine ilişkin karar vereceğini Sy.Ahmet Hakan, kestirebilir mi?

3.Sy.Ahmet Hakan, yazısında bu yanılgılara düşmekle yetinmiyor, üstelik Super güçlerin bütün işi gücü bırakıp Türkiye’yi parçalamak için plan üstüne plan yaptığı fikrine katılmadığını,ileri sürüyor. Gerçekten böyle mi düşünüyor, böyle düşünsem bile bana kimse hain diyemez mi, demek istiyor bilemiyoruz. Nedeni ne olursa olsun, Türkiye’nin ilerde federal devlet yapısına ulaşmasını öngören düşünce AB’nin 2004 Gelişme Raporu’nda açıkça dile getirilmiştir. Anadolu’yu parçalara bölen harita ABD’de Pentagon’un duvarında asılı durmakta. ( Zaten super devletler Türkiye’yi bölmek için neden çaba harcasınlar ki, bizler ülkemizi bölmenin çabası içinde değil miyiz?)

4.Sy.Ahmet Hakan, AKP Hükümetini öteki hükümetler gibi övülecek ve eleştirilecek yönleri olduğu düşüncesine, katılmak olanak dışı. Neden? Ulusal çıkarları ondan önceki iktidarların da gereği kadar korumadıkları ileri sürülebilir. Yalnız bir farkla ki, o iktidarların hiç biri, AKP kadar Cumhuriyete ve kazanımlarına bu denli pervasızca karşı çıkmaya cesaret edememişti. AB ve ABD karşısında, ulusal çıkarlarımızın ve onurumuzun bu denli umursamazlık içinde hiçe sayılmasına duyarsız kalan bir siyasal iktidara, bugüne kadar tanık olmadık. Emperyalizme teslimiyeti sorun görmeyen bir siyasal iktidar Türkiye’nin bahtsızlığıdır, demokrasi kültüründeki noksanlığımızın bedelini ödemekteyiz.

Görsel ve yazılı basınımızda kimileri, hiçbir siyasal iktidarla bugünkü kadar bütünleşmemişti. Tencere yuvarlandı kapağını buldu, özdeyimini anımsatıyor. Yanılıyor muyum.

alinejat@olcen.net

***

Bir köşe yazarının doğrular ve gerçekler karşısında toplumsal sorumluluk taşımasının gereğine inandığımız içindir ki, Sy.Ahmet Hakan’ın yadırgadığımız düşüncelerindeki yanılgılara değinmeye gereksinim duyduk. Ve yukarıya aktardığımız eleştiri yazısını e-mail ile ona da ilettik. Onun yanılgıları içinde en çok yadırgadığımız, devlet tarafından korunmayı, devletin korunması gere-ğinden ayrı düşünmesidir. Neden? Çünkü: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin emperyalizme taş çıkartacak kadar içerden acımasızca sömürülmekte olduğu yadsınamaz.

Emperyalizm, sömürünün uzun ömürlü olmasını sağlamak için, koruyarak sömürür. Tüketerek sömürmenin günün birinde kendisinin sömürmekten yoksun bırakacağının bilincinde olduğu içindir ki, sömürüsünde bile bilin ve teknolojik gelişme vardır.

Oysa biz devletimizi tüm doğal varlığıyla birlikte acımasızca, tüketerek sömürüyoruz. Bir gün kendi devletimize ihtiyacımız olacağını düşünmeden, onu bizi koruyacak tüm olanaklarından yosun bırakarak, pervasızca sömürüyor sonra da ondan bizleri korumasını bekliyoruz. Yasalarımız bile devletimizin sömürülmesine kolaylık sağlayacak biçimde çıkmıyor mu? Öteki ülkelerin hangisinde, vergi affı söz konusu olabilir; devleti soyanların zaman aşımından yararlanarak, aklanması olanaklı mıdır? Devletimiz, devletimizi yönetenler tarafından acımasızca sömürülmektedir.

Bunun içinde kamusal alandaki savurganlık, uyuşukluk, verimsizlik te söz konusu..Bir gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’miz yalnız yurttaşlarını değil, kendisini koruyamaz duruma düşebilir.

Eğer Devletimizi korumanın bilinciyle yetişseydik, DTP Diyarbakır İl Başkanı, Hilmi Aydoğdu adlı kişi Türkiye’nin Kerkük’e saldırısını, Diyarbakır’a yapılmış saldırı kabul ederiz, diyebilecek cesareti kendinde bulabilir miydi? Kıbrıs ve Kuzey Irak sorunları karşısında çelişkili, tutarsız, bir birinden farklı ne zaman neyi nasıl söyleyeceğini kestirmeksizin olayların akışına kendisini kaptıran ve Türkiye’nin nesnel ve moral gücünü bilmekten yoksun, kararsızlık içinde bocalayan kadrolar tarafından yönetilmeye layık olur muydu? Sanayi-leşmeden çevresi kirlenmiş, orman güzellikleri, deniz kıyıları yağmalanmış, tarihsel varlıkları yok edilmiş, Türkiye’mizden başka bir ülkeyi yer yüzünde gösterebilir misiniz?

Devletimizi korumanın bilincine ulaşmış olsaydık, bugün şeriat özlemiyle Cumhuriyetimizin kazanımlarına baş kaldıran ve çağdaşlığın temsilcisi tüm kurumlarıyla kavgayı temel alan bir siyasal iktidar tarafından yönetilir miydik.

Devletimizi korumanın bilincine ulaşsaydık, bir başbakan, TBMM’nin ödentisiyle geçinemiyorum, ticaret yapmaya mecburum diyebilir ve aynı zamanda şirket kurmaya cesaret edebilir miydi? Medyası, fabrikaları, televizyon şirketleri, petrol satımı dahil ekonominin her sektöründe dal budak salmış bireylere dünyanın hangi ülkesinde rastlayabilirsiniz. Serbest piyasa ekonomisi soyguna bu denli açık olabilir mi? Batının hangi devleti ulusalcı değil, gösterebilir misiniz? Ülke yararı için ulusalcılığın yadsınır olması özendirilsin ve kimi köşe yazarları ulusalcılığı kınamaya girişebilsin; o ülkelerde olanaklı mıdır bu? ABD’nin Irak’ta ne işi var, ulusalcı değilse. Emperyalizmin öncüsü olan bir tek devlet gösterebilir misiniz ki, dünya barışının ve insan haklarının gerçek savunucusu olsun. Türkiye Cumhuriyeti Devletini, yurttaşlarının tümüyle birlikte aşağılamayı düşün özgürlüğü kabul ederek Türk Ceza Yasasından 301.maddenin kaldırılması savını ileri sürenler, Batı’nın hangi ülkesinde öylesi düşün ve ifade özgürlüğünün varlığından söz edebilir? Büyük Fransız Devriminin bugünkü torunları, Ermeni Soykırımını yadsımaya yasak getiren yasayı çıkarırken, ifade özgürlüğüne saygı mı gösterdiler?

Devletimize sahip çıkmak, ulusal varoluşun da koşuludur. Sözde Ermeni soykırımının hemen tüm ülkeler tarafından (asker göndererek güvencesine katkıda bulunduğumuz Lübnan dahil) yasama kararına dönüştürülmesi dahil, ucu Kuzey Irak’ta olan PKK uzantılarının bağımsız Kürt Devleti’nin ülkemiz sınırları için de oluşması tehdidi yanı sıra, Avrupa Birliği’nin “ılımlı İslam Devleti, 12 Eylül 1980 askeri darbenin mimarı ve uygulayıcısı Kenan Evren'in eyalet tasarımıyla örtüşen, yönetsel ayrışımlı Cumhuriyet modeli, Fırat-Dicle Irmakları havzasının uluslar arası kurul tarafından yönetimi tasarımı, Kıbrıs karasularında petrol arama hakkının AB tarafından devlet olarak üye kabul edilen Rum kesimine hak olarak tanınması (ilerde kesinleşebilir), AB üyesi olan Kıbrıs Rum kesimine limanlarımızın açık tutulması dayatmaları, Kerkük’te yok oluşa sürüklenen Türkmenleri savunmasız bırakmamızı sağlayan koşullar, son olarak PKK ile Kürt sorununun birlikteliğinin masada görüşülerek çözüleceği aldatmacasına bugünkü siyasal iktidarın boyun eğmesi, IMF’nin güdümündeki ekonomik kararların üretimi ve yatırımları dışlayan monetarizm tutkusu ve artan ticaret açığının yarattığı aşırı borçlanma, işsizliğin neden olduğu toplumsal sorunlar, etnik ve dinsel çatışma bunların tümünü kuşatan toplumsal umutsuzluk sendromu ve sosyo psikolojik yozlaşma, ülkemizin sorunlarla kuşatılmış olmasının nesnel kanıtlardır.

Bu koşullar altında, küreselleşmenin, özelleştirmenin ve devletin küçülmesi akımının, ülkemize taşıyacağı sakıncaların bedeli bugün düşünülemez ise, yarın hiç düşünülemez olacaktır.

Zamanı kötü kullanmanın lüksü içinde yaşamaya hakkımız olmadığını bilmenin zamanı gelmiştir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail