Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 69 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


IRAK'TA KÖR DÜĞÜM

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal’in Türkiye’si, becerisiz ellerde tarihinin en bunalımlı dönemini yaşamaktadır. Mustafa Kemal’in devleti, kamusal yönetimi ve siyasal iktidarıyla, acz içinde, çaresizliğin çukurunda, ne yapacağını, nasıl karar vereceğini bilemez duruma sürüklenmiştir. O yüzden Irak’taki kördüğüm iyice düğümlenmektedir. Şimdi sormak gerekir, çözüm var mı? Var. Yazımızda bunu belirt-meye çalışacağız.

Önce Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) den 22 Temmuz seçimlerinde aday adayı olan, baş görüşmeci Deniz Bölükbaşı’nın basına yansıyan açıklamasındaki yanılgıya değinerek konuya girmemiz gerekecek:

1.Deniz Bölükbaşı’nın Havada Kalan Savı.
Şimdiye kadar susup ta, MHP’den aday adayı olduğu 1 Mart 2003 günü TBMM’nden geri dönen “Tezkere kabul edilseydi, Kuzey Irak’ta PKK ile serbest kalırdık, PKK’ nın konuşlandığı yerlerin tamamı,Türk birliğinin kontro-lünde olurdu” diyor ve ekliyor:”Meclis Başkanı Arınç, TBMM’de konuyu açıklamamıza izin vermedi”.

İzin verseydi, yüksek ikna gücüyle (!) “Tezkere”, Meclis’ ten geçer ve bugün Kuzey Irak’a girmemizin olanaksız-lığı söz konusu olmazdı, demek istiyor. Arınç’la ilgili savına hemen yanıt geldi. O yanıtıyla Arınç, görevi boyunca yaptığı açıklamaları arasında en doğru olanını ilk kez söylemiş oldu: ”1 Mart Tezkeresi TBMM’nin kapalı oturumunda görüşülmüştür. Genel Kurul’a bilgi sunması istenen uzmanlar, hükümetin talebi halinde Genel Kurulun onayı ile konuşabilir. TBMMBaşkanının, kimin konuşup konuşmayacağına karar vermesi gibi bir durum söz konusu değildir.

ABDtutkunu kimi köşe yazarı, öğretim üyesi ve siyasetle uğraşan bireylerden kimileri, TBMM’inden Tezkere’nin geçmemesinin, ülkemizin kaybına neden olduğu savını ileri sürmeyi sürdürmektedir. Ve de konuyu irdelemek-sizin böylesi bir kanıya kapıldıkları için de, Türkiye’nin ne tür kayıplara uğradığını ya da ne tür yarar sağlaya-cağını kanıtlayan düşün ileri sürdükleri görülmemiştir. Onların zihinlerine yerleşmiş olan kanı şudur: ABD’nin isteklerini yerine getirerek sorunlarımızı çözebiliriz. Bu yanlış, aksak, geçersiz ve zararlı kanıdan onların zihin-lerini kurtarmak olanak dışıdır. 1919da padişah Vahi-dettin, İçişleri Bakanı Ali Kemal, Molla Said adlı gazeteci dahil “İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin üyeleriydi. Bugün de ABD Muhipleri Cemiyeti var.

Teskere sorununu ilkin Anayasa’mız açısından incelememiz gerekir.

2.Anayasa’mızın 92.Maddesi.
Anayasa’mızın 92.maddesi şöyledir:
Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş ilanına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi TBMM’nin-dir.

Şimdi sormak gerekir, ABD’nin silahlı kuvvetleriyle Irak’a saldırısının hukuken meşru oluşuna ilişkin Birleşmiş Milletlerin, ya da NATO’nun bir kararı var mı? Yok.Tersine Birleşmiş Milletlerin Irak’a gönderdiği inceleme grubunun başkanının orada biyolojik kitle imha silahlarının bulunmadığını açıklamasına karşın, ABD’nin Irak’a saldırısını, meşru olarak nitelemek olanaklı mıdır? O halde hukuken meşru olduğuna BM’lerce karara bağlanmayan bir savaşa katılımı öngören bir metin, TBMM’de görüşülmemeliydi. Anayasa’mızın 92.mad-desi gereğince, söz konusu tezkereyi TBMM’nin başkanı Arınç, gündeme almakla Anayasa’mızın o maddesine aykırı hareket etmiş sayılır.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) Anayasa’nın bu maddesini aımsatmak amacıyla, CHP Grup Başkan Vekili’ne Faks ileterek, Teskere’nin görüşülmesine karşı çıkılmasını önermiş, yanıt alamamıştır.O günkü faks iletisinde (29 Şubat 2003) şunu vurgulamıştı:

TBMM’nin kararı olmaksızın, M-1 Abrams tankları, Stinger füzesavar bataryaları ve tam donanımlı ABDaskeri birlikleri Güneydoğu topraklarına girmiş ve açık anlamıyla yurdumuz işgale uğramıştır. Bu işgal, AKPHükümeti’nin ABDile kapalı kapılar arkasında birkaç avuç dolar karşılığı verdiği sözün karşılığıdır. AKPiktidarı anayasal suç işlemiştir. Gensoru ile görevden alınmalı ve sorumluları Yüce Divan’da hesap vermelidir. CHPbunu başarabilir.

O gün, yani teskere’nin TBMM’inde görüşülmesinden bir gün önce CHPGrup Başkanvekiline faks yoluyla ilettiğim yazıda Anayasa’mızın 92.maddesine değinmiş ve “Birleşmiş Milletler’in bu savaşı haklı gösterecek bir karar almamış olduğunu belirtmiştin. Ayrıca şunu da belirtmekte kendimi görevli saymıştım: “Türkiye, ABDbaşkanı Bush’un dünyaya meydan okuyan çok sakıncalı, kan dökücü bu girişimine arka çıkarak görkemli tarihimize gölge düşürmekten kaçınmalıyız” demiştim.

Bu satırları yazarak CHPGrup Başkanı’na ileten kişi kimdi. Ecevit kontenjanından 1973 yılında milletvekili olarak TBMM’ine üye olan ve 1975’in sonlarına Grup Başkanvekili seçilen Ali Nejat Ölçen idi ve yanıt alamamıştı.

3.1 Mart 2003 Tezkere Öncesi
Nasıl bir danışıklı döğüştü ki bu, Tezkere öncesinde 2003 yılının Şubat ayının ilk günlerinde, ABD personelinin askeri üs ve limanlarımızın modernizasyonu amacıyla ülkemizde üç ay süreyle bulunması izni TBMM’- inden çıkıvermişti. Birkaç gün sora, TBMM’nin başkanı Arınç’ın yakınması, şöyleydi:

Televizyonda seyrediyorum. Asker gidiyor, geliyor. Bu gelişmeleri gazetelerden ve televizyonlardan sereden milletvekilinin üzüntü duyması gerekir. Ortaya çıkan görüntüler insanları rahatsız ediyor. Bu, beni rencide ediyor. Görüntülerden tüylerim diken diken oluyor. Ama bu konuda benim yapacağım bir şey yok.(9 Mart 2003 Hürriyet)

TBMMPlan ve Bütçe Komisyonunda yapılan eleştirilere karşı bu yanıtı veriyor Meclis Başkanı Arınç. Böylesi anlamsız izni gündeme alan sen değil misin? Grup Başkan Vekillerinden oluşan Danışma Kurulu’nu toplantıya çağırarak konunun özünü öğrenemez miydin? Hangi Limanı kim modernize edecek, teknik şartnamesi nedir diye sormayı akıl edemez miydin? Gerekirse Türk Silahlı Kuvvetlere başvurarak Meclis’in bilgilenmesini sağlayamaz mıydın? Demek ki, Tezkere’den önce, ABDaskerlerinin üs ve limanlarımızı modernizasyonu bahanesiyle topraklarımızda konuşlanmasını izin verilmiş. TBMM’nin böylesi bir yanılgıya düşmesine yol açanlar bağışlanabilir mi?

O günlerde, Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Babacan, bakınız, ne diyor “Teskere’nin ucunda 30 milyar dolar var.

Üçüncü dünya ülkelerinde parasal gücüyle iktidarları deviren Soroz ne diyor: Emperyalist Bush, Irak’ta yanlış yapıyorsun,diyor..Neden böyle söylüyor, Asker kullanımına son çare olarak bakılmasını ve kullanılırsa uluslar- arası meşruiyete dayanması gerektiğini belirtiyor.

Oysa aynı günlerde Teskere TBMM’nin gündemine alınmakta..
Hürriyet gibi satışı en çok olan gazetenin genel yayım müdürü Ertuğrul Özkök, köşesinde şunları yazıyor:

Amerikan askerinin Türkiye topraklarından geçmesine izin verdiğimize göre (Ne zaman izin vermişiz?) bunun sayısı niye 40 bin olarak sınırlıyoruz. Bırakalım 80 hatta 100 bin kişilik bir güç Irak’a geçsin.

Siyasal iktidarın ve MEDYA’nın sefaletine ilişkin örnekler. Bunlardan daha elim ve vahim olanı, Teskere’nin TBMM’inde görüşülmesinden üç gün önce, Hürriyetin ilk sayfasındaki iri harflerle başlık: Bu tezkere tarih yazacak.

Milliyet gazetesinin 4 Aralık günlü başlığı: Savaş durumunda Türkiye’nin ABD’den talebi:25 milyar dolar. ABDAnkara Büyükelçisi Robert Pearson’un hesabı 4-15 milyar dolar.

TOBB :Çok az. Kaybımız 70 milyar doları bulur.

Ve at pazarlığı Mehmetçiğin kanı üzerine sürüyor.

TBMM-Dışişleri Komisyonunda Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın sözler: Eğer bu savaşa katılmazsak, çok Amerikan askeri ölür. Ve Amerikalılar,ömür boyu “eğer Türkler katılsaydı bu kadar şehit vermezdik, Türkler nasıl müttefik, diyecekler. Bu da ABDile yol ayırımı demektir”.(Hırıstiyan dinide şehitlik kavramı var mı?)

Emperyalizmin savaşı bile ne denli bayağılaştırdığını gö-rüyorsunuz. Ve çok acı bir gerçek: CHPHatay Milletvekili Gökhan Durgun, ABDaskerleri tarafından İskenderun limanına sokulmuyor.

Mersin, ABD postallarının işgali altında.

Tezkere TBMM’in gündemine girmeden önce, ülkemizde ABDordusunun konuşlanmasında olup bitenler bunlar. TV ekranlarında gördüklerinizi anımsayacaksınız, ABDaskerleri arazi kiralamaya barakalar inşa etmeye başlamışlardı, tezkere öncesinde ve WCkuburların yerleşecek klozetlerini bile getirmişlerdi.

ABD, işgal ordusu gibi davranarak, teskerenin reddine ilişkin koşulların yaratılmasına katkıda bulunmuştur. Tür-kiye’nin kendisinin buyruğu altında karar vermeye zorun-luymuş gibi davranmasını dış politik ABDgafı olarak nitelemek yanlış olmaz. Tezkerenin Meclis’ten geçme-mesinin eğer sorumlusu aranacaksa, topraklarımızda işgal ordusu gibi davranan ABD’ordusunun kafasız (stupid), hoyrat generalleridir.. Bizim iki büklüm politikacılarımız kabalık olmasın diye bunun onların suratlarına karşı söyleye-mezler. Oysa uluslararası ilişkilerde, at pazarlığı geçerli akçedir.

4.Tezkere’nin ikili Yapısı!
Teskere iki maddeden oluşuyordu. Yanlışlıklardan biri de buydu. İlki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’a girebilmesi, ikincisi ABDSilahlı Kuvvetlerinin Türkiye’de konuşlanması. Teskere’nin birbirinden farklı iki maddesinin bir arada oya sunulması da yanlış olmuştur. Ayrı ayrı oya sunulmalıydı. Bu tümceyi yazarken, çelişkiye düştüğümüz, Teskere’nin TBMM’inin gündemine girmesini kabul ettiğimiz sanılmamalıdır.

Oylamada CHP, ABDsilahlı kuvvetlerinin Türkiye’de konuşlanmasına karşı çıktığı için; Güneydoğu milletvekilleri de AKP’li olmalarına karşın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak’a girmesine karşı olduğu için, Teskere’nin oylanmasında iki farklı görüş birleşmiştir. Pek çok yazar çizer takımı, bu paragrafta ileri sürdüğümüz düşüncenin ya ayırdında değildir ya da ABDtutkusu onları gerçeği görmekten alıkoymaktadır. Teskere’nin ikili yapısı, TBMM’inde iki farklı bakış açısını birleştirmiştir. Ne var ki, şimdi çok daha vahim bir gerçeği dile getireceğiz. Aşağıdaki bölümde.

5.AKP İktidarının Acz İçindeki Çelişkisi.
Olayın en acı yanı, ABDsilahlı kuvvetlerinin her hangi bir biçimde izin almaya gereksinim duy-madan, sanki kendisinin buyruğundaki bir eyalete girer gibi uzun menzilli topları ve tüfekleri ve tanklarıyla, Mersin limanını işgal atına almasıdır.

Bu olayda da, birbiriyle çelişen iki Abdullah Gül ile karşılaşıyoruz. (Saadet Partisi milletvekiliyken kıyasıya ABkarşıtı, AKP milletvekili iken kıyasıya AByandaşı olması çelişkisinin yanı sıra) şimdi okuyucularımıza sunacağı-mız bir başka çelişkisi de ibret vericidir ve İslam’ın ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmayacağına artık sizler karar veriniz.

a. AKP iktidarının başlarında ( Recep Tayip Erdoğan’dan önce) Abdullah Gül başbakan iken, Milli Güvenlik Kuru-lunda alınan kararın savunucusu olarak bakınız ne diyor-du:

Irak sorunu, BM kararı ve uluslar arası hukukun meşruiyeti temelinde barışçı yollarla çözülmeli.

28 Aralık 2002 günü basına yansıyan sözlerine göre, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’siz ABD’nin Irak’a gir-meyeceğine karar verildiğini ve ABD’ye bunu bildiren açıklama iletildiğini söylemişti. Ne zaman? Başbakan iken..

b.Recep Tayip Erdoğan, başbakan, Abdullah Gül de tenzili rütbeyle Dışişleri Bakanı olduğunda aynı Abdul-lah Gül, 1 Mart tezkeresini hazırlamış ABD’nin Irak’a saldırısının meşru olup olmaması onu ilgilendirmemiştir.

2002 yılında Başbakan Gül, 2003 yılında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e nasıl ters düşebildi? Anlamak olanaksız. Ortada kaç adet Abdullah Gül var, bilemiyoruz.

6.Kuzey Irak, BOP’un Temeli
ABD’nin eski başkanlarından aktör Ronald Reagen’a çok benzeyen (biz değil ABD’liler benzetiyor) şimdiki başkan Bush’un Ortadoğu Projesi’ni uygulamaya çalış-tığını görüyoruz. Tezkerenin görüşüldüğü TBMM’in 1 Mart 2003 günlü kapalı oturumunda konuya bu açıdan bakılıp bakılmadığını bilmiyoruz. Büyük Orta Doğu Pro-jesi (BOP) un varsayımları içinde iki önemli konudan ilki, İsrail’in Arap dünyası karşısında güvenliğini sağlamak ve ötekisi petrol kaynaklarına egemen olmanın gerektirdiği coğrafyayı betimleyerek eskisinden farlı oluşumu ABD’nin egemenliği için gerçekleştirmek

ABD’nin politika yapımcıları, Türkiye’de bağımsızlık içgüdüsünün zaman içinde güçleneceği ve söz geçirmenin güç olacağını görmüş olmalılar. Çünkü, ABDistihbaratı, ülkemizdeki gelişmenin ABD’ye çapraz yönde oluştuğuna ilişkin bilgilere sahip olmakta güçlük çekmemişlerdir..

Özellikle AKPiktidarının şeriatı temel alan politika-larının, şimdiki Türkiye’de ulusalcılığın ve Cumhuriyete ve kazanımlarına sahip çıkma bilincinin toplumsallaş-masını gündeme getirdiğini hiç kimse, ABDve ABdahil görmezden gelemez. Mustafa Kemal Atatürk’ün devrim-lerine eskisinden daha fazla coşkuyla ve bilinçle sahip çıkma gereği, ABDve ABkarşıtlığına ivme kazandırmıştır. Bu gidişle, 2010’lu yıllara doğru, Türkiye, ABDtarafından güdülen toplum olmaktan tümüyle çıkacaktır. Tarihin akışı böylesi bir gelişmeyi zorunlu kılmaktadır ve Anadolu’da gözü olan emperyalizm ile onun işbirlikçilerinin siyasal yapılanmalarını etkisiz kılacak olan ulusalcı akım, derinden su yüzüne çıkmaya başlamıştır.. Bu gelişmeyi ABya da ABDkarşıtlığı olarak radikal düzleme taşımayı sakıncalı görenler olsa bile, böylesi gelişmenin kaynağını ABDve AB’nin yanlışlıklarla dolu kaba, sömürgeci tutumlarında aramak gerekir. 14 Nisan Ankara’da Tandoğan, 29 Nisan’da İstanbul’da Çağlayan ve 13 Mayısta İzmir’de meydanlara koşan milyonlar, ABDile ABdayatmalarına da karşı başkaldırının öncüleridir. AKP-ABD-ABüçgeni içinde sıkışıp kalmaya karşı koyuş bilincinin yeniden doğuşuydu. Batı dünyasının gözünü kamaştıran, Anadolu kültürünün meydanlara yansımasıydı. Şölenle, müzikle, sanatla güzel ile iyiliğin bütünleşmesi ve öz benliğimize kavuşmanın simgesiydi. . Dış dünya ile ilişkilere kapalı olmadan dış dünyanın hegemonyası altına girmeye bir karşı çıkıştı ve o görkemli mitinglerin bir özelliği Batı ülkelerinde benzerine rastlanmayan güzelliğiyle, insancı-llığıyla bezenm-siydi..

Uzun bir süreden bu yana siyaset ve devlet adamlarımız, Osmanlı devletinde olduğu gibi, kendisini dış dünyanın çıkarlarına sunmaktadır. Meydanlar buna karşı çıkıyordu.

Ne var ki, Bush yönetiminin Irak’a saldırı öncesi iyimserliği gerçekleşmedi orada kan gölünde boğulacağını göremediler.Tezkere öncesi ABD’deki kanı neydi? Türkiye bize katılsın savaş 15 günde biter, deniyordu. (Hürriyet, 19 Ocak 2003).

Aradan bunca yıl geçti, Irak’taki kan gölünden Başkan Bush nasıl kurtulacağını şimdi düşünmeye başlamış olmalı .Bugünün Amerika’sında, Temsilciler Meclisinde çoğunluğu yitiren Başkan Bush’un Pentagon ile de sorun yaşadığı anlaşılıyor. Kabineyi revize etmesi, sorunun sürmediği anlamına gelmez. Aklı başında olan her Amerikalı, Bush’un başarısız olduğu kanısında. Irak’ı hiçbir güçlükle karşılaşmadan avucunun içine aldıktan sonra Suriye’nin ve Iran’ın hakkından gelecekti. Bush’un tasarımı buydu. Irak’ın üstesinden gelebilseydi, şimdi ABDpostalları Suriye’deydi.

Önceleri Iran’ı nükleer silah yapımı nedeniyle suçlayan, tehdit eden ABD, 1 Mart Teskeresine yol açan istekleri arasına Trabzon’u niçin yerleştirmişti? Bunun nedeni Iran’a saldırıyı tasarlamış olması değil miydi?

7.Bilek Güreşi
Bugün Bush yönetimi yalnız ABDkamuoyunda değil Dünya kamu oyunda da itibarını yitirmiştir ve bir yıl sonra Beyaz saraydan taşınacaktır.

İran’a karşı önceki tutumunu sürdüremeyeceği de orta çıkmıştır ve bunun mimarı da İran devlet başkanı’nın kendisidir. Kanımızca İran devlet başkanı Ahmedinecat, başkan Bush’u “bilek güreşinde yenmiştir”. 1974’de Başbakan Bülent Ecevit’in İngiltere’yi ve ABDDışişleri Bakanı Henry Kissinger’i bilek güreşinde yenmesi gibi. Uyguladığı olağanüstü diplomasi sayesinde Kıbrıs’a barış harekatını gerçekleştirmesine dünya kamuoyunda tepki doğmamıştı.

ABD’ye karşı İran devlet başkanı Ahmedinecat, dik durmasını bilmiş, herhangi bir saldırıya misliyle karşılık vereceğini açıklamıştı. İşte şimdi, İran’a tehdit yağdıran ABD, 28 yıl sonra İran ile görüşme masasına oturmaya boyun eğdi.

O halde ABD, Ortadoğu’da en olumsuz ve en güçsüz dönemini yaşamaktadır.

Türkiye’nin bahtsızlığı, diplomatik arenada bilek güreşine girmeyi göze alamayacak kadronun siyasal iktidara gelmiş olmasıdır.

Görünen durum odur ki, ABDsadece F-16 uçaklarıyla gövde gösterisi yapabilir ve Türkiye ile sıcak savaşı göze alamayacaktır. ABD’nin Türkiye karşısındaki yumuşak karnı, İrak’ta ortaya çıkmıştır.

Türkiye, İrak’ta ABD’nin askeri gücünü kara harekatına girmeye gerek görmeden, yerle bir edecek güçte. TSK’nın gücü ve donanımı bunu başarmaya elverişli. Gene de Irak’a karşı sınır ötesi bir operasyonda risk olduğu unutulmamalıdır Ve ilk kez Genelkurmay Başkanı, PKK konusunda oylayıcı politikalar izlendiğini açıklamıştır. Bunu Emekli Orgeneral, Edip Başer’in açıklaması da doğruladı. Irak’a ilişkin Eşgüdüm Komisyonunda, süsvazosu gibi durmaya razı olmayacağını belirtmekten kaçınmadı. Irak’taki sorunları irdelemekle görevli Eşgü-düm Komisyonunun başkanı ve yardımcısı, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’den 8 ay boyunca görüşme olanağı bulamıyorsa, sekreteryadan da yoksun bırakılmışsa, AKP iktidarının da ABDgibi oyala-ma yöntemi uyguladığı ortaya çıkmıştır. TSKüst düzey komuta gru-bunun bunun sıkıntısını çekmediği düşünelebilir mi?, Eski deyimiyle “zevahiri kurtarmak” için böylesi bir komisyonu oluşturulduğu anlaşılıyor. Çözüme ulaşmak her halde AKPiçin amaç değildi.

Ne var ki, Türkiye’nin, ABD’nin onayı olmadan, kuzey Irak’a karşı sınır ötesi bir operasyona şimdiki siyasal iktidar karar verebilir mi?Veremez.Temel sorun burada düğümleniyor. Eğer basına yansıyan bilgiler doğruysa, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABDDışişleri Bakanı Colin Powell ile “iki sayfa içinde 9 maddelik bir planda anlaşmaya varmışlar. (24.5.2003) Ülke yazgısını yakın-dan ilgilendiren bir konuda TBMM’nin yetkisini üstlene-rek böylesi bir anlaşmaya Dışişleri Bakanı nasıl imza koyabilir anlamak olanaksız. O anlaşmanın bir maddesi çok vahim: Türkiye’nin Kuzey Irak’ta ABD’nin uygun bulmayan ve izni olmayan kararını uygulamaya koyama-yacağını” hükme bağlıyor ve Dışişleri Bakanı Abdullah gül, bunu Türkiye Cumhuriyet Devleti adına üstleniyor! Oylelikle AKPiktidarı,”PKK-Barzani-ABD”üçgeni içinde Irak’taki çıkmaza Türkiye Cumhuriyeti Devletini sürüklemiş oluyor. Neden?

Colin Powell ile imza altına aldığı ikili anlaşmanın bir maddesinde, “PKK/KADEK’e karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak harekat için ABDaskeri makamlarına bilgi verecek ve izin alması gerekecektir”, deniyor. Dışişleri Bakanı Gül’ün bu ikili anlaşmada imzası var. O zaman Irak sorununda siyasal iradenin eli ile kolunun bağlı olduğu anlaşılmaz mı?

Irak’taki çıkmaz buradan kaynaklanmakta. Siyasal irade-nin ortaya çıkamayışının nedeni de bu.

Vatan gazetesine yansıyan bu bilgilerin gerçek dışı olması en önemli beklentimizdir. Fakat ne var ki, Milli Görüşün mimarları içinde yer aldığı bilinen ve Refah Partisinden millet vekili adayı olarak 1995 seçimlerine katılan Ahmet Akgül’ün “AKPİntihara Gidiyor” kitabını okuyanlar 278 ve 279.sayfalarında AKP’li etkin bir danışmanla yaptığı söyleşide ortaya çıkan şu bilgiler eğer gerçek ise, Türkiye, ABDtarafından içerden “işgal edilmiş, tersanelerine girilmiş” demektir.

Ahmet Akgül, AKP’nin etkili danışmanına soruyor:

Siz orduya sormadan (ABD’ye) informal olarak her türlü garantiyi vermişsiniz. Asıl hata o değil mi?
Yanıt: Tamam her türlü garantiyi ve tavizi verdik ama ABD’nin Doğu ve Güneydoğu ya tam yerleşeceğini bilmiyorduk. Yani, ABDve İngiltere, Türkiye’yi işgal edeceklerdi,paniğe kapıldık.
Soru: Ama, ABD’lilere bu garantiyi AKP’nin kurulması aşamasında verdiniz.
Yanıt:Evet çok yanlış yaptık.

İktidara gelmeden önce, bir siyasal parti, daha kuruluş aşamasındayken, Beyaz Saraya kendisini bağlamışsa, ondan ABD ile bilek güreşi yapması beklenemez. Politik arenada ABD’nin bileğini bükmek, Irak’ taki Kürt devleti kurma düşüne vurulacak önemli darbe olabilir ve Barzani ile Talabani adındaki kişilerin herhalde dili ağızlarının içinde dolaşır. Milli görüşçü oluşuyla tanınan Ahmet Akgül’ün yukarıya bir bölümümü aktardığımız söyleşi eğer gerçek ise, AKPiktidarında Kuzey Irak’taki çekin-genliğin, kararsızlığın, çaresizliğin, koşullara iki büklüm boyun eğişin nedenleri oryaya çıkmaktadır.

Vahidettin İngiliz savaş gemisine Halife olarak sığın-mıştı. Bunlar, Beyaz Saraya’mı sığındılar? Bu söyleşi, yalnız askerlerimizin başına çuval geçirimesini değil, genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin başına nasıl çorap örüldüğünü de ortaya koyuyor.

Kanımca, söz konusu kitap’taki bilgileri ihbar kabul ederek, Cumhuriyet Başsavcılığı AKPhakkında suç duyurusunda bulunmalı ve siyasal partiler arasında bu olayı CHPüstlenerek sonuna kadar izleyicisi olmalıdır.

Konumuza geri dönüyoruz:

ABD’nin Kuzey Irak’ta bir Kürt devletini kurmayı amaçladığı yadsınamaz. Türkiye’deki egemen-liğini yitireceği için, kucağına rahatça oturtacağı adı Kürt devleti olan bir aşireti (ya da kabileyi) Irak’ta iktidara taşımayı amaçlamaktadır. Bush’un (ya da onun yerine geçenin) “as başkan” olduğu sanal bir Kürt devletini BOP’un maşası olarak kullanmak kolay olacaktır. PKKbu sanal Kürt devletinin “muhafız alayı“ olduğu içindir ki, o terör örgütüne karşı Türkiye’yi oyalama politikası izleniyor. Amacına ulaştıktan sonra o PKK’yı ayak altına atacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Aynı ABD, şimdiki başkan Bush’un babası yaşlı Bush döneminde, Saddam’ın, Iran’a saldırmasını özendirip, ona kitle imha silahların vermesi Kürt peşmergeleri kırdırması ve sonra da oğlu şimdiki Bush’un Saddam’ı yok etmesi, ABD’nin ne denli güvenilir olacağının kanıtı değil midir? Barzani ile Talabani bunu bilmezden gelecek kadar akılsız olabilirler mi? Akıllı olsalar Türkiye ile iyi ilişkiler kurmaları gerektiğini kabul ederlerdi. Bugün Irak’ta ABDvar, yarın orada olacağını kim bilebilir?.

Türkiye’nin aslında temel sorunu, AKPiktidarının Kuzey Irak’ta Kürt devletinin kurulmamasına karşı olup olmadığının bilinmezliğinden kaynaklanıyor. Görünen o ki, PKK’ karşısında sadece ABDdeğil, AKP de oyalayıcı politikanın içindedir. Çözümsüzlüğün kaynağıdır bu. O nedenle de AKPmantığının iktidardan uzaklaşması gerekir. Türkiye’nin Kuzey Irak’ta PKK’yı tümüyle ortadan kaldırması, (olanaksız değil) sanal Kürt devletinin muhafız alayının yok edilmesi, Barzani ile Talaba’nin defterlerinin dürülmesi demektir.

Kuzey Irak’taki PKK’yı bitirmek ile Talabani ve Barzani’yi bitirmek eş anlamlı olacaktır.

Buna karşın, bugün, Türkiye, Kuzey Irak sorununda ABDkarşısında ne denli çekingen ise, Türkiye’ye karşı ABDde o denli çekingendir. Tedirgindir ve Başkan Bush sonrasında ve AKP’siz iktidar döneminde tüm kartlar Kuzey Irak’ta Türkiye’nin eline geçebilir. ABD’nin Ortadoğu’-dan tümüyle çekilip Okyanustaki kendi kıtasına dönmesi sağlanmadıkca Dünya barışından ve Ortadoğu istikra-rından söz edilemez. Eninde sonunda ABD,Türkiye’yi ya da Türkiye, ABD’yi karşısına alacaktır. Bunun 2000’li yılların ortalarında gündeme gireceğinden söz etmek us dışı kabul edilmemeli. Dünya’nın geleceği, ABD’nin kendi adasına geri çekilmesiyle güvenliğe kavuşabilir.. Tarihsel gelişim ufukta bu yörüngeyi belirtiyor.

8.Alo Ankara Orada mısın?
Yazımızın bu bölümündeki başlık, 29.5.2007 günü Akşam gazetesinde yer almıştı ve AKP iktidarını en belirgin biçimde betimleyen de bu başlıktı. 24 Mayıs 2005 günü ABD’nin iki F-16 uçağı sınırı-mız içine dalarak 4 dakika “cevelan” ediyor ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, kendisine bilgi verilmediğini iler sürebiliyor. Alo Ankara nerede-sin?

ABD’nin olduğu kadar Türkiye’nin de yumuşak karnı var. Buda, kimi önemli görevlerde bulunanların basında yer alan gereksiz açıklamalarından kaynaklanıyor.

Yeni Şafak gazetesinin 29.5.2005 günlü yayınında yer alan MİT emekli müsteşar yardımcı Cevat Öneş’in açıklamasıyla ilgili. Ülkemizde fazla önemsenmese bile ABD’de MİTmüsteşar yardımcılı çok önemli konumdaki biri olarak kabul edilir. Ne diyor Cevat Öneş? Sınır ötesi operasyon ABD’siz olmazdiyor Bununla da yetinmiyor: Sadece PKK silahlı güçlerini hedef alan operasyonlardan olumlu sonuçlar alınsa bile, yurt içi koşullar dikkate alındığında sorunu çözemeyeceği açıklıkla bilinmektedir. Kuzey İrak’lı Kürt organizasyonları ve işgal gücü ABD’nin Irak hükümetinin “dost” olup olmaması durumları farklı sonuçları davet etmektedir Bir sınır ötesi operasyonun yurt içinde yaratabileceği siyasi, ekonomik, sosyal sonuçlar ile tırmanabilecek terör ortamının yaratabileceği yapının sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi gerekir,diyor.

MİTmüsteşar yardımcısının bu uyarısında gerçek payı olabilir fakat; acaba uyarının kamu oyuna açıklanması doğrumudur, sorusu zihnimizi kurcalıyor. Eğer bu soru onun da zihnini kurcalıyrsa, hemen belirtelim ki, çözümü, “Sıkı Yönetim” dir.

Bir kez Sınır ötesi operasyonun ABD’siz olamayacağını düşünmek, ringe havlu atmak demektir. Uyarının son tümcesi ilginç: terör ortamının tırmanması olasılığı.

Bu, aslında ABD’siz sınır ötesi operasyon yapılamaz düşüncesinden daha önemli. Yurt içinde Kürt kökenli grupların terör olayını tırmandırabileceğini vurguluyor. Türkiye , sınır ötesi bir operasyonda ABDile terör arasındaki kıskaç içine girecek demektir bu.. Öylesi kıskaç nasıl aşılabilir? Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kuruluşuna sessiz kalınarak mı? Sesiz kalındığında, Kuzey Irak’taki Kürt devletinin Türkiye’de Kürt kökenli yurttaşlarımız üzerinde nasıl ve tür yollarla etkili olmaya çakışacağını bugünden kim tahmin edebilir? Eğer Pentagon-daki duvarda Anadolu’nun ikiye bölünmesini öngören harita, BOP’un bir parçası ise, Irak’taki Kürt devleti karşısında nasıl duyarsız kalınabilir? Her halde TSK, İç Hizmetleri Yönetmeliğinin kendisine verdiği “ Türkiye Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü sağlamak görevini yerine getirmeyi üstlenmiş olacaktır. Bundan Kürt kökenli yurttaşlarımız kadar kuzey Irak’taki Kürt devletinin de zarar görmeyeceğini bugün hiç kimse bilemez.

Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyondan çok önce alınması gerekli bir karara değinmek gereksinimi duyuyoruz. O da Güneydoğu Anadolu sınırları-mızı kapatabilmemiz gereğidir. O yöredeki sınırlarımız geçişe açık olduğu sürece, sınır ötesi bir operasyon başarılı olsa bile, o başarı geçici, kısa ömürlü olacaktır. Bir zamanlar kapalıydı sınırlarımız. Kuş bile uçamazdı. Nasıl, niçin açıldı? Temel sorunlardan biri de bu.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail