Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 69 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Cumhuriyet Türkiye’mizin kurucusu Mustafa Kemal’in yenilmez sanılan emperyalizmi yenilgiye uğratarak, Anadolu aydınlanmasını sağlayan devrimci niteliğindeki öz, O’nun tutarlı, güvenilir, gerçekçi bir devlet ve siyaset adamı olmasından kaynaklanıyordu. Ülkemizde bir benzerine rastlanmayan, yüreği ulus ve yurt aşkıyla çarpan bir siyaset adamı. O’nun siyaset adamı olmasındaki tutarlılığı ve güvenilirliği sayesindedir ki emperyalizmin de saygısını kazanmıştır. O, tutarlı bir devlet ve siyaset adamı olduğu içindir ki, ülkesinin emperyalizme karşı nasıl savunulacağının kuramını da yapıtlamıştı. Batılılaşmayı, O’nun hiçbir zaman Avrupalılaşmak, Avrupalı olmak biçiminde algılamadığını, pek çoklarımız hala kavramış değiliz. Bize göre çağdaşlaşmakla Avrupalı olmak arasında fark vardır ve Avrupa hala çağdaşlaşa-mamıştır. Emperyalizmin zincirleri kırılmadıkça çağdaş-laşma söz konusu olamaz.

Mustafa Kemal, emperyalizmi Avrupa’nın yarattığını bi-liyor ve onun yarattığı emperyalizme nasıl karşı çıkı-lacağının, araçlarının neler olacağının da farkındaydı ve o araçları ustalıkla kullanabiliyordu. O’na göre, siyaset, ulusal yarar gereği, emperyalizme karşı korunma araç-larını ustalıkla kullanabilmekti.

Kullandığı araçlardan en önemlisi ulusuna güvenmesiydi. Ulusun gücünü nasıl ne zaman ne yönde kullanacağını ve kullanabilmek için hangi değer yargılarını yaratmak gerekeceğini biliyordu. Başarısının gizi buradaydı.

TBMM’nin gizli celselerindeki konuşmalarının tümü O’nun siyaset ve devlet adamı niteliğini edinmesinin kanıtlarını sergiler. Onun için “zaman” kavramı ile “ulusal yarar” birbiri içinde erimişti. O nedenle zamanı kullanmasını biliyordu.

Zamanı kullanmasını bilmeyenler, devlet ve siyaset adamı olabilirler mi?. Devlet ve siyaset adamlarının elin-de en güçlü araç zamanın kendisidir. Neden, çünkü tarihi yaratan zamandır.Ülkemizde, şimdiki iktidar sahiplerinin zamanı kullanmayı nasıl kullanacaklarını bilmedikleri için devlet ve siyaset adamı olma şansları yok gibidir.

Tarih bilincine sahip olmayanlar ve tarihin diyalektik gücünü kavramaktan yoksun düşenler, zamanı kullanamazlar.

Mustafa Kemal’in bir niteliğini zamanın içsel çelişkilerini yakalamasında görüyoruz. Büyük Millet Meclisinin kuruluşunu sağladığı 23 Nisan 1920’nin ertesi günü, 24 Nisan’da Meclis’in ilk gizli celsesinde Mustafa Kemal’in sadece 6.5 saat süren konuşmasında emperyalizmden kurtuluşun koşullarını açıkladığını görmekteyiz. O’nun 6.5 saat konuştuğunu her sözcüğün kaç saniyede söylendiğini ölçerek ortaya çıkardık.

O konuşması, Mustafa Kemal’in aynı zamanda devrim öğretmeni olduğunu kanıtlıyor. Bugün bile geçerli olan iki temel ilkeyi ileri sürdüğünü görüyoruz. Bugünün siyaset adamı olduğunu sandığımız kişiler, şimdi o konuşmadan aşağıya aktardığımız bir bölümü okumalı ve gereken dersi almalıdırlar.

39 yaşında genç bir general’in Millet Meclisi’ne önemli bir temel öğretiyi sunduğunu görüyoruz. Konuşmasının ilk bölümünde şunları söylüyor:

Bütün gayemiz hududu milli dahilindeki milletimizin istirahatini, refahını ve bu hududu milli ile muayyen olan vatanımızın tamamiyetini masun bulundurmaktan ibarettir. Turanizm politikasını kendi arzumuzla takip etmek istemedik. Çünkü, maddi manevi bütün kuvvet ve kudretimizi muayyen olan vatanımız dahilinde tecelli ettirmek arzu ettik. Hududun haricinde dağınık bir surette zafa düçar etmekten içtinap ettik. Ecnebilerin en çok korktukları fevkalade mütevahhiş oldukları(ürktükleri, dehşete kapıldıkları) İslamiyet siyasetinin dahi alenen ifadesinden mümkün olduğu kadar mücanebete (sakınmaya) kendimizi mecbur gördük.

İlk kez bir siyaset ve devlet adamı kimliğiyle, iki temel ilkeyi nasıl betimlediğini görüyoruz.Ve ilk kez Mustafa Kemal,“islamın siyaseti”nden söz ediyor. 1920’lerde Batı dünyası, İslamın siyasetinden “olağan üstü mütevahhiş olurken, (dehşete kapılırken)” bugün, Avrupa Birliği, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) aracılığıyla ülkemizde “ılımlı İslam devleti modeli” ile Ortadoğu’da istikrarın korunacağını ileri sürmektedir.

1920’nin 24 Nisan’ında Mustafa Kemal’in “İslamiyet siyasetin”den söz etmeyi çok sakıncalı bulmasına karşın, O’nun bu ilkesine zıt, şimdilerde şeriat özlemiyle iktidara gelmiş, kendini bilmez kadroların elinde Cumhuriyet’imizin geleceği kaygı verici mecralara sürüklenmek istemektedir. 14 Nisan’da Tandoğan’da başlayan 29 Nisan’da İstanbul’da Çağlayan’da süren, 13 Mayıs’da İzmir’de devam eden, Cumhuriyet’i ve kazanımlarını koruma amacıyla şahlanan milyonları, kaygılandıran da şeriat özlemlerini yürürlüğe kaymayı amaçlamış kadroların içinden birinin Çankaya’ya çıkması olasılığı idi.

Şimdi Batı dünyası tarafından anlamsız biçimde güncelleştirilmek istenen Ermeni sorununa da Mustafa Kemal’in gizli celsede değindiğini ve şunları söylediğini görüyoruz:

Bilhassa Suriye’de fevkalade mümessil bulunan Picot adında (Fransız) Sıvas’a kadar geldi ve kendisinin sulh konferansı ile temas etmek üzere hareket ettiği sıralarda, hatırımda kaldığına göre, söylediği şunlar idi: Bir defa kendisi Fransa Hükümetinin bize karşı yapmakta olduğu muamelatı doğru bulmuyordu. Fransa menafi-i hakikiyesine mugayir buluyordu. Açık söylediği şey, Suriye’yi müstemleke yapmak istiyorlardı ve fakat Kilikya da dahil olmak üzere..En nihayet Kilikya’yı tahliye edeceğiz, yalnız orada bize iktisadi menfaat temin ve bunun temadisini emniyet-i bahş bir vaziyet olarak kabul ediniz (diyordu)… Kilikya dahilinde hiçbir hareket olmamasını rica etti. Biz de netice itibariyle dedik ki, şimdi Fransız tahtı işgalinde bulunan menatıkda (mıntıkalarda) bizim tarafımızdan kuvvet sevkile hiçbir harekette bulunmayacağız. Ancak sizin tahtı işgalinizde bulunan ve asayişinden, emniyetinden mesul olduğunuz menatık vardır ki, Kilikya, Maraş, Urfa, hepsi dahil ve Fransızlar tarafından teslih edilen (silahlandırılan) Ermenilerin ahali-i İslamiyeye tecavüz etmesi, onları katletmesi neticesi olarak vuku bulacak mukabelelerden, mukavemetlerden de hiçbir mesuliyet kabul etmeyiz. Ve bu gibi vakayiin (olayların) önüne geçmek için siz derhal tedabiri lazimeye tevessül ediniz.(gereken önlemleri alınız)

Mustafa Kemal, şimdiki siyaset ve devlet adamlarının ders alması gereken belirgin bir tavrı sergiliyor. Ermeni-lerin silahlı saldırılarına engel olumuz, demiyor. Şimdiki siyaset ve devlet adamlarının ABD’ye PKK’nın kan dökücü eylemlerine engel olunuz biçiminde yalvarıklı yaklaşım içinde değildir Mustafa Kemal. Silahlandırdığınız Ermeniler bunun karşılığını görürlerse bunun sorumlusu biz değiliz, diyor. Yani, silaha silahla karşılık vermemizin sorumlusu siz, olacaksınız, hemen tedabiri lazimeyi ( gereken önlemleri) alınız, diyor.

Savaşın en güç koşulları ve olanaksızlıkları içinde, bir devlet ve siyaset adamının nasıl davranması gerektiğinin öğretisini içermektedir O’nun bu sözleri..

Misakı Milli sınırları içinde ulusun rahatı, gönenci, huzuru ancak böyle sağlanır. Kimi grupların kanlı eylemlerinin önlenmesi, yabancı bir devlete havale edilmesi gibi acz içine düşürülmemeliydi ülkemiz.

Mustafa Kemal, nasıl bir izlenim bırakmış ki, Fransa’nın Suriye’deki yetkili temsilcisi Sıvas’a kadar geliyor Mustafa Kemal ile görüşebilmek için.

Bununla yetinmiyor Mustafa Kemal. kendisiyle görüşmeye gelen Fransa’nın temsilcisine işgal ettiğiniz zaman valimizi kovmuştunuz, diyor ve şunları ekliyor:

Siz valimizi iade edeceksiniz, ve sair Devlet-i Osmaniye memurunu ipka (bırakacak) ve ahali-i islamiyeye tasallut eden Ermenileri oradan uzaklaştıracaksınız ve bilhassa bundan sonra teşvik ve teslih etmeyeceksiniz. (özendirmeyecek, silahlandırmayacaksınız) Bunlara kat’i olarak söz verdi ve hatta Sivasta icab edenlere tebligatta bulundu.

Fransa temsilcisi, söz verdiği halde emperyalizmin iki yüzlülüğü nedeniyle, verilen söz yerine getirildi mi? Getirilmedi. Sorunu Mustafa Kemal’den güç alan halkımız, silahlanarak çözdü.

Mustafa Kemal gibi bir devlet ve siyaset adamı, bugün devletimizin başında bulunsaydı, ABD’nin F 16 uçakları sınırımızın içlerine girmeye cesaret edebilir miydi?Ve Mustafa Kemal’in Türkiye’sinde, Çankaya’nın görüşmeyi kabul etmediği Talabani denilen adamı, Mustafa Kemal’in başbakanı ziyaret etmeyi göze alabilir miydi, Türkiye’ye döndüğünde onun başbakan olarak görevde kalabilmesi söz konusu olur muydu? Ve onun döneminde hükümetin bir üyesi Barzani adındaki kişiye “kardeşim” ile başlayan mektubu göndermeye cesaret edebilir miydi?

Ve bir Dışişleri Bakanı, ABD’nin iki F-16uçağı sınırımızdan içerlere dalış yaparken, buna ilişkin bilgi bana ulaşmadı diyebilir miydi? Kendisine zamanında bilgi ulaştırıldığı anlaşılınca, acaba Mustafa Kemal Atatürk’ün döneminde o Bakan, yerinde kalabilir miydi? Ve Musta-fa Kemal Atatürk, Genelkurmay Başkanı’na yabancı ülkenin uçakları misak-ı milli sınırımıza saldırmışken. o uçakları, İç Hizmet Talimnamesi’nin 35.maddesi uyarınca, hiçbir makamdan izin almaksızın yetkinizi kullanarak, misakı milli sınırlarımız dışına neden def etmediniz, diye sormaz mıydı?

PKK’yı Öcalan ile birlikte gündemin dışına çöp sepetine atamayan bir iktidar, Mustafa Kemal’in parlamentosundan güven oyu alabilir miydi?

TBMM’nin gizli celselerine adı Mustafa Kemal olan bir dev, devlet nasıl devlet olabilir sorusunu tavır, davranış ve kararlarıyla yanıt vermektedir. Gizli celselerdeki konuşmaları, uygulamaları bugün devletimizin nasıl çaresizlikler içinden çıkıp kurtulacağının çözümleriyle doludur..

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail